GeriErtuğrul ÖZKÖK 19 yaşındaki bir kızın arkasındaki o yazı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

19 yaşındaki bir kızın arkasındaki o yazı

Önceki gün Nazlı Ilıcak ve Ahmet Altan’ın tahliye edildiği haberini aldığımda aklıma bu fotoğraf karesi geldi...

1970’li yıllar...

*

Eşim Tansu Fransız Komünist Partisi’nin “Humanite” bayramında “Fransa Türkiyeli Öğrenciler Birliği” standında duruyor.

Arkasında asılı bir poster var... Üzerinde şu yazıyor:

“Liberte Pour Tous Les Prisonniers Politiques en Turquie...”

Türkçesi aynen şöyle:

“Türkiye’deki bütün siyasi mahkûmlara özgürlük...”

19 yaşındaki bir kızın arkasındaki o yazı

Dün albümlere bakarken arkadaki “tous” kelimesine takıldım...

“Hepsi” anlamına gelen bir kelime...

Oysa o yıllarda bu kelimeye hiç takılmamıştım...

Çünkü çok normal bir kelimeydi... 12 Mart dönemiydi, solcuyduk ve hizip, dernek, takım farkı gözetmeden herkes için özgürlük istiyorduk...

*

Oysa bugün bakıyorum ve şunu anlıyorum...

Meğer o genç dimağlarımız ne kadar önemli bir kelimeyi oraya özenle yerleştirmiş...

*

Cezaevine giren her aydın, her siyasi görüş sahibi, her yazar, her sanatçı, düşüncesi dolayısıyla hapis yatan her insan benim için işte Tansu’nun arkasında yazılı o pankarttaki “hepsi” parantezinin içindeki insandır.

*

Nagehan Alçı “Şimdi sıra Osman Kavala ve Mümtazer Türköne’de” diye yazmış...

O meşum listeyi ben tamamlayayım:

“Şimdi sıra Selahattin Demirtaş’ta, siyasetleri ve düşünceleri nedeniyle içeride olan herkeste...”

*

Hepimiz bilelim ki, bu insanların serbest bırakıldığı Türkiye dünden güzel bir Türkiye’dir...

*

Yarın hepsi bırakıldığında daha da güzel bir Türkiye olacaktır...

ILICAK VE ALTAN’I YENİDENİÇERİ Mİ ‘TIKMAK’ GEREKİR

Dün baktım...

AK Parti içindeki bazı insanlar bile “Ahmet Altan’ı, Nazlı Ilıcak’ı niye serbest bıraktınız” diye haykırıyorlardı...

*

Onların karşısına geçip şunu söylemek isterdim:

Sizler, dün, okuduğu bir şiir yüzünden hapse girmiş bir liderin partisinin mensuplarısınız...

Bugün, yazdığı yazıdan dolayı içeri girmiş insanları mı bir daha içeri sokmak istiyorsunuz...

*

Ve son olarak geleyim, özgür bırakılan bu insanlara benim mahallemde tepki gösterenlere...

Benim karım, bir yüzyıl önce, daha 19 yaşındayken “Bütün politik mahkûmlar” diyordu...

Sizler ki bu ülkede 12 Martları, 12 Eylülleri yaşadınız...

Ergenekonları, Balyozları, Silivri darbelerini yaşadınız...

Küçücük bir “hepsi” kelimesi size de çok yakışmaz mı...

*

Hepimiz bilelim ki... Bugünün “hepsi”si...

Yarının “hepimiz”idir...

İŞE GİDİYORUM DEYİP GİDEN VE EVE DÖNMEYEN KOCA CİNAYETİ

Olay 1995 yılının ilkbaharında, dünyanın en ünlü modaevlerinden birinin Milano’daki binasında meydana geldi.

İyi giyinmiş bir erkek, elindeki 7.65 çapındaki tabanca ile ofisteki erkeğe önce arkasından ateş etmiş, kırmızı mermer üzerine düşünce bir el de yüzüne sıkmıştı.

19 yaşındaki bir kızın arkasındaki o yazı

Ölen kişi Gucci markasını kuran Guccio Gucci’nin torunu Maurizio Gucci’ydi...

Olayı ilk duyanlardan biri ölen erkeğin 11 yıllık eşi Patrizia Reggiani’ydi...

İlk tepkisi şu olmuştu:

“Çok mutlu oldum. Çünkü bütün sorunlarım halledildi...”

Bu cümle İtalyan jet sosyetesinin en ünlü çiftinin arkasındaki meseleyi çok iyi özetliyordu.

*

1972 yılında evlendiklerinde 24 yaşındaydılar.

12 yıl İtalya’nın en ünlü çifti olarak gazete manşetlerinden düşmemişlerdi.

Sonra 1985 yılında bir gün Maurizio Gucci eşine “Bir iş seyahatine gidiyorum” diyerek çıkmış ve bir daha evine dönmemişti.

Kısa sürede anlaşılmıştı ki, Maurizio Gucci genç bir kadın bulmuş ve onunla gitmişti.

*

İşte o andan itibaren 10 yıl sürecek bir aile nehir romanı başladı.

Ve sonunda Gucci öldürüldü...

Dedektiflerin bütün dikkati eşi üzerine çevrildi.

Neticede eski eş 18 yıla mahkûm oldu ve girip cezasını çekti. Şimdi bugüne gelelim.

*

Sinema dünyasından son haber.

Ridley Scott bu olayı sinemaya uyarlamaya hazırlanıyor.

İtalya’da “Karadul” denilen Reggiani’yi Lady Gaga canlandıracak.

Penelope Cruz, Donatella Versace rolünde iyiydi.

İki kadının fotoğraflarını yan yana koyup baktım...

Lady Gaga da bu role çok iyi gidecek gibi bir duyguya kapıldım.

Ridley Scott hangi konuya el atsa harika iş çıkaran bir yönetmen.

Filmi merakla bekliyorum...

NE KADAR BAHŞİŞ VERECEĞİN, HANGİ GÜN RAHAT SEVİŞECEĞİN ALNINDA DEĞİL BİLEĞİNDE YAZILI

Geçen gün Apple’ın yeni 5 serisi iWatch hakkında brifing aldım.

Bu seride kol ekranı üzerine gelen yenilikler şunlarmış:

*

Kadınların özel günleri ve doğurganlık periyodlarını gösteriyor.

Bilek ekranı üzerinde artık bir pusula var.

Benim gibi yön tayini konusunda sıfır insanlara acayip iyi bir hizmet.

Hesap makinesi de kol ekranına geçti. Bu arada restoranda ne kadar bahşiş vereceğinizi de hesaplayabiliyorsunuz.

Bilekten ses kaydı da yeni uygulamalardan biri...

YATAĞA DİJİTAL SAATLE GİRMENİN YARARLARI

DİYECEĞİM artık yatağa kolunuzda saatle girmekte yarar var...

Kalp ritminizi kontrol edebilirsiniz...

Korunabilirsiniz...

Bir de birlikte olduğunuz kadının psikolojisini daha iyi anlayabilir, daha anlayışla karşılar, daha az maraza çıkmasını sağlayabilirsiniz.

19 yaşındaki bir kızın arkasındaki o yazı

BU ‘KUM GİBİ’Yİ DİNLEDİM, DİNLEDİM AMA KARARSIZIM

Cem Adrian ne yapsa seviyorum ama bu defa pek karar veremedim.

Hande Mehan’la birlikte Ahmet Kaya’nın “Kum Gibi”sini söylediler...

Cem Adrian her zamanki Cem Adrian...

Hande Mehan çok güzel söylüyor.

Orkestrasyon ve düzenleme çok iyi...

Dinliyorum dinliyorum ama karar veremiyorum.

Olmuş mu olmamış mı bilemedim.

Bu şarkıyı ne zaman bir başkasından dinlesem hep aynı duyguyu yaşıyorum.

Ahmet Kaya’nın yorumu öylesine dominant ve olağanüstü ki...

Yok... Başka yorumlar bir türlü olmuyor gibi...

GÜNÜN ŞARKISI - GECELER

STREAMING platformlarına geçen cuma Müslüm Gürses’in “Geceler” adlı şarkısı kondu.

Durmadan dinliyorum...

Müslüm Gürses’in en sevdiğim üç şarkısından biri olmuş diyebilirim...

1970’lerin ikinci yarısının o harika arabesk tadı... Kısaca...

“Türkiye’nin masum yıllarının bir şarkısı” olmuş sanki...

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku