1423 Sokak'ın sonundaki o karakol ve o komiser

1423 Sokak, İzmir’in Kahramanlar Mahallesi’nin bir sokağıdır. Fuar kapısından başlayıp İzmir-Aydın Demiryolu’na bağlanır.

Demiryolunun ötesi ise Roman vatandaşlarımızın yaşadığı ve “Tenekeli Mahalle” olarak bilinen yerdir.

Resmi adı ise “Yenidoğan Mahallesi”dir.

*

Türkiye o mahalleyi, birinci “Organize İşler” filminde, ikinci filme ismini veren meşhur “Sazan Sarmalı” sahnesi ile tanıdı.

Filmin o sahneleri işte orada çekilmişti.

*

Ben Kahramanlar Mahallesi’nin 1423 numaralı sokağında doğdum. Anlatacağım hatıram 1950’li yılların ortalarında geçti.

İlkokul birinci sınıftaydım. Rahmetli babam bir gün eve bir kuzu getirdi. Rahmetli annemle çöp tenekesinde bulup evimize aldığımız ilk kedimizden sonra hayatıma giren ilk hayvanım buydu ve ben onu evimize aldığımız kedi gibi görüyordum.

*

Her gün okuldan gelince onu avludaki yerinden alır, evimizin biraz ilerisinde, boş bir arsadaki yeşilliğe götürürdüm. Hayatımın en önemli parçasıydı.

*

Birlikte aylarımız geçti.

Her sabah onun avludan gelen küçücük melemesi ile uyanırdım.

O ses benim için adeta “O ses Türkiye”ydi...

*

Sonra bir sabah uyandım, dışarıdan gelen ve artık biraz büyümüş olan “me” sesi yoktu.

Babaannemle paylaştığımız küçük odamın penceresini açtım ve hayatımın sonuna kadar gözümün önünden hiç gitmeyen o manzara ile karşılaştım.

*

Avluda birtakım adamlar vardı. Babam hafif uzaktan onlara bakıyordu.

Ve o adamların ayaklarının dibinde bir şey sanki büyük bir hayal kırıklığı ve sitemle bana bakıyordu.

Aylardır her öğleden sonra o boş arsaya götürüp yanında oturduğum kuzum, artık koyun olmuştu ve kesilmişti...

*

Kurban Bayramı ve onun katı gerçeği ile ilk karşılaşmam buydu...

Dehşet içinde, üzerimdeki pijamalarla sokağa fırladım ve şuursuzca koşmaya başladım.

*

Neden bilmiyorum, demiryoluna doğru koşmuşum. Deli gibi ağlıyordum ve tam köşedeki karakolun önüne geldiğimde, kapıdaki polis beni gördü.

Karakola aldılar ve ne olduğunu sordular.

Ağlamaktan derdimi anlatamıyordum.

*

Mahallenin tonton komiserini ilk defa işte orada tanıdım.

Beni yanına oturttu.

Sakinleştirdi. Gözyaşlarım dininceye kadar benimle konuştu.

Sonra elimden tuttu, biraz ilerideki evimize getirdi.Rahmetli babama, “Şükrü Bey keşke hayvanı çocuğun göreceği yerde kestirmeseydiniz” dedi.

*

Babam bir daha hiçbir kurbanını önümüzde kestirmedi.

*

Kahramanlar Mahallesi artık çok değişti.

Yoksul insanların oturduğu o iki katlı evlerin yerinde şimdi apartmanlar var.

Galiba köşedeki o karakol da yok artık.

*

Hayatımız böyle
devam etti...

Ondan sonraki yıllarda, yaz geceleri hep Tenekeli Mahalle’deki yazlık Yeni Doğan Sineması’na gittik.

Orada ne zaman rahmetli Hulusi Kentmen ve Nubar Terziyan’ı tonton bir komiser rolünde görsem, 1423 Sokak’ın iyi komiserini hatırladım.

*

Benim gözümdeki Türk polisinin portresini, 1423 Sokak’ın o tonton komiseri, bekçi amcaları ve polisleri çizdi... Tabii benim çocuk gözlerimdeki Türk devletinin güzel portresini de...

...................................

NOT: Bu yazıyı, İstanbul Polis Teşkilatı’nın 174’ncü kuruluş yıldönümü için hazırlanan albüm için yazmıştım. Orada yayınlandı.

KURBANSIZ BAYRAMIN HÜZÜNLÜ ÇOCUKLARI

İşte bu duygularla hepinize güzel, keyifli, mutlu bir bayram diliyorum.

Ve diyorum ki...

Kurbanınızı çocuklarınızın önünde kestirmeyin...

Çünkü o görüntü, bazı çocukların hafızasına bir travma olarak kazınıyor.

*

O acıyı taşıyan çocuklar bayram günü sokaklara çıkmazlar, kamusal meydanlarda dolaşmazlar, tenhaları seçerler...

Mümkünse kaçarlar buralardan...

Bayramı kendi kuytularında, gettolarında geçirirler...

*

Kurbansız bayramın çocuklarıdır onlar...

Kaybettikleri kuzularının ıstırabını, nesilden nesile taşırlar...

1423 Sokakın sonundaki o karakol ve o komiser

BİR ENİGMA ŞİİRİ AMA ÖZNESİ KİM BESBELLİ

Akif Beki’nin, “İndus Vadisi’nin İncirleri” romanını, onun Başbakan’ın Basın Danışmanı olduğu günlerde okumuş ve şunu yazmıştım:

Mükemmel bir roman...

Erotizmi, edebiyatın hassas sınırları içinde sanata çevirmeyi başaran harika bir kitaptı.

O günden beri Akif Beki için şunu söylerim.

Türk edebiyatının yeterince konuşulmayan önemli yazarlarından biridir.

*

Üç hafta önce çıkan “Sıkıyönetici Buhran” adlı şiir kitabını okudum.

Bir tür rap divanı... Hiphop isyankârlığı ve itirazı kalıplarında yazılmış şiirler.

Bence, bugünün en keskin muhalif metinlerinden biri...

*

Sanki Ezhel, Tahribatı İsyan, Ben Fero, Yung Kafa ve Küçük Efendi bir araya gelmiş, bugünün sokağının ıstırabını ve çığlığını, isyanını ve itirazını hançeresini yırtarcasına haykırıyor.

Kitap baştan sona bir Enigma... Şifreli kilitlerle kasaya konmuş dizeler...

Ama şifreyi çözmek hiç de zor değil...

*

Anahtar kelime “itiraz”...

Kitapta hiç geçmeyen bir kelime...

Ama maymuncuğunuz o...

*

İçinizde şu olup bitene bir nebze itiraz varsa...

Şifre kendi kendini açıyor.

Bir Ece Ayhan, bir küçük İskender okur gibi okuyorsunuz.

.....................

Akif Beki: “Sıkıyönetici Buhran”, Elips Yay., 2019

KİTAPTAN BİR KENARA YAZDIĞIM TEK DİZE

Önce kitaptan birkaç dize aktarayım size...

“Çek bir vaveyla

Marpucu atlas kaplı camdan

Beyaz İbrişim dantel dokuma”

*

 “Çek bir sancı

Bozuk düzen

Karnına yel girsin

Çek bir lahavle

O kramp çekip gitsin”

*

 “Çek bir sifon

Sineye çek

Rap niyetine

Ağır çekim aksiyon..”

*

Bir de şu tek dizeyi bir kenara bold karakterlerle yazdım:

“Karanlık çağırdığında bazen gitmemek gerekir...”

1423 Sokakın sonundaki o karakol ve o komiser

EL CHAPO’NUN HÜCRE KOMŞUSUNUN SON GÜNÜ

Bu yazının kahramanı, muhtemelen ben bu yazıyı yazarken öldü. Çünkü ben klavyeye dokunduğumda hayattaydı. Yazıyı bitirdiğimde ölüm haberi geldi. Hikâyesi şöyleydi.

*

New York’un Manhattan bölgesinin en aydınlık binalarından biri “Metropolitan Correctional Center”dır.

Şehir hapishanesi... Bu hapishanenin “Güney 10” denilen bölümü, ağır suçlardan yatan kişilerin bulunduğu yerdir.

Burası hapishanenin en aydınlık bölgesidir.

Çünkü hücreleri de dahil olmak üzere bütün bölmelerin ışıkları 24 saat üzerinden 23 saat yanar.

Joaquin Guzman işte bu bölümde cezasını çekmektedir. Biz onu daha çok “El Chapo” adıyla biliyoruz.

Meksika ve dünyanın en büyük uyuşturucu kartellerinden birinin başıdır. Hani şu Johnny Depp’le yaptığı mülakattan sonra yakalanan cani...

İşte o El Chapo’nun yattığı hücrenin hemen yanında yatmakta olan bir başka kişi bugünlerde Amerikan medyasının en renkli konularından birini haline geldi.

*

Adamın adı Jeffrey Epstein...

Büyük bir ihtimalle o da hayatının sonuna kadar bir daha denizi, sokakları göremeyecekti.

Çünkü 66 yaşında ve sürmekte olan davası sonunda en az 45 yıl hapis yiyecekti...

Oysa çok değil, daha geçen ayın başında dünyanın en mutlu zenginlerinden biriydi. Her şey 6 Temmuz 2019 günü başladı.

ÖZEL BOEİNG’İNDEN YARI ÇIPLAK İNDİRİLEN ADAM

6 Temmuz 2019 günü New Jersey Teterboro Havaalanı’na inen Boeing uçak motorlarını durdurduğu an, polislerce çevrildi.İçeri giren polisler Jeffrey Epstein adlı yolcuyu yarı çıplak gözaltına aldı.

Gözaltına aldıkları kişi, Amerika Birleşik Devletleri’nin en önemli işinsanlarından biriydi. Wall Street’in en tanınmış simalarından biriydi. Dev Bear Stearns bankası onu en önemli yatırım danışmanı olarak kullanıyordu. Victoria’s Secret’ın patronu milyarlık portföyünü ona emanet etmişti. ABD Başkanı Trump’ın yakın arkadaşıydı. Aynı zamanda eski Başkan Clinton’ın da arkadaşıydı. Hatta Afrika’ya gitmesi için uçağını ona tahsis etmişti. En iyi arkadaşlarından biri de İngiltere Prensi Andrew idi. Paris’in en zengin semtinde iki evi vardı. Karayipler’de Vierge Adaları’nda özel bir adası ve malikânesi vardı.

Manhattan’ın en pahalı evi onundu. Ayrıca yılın belli bölümünü Palm Beach’teki evinde geçiriyordu. Zaten ne olduysa orada başlamıştı.

LOLİTA EKSPRES’TE 10 BİN METREDE NELER YAŞANDI

İlk olay 2005 yılının mart ayında Palm Beach’te patladı. Polis 14 yaşında küçük bir kızın, bazı kişilerce kandırılarak Epstein’ın evine götürüldüğünü tespit etmişti.

Küçük kız burada çırılçıplak soyundurulmuş, masaj yapılmış sonra eline 300 dolar verilerek sokağa bırakılmıştı. Olayı derinleştiren polis, 13 ile 17 yaşları arasında 17 küçük kızın daha aynı durumları yaşadığını ortaya çıkarmıştı.

Araştırma ilerledikçe başka şeyler de ortaya çıkıyordu.

Epstein kullandığı Boeing uçağa “Lolita Ekspresi” adını vermişti. Küçük kızlar uçağa alınıyor, 10 bin metrede âlemler yapılıyordu.

Ayrıca evde binlerce küçük kız fotoğrafı bulunmuştu.

Ama Epstein, bu olaydan sadece 18 ay hapisle yırtmayı başardı.

Suçu kabul etmiş, bu sayede sadece küçük kızlarla para karşılığı ilişkiden suçlanmıştı.

Ta ki, “MeToo hareketi” başlayıncaya kadar.

Bazı kadınların ünlü yapımcı Harvey Weinstein’e karşı başlattıkları mücadelede başarılı olmasından sonra, Epstein’ın Lolita Ekspresi’nin küçük mağdurları da harekete geçti.

Bu defa önündeki suçlamalar “tecavüz” olacaktı. Yani en az 45 yıl hapis...

Amerika’nın en güçlü zenginlerinden biri, 6 Temmuz günü Lolita Ekpresi’nde yarı çıplak gözaltına alındı.

El Chapo’nun hücre komşusu dün Manhattan’ın ucundaki hapishanede ağır suçluların bulunduğu “Güney 10” bölgesindeki hücresinde ölü bulundu. Yirmi otuz blok ötedeki 2 bin metrekarelik dairesi ise büyük bir ihtimalle satılacağı günü bekliyor...

X

Türkiye bu işitme engelli Afgan kızına ne öğretti

Bugün size yerel kıyafetleri içinde hapishane demirlerini kıran bu genç kızın hikâyesini anlatacağım.

Bunu çizen kızın adı Sara Barakzay...

Afganistan’ın ilk kadın çizgi romancısı...

Adını ilk defa dün Guardian gazetesinde gördüm.

Ben onun hakkındaki bu haberi okurken, Türkiye’de gazetelerin, internet haber sitelerinin, haber televizyonlarının bir numaralı gündemi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı İnsan Hakları Reform Paketiydi...

İkisinin aynı güne gelmesi benim için çok anlamlı bir sürpriz oldu.

Çünkü bu çizginin Türkiye’ye uzanan bir ucu var.

Nedenini anlatayım.

Yazının Devamını Oku

Kendini Sharon Stone sanan ve kedilere bulaşan bir erkek

Bu hafta kayda geçirdiğim dizinin adı şu:

“Don’t F...k With Cats...”

“Kedilere Bulaşma: İnternette Katil Avı...”

*

Üç bölümlük dizinin girişinde ‘Buradaki kişiler hayal mahsulüdür’ diye bir yazı yok. Dizideki her kare gerçek...

Mekânlar gerçek.

Olaylar gerçek...

Ve en önemlisi...

Yaşanan bütün vahşet gerçek...

Yazının Devamını Oku

İlginç bir soru: Pülümür ve Fatih'te neler oluyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin 2023 yılına kadarki görünümünü kökten etkileyebilecek “reform tasarısı”nı bugün açıklayacak.

Adalet, demokrasi ve insan hakları reformu...

Tabii bu reform aynı zamanda ifade ve haber alma özgürlüklerinin de çerçevesini çizecek...

İşte böyle bir günde ben de size Türkiye’nin “haber coğrafyasını” anlatan bir çalışmadan söz edeceğim.

*

Hürriyet İnternet’in eski yöneticisi Emre Kızılkaya dün ilginç bir çalışmanın sonuçlarını açıkladı.

Kızılkaya ve arkadaşları 2 hafta boyunca Türkiye’de yayınlanan 1.1 milyon haberi inceleyip analizini yapmışlar.

Türkiye’de 19 ulusal, 165 ise yerel TV kanalı var...

Devlet kontrolünde ise 13 TV kanalı bulunuyor...

Yazının Devamını Oku

Guy Ritchie ile o kırmızı halıda neler gördüm

Önceki akşam şahsi Beyoğlu tarihimin çok önemli bir günüydü.

Yıllarca önünden geçtiğim efsanevi Atlas Sineması yeniden açılıyordu.

*

Atlas Sineması’nın açılış tarihi 1948...

Yani benimle aynı yaşta sayılır...



Yazının Devamını Oku

İki 'kız arkadaşın' birbirine verdikleri 'çarşaf' sözü

Bir yanda Ayşe Kulin...

Çok satan kitaplara imza atmış bir yazar...

Başı açık...

Duruşu, tarzı ile kendine özgü...

*

Öteki tarafta Ayşe Böhürler...


Yazının Devamını Oku

Reform için küçük adalet için çok büyük bir cümle

Dün sabah arka arkaya önüme üç haber geldi... Üçünü alt alta yazınca, dördüncü unsur olarak yazının başlığındaki soru aklıma geldi.

Gelen haberler şunlardı:

*

SABAH HABER 1: Biden yönetiminin CIA’in başına getireceğini açıkladığı William Burns yaptığı açıklamada Çin’i “otoriter düşman” olarak niteledi.

Bu kavramı ilk defa işitiyorum... Demek ki artık dünyanın gündeminde “otoriter düşman” diye yeni bir kavram olacak.

*

SABAH HABER 2: İspanya geçmişin acımasız diktatörü Franco’nun son heykelini de indirmiş.

Franco

Yazının Devamını Oku

Elimize değmeyen, görmediğimiz para ile 190 milyar lira harcıyoruz

Son zamanlarda kendi çevremde, teknoloji çevrelerinde, bankacılık çevrelerinde, çok sık duyduğum üç kelime var.

“FinTech”, “Bitcoin” ve “Blockchain”...

İtiraf edeyim, üçünün de ne olduğunu tam olarak bilemiyorum.

Oysa bunlar giderek günlük hayatımıza şuradan buradan girmeye başladı.

Özellikle de “FinTech...”

Belki inanmayacaksınız, aramızdan 2 milyon insan bu teknoloji üzerinden alışveriş yapıyor. Pandemi sırasında online ödemelerde çok öne çıktı.

Bu ödeme sistemi hayatımızın belki de en önemli kavramlarından birini yavaş yavaş tarihe gömüyor.

Parayı...

Yani bir zamanlar cebimizde en çok gördüğümüz şeyi artık görmüyoruz.

Yazının Devamını Oku

Dönekler ve hainler yeni bir sayfa açıyor

Şerefli bir “dönek”, gururlu bir “hain” olarak yine sahalara dönüyorum.

Hem de iki yüksek yerden aldığım izinle...

Biri “devlet başkanı”ndan...

Öteki “patron”dan...

İkisi de bana “Döneklik ve hainlik artık bütün dünyada şerefli bir payedir. Çık göğsünü gere gere halkın arasına gir” dediler.

Dün gece sabaha karşı cep telefonuma Deadline Hollywood haber sitesinden bir haber düştü.

ABD’nin eski başkanı Barack Obama ile ABD’nin en büyük rock şarkıcısı Bruce Springsteen Spotify üzerinden ortak bir podcast’e başladılar

Yani yaptıkları sohbeti şarkı gibi Spotify üzerinden streaming olarak yayınlıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Cübbeli: Biri bana beleş bilet verirse ben de Mars'a giderim

1) Bu hafta sonu en büyük eğlencem Cübbeli Ahmet’in Mars “parodisiydi”...

Vallahi dinlerken yıkıldım...

Bir kere daha söylüyorum...

Cem Yılmaz pandemi dolayısıyla çekilince, stand-up sahnesi Cübbeli Ahmet Hoca’ya kaldı...

Yani kavuk ona geçti...

Allah için o da acayip bir performans sergiliyor...

Geçen hafta iki gelişme oldu.

Geçen perşembe akşamı NASA Mars’a

Yazının Devamını Oku

Dolunay ve kurt yüzyılı kapandı ekinoks ve cadı yüzyılı açılıyor

Önceki gün bir streaming platforma konan yeni “cadı” filmi “Discovery of Witches” bir “ekinoks” günü başlıyor.

Ekinoks, her yıl gündüz ile gecenin eşit olduğu güne verilen isim.

*

Yılda iki ekinoks var...

Biri 21 Mart ilkbahar ekinoksu...

Öteki ise 23 Eylül sonbahar ekinoksu...

Sözünü ettiğim cadılar dizisi bir sonbahar ekinoks günü başlıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Dikkat Kardashian'ın poposu başımıza büyük bir iş açabilir

Bugün cumartesi... O nedenle siyaseti bir yana bırakıp ciddi bir konuya giriyorum...

1. Ülke olarak başımızda büyük bir sorun patlamak üzere...

Ve bu sorunun adı “Brezilya poposu...”

Ama yavaş yavaş bu deyimin yerini “Kim Kardashian poposu” alıyor.

*

Bunun ilk işareti de dün İngiliz Guardian gazetesindeki tam sayfa bir haberle geldi...

Üstelik haberi New York Times gazetesi de duyurdu...

Diyeceğim “Kardashian’ın poposu” deyip dudak bükmeyin, konu ciddi konu.

*

Yazının Devamını Oku

Girit formülü ile yeniden 'takıma dönüş' fotoğrafı

Biliyorsunuz artık iyi bir “Savunma Bakanlığı internet sitesi” uzmanıyım.

En iyi okuduğum şey de bakanlık sitesine konan fotoğraflar...

Bu etkileyici fotoğrafı da dün Savunma Bakanlığı’nın web sitesinde gördüm.

*

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın makamını ilk defa bu kadar geniş bir kadrajla görüyoruz.

Fotoğrafta bakanın sağında Türk bayrağı, solunda ise NATO bayrağı görünüyor.

Arkada ise bir Atatürk portresi var.

Zaten sitenin sayfası da sol üste bir Atatürk fotoğrafı ile açılıyor.

Yazının Devamını Oku

'82'ncimiz gibi' bir şehir hakkında bilmediklerimiz

Türkiye’nin 81 vilayeti var...

Bir de “82’nci gibi” olanı...

Bir Türkiye şehri değil, ama bir Türk şehri gibi olmaya doğru hızla gidiyor.

Burası Suriye sınırları içindeki Afrin...

Bilmiyordum, meğer Türkiye bir süre önce bazı yabancı gazetecileri Suriye içinde Türk ordusunun kontrolündeki Afrin’e götürmüş.

Giden gazetecilerden ilk yazı dün New York Times’ta yayınlandı.

Bu şehir hakkında bilmediğimiz bazı şeyleri bu yazıdan öğrendim.

Ve öyle bir yazı ki...

Yazının Devamını Oku

Liberal arkadaş söyle bana bu 3 maddenin neyini tartışacağız

Günlerdir Ayasofya imamının sözlerini konuşuyoruz.

Nereden üzerine düştüyse durup dururken bir anayasa tartışması başlattı...

Allah’tan ne Cumhurbaşkanlığı, ne iktidar partisi ne de Diyanet bu tartışmaya girdi...

Ama baktım bugün muhalif diye bilinen bazı eski liberal yazarlar da “Anayasa’nın değişmez maddelerini tartışamazsak buna demokrasi denmez” demeye başladılar

Ben de diyorum ki:

İyi hadi gelin tartışalım... Tartışalım da neyi tartışacağız...

*

Madde 1 diyor ki: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir...

Bunu mu tartışacağız?

Yazının Devamını Oku

CHP oylarımı bölmezse gelecek seçim iktidarım

Cumartesi akşamı Muharrem İnce aradı. Yalova’da oğlu ile birlikteymiş.

Tabii ki konu, onun için yazdığım şu sözlerdi:

“Seçim gecesi üç-beş saati yönetemeyen bir siyasetçi bir partiyi 360 gün nasıl yönetecek...”

Allah için Muharrem İnce’nin rahmetli Süleyman Demirel’e benzeyen bir tarafı var.

Alınmıyor, kızmıyor, küsmüyor...

Türk siyasetinde artık unutmaya başladığımız güzel bir meziyet bu.

Neyse, hemen söze girdi:

“Seçim gecesi için bana haksızlık ediliyor”

Yazının Devamını Oku

Yeni Türkiye'nin yeni fenomeni: VIP köpek

Evet başlıktaki ifade yanlış değil. “V.I.P Köpek”...

Türkiye’de geçen hafta V.I.P köpekler dönemi açıldı.

Size bu haberin hikâyesini ve perde arkasını yazayım.

*

Son yıllarda Türkiye’de en beğendiğim yeni markalardan biri Les Benjamins...

Gümüşhane kökenli bir ailenin çocuğu olan Bünyamin Aydın’ın yarattığı bir giyim markası.

Başlarda “Ottoman Punk” tarzı deniyordu.

Lüks sokak modasının önde gelen isimlerinden biri oldu.

Özellikle fesli James Dean desenleri falan bütün dünyada tutuldu.

Yazının Devamını Oku

Tam 60 yıldır hayır dediğim bir anayasal düzende yaşıyorum

Bakın şu gerçekleri alt alta yazdığımda, kendi açımdan ne kadar tuhaf bir durum ortaya çıkıyor.

- 73 yaşımdayım...

- Bugüne kadar oy verdiğim hiçbir parti iktidara gelemedi.

- Bugün “Türkiye Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi” sitesine girip TC Anayasası yazdığım zaman karşıma çıkan metnin üzerinde şu yazıyor:

“Kanun numarası: 2709

Kabul tarihi: 18/10/1982”...


Yazının Devamını Oku

İlk Türk 'Cacabey'i üzerine birkaç mütevazi tavsiye

Devlet Bahçeli “astronot” kelimesine Türkçe karşılık olarak “cacabey”i teklif etti.

Güzel isim ama itirazım var.

İngilizce veya başka Hint Avrupa dillerinde telaffuzu sorun yaratabilir.

“Kakabey” olarak söylenir ve bu da yanlış anlamalara yol açar...

Onlar eğlenir biz üzülürüz...



Yazının Devamını Oku

Ay'a sert inişe hazırlanırken her 100 Türk'ten kaçı 1969'da ABD'nin Ay'a gittiğine inanıyor

Başlık biraz spekülatif ama ne demek istediğimi birazdan anlayacaksınız.

Ama önce size önemli bir haber vereyim.

*

Türk “Silikon” dünyasında geçtiğimiz günlerde önemli bir gelişme daha oldu.

Dünyanın önde gelen dijital araştırma kuruluşlarından YouGov, Türkiye’de “Wizsight” adlı online araştırma şirketini satın aldı.

Wizsight 2017 yılında N. Özge Akçizmeci adlı genç bir girişimci tarafından kurulmuş bir startup şirket.

Böylece BluTV’nin yüzde 30 hissesinin bir dünya devi olan Discovery’ye satılmasından sonra ikinci bir Türk startup’ı daha dünya piyasasına girdi.

YouGov ilginç alanlarda online araştırmalar yapan bir şirket.

Yazının Devamını Oku