12 boş tabut ve avluda faili meçhul bir ceset

Bugünkü hikâyemiz son zamanlarda streaming platformlarda çok moda olan bir “Unsolved Mysteries...”

Yani “Çözülmemiş esrarengiz olaylar” kategorisinden...

Yaşanmış bir polisiye...

12 boş tabut ve avluda faili meçhul bir ceset


Bu çok ilginç polisiye olayı 28 Ekim 312 tarihinde Roma’da başlıyor ve bugünkü İstanbul’un Fatih ilçesine kadar geliyor...

Şimdi 28 Ekim 312 gününe dönelim ve hikâyemize başlayalım.

1. TİBER NEHRİ KENARINDA HER ŞEYİ DEĞİŞTİREN RÜYA

gün iki ordu, Roma yakınındaki Tiber Nehri kenarında, dünya inanç tarihini kökten etkileyecek bir savaşa hazırlanmaktadır.

Savaşan iki ordunun başında iki kayınbirader bulunmaktadır.

Biri Roma’yı elinde tutan Maxentius...

Öteki ise daha sonra Bizans imparatoru olarak bileceğimiz Konstantin’dir...

Tiber Nehri’nin üzerine savaş öncesinin derin sessizliği çökmüştür...

12 boş tabut ve avluda faili meçhul bir ceset

İşte o gece yarısı çok ilginç bir şey olur....

Kral Konstantin ertesi günkü savaşa zinde girmek için uykuya yatar...

Ve gece yarısı bir rüya görür...

Güneşin önünde alev alev yanan bir haç vardır...

O ana kadar pagan bir inanışa sahip olan Konstantin o rüya üzerine Hıristiyanlığa geçme kararı alır.

Ve verdiği ilk emir de şu olur:

“Kalkan ve zırhlarınızın üzerine ‘Christ’ yani ‘Hazreti İsa’ isminin ilk iki harfi olan ‘Chi’ ve ‘Rho’ harflerinden oluşan haç işaretini koyun...”

O sabah savaşın niteliği bu rüya ile değişmiştir....

Bir tarafta Roma’nın pagan inancının “çok tanrıları”, öteki tarafta ise Hıristiyanlığın “tek tanrısı” vardır artık...

Savaş bunlardan birinin sonunu getirebilecektir.

2. KRALIN KELLESİNİ GÖTÜREN NEHİR ÜZERİNDEKİ KÖPRÜ

İMPARATOR Konstantin’
in  bu rüyayı gördüğü saatlerde, Roma İmparatoru Maxentius ise bir başka rüya görmektedir.

Daha önce Konstantin ordusunun yolunu kesmek için Tiber Nehri üzerindeki köprüleri yıktırmıştır. O gece savaş tanrısı Mars’tan yardım ister.

Bir ihtimal ondan aldığını sandığı ilahi bir emirle, taktik değiştirip, kendisi o nehri geçip, düşmana beklemediği bir baskın verme kararı alır.  

İki imparator, kendi inançlarının çizdiği kader yolunda iki ayrı karar almıştır.

O sabah Maxentius’un ordusu sallarla nehrin öteki tarafına geçer...

Ama savaş hiç de istediği gibi geçmez...

Ordusu perişan olur... Üstelik köprüleri yıktırdığı için geri çekilmesi de onun için faciayla sonuçlanır.

Kendisi de nehri yüzerek geçmek isterken, üzerindeki zırhın ağırlığı nedeniyle boğulur...

3. KRAL GERÇEKTEN O GECE DİNİNİ Mİ DEĞİŞTİRMİŞTİ

MUZAFFER Konstantin
ertesi gün Roma sokaklarında resmi geçit yaparken Maxentius’un kesilmiş kellesi de bir direğin ucunda onunla birlikte resmi geçide katılmaktadır.

Bu savaş tarihe “Milvian Köprüsü Savaşı” olarak geçecektir.

Haç işaretli kalkanlar ve zırhlarla savaşan ordunun zaferidir ama onun kadar, tektanrılı dinlerin, çok tanrılar üzerindeki ilk büyük zaferidir...

Peki bir imparator nasıl olup da bir gecede din değiştirip Hıristiyan olmuştur?

İşte orası biraz şüpheli... Gelin o sabah Roma’ya dönelim ve oradaki sahneyi yeniden canlandıralım.

Konstantin ilk iş olarak imparatorluğun bir nevi sembolik merkezi olan Kolezyum’un tam karşısına taştan bir ark inşa ettirir.

Bu ark öyle bir yere yerleştirilir ki, Roma’nın merkezine girmek isteyen her insan önce bu arkın önünden geçmek zorundadır.

Bazı tarihçilere göre bu arkın üzerinde Hıristiyanlığın kutsal işareti olan haç vardır...

Ancak başka bazı tarihçiler ise üzerinde Hıristiyanlığa ait hiçbir simgenin bulunmadığını iddia edeceklerdir.

Hatta tam aksine arkın doğu tarafında ustaca gizlenmiş bir “Güneş Tanrısı” işareti vardır...

Şimdi Roma’dan İstanbul’a gidelim.

12 boş tabut ve avluda faili meçhul bir ceset

4. İZNİK’TE BİR VAFTİZ VE YOLA ÇIKAN ALTIN TABUT

ROMA
’daki savaşın üzerinden 25 yıl geçmiştir. 337 yılındayız. Kral Konstantin bu defa doğudan gelen bir tehdide, Pers istilasına kaşı savaşmaya hazırlanmaktadır.

Ama artık hastadır... Buna rağmen yola çıkar...

Annesinin yaşamakta olduğu Helenopolis şehrine gelir...

Yani bugünkü Yalova civarına...

Oradan, Hıristiyanlığın ilk birleştirici kararlarının alındığı İznik’e geçer...

Orada üzerindeki mor kutsal kostümü çıkarır, beyaz bir elbise giyer ve ilk defa vaftiz olur...

Hıristiyan inancının ilk kurucu babalarından sayılan Kral Konstantin bu vaftizden üç gün  sonra ölür...

Ve bizim asıl hikâyemiz de işte o andan itibaren başlar.

Cansız bedeni altın bir tabuta konur ve İstanbul’a getirilir.

Burada bugün “Havariyun” (Kutsal Havariler) adı altında bilinen kiliseye yerleştirilir. Kilise adını Hazreti İsa’nın 12 havarisinden almıştır.

Hikâyenin esrarengiz bölümü işte burada başlar.

5. BOŞ TABUTLARDA NE VAR 12 HAVARİ Mİ, 12 ZODYAK MI

KRAL
içine konacağı lahdi önceden kendisi hazırlatmıştır. Ancak bunu yaptırırken ikinci bir emir daha vermiştir.

“Bana 12 boş tabut daha hazırlayın...”

Tabii bugün biz buna “12 boş lahit” diyoruz.

Bu boş tabutlar da onun lahdinin etrafına yerleştirilecektir. Peki bu 12 boş lahit ne anlama gelmektedir?

Takipçilerine göre Konstantin kendisini Hazreti İsa ile eş konumda görmektedir ve etrafındaki boş lahitler de havarileri için hazırlanmıştır.

Bir iddiaya göre Hazreti İsa’nın havarilerine ait kalıntıların, kemiklerin bulunup bu lahitlere konmasını da vasiyet etmiştir.

Bazı kaynaklara göre üç havarinin, Aziz Andreas, Aziz Luka ve Aziz Timoteus’un bulunan kemikleri de bu lahitlerden üçüne yerleştirilmiştir.

Ancak Kral Konstantin’in ilginç inanç dünyası bu konuda da bizi şüphelere götürecek başka işaretlerle dolu...

Nitekim bir başka iddiaya göre bu 12 boş tabutun anlamı bambaşkadır. O tabutlar Hazreti İsa’nın 12 havarisini değil, Zodyak’ın 12 burcunu ifade etmektedir.

Yani Konstantin Hıristiyanlığa geçmiştir ama hayatı boyunca “gizli bir pagan” olarak kalmıştır.

Nitekim onun zamanında tasvirlerde İsa’nın başına konan kutsal halkayı da o getirmiştir.

O da güneşi temsil etmektedir...

6. 12 KUTSAL TABUT MU 12 TABUTUN LANETİ Mİ

KRALIN
lahdinin etrafına yerleştirilen 12 kutsal tabut bir süre sonra “12 kutsal tabutun lanetine” dönüşecektir.

Önce bazı Hıristiyanlar Konstantin’in kendini Hazreti İsa’nın yerine bir Mesih gibi yerleştirmesine karşı çıkacaktır.

Kralın bizzat oğlu lahdin oradan taşınmasını isteyecektir.

Ancak kilise en büyük darbeyi 12’nci yüzyılda Haçlıların İstanbul’u işgali sırasında yiyecektir.

Buradaki kutsal emanetler yağmalanacaktır.

Daha sonraki gelişmeler daha da ilginç bir hal alacaktır.

Fatih Sultan Mehmed ise bu kiliseyi Hıristiyanların kutsal mekânı olarak onlara bırakmıştır. Ancak kilisesinin bulunduğu bölge yavaş yavaş Müslüman halkın yaşadığı bir yere dönüşecektir.

Hıristiyan ahali ise daha aşağılarda Haliç’e yakın yerlere geçecektir.

İşte tam bu sırada Havariyun tarihinin en esrarengiz olaylarından biri meydana gelecektir.

7. HAVARİYUN KİLİSESİ’NİN AVLUSUNDA ESRARENGİZ BİR MÜSLÜMAN CESEDİ

BİR gün kilisenin avlusunda bir Müslüman’ın cesedi bulunur... Bu da kilisenin altındaki esrarın sonsuza kadar gizli kalmasına yol açacak bir gelişmeyi başlatacaktır.

Cinayeti kimin işlediği belli değildir. Ama bu ceset Hıristiyan ve Müslüman toplum arasındaki gerginliği iyice arttırır.

Bu da Hıristiyanlığın en esrarengiz mabetlerinden birinin yok olmasına neden olacaktır.

Kendisini aynı zamanda Roma İmparatorluğu’nun da devamı olarak gören Fatih Sultan Mehmed Havariyun Kilisesi’nin bizzat kendi sakinleri tarafından neredeyse enkaz haline getirilen kalıntıları üzerine kendi adını taşıyan Fatih Camisi’ni inşa ettirecektir.

Bu geçiş aynı zamanda arkeolojik bir deprem gibi Havariyun Kilisesi’nin altında yatan sırların üzerini örtecektir.

12 boş tabut ve avluda faili meçhul bir ceset

 

8. CESETLERİNİ ARAYAN 12 BOŞ TABUTUN SIRRI

BUGÜN
o 12 boş tabutun ne olduğu hâlâ bilinmiyor...

Avludaki cesedin esrarı hâlâ çözülemedi.

Kral Konstantin Hıristiyan mıydı yoksa astrolojiye inanan bir pagan mı hâlâ bilinmiyor. O boş tabutlara gelince...

Dün bu konulardaki hikâyelerin en iyi anlatıcısı Saffet Emre Tonguç’u aradım.

O da beni Bizans tarihçisi Hayri Fehmi Yılmaz’ın yazılarına yönlendirdi.

Bu boş tabutların (lahit) nereye götürüldüğü bilinmiyor... Ama tahminler var...

Bugün İstanbul’un çeşitli yerlerinde cesetlerini arayan bir çok boş lahit varmış...

Arkeoloji Müzesi’nin avlusunda, Ayasofya’nın girişinde, hatta Fatih Camisi’nin bahçesinde... 

 

9. FATİH CAMİSİ’NİN ALTINDAKİ ZODYAK CİNAYETLERİ Mİ

ARKEOLOJİK
dedektifliğimizin geldiği nokta şu. Fatih Camisi’nin temelleri hâlâ o sırrı koruyor... 12 boş tabut İstanbul tarihinin esrarı çözülmemiş olaylarından biri olarak kalmış gibi görünüyor....

Ama avludaki ceset ve o boş tabutlar ve bir de dünyada yükselen astroloji tutkusu, güneş tanrısının hâlâ tektanrılı dinlerin bile üzerinde parladığını anlatıyor...

Yani Zodyak cinayetleri sadece David Fincher’in filminin konusu değil.

BU yazıdaki bilgilerin bir bölümünü geçen yıl Amerika’da yayınlanan “The Human Cosmos”(*) adlı çok ilginç kitaptan derledim. Ama hikâyenin senaryosu tamamen bana ait.
......................

(*) Jo Marchant: “The Human Cosmos; Civilization and the Stars”, Dutton, 2020

X

Guy Ritchie ile o kırmızı halıda neler gördüm

Önceki akşam şahsi Beyoğlu tarihimin çok önemli bir günüydü.

Yıllarca önünden geçtiğim efsanevi Atlas Sineması yeniden açılıyordu.

*

Atlas Sineması’nın açılış tarihi 1948...

Yani benimle aynı yaşta sayılır...



Yazının Devamını Oku

İki 'kız arkadaşın' birbirine verdikleri 'çarşaf' sözü

Bir yanda Ayşe Kulin...

Çok satan kitaplara imza atmış bir yazar...

Başı açık...

Duruşu, tarzı ile kendine özgü...

*

Öteki tarafta Ayşe Böhürler...


Yazının Devamını Oku

Reform için küçük adalet için çok büyük bir cümle

Dün sabah arka arkaya önüme üç haber geldi... Üçünü alt alta yazınca, dördüncü unsur olarak yazının başlığındaki soru aklıma geldi.

Gelen haberler şunlardı:

*

SABAH HABER 1: Biden yönetiminin CIA’in başına getireceğini açıkladığı William Burns yaptığı açıklamada Çin’i “otoriter düşman” olarak niteledi.

Bu kavramı ilk defa işitiyorum... Demek ki artık dünyanın gündeminde “otoriter düşman” diye yeni bir kavram olacak.

*

SABAH HABER 2: İspanya geçmişin acımasız diktatörü Franco’nun son heykelini de indirmiş.

Franco

Yazının Devamını Oku

Elimize değmeyen, görmediğimiz para ile 190 milyar lira harcıyoruz

Son zamanlarda kendi çevremde, teknoloji çevrelerinde, bankacılık çevrelerinde, çok sık duyduğum üç kelime var.

“FinTech”, “Bitcoin” ve “Blockchain”...

İtiraf edeyim, üçünün de ne olduğunu tam olarak bilemiyorum.

Oysa bunlar giderek günlük hayatımıza şuradan buradan girmeye başladı.

Özellikle de “FinTech...”

Belki inanmayacaksınız, aramızdan 2 milyon insan bu teknoloji üzerinden alışveriş yapıyor. Pandemi sırasında online ödemelerde çok öne çıktı.

Bu ödeme sistemi hayatımızın belki de en önemli kavramlarından birini yavaş yavaş tarihe gömüyor.

Parayı...

Yani bir zamanlar cebimizde en çok gördüğümüz şeyi artık görmüyoruz.

Yazının Devamını Oku

Dönekler ve hainler yeni bir sayfa açıyor

Şerefli bir “dönek”, gururlu bir “hain” olarak yine sahalara dönüyorum.

Hem de iki yüksek yerden aldığım izinle...

Biri “devlet başkanı”ndan...

Öteki “patron”dan...

İkisi de bana “Döneklik ve hainlik artık bütün dünyada şerefli bir payedir. Çık göğsünü gere gere halkın arasına gir” dediler.

Dün gece sabaha karşı cep telefonuma Deadline Hollywood haber sitesinden bir haber düştü.

ABD’nin eski başkanı Barack Obama ile ABD’nin en büyük rock şarkıcısı Bruce Springsteen Spotify üzerinden ortak bir podcast’e başladılar

Yani yaptıkları sohbeti şarkı gibi Spotify üzerinden streaming olarak yayınlıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Cübbeli: Biri bana beleş bilet verirse ben de Mars'a giderim

1) Bu hafta sonu en büyük eğlencem Cübbeli Ahmet’in Mars “parodisiydi”...

Vallahi dinlerken yıkıldım...

Bir kere daha söylüyorum...

Cem Yılmaz pandemi dolayısıyla çekilince, stand-up sahnesi Cübbeli Ahmet Hoca’ya kaldı...

Yani kavuk ona geçti...

Allah için o da acayip bir performans sergiliyor...

Geçen hafta iki gelişme oldu.

Geçen perşembe akşamı NASA Mars’a

Yazının Devamını Oku

Dolunay ve kurt yüzyılı kapandı ekinoks ve cadı yüzyılı açılıyor

Önceki gün bir streaming platforma konan yeni “cadı” filmi “Discovery of Witches” bir “ekinoks” günü başlıyor.

Ekinoks, her yıl gündüz ile gecenin eşit olduğu güne verilen isim.

*

Yılda iki ekinoks var...

Biri 21 Mart ilkbahar ekinoksu...

Öteki ise 23 Eylül sonbahar ekinoksu...

Sözünü ettiğim cadılar dizisi bir sonbahar ekinoks günü başlıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Dikkat Kardashian'ın poposu başımıza büyük bir iş açabilir

Bugün cumartesi... O nedenle siyaseti bir yana bırakıp ciddi bir konuya giriyorum...

1. Ülke olarak başımızda büyük bir sorun patlamak üzere...

Ve bu sorunun adı “Brezilya poposu...”

Ama yavaş yavaş bu deyimin yerini “Kim Kardashian poposu” alıyor.

*

Bunun ilk işareti de dün İngiliz Guardian gazetesindeki tam sayfa bir haberle geldi...

Üstelik haberi New York Times gazetesi de duyurdu...

Diyeceğim “Kardashian’ın poposu” deyip dudak bükmeyin, konu ciddi konu.

*

Yazının Devamını Oku

Girit formülü ile yeniden 'takıma dönüş' fotoğrafı

Biliyorsunuz artık iyi bir “Savunma Bakanlığı internet sitesi” uzmanıyım.

En iyi okuduğum şey de bakanlık sitesine konan fotoğraflar...

Bu etkileyici fotoğrafı da dün Savunma Bakanlığı’nın web sitesinde gördüm.

*

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın makamını ilk defa bu kadar geniş bir kadrajla görüyoruz.

Fotoğrafta bakanın sağında Türk bayrağı, solunda ise NATO bayrağı görünüyor.

Arkada ise bir Atatürk portresi var.

Zaten sitenin sayfası da sol üste bir Atatürk fotoğrafı ile açılıyor.

Yazının Devamını Oku

'82'ncimiz gibi' bir şehir hakkında bilmediklerimiz

Türkiye’nin 81 vilayeti var...

Bir de “82’nci gibi” olanı...

Bir Türkiye şehri değil, ama bir Türk şehri gibi olmaya doğru hızla gidiyor.

Burası Suriye sınırları içindeki Afrin...

Bilmiyordum, meğer Türkiye bir süre önce bazı yabancı gazetecileri Suriye içinde Türk ordusunun kontrolündeki Afrin’e götürmüş.

Giden gazetecilerden ilk yazı dün New York Times’ta yayınlandı.

Bu şehir hakkında bilmediğimiz bazı şeyleri bu yazıdan öğrendim.

Ve öyle bir yazı ki...

Yazının Devamını Oku

Liberal arkadaş söyle bana bu 3 maddenin neyini tartışacağız

Günlerdir Ayasofya imamının sözlerini konuşuyoruz.

Nereden üzerine düştüyse durup dururken bir anayasa tartışması başlattı...

Allah’tan ne Cumhurbaşkanlığı, ne iktidar partisi ne de Diyanet bu tartışmaya girdi...

Ama baktım bugün muhalif diye bilinen bazı eski liberal yazarlar da “Anayasa’nın değişmez maddelerini tartışamazsak buna demokrasi denmez” demeye başladılar

Ben de diyorum ki:

İyi hadi gelin tartışalım... Tartışalım da neyi tartışacağız...

*

Madde 1 diyor ki: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir...

Bunu mu tartışacağız?

Yazının Devamını Oku

CHP oylarımı bölmezse gelecek seçim iktidarım

Cumartesi akşamı Muharrem İnce aradı. Yalova’da oğlu ile birlikteymiş.

Tabii ki konu, onun için yazdığım şu sözlerdi:

“Seçim gecesi üç-beş saati yönetemeyen bir siyasetçi bir partiyi 360 gün nasıl yönetecek...”

Allah için Muharrem İnce’nin rahmetli Süleyman Demirel’e benzeyen bir tarafı var.

Alınmıyor, kızmıyor, küsmüyor...

Türk siyasetinde artık unutmaya başladığımız güzel bir meziyet bu.

Neyse, hemen söze girdi:

“Seçim gecesi için bana haksızlık ediliyor”

Yazının Devamını Oku

Yeni Türkiye'nin yeni fenomeni: VIP köpek

Evet başlıktaki ifade yanlış değil. “V.I.P Köpek”...

Türkiye’de geçen hafta V.I.P köpekler dönemi açıldı.

Size bu haberin hikâyesini ve perde arkasını yazayım.

*

Son yıllarda Türkiye’de en beğendiğim yeni markalardan biri Les Benjamins...

Gümüşhane kökenli bir ailenin çocuğu olan Bünyamin Aydın’ın yarattığı bir giyim markası.

Başlarda “Ottoman Punk” tarzı deniyordu.

Lüks sokak modasının önde gelen isimlerinden biri oldu.

Özellikle fesli James Dean desenleri falan bütün dünyada tutuldu.

Yazının Devamını Oku

Tam 60 yıldır hayır dediğim bir anayasal düzende yaşıyorum

Bakın şu gerçekleri alt alta yazdığımda, kendi açımdan ne kadar tuhaf bir durum ortaya çıkıyor.

- 73 yaşımdayım...

- Bugüne kadar oy verdiğim hiçbir parti iktidara gelemedi.

- Bugün “Türkiye Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi” sitesine girip TC Anayasası yazdığım zaman karşıma çıkan metnin üzerinde şu yazıyor:

“Kanun numarası: 2709

Kabul tarihi: 18/10/1982”...


Yazının Devamını Oku

İlk Türk 'Cacabey'i üzerine birkaç mütevazi tavsiye

Devlet Bahçeli “astronot” kelimesine Türkçe karşılık olarak “cacabey”i teklif etti.

Güzel isim ama itirazım var.

İngilizce veya başka Hint Avrupa dillerinde telaffuzu sorun yaratabilir.

“Kakabey” olarak söylenir ve bu da yanlış anlamalara yol açar...

Onlar eğlenir biz üzülürüz...



Yazının Devamını Oku

Ay'a sert inişe hazırlanırken her 100 Türk'ten kaçı 1969'da ABD'nin Ay'a gittiğine inanıyor

Başlık biraz spekülatif ama ne demek istediğimi birazdan anlayacaksınız.

Ama önce size önemli bir haber vereyim.

*

Türk “Silikon” dünyasında geçtiğimiz günlerde önemli bir gelişme daha oldu.

Dünyanın önde gelen dijital araştırma kuruluşlarından YouGov, Türkiye’de “Wizsight” adlı online araştırma şirketini satın aldı.

Wizsight 2017 yılında N. Özge Akçizmeci adlı genç bir girişimci tarafından kurulmuş bir startup şirket.

Böylece BluTV’nin yüzde 30 hissesinin bir dünya devi olan Discovery’ye satılmasından sonra ikinci bir Türk startup’ı daha dünya piyasasına girdi.

YouGov ilginç alanlarda online araştırmalar yapan bir şirket.

Yazının Devamını Oku

Patron bu milleti ortada bir yerde birleştirebilir mi

‘Big Lebowski’ filminin bardaki bilge adamı ne diyordu:

“Bazen bir ülkede bir adam gelir...”

Sonra birasından bir yudum alıp devam ediyordu:

“Bazen o ülkede bir adam daha gelir...”

Geçenlerde bu tiradı yazmıştım...

Amerika Birleşik Devletleri’nde bir adam geldi...

Ülkeyi tam ortasından ikiye böldü...

Şimdi bir adam daha geldi....

Yazının Devamını Oku

Vay canına benim burnum da soldan sağa doğru çarpıkmış

“‘Ne yapıyorsun’ diye sordu karım, aynanın önünde alışılmadık biçimde oyalandığımı görünce...

‘Hiç’ diye karşılık verdim. ‘Kendimce bakıyorum, burnuma, şu burun deliğimin içine basınca biraz acıyor da’...

Karım gülümsedi...

‘Ben de ne yana doğru çarpık diye bakıyorsun sandım’ dedi.

Kuyruğuna basılmış köpek gibi döndüm:

‘Çarpık mı? Benim burnum mu?’

Karım dingince:

‘Elbette canım, İyi bak: Sağa doğru çarpık...”

*

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin Hitler destekli ilk Afrodit tartışması: Kim ne dedi

Türkiye bundan 81 yıl önce tarihinin en ilginç müstehcenlik tartışmasını yaşadı.

Tartışmanın konusu “Afrodit” adlı bir kitaptı...

Yani Yunan mitolojisinin “Aşk ve güzellik tanrıçası” üzerine...

Daha doğrusu Fransız yazar Pierre Louys’un 1896 yılında yayınlanmış “Afrodit” adlı kitabı üzerine patlayan tartışmaydı bu.



*

Yazının Devamını Oku