GeriErtuğrul ÖZKÖK 10 Eylül gecesi İstanbul- İzmir yolunda 80 milyon Euro’luk gizli operasyon
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

10 Eylül gecesi İstanbul- İzmir yolunda 80 milyon Euro’luk gizli operasyon

TÜRKİYE sanat tarihinin en gizli ve pahalı operasyonlarından biri 10 Eylül Salı günü ve gecesi yapıldı. Bugün size bu çok gizli operasyonun perde arkasını anlatacağım.

İSTANBUL-İZMİR YOLUNDA POLİS KORTEJİNDEKİ TIR’LAR

O gece İzmir 9 Eylül Kurtuluş Günü’nü coşkuyla kutluyor. Kordonboyu’nda binlerce insan şarkılar söylüyor. Oysa aynı saatlerde Kordonboyu’ndaki tarihi bir binada büyük bir heyecan yaşanıyor.

Çünkü aynı saatlerde İstanbul-İzmir karayolundaki TIR trafiğinde çok gizli bir TIR konvoyu yoluna devam ediyor.

Kamyonların farkı, önde ve arkadaki polis kortejinden de belli oluyor.

Bu kamyonlarda altın kadar, hatta daha kıymetli bir yük var.

Kamyonlar Picasso’ya ait eserleri taşıyor.

Bu eserler İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde geçen hafta açılan Picasso sergisine geliyor.

İki parti halinde getirilen eserlerin toplam değeri 80 milyon Euro...

KUYRUK NUMARASI OLMAYAN KARGO UÇAKLARINI TAKİP

Aslında daha önce Sabancı Müzesi’nde açılan Picasso, Ai Weiwei, Anish Kapoor gibi sergiler için de bu tür operasyonlar yapılmıştı.

Ama bunun ötekilerden farklı bir yanı vardı. Öteki sergilerde gelen eserler direkt olarak kargo uçakları ile İstanbul’a iniyordu.

Dolayısıyla havaalanından sergi alanına kısa bir karayolu nakliyesi söz konusuydu.

Oysa bilmediğimiz bir şey var.

İzmir’e büyük kargo uçakları inmiyor. Dolayısıyla Picasso’nun eserleri önce İstanbul Atatürk Havalimanı’na geldi. Oradan karayoluyla İzmir’e nakledildi.

Bu da çok büyük bir güvenlik konusunu gündeme getirdi.

Eserler nakledilirken her aşamasında birkaç merkezden takip ediliyor. Ancak kargo uçaklarında kuyruk numarası olmadığı için uçağın havada gelişini takip etmek zor.

10 Eylül gecesi İstanbul- İzmir yolunda 80 milyon Euro’luk gizli operasyon

LASTİĞİ PATLAYAN UÇAĞIN HEYECANI

Bu tür eserlerin nakliyesi konusunda uzmanlaşmış lojistik şirketleri var.

Bunlardan en iyisi sayılan ikisi de tur şirketi.

Bergen ve Simurg...

Picasso’nun eserlerini Bergen şirketi taşıdı.

İlk uçak İstanbul’a indikten sonra polis nezaretinde karayolundan taşındı.

Tabii bu taşımaların her aşamasında Paris’ten gelen bir uzman yetkili hazır bulundu.

Her şey çok güzel giderken, ikinci uçağın lastiği patlayınca büyük bir heyecan yaşandı ama hiçbir sorun çıkmadı.

Bu tür sergilerde ambalajlama ve nakliyenin yanında en önemli konulardan biri de eserlerin sigorta edilmesi.

Picasso sergisinin sigortasını Arkas Vakfı yüklendi. Ancak Paris Müzesi de yardımcı oldu. Müzenin daha önceki sergilerinde çalıştığı sigorta şirketinin uyguladığı özel fiyattan yararlandılar.

Bir kısmına Alliance sponsor oldu.

PİCASSO’YU GÖRMEK İSTEYEN SANATSEVER GÜMRÜKÇÜLER

Eser taşımanın bürokrasisi de çok önemli.

Sanat meraklısı bir gümrükçüye düşerseniz, hele hele sandıklarda taşıdığınız eser Picasso ise açtırıp görmek istiyorlar.

Ayrıca bunların tekrar dışarı çıkarılması için oldukça büyük bir meblağın sergi boyunca Maliye Bakanlığı adına bloke edilmesi gerekiyor.

Bunu da Fransa’nın İstanbul başkonsolosluğunun verdiği bir teminat mektubu ile hallettiler.

Eserler polis korteji ile salı günü İzmir’deki Fransız Konsolosluğu binasının Arkas Kültür Merkezi haline getirilen bölümüne geldi.

Ancak gelen eserler hemen açılmadı. Binanın iklimine uyum sağlaması için 24 saat sandıklarda bekletildi.

17 Eylül günü sergi büyük bir davetli katılımı ile açılırken, birçok görevli yorgunluğu atmak için uykuya çekiliyordu.

KÜNYE… ÜCRETSİZ GEZİLEBİLEN BİR PİCASSO SERGİSİ

- Serginin adı: Picasso Akdeniz sergileri çerçevesinde “Picasso ve Gösteri Sanatı”.

- Küratör: Jean-Luc Maeso

- Direktör: Müjde Unustası

- Eserler nereden: 83 parça eser, Paris Picasso Müzesi, Julio Gonzalez Vakfı, Opera Garnier ve Brüksel’deki Kontopoulos-Prokopchuk koleksiyonundan geldi.

- Ziyaret saatleri: Müze 5 Ocak 2020’ye kadar pazartesi günleri hariç her gün 09.00-18.30 saatleri arası açık. Perşembe günleri ise 20.00’ye kadar gezilebiliyor.

Sergi ücretsiz geziliyor.

10 Eylül gecesi İstanbul- İzmir yolunda 80 milyon Euro’luk gizli operasyon

ÇÖPLÜKTE BULUNAN BİSİKLET GİDONUNDAN DOĞAN BAŞESER

FRANSA’daki Picasso Müzesi’nin müdürü Laurent Le Bon akademik kariyerden gelen bir insan.

Kariyeri küratörlükle devam etmiş ve şimdi Fransa’nın ulusal varlığı sayılan bu müzenin, kararnamesi Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan yöneticisi.

Bu sergi için İzmir’e gelmiş...

Serginin açılışından önce kendisiyle sohbet ediyoruz.

HER YIL 11 MİLYON EURO PARA BULMAM GEREKİYOR

- SORU: Avrupa’da 2008 ekonomik krizinden sonra devletler müzelere daha az destek veriyor. Bu durumda müzeler de kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalıyor. Siz Picasso müzesini nasıl finanse edebiliyorsunuz?

LE BON: “Çok haklısınız. Mesela Paris’teki Picasso müzesinin yıllık bütçesi 14 milyon Euro. Devletin bize verdiği para ise 3 milyon Euro. Dolayısıyla her yıl 11 milyon Euro para bulmak zorundayım. Bu kolay bir iş değil ama ilginç.

- Kâra geçtiğiniz oluyor mu?

“Biz kamusal bir kuruluşuz ve kâr etme amacımız yok. Ama işimiz de müzenin tuvalet kâğıdından her kattaki düzenlemeye kadar her gideri karşılamak. Amacımız sanatsever insanların isteklerini tatmin etmek. Onlara hayal kurdurmak.

MÜZEMİZDE ALTI BİN ESER, ARŞİVDE 200 BİN BELGE VAR

- Peki siz bunu nasıl yapıyorsunuz?

Bizim müzemizde 6 bin parça eser var. Ama arşivimizde 200 bin parça belge var. Artık, sadece eserleri sergileyelim demiyoruz. Bunların ikisini bir araya getiriyoruz. Picasso’nun eseri, kimliği, şahsiyeti, karakteri, hümanizmi, hayatı ile bir bütün. Onu kutsallaştırmıyoruz, her şeyi ile anlatmaya çalışıyoruz.

İzmir’deki sergide bunu yaptık.

 10 Eylül gecesi İstanbul- İzmir yolunda 80 milyon Euro’luk gizli operasyon

ORHAN PAMUK MÜZESİNDE İLGİNÇ BİR HİKÂYE ANLATIYOR

- Bir mülakatınızda Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’ni övdünüz. Nedir sizin gözünüzde o müze?

“Orhan Pamuk Masumiyet Müzesi ile bize çok önemli bir şey söylüyor. Hikâye anlatıyor. Aslında bir romandan hareketle bir müze kurmak çok zor bir iştir. Ama Orhan Pamuk bunu çok başarılı şekilde yaptı.

‘PİCASSO VE KADIN’ GİBİ KONULAR GERİDE KALDI

- Picasso sergilerinde yeni trend nedir?

“Picasso ve aşk”, “Picasso ve kadınlar” gibi konularda binlerce sergi yapıldı. Artık o konuları bilmeyen kalmadı. Oysa Picasso evreninde daha pek çok şey var. Picasso hepimizden daha güçlü.

 10 Eylül gecesi İstanbul- İzmir yolunda 80 milyon Euro’luk gizli operasyon

PİCASSO MÜZESİ’NE NEDEN ‘TUZLU BİNA’ DENİYOR

Paris’teki Picasso Milli Müzesi nasıl kuruldu?

“Müze Maree semtinde. O semt 1960’lı yıllarda kimsenin bakmadığı neredeyse metruk bir yerdi. Bu bina işte oradaydı. 14’üncü Louis’den önce burası bir aileye aitmiş. Bu aile kral adına tuz vergisini toplayan kişiymiş. O nedenle Buraya ‘Salee’ yani ‘Tuzlu bina’ deniyor. 1970’li yıllarda Picasso ile bu binanın kaderi birleşiyor.”

- Picasso çok modernist bir ressam. Niye böyle çok klasik bir bina seçmiş?

“Bir çelişki gibi görünüyor ama Picasso hayatı boyunca hep klasik binaları çok sevdi ve hep öyle binalarda oturdu.”

PİCASSO’NUN VATANI

- Picasso’nun gerçek vatanı neresidir? Paris mi? Fransa mı, İspanya mı, Barcelona mı?

“Picasso evrensel. Malaga, Barcelona, sonra Madrid, Paris tamam. Ama onun gerçek vatanı dünya.”

10 Eylül gecesi İstanbul- İzmir yolunda 80 milyon Euro’luk gizli operasyon

İZMİR SERGİSİNDEKİ BAŞESER NASIL DOĞDU

- Bu sergideki eserler nelerdir?

“Başeserler getirdik. Mesela 1942’de yaptığı boğa başı bir başeserdir. Onun orijinali sergileniyor burada. Arkasında da kuvvetli bir hikâye var. Savaş sırasında Picasso çöplükte bir bisiklet gidonu ve selesi buluyor. İkisini birleştiriyor ve bundan bir boğa başı yapıyor. Bütün dünyada başeser olarak biliniyor.

10 Eylül gecesi İstanbul- İzmir yolunda 80 milyon Euro’luk gizli operasyon

AİLE VERASET VERGİSİNİ ESERLERLE ÖDEDİ

Bu bina nasıl seçildi?

“O da Fransa’da çıkarılan bir kanuna bağlı. Avrupa’da sadece Fransa’da çıkarılmış bir kanun var. Sanatçıların veraset vergileri eserleri ile ödenebiliyor. Picasso ölünce veraset vergisi eserleri ile ödeniyor. Böylece devlet de büyük sanatçıların eserlerini ulusal varlığına katıyor.

- Ailenin elinde bu kadar eser var mıydı?

“Picasso gençlik yıllarından beri çok sayıda eserini kendi elinde tutmuş. Ölünce aile üyeleri arasında anlaşmazlıklar çıkmış. Sonra anlaşmışlar ve veraset vergisini eserlerle ödemişler.”

İSPANYOL BÜYÜKELÇİ: İZMİR’DE BARCELONA ENERJİSİ VAR

SERGİ dolayısıyla Lucien Arkas dar çerçeveli bir yemek verdi.

Yemekte Paris’teki Picasso Müzesi’nin genel müdürü yanında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve eşi Neptün Soyer, İspanya’nın Ankara Büyükelçisi Juan Gonzales-Barba ve eşi ile, Fransa’nın İstanbul Başkonsolosu Bertrand Buchwalter ve Sülün Buchwalter de vardı.

Soyer çok iyi Fransızca konuşuyor. Hukuk fakültesini bitirdikten sonra Cenevre’de lisansüstü eğitim almış. Ayrıca İngilizce de konuşuyor.

İspanyol Büyükelçi yaptığı konuşmada çok hoşuma giden bir şey söyledi.

“İzmir’de Barcelona’yla benzeyen bir enerji var” dedi.

PİCASSO KİME KAÇ SAAT MESAFEDE

İZMIR’den İstanbul’a yeni açılan yoldan geldim.

Yolda saat tuttum.

Yol üzerindeki şehirlerde yaşayan insanlar, öğrenciler İzmir’deki bu sergiye ne kadar mesafede...

- Manisa’ya 20 dakika.

- Balıkesir’e 1 saat 25 dakika.

- Bursa’ya 2 saat.

-İstanbul’a 3.5-4 saat...

Öteki tarafta Aydın, Muğla, Uşak, Denizli gibi şehirlere de 2 ile 4 saat mesafede...

 

 

X

Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Mesela bugün Starbucks’ın Bebek’teki şubesine girdiniz...

Kapıda biraz durup dinleyin...

Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin haykırarak size bağırdığını duyuyorsanız eğer...

Arkasından boş karton kahve kapları toplu halde üzerinize saldırıyorsa...

Böyle bir durum varsa yani...

Hemen bir psikiyatra gidin...

*

Büyük ihtimalle size şu teşhisi koyacaklar:

“Schizoaffective disorder...”

Yazının Devamını Oku

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku