Dr. Dilistan Shipman ile Gastronominin Yeni Normali Üzerine  

Son yazımda, restoranların yeni normalde hayatta kalmaları, hatta bu süreçten gelişerek çıkmaları için gerçekleştirdikleri uygulamaları paylaşmış ve “restoranların geleceği” adına öne çıkan çalışmaları ele almıştım. Ayrıca, yazımda restoranların günlük hayatımızdaki yerine ve önemine de değinmiştim (https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ergi-sener/restoranlarin-yeni-normali-41568246). Bu konuya yönelik, gastronomi alanında önde gelen isimlerin de sektörün değişimine yönelik düşüncelerini almak istedim. 

Bu doğrultuda, ilk olarak işletme doktora eğitimim sırasında tanıdığım ve çok sevdiğim bir arkadaşım olan; şu anda İstanbul Bilgi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Dr. Dilistan Shipman ile bir söyleşi gerçekleştirdim. Dr. Shipman, kurumsal kariyerini gastronomi tutkusu nedeniyle bırakıp, tamamen bu alana odaklanarak oldukça önemli çalışmalara imza atıyor ve genç yetenekleri sektöre hazırlıyor. Eşi, değerli şef David Shipman ile, üniversitelerde gastronomi bölümünü hayata geçiren ilk kişilerden olmasının yanı sıra; kendi yemek kitapları ile klasik tariflere kafa tutup, ezber bozan ve kişisel girişimleri ile de son derece ses getiren bir isim. Ayrıca, son derece neşeli, etrafına enerji saçan, motive eden, konuşurken çok şey öğrenebileceğiniz, vatansever bir insan. Pazarlama doktorasını ve kurumsal deneyimini de mutfağa taşıdığı için hem öğrencileri için çok büyük bir şans, hem de sektöre getirdiği renk ve yenilikler ile ülkemizin gastronomi kültürünün gelişmesine katkı sağlayan bir öncü. Gelin, gastronominin yeni normalini Dr. Dilistan Shipman’ın değerlendirmeleri doğrultusunda inceleyelim…

 

 

Dr. Dilistan Shipman ile Gastronominin Yeni Normali Üzerine

Ergi Şener: Ülkemizde, gastronomi dünyasının kanaat önderlerinden biri olarak, koronavirüs sürecinin sektöre genel olarak nasıl etki ettiğini düşünüyorsunuz?

Dr. Dilistan Shipman: Bu “pandemi” sürecinin en çok etkilediği sektörlerden biri maalesef yeme içme sektörü oldu. Haklı olarak alınan tedbirler insanların dışarı çıkmasını engelledi. Dolayısıyla da en az haftada bir ya da iki kere dışarı çıkan, restoranlarda yemek yiyen insanlar hem korku nedeniyle hem de uygulanan kararlar nedeniyle bir yere gitmemeye başladı. Zaten daha sonra restoranlar da kapatıldı. Buradaki amaç bu virüs tam tanınmadığı için ve nasıl bulaşır tam olarak bilinmediği için, insanların yan yana oturduğu ve yakın temas olan yerlerden kişileri uzak tutmaktı ve son derece yerinde bir karardı. Ancak bir süre teşvikle desteklenmelerine ve maddi yardım da almalarına rağmen, restoranların geliri olmayınca, çalışanların çoğu işsiz kaldı ve çok daha önemlisi tüketicilerin güveni sarsıldı ve ne yapmaları gerektiğini bilemediler.

 

Ergi Şener: Sürecin tüketici tercihlerine etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeni normal ile birlikte restoranlar ile olan alışılageldik ilişkimiz değişim gösterecek mi?

Dr. Dilistan Shipman: Tüketiciler her şeye olduğu gibi dışarda yemek yemeye karşı da güvensiz hale geldiler. Bu süreç, hijyenin öneminin anlaşılması adına yararlı oldu. Tüketiciler satın aldıkları her şeyi daha dikkatli yıkamaya ve sterilize etmeye başladılar. Zaten olması gereken, ancak artık üst düzeyde uygulanması gereken hijyen kuralları, işletmecileri de tüketicileri de alışkanlıklarını değiştirme mecburiyetinde bıraktı. Yeni normal ile birlikte, restoranlarda uygulanmaya başlanan sosyal mesafe kuralı, işletmelerin gelirini düşürecek, bu nedenle de restoranlardaki fiziksel çalışan sayısı da azaltılacak. Peki bu arada tüketici tercihi restoranlara gitmek mi yoksa online sipariş mi olacak? Aslında bunu biraz da zaman gösterecek, ancak sosyal mesafenin kontrol edilmesi de düşünüldüğünde dijitalleşme odaklı bir sistemin uygulanması kaçınılmaz. Öte yandan, tüketicileri düşündüğümüzde, sürecin dijitalleşmesinin uçtan uca tüm restoran deneyiminin oldukça gerisinde olduğunu belirtmek gerekiyor. Örneğin, online sipariş veren bir tüketici sadece karnını doyurmak amaçlı yemek ısmarlamadıysa, o şık tabak sunumlarını görmediği ve gittiği restorandaki atmosferi yaşayamadığı için mutsuz olacaktır. Restoranda yemek yemeyi tercih eden müşteri, online olarak yiyeceklerini seçebilir ve restorana gittiğinde masasını hazır bulabilir ya da restorana gittiğinde pek çok kişinin dokunduğu menüye bakmak yerine online olarak yemeklerini seçip, mutfağa direkt sipariş verebilir. Böylece garsonla direkt temas da azalır. Zaten, şu anda pek çok işletmenin bu tarz süreçlere  oldukça hızlı bir şekilde adapte olduğunu gözlemlemekteyiz.

Ergi Şener: Bu süreçte işletmeler sağlık odaklı pek çok önlem almaktalar. Sizce önceliklendirilmesi gereken önlemler ve tedbirler neler olmalı?

Dr. Dilistan Shipman: İşletmecilere, işletmelerini yaşatmak için çok iş düşüyor. Öncelikle “tedarik zinciri görünürlüğü” çok önemli: Malzemeler nereden, nasıl geliyor ve nerede nasıl depolanıyor, saklanıyor; kısacası, çiftlikten/üretimden tabağa kadar ürün izleme sistemi olarak açıklayabiliriz. Bu süreç, restoranın içerisindeki dijital ekranlar üzerinden müşterilere izletilebilir.

 

Öte yandan, gıda güvenliğine ve temizlik standartlarına daha fazla önem verilmesi gerekiyor. Tek kullanımlık çatal, bıçak, kaşıkların, bir çeşit kese içinde kapalı olarak sunulması; insanların masalarına oturmadan önce, o masanın sterilize edildiğini gösteren bir levha; tuz ve karabiber  gibi sık kullanılan baharatların tek kullanımlık paketler halinde müşteriye sunulması öncelikli alınması gereken aksiyonlar.

 

Bilindiği gibi bu sektör, yıllardır, daha verimli olmanın, hizmet hızı ve işgücü verimliliğini artırmanın yollarını aramakta. Ancak, artık temizlik, hijyen ve güvenilirliğin, verimliliğin önüne geçmek zorunda olduğu bir dönemdeyiz. Örnek vermek gerekirse, ödeme sonrası geri verilirken kredi kartının temizlenmesi, müşterilere hizmet arasında eldiven değişimi veya müşterilere el dezenfektanının düzenli sunulması gibi önlemler standart hale gelmeli.

 

 

Dr. Dilistan Shipman ile Gastronominin Yeni Normali Üzerine

Ergi Şener: Genel olarak korona sürecinin her sektörde olduğu gibi restoranların dijitalleşmesi sürecinde de önemli bir itici gücü oldu. Sizce restoranların dijitalleşmesi ne aşamada?

Dr. Dilistan Shipman: Hepsi şu anda bu dönemi minimum kayıpla geçirmek için ellerinden geleni yapıyorlar, ancak unutmamak gerekir ki dijitalleşme de ekstra yatırım ve işgücü gerektiriyor. Bu nedenle, bu süreci de maalesef her restoranın başarabileceğini sanmıyorum. Yine de hepsinin çok gayretli olacağına inanıyor ve başarılar diliyorum.

Ergi Şener: Üniversitede de ders veren bir öğretim görevlisi ve yönetici olarak bu süreç sizin de çalışmalarınızı olumsuz etkiledi, keza gastronomi eğitimi için fiziksel mutfaklarda, birlikte çalışmak gerekirken, eğitimin tamamen online olması ile sizin dersleriniz nasıl etkilendi, bu süreçte öğrencileriniz ile iletişiminizi nasıl sürdürdünüz?

Dr. Dilistan Shipman: Biz şanslı bir üniversiteyiz, çünkü çok iyi bir dijital alt yapımız var. Dolayısıyla öğrencilerle direkt ders yapmayı sürdürdük. Mutfak derslerimiz ise yine bu sistem üzerinden canlı olarak devam etti. En azından öğrenciler mutfakta yer alamasa da biz eğitmenler uygulama yaparak onlara gösterme imkanı bulabildik. Öğrencilerle bunun dışında çeşitli platformlarda yüz yüze derslerimizi yapmaya gayret ettik ve geri dönüş olarak da bu sürecin beklentilerini karşıladığını söylediler. Yeni dönemde sosyal mesafeyi koruyacak şekilde mutfakları hazırladık ve eğitmenlerin olduğu kısımı öğrencilerin daha rahat görebilmesi ve yakına gelmeden izleyebilmeleri için kamera sistemleri kurduk. Sonuç olarak, bu durumu eğitimimizi engellemeyecek hale getirmeye gayret ettik.

 

Ergi Şener: Kendini gastronomi alanında geliştirmek isteyen ve bu odakta çalışmalar gerçekleştiren gençlere tavsiyeleriniz ne olur? Sizce sektörde fark yaratmak adına neler yapmalılar, kendilerini nasıl geliştirmeliler?

Dr. Dilistan Shipman: İyi bir şef olmak için, eğitim almak gerekli ama bunun yanında kendine güvenen, sorgulayan, yaratıcı, araştıran, mesleğine tutku ile bağlı olan her gencin zaten bir fark yaratacağına eminim ben. Bu öyle bir sektör ki sınırı yok, devamlı öğreniyorsunuz. “Ben oldum” diyeceğiniz bir meslek değil. Bu mesleği yapmak isteyen her gence önce kendi kültürünü, her bir bölgeyi ve geleneklerini; yurdumuzun malzemelerini tanımasını ve sonra bunları harmanlayıp diğer kültür ve bölgeleri araştırmalarını tavsiye ederim. Önce memleketini tanıyacak, sonra en az 1-2 sene diğer yerlere imkanı el verdiğince seyahat edecek, görecek, tadacak, sonra kendi stilini bulup sentezleyecek ve her gün öğrenmeye devam edecek. Zira bu meslek sadece yemek pişirmek değil çok daha fazlası. Ancak, ben bu gençliğe inanıyorum.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Dr. Umut Köksal ile IK’nin Yeni Normali üzerine

Kovid-19 ile birlikte, uzaktan çalışmaya mecburi geçiş, ofislerin sosyal mesafeyi destekleyecek şekilde kontrollü olarak çalışmaya açılması ve organizasyonların dijital teknolojilere olan ihtiyacı, iş hayatında kalıcı olabilecek önemli değişimlerin de habercisi… Bu süreçte, dijital teknolojilerin seçimi kadar, organizasyonda yer alan her çalışanın bu teknolojileri benimsemesi, hızlı bir biçimde adapte olması ve değişimi özümseyerek desteklemesi gerekiyor. “Yeni normale” başarılı bir şekilde uyum sağlamış işletmelerin bile, özellikle teknoloji ve dijitalleşme söz konusu olduğunda, “değişimin sürekli hareket eden bir hedef” olduğunun bilincinde olması gerekiyor.

Bu denli önemli bir süreçte, organizasyonlar içindeki en önemli görevlerden biri insan kaynaklarına düşüyor. Özellikle, çeviklik, adaptasyon, değişim yönetimi, dijitalleşme gibi kavramların hayati hale geldiği şu dönemde; İnsan Kaynakları’nın yeni normaline de değinmek istedim. Bu konuda da ülkemizde ve dünyada öncü çalışmalar gerçekleştiren, benim de doktoradan arkadaşım olan UK Eğitim & Danışmanlık Kurucusu, Öğretim Görevlisi, “İnsan Kaynaklarına Pazarlama Dokunuşu HR Marketing” kitabının yazarı Dr. Umut Köksal ile bir söyleşi gerçekleştirmek istedim. Kovid-19 ile değişen kurumsal yönetim süreçlerinden, uzaktan çalışmaya; çalışanları motive etmekten, güven oluşturmaya; çevik organizasyondan, IK’nin dijitalleşmesine ve öne çıkan yetkinliklere kadar ilerleyen dönemde her kurum için daha da önem kazanacak konuları derinlemesine tartıştık. Bu keyifli sohbet ile sizleri baş başa bırakıyorum…

Bu denli önemli bir süreçte, organizasyonlar içindeki en önemli görevlerden biri insan kaynaklarına düşüyor. Özellikle, çeviklik, adaptasyon, değişim yönetimi, dijitalleşme gibi kavramların hayati hale geldiği şu dönemde; İnsan Kaynakları’nın yeni normaline de değinmek istedim. Bu konuda da ülkemizde ve dünyada öncü çalışmalar gerçekleştiren, benim de doktoradan arkadaşım olan UK Eğitim & Danışmanlık Kurucusu, Öğretim Görevlisi, “İnsan Kaynaklarına Pazarlama Dokunuşu HR Marketing” kitabının yazarı Dr. Umut Köksal ile bir söyleşi gerçekleştirmek istedim. Kovid-19 ile değişen kurumsal yönetim süreçlerinden, uzaktan çalışmaya; çalışanları motive etmekten, güven oluşturmaya; çevik organizasyondan, IK’nin dijitalleşmesine ve öne çıkan yetkinliklere kadar ilerleyen dönemde her kurum için daha da önem kazanacak konuları derinlemesine tartıştık. Bu keyifli sohbet ile sizleri baş başa bırakıyorum…

Ergi Şener: Sizce, Korona sürecinin İnsan Kaynakları’na ve kurumsal yönetim süreçlerine etkileri neler oldu?

Dr. Umut Köksal: Kovid-19 süreci, iş dünyasında hiç şüphesiz diğer iş süreçlerini olduğu gibi, insan kaynakları (İK) ve kurumsal yönetim odaklarını da derinden etkiledi. Öncelikli olarak, varolan ama bugüne kadar hiç baskın hale gelmeyen, evden çalışma-uzaktan çalışma gibi çalışma sistemleri bir işletmesel tercihten öte, bir mücbir durum, bir zorunluluk haline geldi. Şirketlerin insan kaynakları bölümlerinin çok önemli bir bölümü, bu sürece hazırlıksız yakalandılar. Kaç şirketin bu süreç öncesi, uzaktan/evden çalışma konusunda bir prosedür, yönetmelik ya da talimatı vardı; bu konuda elimde net rakamlar yok, ama gerek Türkiye gerekse diğer ülkelerde İK bölümleri ile yaptığım çalışmalarda bunun çok fazla sayıda olmadığını düşünüyorum. Bir başka nokta, bu süreç  ile birlikte şirketler insan kaynakları fonksiyonlarını yeniden tanımladılar. İnsan kaynakları yöneticileri, belli bir dönem işyerinde fiziken olmayan, evlerinden çalışan önemli bir çalışan kitlesini motive edecek, geliştirecek, çalışan deneyimi anlamında sürdürülebilir düzeyde insan kaynakları yönetimi yapabilecek bir role doğru evrilmeye başladı. Bu role evrimleşme, kendiliğinden, doğal gelişen bir değişimi, bir dönüşümü ortaya koydu. İnsan kaynaklarının dijitalleşmesi, eğitim ve gelişimin online kanallara kayması, çalışanların evden işyerlerine dönüşte rehabilite edilmesi gibi konular ön plana çıkmaya başladı. Tabii bunların da ötesinde, insan kaynaklarının dijitalleşmesi konusunun artık daha da ciddi ve detaylı olarak ele alınması gerekliliği bence önemli açılımlardan bir tanesi oldu.

Ergi Şener: Yeni normal ile birlikte hayatımıza giren uygulamalar arasında, insan kaynakları yönetimi alanında kalıcı olacaklar sizce hangileri?

Dr. Umut Köksal: Yeni normal olarak adlandırılan süreç ile birlikte, insan kaynakları uygulamaları başlığı altında yer alan uygulamaların dijital ortama taşınmış olanlarının ve aynı zamanda çalışanlar tarafından içselleştirilmiş olanlarının kalıcı olacaklarını düşünüyorum. Burada tek tek, parça parça uygulamaların değil, benim kendi global çalışmalarımda da çok üzerinde durduğum bir terminoloji olarak “dijital çalışan deneyimi’’ başlığı altında, yen işe başlayanlar dahil tüm çalışanların işletmedeki iz düşümlerinin yönetildiği bütünsel bir insan kaynakları bakış açısının, yeni normalde oyunu asıl belirleyecek alan olduğunu düşüyorum. Bununla birlikte, dijital işe alma ve yerleştirme uygulamalarının, uzaktan eğitim uygulamalarının kalıcı olacağını düşünüyorum. Yeni normal, aynı zamanda yeni nesil bir çalışma anlayışını da ortaya çıkardı bence. Şirketlerin insan kaynakları yöneticilerinin, ekiplerinin;  yeni nesil teknolojilerden daha yoğun yararlanarak İK uygulamalarını hayata geçirecekleri artık yadsınamaz bir gerçek.  İşe alma ve yerleştirmeden eğitim ve gelişime; yetenek yönetiminden ücret yönetimine; çalışan memnuniyeti ve bağlılığına kadar, tüm insan kaynakları yönetimi süreçlerinde yeni normalin etkilerini göreceğiz.  Ama dediğim gibi, benim görüşüm özellikle işe alma ve yerleştirme ile eğitim ve gelişim süreçlerinde bu kalıcılığın daha fazla olacağı yönünde.

Ergi Ş

Yazının Devamını Oku

Apple Etkinliğinin Ardından

Apple’ın her yıl Eylül ayında gerçekleştirdiği ve son çıkan ürünlerini tanıttığı etkinlik dün akşam (15 Eylül 2020 Salı günü) gerçekleşti. Bu yıl, geçtiğimiz yıllardan farklı olarak sanal gerçekleşen etkinlikte yeni Apple Watch lar ve iPad ler ile birlikte, bir takım yeni servislerle tanıştık… Her sene olduğu gibi, teknoloji dünyasının kalbinin attığı etkinlikte öne çıkanları sizin için derledim…

Uzun süre sonra ilk sanal etkinlik

Kovid-19 nedeniyle canlı olarak gerçekleştirilemeyen, bu nedenle de eski heyecanlarından uzak olan sanal Apple etkinliği, Steve Jobs’un döneminden sonraki tüm tanıtımlarda olduğu gibi, vizyoner bir liderin coşkusundan da uzaktı. Dünya’nın en değerli şirketlerinden olan Apple, her ne kadar akıllı telefon pazarında düşüşünü sürdürse de, özellikle giyilebilir teknolojiler pazarına hakimiyeti, yeni servisleri öne çıkan trendler ekseninde geliştirmesi, “love mark” özelliği, arzu objesi olması, şaşkınlık ve hayranlık yaratma vizyonu, teknoloji dünyasındaki liderliğini sürdürmesini sağlıyor… Bu etkinlikte öne çıkan özellikler ise; Apple Watch’ın sağlık alanında yıkıcı etkisini sürdürerek gelişmiş erken teşhis uygulamaları sunması, fitness opsiyonları ile giyilebilir teknolojilerde yeni uygulamaları devreye alması, dijital servislere yatırımını sürdürmesi ve aylık abonelik bazlı iş modellerini geliştirmesi…

Etkinliğin yıldırı Apple Watch Series 6

İlk etkinliğin yıldızı, beklendiği üzere, Apple Watch Series 6 oldu. Apple, giyilebilir cihazlar pazarının yaklaşık %30’una sahip olarak, bu pazarda hakimiyetini sürdürüyor. Yeni Apple Watch, şirketin saat odağında şu ana kadar iyi giden özelliklerin üzerine, içinde bulunduğumuz dönem itibariyle daha da öncelikli hale gelen sağlık odağını ekliyor.

Apple yeni saati ile sağlık sektörüne yön vermeyi sürdürecek

Geçtiğimiz dönemlerde, kalp krizini erken teşhis özelliği ile sağlık sektöründe “yıkıcı" bir etki yaratan Apple, yeni saati ile Kovid-19’a yönelik teşhis sağlamada önemli bir gelişme olan, kandaki oksijen seviyesini, 15 saniye gibi kısa bir zamanda, ölçümleme özelliğini devreye aldı (oksijen seviyesindeki azalma, Kovid-19’un belirtilerinden biri olarak belirtilmekte). Bununla birlikte, saatin sağlık odağı, geçmişte olduğu gibi doğrudan teşhis yerine kullanıcıyı daha büyük sorunların erken teşhisi konusunda uyarması. Yani, erken teşhis anlamında, giyilebilir cihazların kullanımının arttırılmasında Apple’ın hamleleri oldukça kritik. Kandaki oksijen seviyesinin ölçümlenmesi özelliği, astım, kalp hastalığı ve akciğer hastalıkları gibi kronik rahatsızlıkları olan kişiler için de önem arz ediyor. Apple, bu yeni özelliği ile, alanında öncü sağlık hizmeti sağlayıcılarıyla ortaklaşa çalışarak, bu hastalıklar ve Kovid-19 ile ilgili sağlık araştırmaları yürütmeyi planlıyor.

Apple Watch’un önceki serilerinde de öne çıkan ve kullanıcılar tarafından beğenilen özellikleri arasında, adım takibi, EKG kalp monitörü, spor salonu ekipmanları ile senkronizasyon özelliği ve meditasyon uygulaması yen saatlerde de sunulmaya devam ediyor. Yeni Apple Watch’un özellikleri arasında ellerinizi ne sıklıkla yıkadığınızın kontrolü, yakılan kalori miktarı ve uyku takibi de bulunuyor. Gün ışığında parlaklığı azaltan, bu şekilde de pilden tasarruf edilmesini sağlayan enerji tasarrufu özelliği ve doğa yürüyüşleri sırasında yüksekliği takip etmek için her zaman açık bir altimetre (yükseklik ölçer) de bulunuyor.

<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/TCMnrssX1NE" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

Netflix belgeseli Sosyal İkilem’in (Social Dilemma) düşündürdükleri

Son günlerde, çevremdeki pek çok kişi Netflix orijinal belgeseli “Social Dilemma”yı (Sosyal İkilem) izlemem gerektiğini söylüyordu.

Dün, bu belgeseli izleme fırsatı buldum. Social Dilemma, benim de iş hayatında yakın çalıştığım, Silikon Vadisi’nin önde gelen şirketlerinden Google, Facebook, Instagram (Facebook tarafından satın alındı), Twitter ve Youtube (Google tarafından satın alındı) eski çalışanlarının söylemlerini içeren (ki bu kişilerin bir bölümü, Facebook’un erken aşama yatırımcısı, Facebook’un gelir kazandırma yöneticisi, Facebook Like’ın ve Youtube öneri platformunun geliştiricileri), bu kişilerin eski çalışmalarını kınayan ve teknolojinin topluma negatif ve manipulatif etkisini eleştiren aktivistlerin düşünceleri doğrultusunda hazırlanmış gerçekten önemli mesajlar barındıran bir belgesel. Milyarlarca insanın kullandığı servisleri, özellikleri geliştiren bu “teknoloji dehaları” bile, nasıl tasarlandığını, geliştirildiğini bile bile ortaya çıkan servislere kendilerinin de bağımlı hale geldiklerini, dolayısıyla çocuklarına belli bir yaşa gelene kadar bu uygulamaları kullandırmadıklarını ve kullanıcılara da algoritmalar tarafından yönlendirilmemek için, gönderilen ileti ve bildirimleri kapatmalarını şiddetle tavsiye ediyorlar… Belgesel, sosyal medyanın "insanlığın en büyük varoluşsal tehdidini" oluşturduğunu öne sürüyor. Belgeselde, yanlış bilginin yayılımı, bilgi kirliliği, manipülasyon ve bağımlılık, sosyal medyanın kötücül özellikleri arasında öne çıkanlar…

 

Social Dilemma’da vurgulanan mesajlara değinmeden önce gelin birkaç adım öncesine gidelim. Belgeselde değinilen konulara yönelik üniversitelerdeki derslerimin giriş bölümünde hep bahsettiğim birkaç örneği, sizlerle de paylaşmak isterim. 2015 yılında Stanford Üniversitesi, üniversite bünyesinde yapay zeka çalışmaları gerçekleştiren araştırmacı Dr. Michal Kosinski’nin elde ettiği sonuçları bir basın bülteni ile şu şekilde paylaşmıştı: “Algoritmalar, artık kişilik özelliklerinizi arkadaşlarınızdan daha iyi algılıyor”… Kosinski’nin araştırmasına göre, yapay zeka bırakın yakın arkadaşlarınızı, eşinizden bile daha iyi şekilde sizin hakkınızda daha doğru çıkarımlar yapabiliyor. Bunun nedeni, bilgisayar algoritmalarının sosyal medyada bıraktığınız yorumlar, beğeniler, ilgilendiğiniz içerikleri de tarayarak, detaylı bir analiz çıkarabilmesi. Her geçen gün gelişen yapay zeka ve makine öğrenmesi ile birlikte kişilik analizinde, bilgisayarların insanlara göre önemli avantajları bulunuyor. Gelişmiş bilgisayarlar, doğru algoritmalar ile büyük miktarda geçmiş veriyi inceleyerek, kişinin dışarı yansıtmadığı psikolojisini de anlamlandıracak şekilde çok daha doğru analizler çıkarıyor. Sonuç olarak, yalnızca 10 beğeniyi analiz ederek iş arkadaşından daha doğru bir şekilde kullanıcının kişiliğini tahmin edebilirken, 70 beğeni ile  sıradan bir arkadaştan veya oda arkadaşından; 150 beğeni ile bir aile üyesinden; ve 300 beğeni ile eşinden daha iyi sonuçlar çıkarabilmekte. Tabii burada analizin sadece beğeniler doğrultusunda yapılmadığını, kişilerin geçmiş paylaşımları, demografik bilgileri, bağlantılı olduğu arkadaşları, paylaşımları, takipleri, abonelikleri de hesaba katılarak, oldukça detaylı bir dijital iz üzerinden anlam çıkarıldığını belirtmekte yarar var.

 

Stanford Üniversitesi’nin bu araştırmayı resmi olarak açıklamasından yaklaşık bir yıl sonra, 2016’da Donald Trump’ın Amerika Başkanı olduğu seçimin ardından, Cambridge Analitik skandalı ile sosyal medya üzerinden kullanıcıların yönlendirilmesi tekrar gündeme geldi. İşin gerçeği, Cambridge Analitik, Facebook'tan edindiği kullanıcı verilerini, makine öğrenimi ile on milyonlarca kullanıcı profilini analiz etmek ve kullanıcıların psikolojik profillerini anlamak için kullanmıştı. Örnekle anlatmak gerekirse, Cambridge Analitik’in, psikolojik profil analizine dayanarak, bir kullanıcının muhtemelen hangi adaya oy vereceği anlaşılıyordu. Desteklediğiniz adaya, oy vereceğini bildiğiniz kişilere para harcamak gereksiz. Bu nedenle, Cambridge Analitik de öncelikle kararsızları hedef aldı ve bu insanlara yönelik rakip karşıtı içeriği teşvik etti. Bu şekilde, ya rakibe oy verme potansiyeli olanları oy vermemeye teşvik etti ya da destekledikleri adaya oyları kaydırmış oldu.

 

Son olarak, biraz da eğlence amaçlı pek çok kişinin Facebook ya da Instagram’a 10 yıl önceki resimleri ile bugünkü resimlerini koyduğu, “10 years challange”a gidelim. Burada da, kendi ellerimizle, gerçekten 10 yıl önceki resimlerimizi platform ile paylaşarak bu platformların yüz tanımaya yönelik algoritmalarını daha doğru eğitmelerini desteklemiş olduk. “10 years challenge”’ın ardından oldukça fazla, yaşlandığınızda nasıl görüneceğinizi gösteren algoritmalar ve uygulamalar çıkması hiç şaşırtıcı değil aslında…

Üç örnek açısından da işleyiş aynı. Gelişen yapay zeka algoritmaları, büyük veri setleri ile eğitilmekte, bu doğrultuda kullanıcının önceki tercihleri doğrultusunda öngörü analizleri oluşturulmakta ve kullanıcı sistemin çıkarları doğrultusunda yönlendirilmekte. Belgeselin de ana fikri bu aslında…  Ayrıca, belgeselde, Dünya’nın yapay zeka tarafından yönetilmeye başlandığı, Terminator, Neuralink gibi girişimleri beklemeye gerek olmadığı da önemli bir tespit.

Yazının Devamını Oku

Ozan İnan ile “Yeni Normal” ve yerli milli çözümler

Kariyer gelişiminde, çalıştığınız şirketlerin kültürü, yöneticilerinizin tavrı, duruşu, karakteri, liderlik stili oldukça önemlidir. Özellikle, yeni mezun, tecrübesiz gençler açısından ilk çalıştıkları yöneticiler avantaj ya da dezavantaj olabilir. Ben, bu alanda çok şanslıydım, gerçekten bana güvenen, alan tanıyan, önerdiğim projeleri gerçekleştirmem için imkan sağlayan ve örnek teşkil eden çok önemli liderler ile çalışma imkanım oldu. Tabii herkesin çalışma hayatında olduğu gibi çok kötü (hem karakter, hem de iş yapış şekli olarak) yöneticiler ile de çalıştım ve onları da gözlemleme imkanım oldu. Bu da çok değerliydi. Negatif yöneticilerden de önemli dersler alıyorsunuz. Onlardan nelerin yapılmaması gerektiğini öğreniyorsunuz… 

Benim ilk iş tecrübem, şu anda öğretim görevlisi olarak ders de verdiğim Sabancı Üniversitesi’nde Sanayi Liderleri Yüksek Lisans Programı’na devam ederken çalıştığım Alcatel şirketiydi. Program kapsamında, altı ay tam zamanlı bir şirkette çalışarak, bir proje tamamlamam gerekiyordu. O dönemde Alcatel, başka bir dünya devi Lucent ile yeni birleşmiş, mobil altyapı ve kurumsal teknoloji çözümlerinde önde gelen bir oyuncuydu. Sn. Ozan İnan ile de Alcatel’de çalışırken tanıştım; gerçekten örnek alınacak bir lider, rol modeldi. Uzun zaman sonra, birlikte aynı projelerde yer alma ve bir takım yeni projeleri tasarlama imkanımız oldu. Ülkemizde teknoloji sektöründe, yerli milli çözümleri desteklemede ve gelişen teknolojileri analiz etmede önde gelen isimlerden olan Ozan Bey ile yeni normali, etkilerini, son dönemde oldukça ses getiren Neuralink girişimini ve öne çıkan yerli milli çözümleri konuştuk.

 

 

Ergi Şener: Teknoloji odaklı çalışmalarınızla, sektöre yön veren bir yönetici olarak, Koronavirüs ile birlikte yaşadığımız süreci genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Ozan İnan: Tüm dünya şimdiye kadar örneği görülmemiş çok zorlu bir süreçten geçiyor. İnsanların günlük yaşamları olumsuz yönde etkilendi, tüketicilerin davranışları ve alışkanlıkları değişti, şirketlerin iş yapış şekilleri dönüştü, ülke ekonomileri olumsuz etkilenirken, Dünya neredeyse durma noktasına geldi. Sürecin atlatılması için, ülkemizde ve dünyada şirketlere ve bireylere çeşitli destekler sağlandı. Sadece sağlık sektöründe değil bilişim, telekomünikasyon, ulaşım, lojistik ve daha birçok sektörde insanlar büyük fedakarlıklar gösterdiler ve birbirlerine kenetlendiler.

 

İçinde bulunduğumuz bu dönemde iletişim teknolojilerinin ve diğer teknolojilerin ne derece önemli olduğu çok daha belirgin bir hale geldi. Diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda Türkiye’nin, krizi yönetmekte daha başarılı olduğunu görüyoruz. Bunda erken alınan önlemlerle birlikte, sağlık sektörünün ve teknolojik altyapımızın güçlü olmasının büyük rol oynadığını düşünüyorum.

Yazının Devamını Oku

Sağlık Sektörünün Yeni Normali

Korona ile birlikte hayatımıza giren ve her sektörü, firmayı, bireyi değişime zorlayan, “yeni normal” olarak adlandırmaya başladığımız sürecin temelinde sağlık sektörü yer alıyor…

Son yazımda görüşlerine yer verdiğim, Sabancı Üniversitesi öğrencilerimden Cem İlbay İnanç’ın sürece yönelik şu tespiti oldukça önemli ve hayatın hızından unutsak da hep farkında olmamız gereken bir gerçek: “….Koronanın, kıymetini anlamakta zorlandığımız önce sağlık düşüncesini yaşatarak öğrettiğini düşünüyorum…” Bununla birlikte, virüs hayatımıza girdi gireli çok büyük çaba ve fedakarlık gösteren ve virüsün yayılmasını engellemek için ilk günden bu yana ellerinden gelenin fazlasını, insan üstü gayretlerle gerçekleştiren sağlık sektörü çalışanlarına ne kadar teşekkür etsek az… Zaten oldukça kutsal bir görev icra eden sağlık çalışanları, insanların sağlık problemlerine çözüm getirmek, acil ameliyatları zamanında gerçekleştirmek dışında; bir de kişiden kişiye farklılık gösteren, global ölçekli, halen çözülemeyen bir sorun olan Kovid-19’a karşı bir yandan kendilerini korurken, bir yandan da virüsün bulaştığı hastaları tedavi etmeye çalışıyorlar. Aynı zamanda, kişileri doğru bir şekilde bilinçlendirirken, virüsün kökünü kazıyacak çalışmalara da devam ediyorlar. Yani, bundan böyle, doktorlara bağırıp çağırırken, hatta kimi zaman kaba kuvvet kullanırken, bu süreci unutmamak gerekiyor (tabii hasta psikolojisini anlamak, hastalar ile empati kurabilmek de doktorlar adına oldukça önemli…)

 

Yeni normalde sadece kendi sağlığımızı değil, hizmet aldığımız insanların da sağlığını önemsemeye başlıyoruz…

Daha önceki yazılarımda da özellikle alışveriş, perakende ve restoranların yeni normalini analiz ederken, hizmet aldığımız kişilerin de sağlık durumunun sorgulanmaya başlandığını, hatta bir takım işletmelerin servis elemanlarının ateşlerini gerçek zamanlı olarak müşteriler ile paylaştıkları yapılar kurduğunu örnekleri ile paylaşmıştım.

 

Virüsün kontrol altına alınamaması, yeni sağlık sorunlarının habercisi

İçinde bulunduğumuz sürecin belirsizliği; virüsün yol açtığı toplumsal ve ekonomik problemler, sağlıkla ilgili aşırı hassasiyete; bu durum da yeni sağlık sorunlarının oluşmasına sebep oluyor. Dünya Ekonomik Forumu, milyonlarca insanın aylarca karantinada kalmasına “Dünya'nın en büyük psikolojik deneyi" olarak atıfta bulundu. Sonuç olarak, bu süreç panik atak, uykusuzluk, anksiyete, öfke, sinirlilik, duygusal yorgunluk, depresyon ve travma gibi belirtilerde artış görülmesine neden oluyor. Dünya Sağlık Örgütü de çoğu kişinin sosyal izolasyona mahsur kaldığı ve fiziksel, zihinsel sağlığın olumsuz etkilendiği bu dönemde, evde sağlıklı kalınmasını destekleyecek önerilerini paylaştı. Bu öneriler, evde egzersiz, akıl sağlığını koruma, sağlıklı beslenme, sigaradan uzak durma önerilerini içermekte… (https://www.who.int/campaigns/connecting-the-world-to-combat-coronavirus/healthyathome).

 

Yazının Devamını Oku

Üniversiteli gençlerin “Yeni Normal”e bakışı  

Uzun süredir, aynı zamanda mezunu da olduğum Sabancı Üniversitesi’nin Yönetim Bilimleri Fakültesi MBA Programı Danışma Kurulu’nda yer almaktayım. Düzenli olarak Sabancı Center’da gerçekleştirdiğimiz değerlendirme toplantılarında, özellikle işletme eğitiminde ve MBA seviyesinde, değişen iş hayatının ihtiyaçlarına cevap verecek güncel eğitim içeriklerinin eksiliğini dile getiriyordum.

Sürücüsüz araçlar, “drone”lar, robotlar, blok zinciri, endüstri 4.0, yapay zekadan bahsedilirken, genelde bu trendlerin sektörlere ve işletmelere etkisine, bu yeni gelişmelerin doğuracağı yeni iş modellerine, uygulama alanlarına pek değinilmiyor. Kavramlara yüzeysel olarak, birbirleri ile olan etkileşimine bakılmadan yaklaşılıyor… Üniversiteden yeni mezun olup iş hayatına katılan gençler de her ne kadar yeni teknolojilere yönelik bilgi sahibi olsalar ve yeni teknolojileri günlük hayatlarında sıkça kullansalar da, bu teknolojilerin yıkıcı etkilerini ya da sebep olacağı etkiyi, biraz da tecrübe eksikliğinden, doğru analiz edemiyorlar. Bu doğrultuda, geçmiş tecrübelerim ışığında Değerli Dekanımız ve Hocam Prof. Dr. Nihat Kasap’ın da desteği ile ilk olarak MBA ve EMBA programları için “Teknoloji Farkındalığı ve Teknoloji Trendlerinin İş Hayatına Etkisi” dersini tasarlayarak vermeye başladım. Bu derse olan ilgi, geçtiğimiz yıl itibariyle, son sınıf işletme öğrencilerine yönelik olarak ders içeriğini genişletmeme neden oldu. Bu güz döneminde de severek verdiğim bu dersi yine Sabancı Üniversitesi son sınıf öğrencileri ile paylaşmaya devam edeceğim.

 

Geçtiğimiz dönem dersin yarısını sınıf ortamında yüz yüze, yarısını da online olarak yapmak zorunda kaldık. Herkes gibi ben de öğrencilerim ile birlikte bu süreci ilk defa deneyimledim. Bu deneyimler ve araştırmalarımın doğrultusunda da eğitimin yeni normaline yönelik düşüncelerimi  hurriyet.com.tr için özetlemiştim (https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ergi-sener/coronavirus-sonrasi-yasam-yeni-normal-hayatimiza-neler-getirecek-online-egitim-41509170).

Daha önce de pek çok kez paylaştığım üzere, gençlerle, özellikle üniversitede vakit geçirmekten her zaman çok keyif alıyorum. Tertemiz beyinlerin bir şeyler üretmesini izlemek; pırıl pırıl gençlerin gelişimlerini gözlemlemek; fikirlerini, projelerini sunarken heyecanlarını paylaşmak büyük zevk… İçinde bulunduğumuz dönem, ne yazık ki gençlerin gelişimleri için ideal bir ortam değil. Kampusler kapalı, dersler tamamen online, dışarıdaki sosyal hayat kontrollü ve sürecin daha ne kadar böyle devam edeceği belli değil. Ben de dersimi alan öğrencilerimden Kaan Kırhan ve Cem İlbay İnanç ile gençlerin bakış açısından Korona sürecini tartıştım. Kaan ve Cem ile genç kuşağın sürece yönelik düşüncelerini, gelecekten beklentilerini, kendilerinden yaşça büyük kuşaklara ve kurumsal şirketlerin dijital dönüşümlerine yönelik gözlemlerini ve online eğitimi ele aldık. Bu değerli arkadaşlarım ile gerçekleştirdiğimiz keyifli söyleşiyi sizlerle paylaşmak isterim:

 


Yazının Devamını Oku

Turizmin Yeni Normali

Kovid-19 sonrası ilk yaz mevsiminin sonuna yaklaşmaktayız. Sağlık Bakanımız Sn. Fahrettin Koca’nın da bayram tatili öncesi uyardığı üzere; “1.dalga sahillere inmiş durumda. Hala yaz tatiline devam edenlerin ya da yeni tatil planlaması yapanların da çok dikkatli olması gerekiyor".

Korona sürecinin en fazla etkilediği sektörlerin başında turizm geliyor. Önde gelen uluslararası  bağımsız denetim ve danışmanlık firmalarından Ernst & Young tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, bu sene oteller ve restoranlar için Avrupa düzeyinde gelir kayıpları %50’ye ulaşırken, tur operatörleri ve seyahat acenteleri için bu oran %85’e çıkmış durumda. Paylaşım ekonomisi denilince ilk akla gelen firmalarından, Dünya’nın en çok kullanılan online ev paylaşım ve konaklama uygulaması Airbnb'nin tahminlerine göre ise, şirketin 2020 gelirinin, 2019’un yarısından az olacağı yönünde. Sermayesindeki artışa ve maliyetlerindeki önemli ölçüde düşüşe rağmen, Airbnb'nin kurucu ortağı ve CEO'su, şirketin işgücünde %25 azalmaya gideceklerini açıkladı. Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi (The World Travel and Tourism Council - WTTC) tarafından yayınlanan bir raporda, mevcut salgın nedeniyle dünya çapında 50 milyona yakın seyahat ve turizm odaklı iş yapan kişinin işlerinin risk altında olduğunu belirtiliyor.

 

Turizmi temel olarak üç ana bölümde inceleyebiliriz: Farklı bir yere seyahat etmek; oraya vardığımızda konaklayacak bir otel veya dairede konaklamak ve tatildeki boş vakti kültürel etkinliklere ve eğlence aktivitelerine zaman ayırmak. Kovid-19 bu alanların tümünü etkiledi. İnsanlardaki tedirginliğin ve endişenin sürmesi, otel rezervasyonlarının ya da tatil planlarının iptal edilmesine, bu iptaller de hem uçuşların hem de otellerin, restoran ya da eğlence mekanlarının boş olmasına neden oluyor.  Kısacası, sektörün tüm tedarik zincirinde "zincirleme" negatif bir gidişat söz konusu.

 

Turizmin yeni normalinde sağlık, temizlik, güvenlik ve dijital odaklı uygulamalar öne çıkıyor…

Turizm sektörünün yeni normalinde de odak, tesislerin temizlik, sağlık, ve güvenlik standartlarına uyacak şekilde iyileştirilmesi ve mümkün olduğunca sosyal mesafeyi sağlayacak şekilde, konukları endişelendirmeden faaliyetlerin devamının sağlanması doğrultusunda. Bazı büyük otel zincirleri misafirlerine 7 gün 24 saat tıbbi destek sunup, müşterilerine konaklama sürecinde sağlık sigortası sağlayarak, güven inşa etmeye çalışmaktalar. Hijyen ve sağlık odaklı iyileştirmeler, doğru dijital teknolojiler ile desteklendiği takdirde, sektörde rekabet avantajı adına da önemli kazanımlar söz konusu.

İnsanlar kendi araçları ile evlerine yakın yerlere seyahat etmek istiyor…

Tüm ülkelerde, insanların başkalarıyla fiziksel teması giderek daha fazla azaltmak istedikleri dönemde yurtiçi seyahat ve konaklama popülerlik kazandı. Kovid-19 ile birlikte tatil amaçlı yapılan seyahatler, araçlarla ya da kısa mesafeli uçuşlarla daha kolay erişilebilir yerlere kaymakta. Turistler ziyaret ettikleri yerlerin popüler alanlarını daha yüksek riskle ilişkilendirdikleri için, kalabalık olabilecek merkezi lokasyonlara seyahat, toplu taşıma ile ulaşım gibi yerel deneyimlerden uzak kalmaktalar. Bunun yerine, kırsal ve açık alanlar daha fazla tercih edilmekte. Bu dönemde, çok büyük oteller ve tatil köylerinden ziyade, butik otellere daha fazla talep olmakta.

Yazının Devamını Oku

Selen Kocabaş ile Yeni Normal Üzerine - II

Değerli yönetici, danışman, stratejist Sn. Selen Kocabaş ile söyleşimizin ikinci bölümüne iş dünyasının yeni döneme adaptasyonu, insan kaynaklarının ve organizasyonların dönüşümü, yeni nesil liderlik ve öne çıkan yetkinlikler odağında devam ediyoruz… 

Ergi Şener: Turkcell döneminde benim de bizzat şahit olduğum, insan kaynakları alanında öncü çalışmalarınız var. Aynı zamanda Peryon İnsan Yönetimi Derneği'nin de ilk kadın yönetim kurulu başkanısınız. Koronavirüsün etkisi ile evden çalışma başta olmak üzere, şu ana kadar iş hayatında dirençle karşılanan pek çok süreci de test etme imkanımız oldu, bunların bir kısmına değinmiştiniz. İş dünyası açısından evden çalışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeni normalde kalıcı olur mu?

 

Selen Kocabaş: İnsan Kaynakları odağında, insan yönetimi ve yeni dünyada çalışma koşullarına yönelik bence işin birkaç boyutu var. Örneğin, perakendenin değişiminden bahsetmiştik. Peki, bundan sonra mağazalar tümüyle kapanacak ve alışveriş tamamen e-ticarete mi dönecek? Hayır, böyle bir dünya olmayacak… Tüm sektörlerde hibrit, birbirini tamamlayan süreçler ortaya çıkacak. Çünkü, insan var olduğu sürece, etkileşime ve birbirimizle temasa ihtiyacımız var. Fiziksel mağazalar daha fazla deneyim sunma odaklı farklılaşacak; e-ticaret tarafı da omni-kanal yapıları ile sürecin online tarafının tamamlayıcılığına dönecek.

 

Bence ofislerde çalışma düzeni de buna dönecek. Eğitimler daha fazla online ortama kayacak. Teknik eğitimler, hızlı test edebileceğimiz, ölçümleyebileceğimiz çalışmalar çok daha hızlı online sisteme evrilirken, ya da bir takım toplantılar, çalışmalar evden ya da uzaktan yapılabilirken; belli  bir ekibin beyin fırtınası yapması gereken çalışmalar, stratejik toplantılar, birbirimize değip dokunduğumuz yani, tahtalarda yazıp çizdiğimiz toplantılar yine ofis içerisinde olacak. Ancak, yeni dünya dinamiğinde bunların dengesel ağırlığı değişiyor olacak. IK profesyonelleri için de şu kavram değişikliği daha çok önem arz edecek; çalışanımız dediğimiz kişi artık sadece bizim bordromuzda olan kişiler değil… Müşteriye götürdüğümüz değeri tamamlayıcı ekosistemle biz bir insan  kümesi yönetiyoruz. Bu yeni dünya, dijital ortam, online dünya daha büyük ekosistemi de yönetme fırsatını bize getiriyor olacak. Bu doğrultuda düşünmemiz ve planlamalar yapmamız gerekiyor. Yani bizim  tedarikçimiz de, bizimle birlikte ürün geliştiren bir iş ortağımız da bizim çalışanımız konumuna geliyor. Çünkü aynı ürünü, çözümü müşterimize götürüyoruz. İnsan kaynakları profesyonellerinin de artık bu gözle bakıyor olması gerekiyor.

 

 

Yazının Devamını Oku

Selen Kocabaş ile Yeni Normal ve Yeni Normalde Kadın üzerine

Yeni normal ve Kovid-19 sonrası iş hayatının ve sektörlerin değişimine yönelik, farklı alanlarda çalışmalar gerçekleştiren öncü isimler ile gerçekleştirdiğim söyleşilere Sn. Selen Kocabaş ile devam ediyorum.

Selen Hanım, geri bildirimlerine, yorumlarına oldukça önem verdiğim bir yöneticidir. Kendisi ile ilk defa Turkcell’de çalıştığım dönemde tanıştım. O dönem Selen Hanım Turkcell İnsan Kaynakları’ndan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı’ydı. Aradan geçen zaman içerisinde de özellikle teknoloji odaklı çalışmalarını yakından takip etmekteyim. Zaman zaman hem kendi girişimlerim, hem de mentörlük yaptığım start-up’lar özelinde de Selen Hanım’ın görüşlerini almayı sürdürüyorum.

 

Benim çalıştığım dönemde, Turkcell önemli bir okuldu. Hala  gerçekleştirdiğim çalışmalardan edindiğim tecrübeyi; birlikte çalıştığım arkadaşlarımdan öğrendiklerimi kullanmayı sürdürüyorum; o dönemde kurduğum bağlantılar yeni iş fırsatları ve işbirlikleri adına da oldukça yarar sağlıyor.Turkcell’in ülkemizin önde gelen teknoloji şirketlerinin birine dönüşmesinde, yıllarca en çok çalışılmak istenen şirketlerden biri olmasında ve şirket içerisinde çalışanlar arasında kurulan sağlam bağda Selen Hanım’ın liderliği ve etkisi bana göre çok büyüktür.

 

 

Selen Hanım, sivil toplum ve dernek çalışmalarında da oldukça aktif. Türkiye’nin en eski sivil toplum kuruluşu Peryon İnsan Yönetimi Derneği’nin ilk kadın başkanı olmasının yanında, Etik ve İtibar Derneği’nin ilk kurumsal kurucu üyesi, Yönetim Kurulunda Kadın ve Yeniden Biz Derneği’nin kurucu yönetim kurulu üyesi, Teknolojide Kadın Derneği’nin kurucu üyesi, Endeavor Türkiye Danışma Kurulu üyesi ve mentorlarından. Pek çok kurumsal şirkete de stratejik danışmanlık sağlayan Sn. Kocabaş, aynı zamanda Bakan Danışmanlığı hizmeti de vermekte. Selen Hanım ile yeni normalde iş hayatının, sektörlerin değişimi, dijital dönüşümün ivmelenen hızı, iş hayatında ve yeni normalde kadının yeri ve yeni dünyada öne çıkan yetkinlikler özelinde oldukça keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik…

 

Yazının Devamını Oku

Covid-19’un Dijital Dönüşüme Etkisi

Dijital dönüşüm, son yıllarda iş dünyasının en öncelikli konularından biriydi. Son birkaç aydır ise, Kovid-19’un etkisiyle, dijital dönüşüm, tüm sektörlerin ve işletmelerin hayatta kalmaları ve işlerini sürdürmeleri adına ne kadar önemli ve kritik olduğunu oldukça çarpıcı bir biçimde ortaya koydu. Artık, herkesin farkında olması gereken şu ki; dijital teknolojilere adapte olmayıp; dijital stratejileri doğru bir şekilde uygulamayan ya da uygulamada geciken şirketler yok olacak…

Acil dijital dönüşüm…

Forbes’da yayınlanan bir makalede Rishi Khanna’nın da belirttiği üzere, uzun yıllar, dijital dönüşüm bir gündem olmasına rağmen, işletmeler açısından bir aciliyet teşkil etmedi. Hatta, pek çok yönetici ve karar verici, dijital dönüşümü alınacak aksiyonların en alt sırasında tuttu, bu dönüşüm planlamasını bir maliyet kalemi olarak gördü (Kovid 19’a rağmen ne yazık ki hala bu şekilde hareket eden belirli bir kesim olduğunu da belirtmek gerekiyor.) Korona sürecinde uzaktan çalışmanın zorunlu hale gelmesi, bulut bilişime olan ihtiyacın apaçık ortaya çıkmasını, hızlı kararlar alınmasını ve bir takım altyapı ihtiyaçlarının da hızlıca devreye alınmasını zorunlu hale getirdi. Bu süreç en hızlı adapte olabilenin hayatta kalacağını gözler önüne serdi. Sonuç olarak, dijital dönüşüm genel bir “trend”den modern iş stratejisinin merkezi bir bileşeni haline geldi…

 

Dijital göç hızlandı…

Kovid-19, günlük yaşamın ve işlerin olabildiğince rutininde devam etmesi adına dijital hazırlığın ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Hep söylediğimiz üzere, uzun yıllar boyunca tartışılan ve çoğu zaman da dirençle karşılanan çoğu konu, bugünlerde iş sürekliliği ve rekabetin temelini oluşturuyor. Tamamen fiziksel operasyonlara dayalı, geleneksel işletmelerin çoğu (oteller, restoranlar, havayolu şirketleri, vb.) büyük krizler ile baş etmek durumundayken,  günlük hayatımıza kesintisiz devam etmemiz dijital teknolojiler sayesinde oldu…

Bununla birlikte, Harvard Business Review’da yayınlanan bir makalede belirtildiği üzere (Coronavirus Is Widening the Corporate Digital Divide – Koronavirüs Kurumsal Dijital Bölünmeyi Genişletiyor) Kovid-19, insanlar ve şirketler arasında dijital dönüşümden kaynaklı farklılıkları çok büyük boyutta derinleştiriyor olacak.

 

Tüm sektörlerin hızlı bir şekilde dijitalleşme çabasında olduğu bu süreçte, alışkın olduğumuz uygulamaların nasıl dijitalleşmekte olduğunu ve öne çıkan uygulama alanlarını paylaşmak istedim…

Yazının Devamını Oku

Esen Hünal ile Gastronominin Yeni Normali üzerine

Ülkemizde yemek yapmaya olan ilginin büyük oranda arttığına ve yemek yapmanın bir hobiye, sosyal bir aktiviteye ya da terapiye dönüştüğüne, daha önceki yazımlarımda değinmiştim. Her ne kadar, pandemi sürecinde evde kalmak, bu ilginin artmasını ivmelendirmiş olsa da; son dönemlerde oldukça popüler olan yemek programlarının, yarışmaların ve tarifleri, sunumları ile örnek teşkil eden şeflerin de bu süreçte önemli etkisi olduğunu düşünüyorum.

Bu şeflerden biri olan Sn. Esen Hünal, sektörde önemli bir yeri olmasına rağmen, daha geniş kitlelerin dikkatini, The Taste Türkiye jürisinde yer almasının ardından çekmeyi başardı. Erkek egemen şefler arasından bilgisi, görgüsü, eğitimi ve deneyimi ile sıyrılıp, kısa sürede adından söz ettirmeyi başardı.

 

Deneyimi büyük olmasına rağmen, oldukça genç bir şef olan Esen Hanım, Londra’de Leiths School of Food and Wine’da aşçılık, restoran ve mutfak işletmeciliği eğitiminin ardından, aile işi The North Shield Pub zincirinin mutfak koordinatörlüğünü üstlendi. 2008 senesinde açtığı La Brise Brasserie isimli restoranının 8 sene mutfak şefliğini yaptı. Bununla birlikte, 3 sene Bilgi Üniversitesi’nde eğitmen şeflik yaptı. Halen aktif olarak Youtube kanalından yemek tarifleri veriyor. Esen Hanım ile gastronominin ve restoranların yeni normalini konuştuk…

 

 

Ergi Şener: Gastronomi sektörünün öncü isimlerinden biri olarak Koronavirüs sürecinin sektöre genel olarak nasıl etki ettiğini düşünüyorsunuz? Sizce en büyük değişim ihtiyacı hangi alanlarda ortaya çıktı?

 

Yazının Devamını Oku

Hazer Amani ile Restoranların Yeni Normali Üzerine

Son zamanlarda ülkemizde yemek yapmaya olan ilgi oldukça arttı.

Pandemi döneminde de, yemek tarifi ve sağlıklı beslenmeye yönelik aramaların ciddi artış gösterdiği çarpıcı bir gerçek olarak karşımıza çıktı. Bu dönem, insanların evlerinde farklı yemekler denedikleri, yaptıkları yemekleri sosyal medyalarından paylaştıkları ve bunu sosyal bir aktiviteye dönüştürdükleri bir süreç oldu.

 

Sn. Hazer Ameni’yi de farklı tarzı, yenilikçi tarifleri ile tanıdık. Hazer Bey bence, güzel yemek pişirmeyi, yemekten keyif almayı ve bilindik tarifleri kendine has yorumu ile bambaşka hale getirerek servis etmesi ile Türkiye’de aşçılığa ve gastronomiye bakışı değiştiren öncü şeflerden. Aynı zamanda Fire Room markası ile, sokak lezzetlerini tüketiciler ile buluşturan bir restoran zincirinin de sahibi.

 

Benim Hazer Bey ile tanışmam, Ekim ayında birlikte yer aldığımız bir programa dayanıyor. O zamandan beri de iletişimimiz sürekli devam ediyor. Hatta, mentörü olduğum start-up lar ile Hazer Bey’i düzenli olarak buluşturmaya da gayret gösteriyorum. Bu süreçte, Hazer Bey’in değerli geri bildirimleri ve desteği ile yeni filizlenen şirketlere ve fikirlerini ticarileştirmeye çalışan gençlere olan katkısını bizzat gözlemledim.

 

Bana göre, eğitimi, kültürü, duruşu ve karizması ile sektörde farklı bir yerde olan ve sektöre pek çok açıdan öncü çalışmaları ile yön veren bir isim olan Hazer Ameni ile restoranların yeni normalini ve bu süreçte öne çıkmakta olan uygulamaları tartıştık…

 

Yazının Devamını Oku

Restoranların Yeni Normali

Günlük yaşamımızda, restoranların önemli bir yeri vardır. Yemek yiyip, karnımızı doyurduğumuz yerler olması dışında; sosyalleştiğimiz, arkadaşlarımız, sevdiklerimiz ile hasret giderdiğimiz, iş toplantılarımızı gerçekleştirdiğimiz, bazen gelip geçen insanları ve günlük koşturmayı izlediğimiz, kısacası hayatımızın önemli ritüellerini içeren yerlerdir restoranlar. Hatta, bir sohbet esnasında spesifik bir bölge ya da şehir gündeme geldiğinde, o yere yönelik aklımıza ilk gelenlerden biri bildiğimiz, güvendiğimiz ve sevdiğimiz restoranlardır ve bunları paylaşmaya gayret gösteririz.

Korona ile birlikte, restoranlar küresel olarak, benzeri görülmemiş bir duraklama sürecine girdi. Yeni normal ile birlikte, alışkın olduğumuz restoran deneyimi de oldukça farklı olmaya başladı. Restoranlar hızlı bir şekilde sağlık odaklı, temassız uygulamaları devreye almaya, dijital kanallara yatırım yapmaya ve müşterileri ile doğru iletişimi kurmaya odaklandı. Ben de bu yazımda, restoranların yeni normalde, hayatta kalmak ve bu süreçten gelişerek çıkmak için gerçekleştirdikleri uygulamaları ve “restoranların geleceğini” ele aldım.

 

Restoranlarda dijitalleşme, daha çok hızlı servis odağında başlamıştı.

Korona öncesinde de, özellikle hızlı servis restoranları ve kahve zincirleri müşteri deneyimini zenginleştirecek ve müşterilere daha hızlı servis sağlayacak teknolojik uygulamaları denemeye başlamıştı: Kioskların kasiyerlerin yerini alması, menülerin ekranlara taşınması ile müşterilere kişisel deneyimler sunulması, mobil sipariş deneyiminin geliştirilmesi, vb… Ancak pandeminin bir sonucu olarak ortaya çıkan sağlık ve güvenlik endişeleri, bu dijital yeniliklerin pek çok restoran için standart hale gelmesine yol açtı.

 

Özellikle, restoranların kapalı kaldığı ve kontrollü olarak sadece eve sipariş hizmetleri ile kısıtlandığı dönemde, oldukça yaratıcı iş modelleri ile birlikte restoranlar açısından artık “de facto” olacak bir takım kavramlar da hayatımıza girmeye başladı.

 

İşlerin azaldığı dönemde birçok yaratıcı fikir ortaya çıktı

Yazının Devamını Oku

Cenk Bayrakdar ile “Girişimcilik Ekosisteminin Yeni Normali” üzerine II

Revo Capital kurucusu ve yönetici ortağı Sn. Cenk Bayrakdar ile yeni normalde girişimcilik ekosistemindeki değişimi, yeni yatırım alanlarını ve bu süreçte dikkat edilmesi gerekenleri görüştüğümüz keyifli söyleşimizin ikinci bölümü Sizlerle…

Ergi Şener: Ülkemizdeki önemli start-up’lardan Bitaksi ve Getir’in kurucusu Sn. Nazım Salur, Korona sürecinin girişimcilere etkisini anlatırken: "Çok sayıda start-up mevcut durumdan gerçekten kötü etkileniyor. Hayat şu an girişimcilere penaltı atıyor. Kurtarırsanız süper ama olmazsa zaten yapacak bir şey yok. Penaltıdan gol yemenin bir ayıbı olmaz. Olmadı ilerideki maçlara bakmak gerekecek. " şeklinde bir ifade kullanmıştı. Covid-19'un girişimcilere etkisini Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cenk Bayrakdar: Pandeminin küresel ve yerel pazarlar üzerindeki etkisinin derinliği ve kapsamı  daha önce deneyimlenmiş tüm krizlerden çok farklı boyutlarda gelişti, gelişiyor.  Hiç bir kurumun ve hiçbir girişimcinin daha önce kaşılaşmadığı bu çok boyutlu krizde, yatırımcıların düşünce sistematiğinin de nasıl etkilediğini hepimiz ilk defa bizzat yaşıyoruz, görüyoruz. Girişimciler açısından bu dönemde giderlerini yani nakit akışlarını daha iyi kontrol etmenin ve zaman kazanmanın önemli olduğunu söyleyebiliriz.

 

Ergi Şener: Tüm olumsuzlukların yanında, bu sürecin bir yandan girişimcilik ekosistemini güçlendirdiğini de düşünüyorum. Potansiyel içeren, süper gençler bir yandan yaşadığımız problemlere çözüm geliştirmeyi sürdürüyor. Kendi girişimlerini gerçekleştirmek isteyen gençlere önerileriniz neler olur? Kendilerini nasıl yetiştirmeliler? Kimler ile çalışmalı, kime güvenmeli, planlamalarını nasıl yapmalılar?

 

Cenk Bayrakdar: Bu zamana kadar başarılı olmuş girişimlere baktığınızda müşterinin ihtiyacından doğmuş ve daha önce başkasının çözemediği bir problemi, mükemmel müşteri deneyimi ile sunmuş olan girişimler olduğunu göreceksiniz.

O nedenle ilerlemek için daha net bir vizyona ihtiyaç var. En iyi sonuçları elde etmek için de geriye dönük çalışmak gerekecek. Pazarın ve sunulan ürün/hizmetlerin önümüzdeki 12, 15 ya da 18 ay içinde hangi noktada olacağına dair bir fikriniz olmalı ve buna göre atılması gereken adımları belirleyip, geriye dönük olarak çalışmalısınız. Hangi araçları kullanıyor olursanız olun, ileriye dönük nakit akışını belki de günlük olarak değerlendirebilmeniz için bu metrikleri mümkün olduğunca zamanında elde ettiğinizden emin olun.  Öte yandan, müşterileriniz için doğru olanı yaparsanız, bunun sonucu olarak daha sadık müşterilere sahip olursunuz. Bu konuyu yatırım getirisi (ROI) yaklaşımıyla ele alın. Genellikle en yüksek maliyet, öncelikle müşteriyi kazanmaktır. Daha sonra ek satış yapmak, daha düşük maliyetli ve genellikle daha düşük kaynak gerektiren bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım gelirleri arttırmanın ve müşteri sadakati yakalamanın en düşük kaynaklı ve en düşük maliyetli yolu olacaktır.

 

Yazının Devamını Oku

Cenk Bayrakdar ile “Girişimcilik Ekosisteminin Yeni Normali” üzerine

Herkesin iş hayatında önemli insanlar, örnek aldığı liderler vardır... Sn. Cenk Bayrakdar’ın da benim iş hayatımda ayrı bir yeri vardır ve bana göre çok özel ve gerçek bir liderdir.

Cenk Bey ile ilk defa 2010’da, o dönem Turkcell bünyesinde yeni kurulmakta olan Mobil Finansal Servisler’e katılmam ile tanıştım. Sn. Cenk Bayrakdar, beni Turkcell’de işe alan kişiydi ve Turkcell’deki çalışma dönemim boyunca uzun süre Cenk Bey’in ekibinde yer aldım. Cenk Bey’den işin yönetimi, takibi,sunumu; rekabette fark yaratmak için yapılması gerekenler; farklı ekipler ile çalışma disiplini konusunda çok şey öğrendim. Ama, asıl “tavır ve hayatta duruşa” yönelik çok önemli dersler aldım… Hepimiz insanız, bazen, ister istemez, başarılı çalışmalar sonrası bulutların üzerine çıktığımız dönemler olabilir. Böyle durumlarda, Cenk Bey hemen devreye girer, (Obradovic’in liderlik özelliklerinde  de belirttiğim gibi) asıl önemli olanın sürdürülebilir başarı olduğunu belirtip, hemen gerçek hayata dönüp, çalışmayı sürdürmenin önemine değinirdi. Bunu yaparken, biraz sert olduğu için bazen kalbimizi de kırdı, ancak yapmaya çalıştığının önemini şimdi çok daha iyi anlıyorum…

 

Bununla birlikte, Cenk Bey, işini hakkıyla yapan, şirketi ileri götürmek için uğraşan ve fark yaratan herkesi bizzat tanır, takdir eder, onlara yatırım yapar ve arada ne kadar hiyerarşi olursa olsun, işi bizzat sorumlusu ile takip ederdi… Ekibinde ne kadar fazla kişi olursa olsun, kimin gerçekten iş çıkarıp çıkarmadığını bilir ve herkesin hakkını vermeye çalışırdı. Henüz Turkcell’de bile çok yeniyken, GSMA’de (global mobil operatör birliği) dünyanın lider operatörlerinin deneyimli çalışanlarından oluşan (yaş ortalaması 40+'dır), tüm sektöre yön veren, yeni teknolojilerin standartlarını belirleyen çalışma gruplarından birine beni atadı (normal şartlar altında, benim o dönemki pozisyonum bu görev için yeterli olmasa da, o teknolojiye yönelik en iyi bilgiye sahip olduğumu görüp, bu süreci benim götüreceğime inandı ve sonuna dek arkamda durdu). Ben de bu uluslararası çalışma gruplarında edindiğim tecrübe ve fırsatları doğru analiz etmeye çalışarak, mobil ödeme alanında, Cenk Bey’in liderliğinde, dünyada ilk olarak pek çok ürün ve servisi ekiple birlikte geliştirip hayata geçirdim. Bugün, pandemi ile birlikte önemi daha da artan ve kullanımı geniş kitlelerce benimsenen mobil ödeme, mobil cüzdan, mobil bilet gibi çözümleri, bırakın Dünya’da öncü diğer operatörlerden; Apple, Google gibi teknoloji devlerinden bile çok daha önce devreye almış ve müşterilerin kullanımına sunmuştuk.

 

 

Turkcell’in ardından Cenk Bey, bugün Türkiye’de yatırım fonu, risk sermayesi denince ilk akla gelen şirketlerden Revo Capital’ı kurdu.Aynı zamanda Türk teknoloji dünyasının kanaat önderlerinden biri. İçinde bulunduğumuz süreç, pek çok işletme ve sektörü olduğu kadar, yatırımcılık ve girişimcilik ekosistemini de ciddi olarak etkilediği için, bu odakta yeni normali Sn. Cenk Bayrakdar ile tartışmak istedim. Bu süreçte işini büyütmek isteyen, yeni iş kurmayı planlayan ya da girişimcilik odaklı bir kariyer planlayan herkes için oldukça önemli notlar barındıran bu söyleşiyi 2 bölüm olarak sizlerle paylaşmak isterim.

 

Yazının Devamını Oku

Yeni Normalde Değişen Ofis Alanları

Bugünlerde, kontrollü bir şekilde ofislere dönüş devam ediyor. Karantina döneminde, kurumsal firmalar, ilk defa bu kadar uzun bir süre ve kapsamlı bir biçimde evden çalışmayı deneyimleme imkanı buldu. Bu süreç, evden çalışmanın en azından belirli koşullarda standart hale gelebileceğini de gösterdi. Öyle ki, ülkemizde ve dünyada, çoğu firma evden çalışmayı bir opsiyon olarak sunmaya başladı bile.

Bundan böyle, tüm çalışanların aynı anda ofiste olmalarını beklemek pek gerçekçi olmayacak; belirli birimler evden çalışmaya devam ederken, bazı şirketler dönüşümlü evden çalışma uygulamasını devreye alıyor. Ofislere tamamen dönmek zorunda olan çalışanlar ise sağlık odaklı ve bireysel çalışmayı destekleyecek ofis düzenlemeleri konusunda beklenti içerisinde. Pandemi öncesi, oldukça popüler olan, herkesin birlikte çalıştığı büyük ofis ya da açık ofislere artık oldukça mesafeli yaklaşılıyor. Evden çalışma ile birlikte “home office” kavramı da hayatımızın bir parçası olmaya başladı. Bu kapsamda, evlerimizde de bir takım değişiklikler gerçekleştirmemiz gerekiyor, hatta evlerimizin seçim kriterlerinde bile değişim söz konusu.

Yeni normal ile birlikte ofis alanlarımızdaki ve evlerimizin çalışmaya uygun hale gelmesi için gerekli değişimi, Bahçeşehir Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Öğretim Üyesi Dr. Suzan Girginkaya Akdağ, yeni nesil tasarım firması Esco Design kurucusu, İç Mimar İrem Meydan ve uluslararası ticari gayrimenkul danışmanlık şirketi Cushman & Wakefield Türkiye ortakları Murat Can Elmalı ve Savaş Gürbüz ile birlikte detaylı olarak tartıştık. Ayrıca, değerli yönlendirmeleri ve desteği için Bahçeşehir Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Öğretim Üyesi Dr. İrem Şanal Hoca’ya da çok teşekkür ederim.

 

Ergi Şener: Koronavirus sürecinde, şu ana kadar gerçekleşen en büyük “evden çalışma” deneyimini yaşadık. Yeni normal sürecinde de pek çok firma, evden çalışmayı kalıcı hale getireceklerini açıklama yarışındalar. Evden çalışmaya tamamen geçmeyen firmalar bile, haftanın belli günlerinde bu esnekliği sunmayı planlıyor. Peki, ofis ortamını evlerimize taşırken, genel trendler neler? Mimari açıdan "home office"ler için tercih edilen özelliklerden, evlerin seçimine, ofislerin değişimine kadar neler değişiyor?

 

Dr.

Yazının Devamını Oku

Obradovic’in ardından…

Basketbol tarihinin gelmiş geçmiş en büyük basketbolcusu kabul edilen Michael Jordan’ın Netflix’te yayınlanan ve rekor kıran “The Last Dance (Son Dans)” isimli belgeseli gençler ve iş dünyası için de pek çok ders içeriyor.

Bu belgeselin her bölümünde, başarıların nasıl kazanıldığına yönelik, Jordan’ın yanı sıra, koçlarından, yöneticilerinden, ekibinden ve takım arkadaşlarından da üzerinde düşünülmesi gereken tespitler ve tavsiyeler yer alıyor. Beni en çok etkileyen paylaşımlardan biri, belgeselin 8. bölümünde, Jordan’ın kişisel  antrenörü Tim Grover’ın söyledikleri oldu.

'The Last Dance' Ep. 8 - Tim Grover on MJ: 'I'll see you tomorrow'

Grover, Michael Jordan’ın beyzboldan tekrar basketbola döndüğü ve şampiyon olamadıkları sezonda, elendikleri son maçın ardından yaşadıkları diyaloğu, o anı tekrar yaşarcasına, gözleri dolu dolu, şu şekilde aktarıyor: “Normalde, her sezon sonrası dinlenmek için kısa bir ara verirdi. O gece, maçın ardından yanına gidip ne zaman buluşacağımızı sordum. Yarın, sabah görüşürüz dedi…”

Sonrasında da Jordan’ın karakterini daha iyi anlamamıza yardımcı olacak şu paylaşımı yapıyor:

“Michael'ın kendisine, taraftarlara, takım arkadaşlarına, organizasyona, ailesine, herkese karşı bir sorumluluğu vardı. Oturup televizyonda ya da tribünde beni izlemek için 3 saatinizi harcayacaksanız, size en iyisini sunma sorumluluğum var derdi. Size her zaman elimden gelenin en iyisini sunma…”

En iyi olmanın, başarısını sürdürebilir kılmanın; durmadan, daha iyi olmak için savaşmak olduğunun bilincinde bir lider olarak herkese göre iyi bir insan değildi, bazen çekilmez bir takım özelliklerini de yansıtıyordu. Belgeselde Jordan’ın bu farklı özellikleri de tüm çıplaklığı ile paylaşılmış, zaten çoğunu bizzat kabul ediyor: Ego, bitmeyen kazanma hırsı, kaybetmeyi kabullenmeme, motivasyon, sürekli bir meydan okuma, bazen zorbalık, farkındalık, adanmışlık, vahşilik, maneviyat, insanlık (kupaları kazandığında ağlaması), kısacası çok farklı duygu yansıtılıyor belgeselde… Bununla birlikte, hep var olan liderlik özellikleri: Bitmek bilmeyen, tamamen başarı odaklı çalışma arzusu ve bu doğrultuda etrafındaki herkesi bu vizyonda birleştirmesi, herkesi yukarı çekme sorumluluğu ve hangi engelle karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, takım olarak bunların üstesinden gelme becerisi (gıda zehirlenmesi geçirip ertesi gün final serisine çıkıp, maçı kazandırması gibi)…

Jordan’ın şu paylaşımları, kişiliğini zaten oldukça açık bir şekilde ortaya koyuyor:

Yazının Devamını Oku

Gençlere Kariyer Yolculuklarında Tavsiyelerim

“Yeni Normal” ve Korona sonrası değişime yönelik Genç Fütüristlerin düşüncelerini bu hafta Sizlerle paylaşmıştım.

Yaklaşık iki hafta önce, söyleşiyi gerçekleştirdiğimiz Genç Fütüristler’den biri olan Bahçeşehir Üniversitesi öğrencisi Halit Danagöz arkadaşları ile “Yeni Nesil Kariyer” isimli bir kitap çıkaracaklarını ve bu kitap için benim de bir bölüm yazmamı rica etti. Bu kitap ile amaçladıklarının, kendilerinden daha genç, lise öğrencileri için “gençlerin gözünden kariyer tavsiyeleri paylaşmak” olduğunu belirterek; kitaptan elde edecekleri geliri de köy okullarını desteklemek amacıyla kullanacaklarını söylediler. Bu güzel projede “tuzum olması” adına, bugün Sizlerle paylaşacağım, kendi kariyer yolculuğumda öğrendiklerim, tecrübelerim ve tavsiyelerim doğultusunda bir makale kaleme aldım. Bugün, pek çok genç, gelecekleri için oldukça önemli bir dönüm noktası olan, Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na girecekleri için de tavsiyelerimi içeren makalenin bir bölümünü bugün yayınlamak istedim.

Bunu paylaşmadan, önce hurriyet.com.tr için kaleme aldığım ilk yazım olan “Üniversitelerin Geleceği”nde (https://www.hurriyet.com.tr/gundem/universitelerin-gelecegi-41392631) belirttiğim şu iki analizi hatırlatmak isterim:

- Geleceğin üniversite eğitiminde “amaç odaklı eğitim” öne çıkacak. Alınacak olan “lisans derecesinden” ziyade, üniversite eğitimi sonrasında öğrencinin benimseyeceği “misyon” daha önemli hale gelecek. Bu doğrultuda, sosyal sorumluluk projelerinde yer almak, topluma fayda sağlayacak çalışmalarda bulunmak, üniversite eğitiminin öğrencilere aşılaması gereken özellikler olacak.

 -Öğretim görevlileri tek taraflı dersi anlatan uzmanlardan, interaktif eğitimi modere eden ve öğrencilere doğru mentorlük sağlayan birer danışmana dönüşecekler. Aynı şekilde, Üniversite öğrencileri de kendilerinden alt jenerasyonlar için bu rolü benimseyecek ve bilgilerini ortaokul/liseli gençlere aktarıyor olacaklar…

Yeni Nesil Kariyer” kitabının yazarları olan genç arkadaşlarım, belirttiğim iki konuyu da özümsemiş ve bu alanda aksiyon almışlar bile. Bu gençleri yetiştiren ailelerine ve hocalarına teşekkür ederim; ayrıca bugün sınava girecek olan tüm gençlere başarılar dilerim…

 

 

Yazının Devamını Oku

Genç Fütüristlerle “Yeni Normal” üzerine - II

Genç Fütürist’lerden Halit, İrem, Kaan, Alanur ve Hidayetullah ile “Yeni Normal” ve Korona sonrası değişime yönelik gerçekleştirdiğimiz sohbetin ikinci bölümü sizlerle

Ergi Şener: Ülkemiz Korona’ya yönelik, özellikle sağlık sektörü başta olmak üzere, oldukça başarılı bir süreç yönetti. Size göre, bu süreçte öne çıkan çalışmalar ve sektörler neler oldu? Sizce neler daha iyi olabilirdi?

Halit Danagöz: Ben de size katılıyorum, sağlık sektörü başta olmak üzere eğitim ve hizmet sektöründe başarılı bir süreç yönetildi. Bu süreçte hastaların her birine aynı reçete yazılmadı, aynı tedavi uygulanmadı; standart kalıplar kullanılmadı. Sağlık sektöründe “kişiselleştirilmiş tıp” çalışmaları yapıldı ve olumlu etkileri hızlı bir şekilde hissedildi. Eğitim alanında birçok ülkeden önce “online platformlara” geçtik ve kaliteli yazılım çözümleri ile eğitim alanında sorun yaşamadık. Bu süreçte büyük darbe alan tedarik zinciri daha iyi yönetilebilirdi.

İrem Tuana Deveci: Dijital eğitim adına çok yol kat ettiğimizi düşünüyorum. Üniversiteye gitmeden de yani diplomamız olmadan da birçok kaynağa ulaşabileceğimizi gördük. Hayatın sadece akademik eğitim değil gündeme ve geleceğe ayak uydurmak adına kazanılan sosyal yetkinliklerden oluştuğunu ve bu yetkinlikleri kazanmak adına online eğitimlerin katkısını birebir deneyimlediğimizi düşünüyorum. Altyapısı eksik eğitim kurumlarının bu süreçten ders çıkararak kendilerini ilerletmesi en büyük beklentilerimden biri.

Kaan Bilgin: Öncelikle bu kara dönemde, tüm sağlık çalışanlarımıza minnet ve şükranlarımı iletmekle beraber, bizleri iyileştirmek uğruna hayatını kaybeden tüm çalışanlara rahmet, sevdiklerine sabır diliyorum. Ülkemizin en değerli kaynağı sayılabilecek genç nüfusumuzu korumaya yönelik kısıtlamaların erken alınmasının çok yerinde bir karar olduğunu düşünsem de maalesef bu kısıtlamaların denetlenmesinin, özellikle kontrolsüz biçimde iç ve dış göç alan ve nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu İstanbul gibi illerimizde zorlaştığını anlamamız; geç kalmış olsak da nüfus ve yerleşim planlarımızın tekrardan gözden geçirilmesi gerektiğinin de belirteci oldu.

Alanur Küçükaslan: Sağlık alanında ortaya koyduğumuz büyük özen ve fark gerçekten de ortadaydı. Hizmet sektörü de ihtiyaçlar açısından önemli ölçüde katkıda bulundu. Bu süreçte, sağlık sektöründe dijitalleşmeye vermemiz gereken önemin farkına vardığımızı düşünüyorum. İleride uzgörü teknolojisini sağlık sektörüne de uyarlayabilirsek, yaşayacağımız üzücü sağlık olaylarından daha az hasar ile çıkabileceğimizi düşünüyorum.

 

Ergi Şener: Sizlerin de içinde bulunduğu Z jenerasyonun baskın özelliklerinden biri, girişimci bir jenerasyon olması. Bu dönemi girişimcilik açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Halit Danagöz:

Yazının Devamını Oku