Futbolda topa sahip olmanın, hücum futbolu oynamak için bir zorunluluk olmadığını kanıtlamak istiyorsanız, ikna etmek istediğiniz kişiye Stoilov’un Göztepe’sini izletin. İzmir ekibi, fiziğe ve prese dayalı oyunuyla rakibin üzerine çökerek, mantıklı düşünmelerine izin vermiyor. Kaptığı toplarda ise aynı hızla kaleye inmeye çalışıyor. Trabzonspor karşısında kusursuz bir ilk 45 dakika oynadılar ki iki tane gri karar aleyhlerinde sonuçlandı. 28. dakikada 10 kişi kalmalarına rağmen 11 şut, rakip ceza sahasında 19 topla buluşma ve 1.20 gol beklentisi ürettiler. Şenol Güneş’in öğrencileri, topa %59 topa sahip olmalarına rağmen rakip kaleyi bir kere bile yoklayamazken ceza sahasında tek topla buluşmaları ise havadan gelen bir serseri topa Bardhi’nin dokunuşuydu. Onların tüm zayıflıklarından ise Göztepe avantaj elde etmeyi başardı.
GÜNEŞ HAMLELER YAPTI AMA...
Şenol Güneş, takımının sahadaki çaresizliğine devre arasında üç oyuncu değiştirerek çare bulmayı düşündü. Stoilov’un ekibinin 10 kişi olması bir yana, sezon başından beri ilk yarıdaki dayanıklılığını ikinci yarıya taşıyamama ve oyundan düşme alışkanlığı vardı. Yine de bir kişi eksik olmanın onları geri çekilmeye iteceğini düşünmek hayalcilik olurdu. Göztepe’nin sürekli ileri gitme çabası Nwakaeme ve Cham gibi iki tane kaleyi düşünen oyuncunun sahaya atılmasıyla birleşince tempolu ve pozisyonlu bir ikinci yarı izledik.
GÖZTEPE 3 PUANI HAK ETTi
İlk yarı defalarca Trabzonspor kalesini yoklayan Solet, yine bir geçiş oyununda Uğurcan’ı mağlup etti. Hemen ardından bordo mavililer, maçın başından beri en organize ataklarında penaltıdan beraberliği yakaladı. Güneş, son yarım saat tüm riskleri alırken Umut Bozok net golü kaçıran, Tijanic ise hak edilmiş galibiyeti Göztepe’ye getiren isim oldu
Dolmabahçe’de güneşli havada saat 16:00 maçı. Bir taraftarın futboldan beklentisinin büyük bir kısmı, zaten daha top santraya koymadan karşılanmıştı. Çocuklu aileler, 29 Ekim kutlamaları, stadyumun dört bir yanında sallanan bayraklar keyifli bir 90 dakika vadediyordu.
Giovanni van Bronckhorst, haftalar sonra Semih’e ilk 11’de yer vermiş, merkez tercihini ise Gedson Fernandes ve Ndour’dan yana kullanmıştı. Muci, daha yatkın olduğu sağ taç çizgisini arkasına almıştı.
Gaziantep FK maçındaki puan kaybının ardından hızlı bir giriş bekleyenler ise yanılıyordu. Siyah beyazlılar ilk şutunu 21. dakikada Masuaku’nun serbest vuruşundan bulurken, bu bölüme kadar özellikle Boateng-Bazoer orta sahasına üstünlük kurmakta zorlandı. Orta saha seçenekleri Beşiktaş için en azından ara transfer dönemine kadar sıkıntı olacak gibi gözüküyor. Konyaspor karşısında Al Musrati olmadan geçirgen bir yapı göze çarparken, bu ikilinin hayal ettirdiği kadar topla oynama becerisini sahaya yansıttığını söylemek zor.
BEŞiKTAŞ ViTESi ARTIRINCA...
Yine de siyah beyazlılar, 21 ve 45. dakikalar arası 8 şut, 0.75’i penaltıdan olmak üzere 1.80 gol beklentisi ve 2-0’lık skor üstünlüğünü yakalamayı başardılar. Beşiktaş vitesi artırdığı anda rakibi telaşlandırma ve kaygılandırma becerisine sahip. Semih’in buradaki rolünü unutmamak gerek. Özellikle bek ile eşleştiğinde ve kaleye yakın topla buluştuğunda büyük tehlike. O maçı çözmese, mücadele çok daha zor olabilirdi. İkinci yarının başındaki 15 dakika, Konya tehlikeleri ile geçti. Bu bölümde Ali Çamdalı’nın öğrencileri 5 şut atarken siyah beyazlılar karşılık veremedi.
TAKIMIN TAVANI YÜKSEK
Değişikliklerle birlikte Konya’nın saha içi düzeni biraz sekteye uğrarken, siyah beyazlılar geçiş hücumlarından fazlasıyla pozisyon bulmayı başardı. Biraz son pas tercihleri, biraz da son vuruş eksiklikleri farkın açılmasını engelledi. Van Bronckhorst, skorun oyundan daha iyi olduğu bir 90 dakikayı yara almadan ve farklı seçenekler deneyerek geçmeyi başardı. Takımın tavanı yüksek, tabanı ise çok düşük değil. Yarışta kalmak için belirleyici bir özellik.
Ritim bulmak, tempo yapmak isteyen bir takımın karşılaşabileceği en zorlu rakiplerden biri Çağdaş Atan’ın Başakşehir’i. Kendi hücum setlerinin yanında rakibe göre oyun kurguları, istedikleri oyunu sahaya yansıtabilecek becerileri birbirini tamamlayan bir kadroları var. Trabzonspor karşısında doğru bir strateji ile sahadaydı İstanbul ekibi. Stoperlere baskı yapmadılar. Orta sahada temaslı ve birebir oynayıp bordo mavililerin topla üretken olmasını engellediler. Savunmadan çıkarken ise özellikle Berat’ı doğru kullanıp, oyunun büyük bölümünde zorlanmadılar. Şenol Güneş, farklı denemeler ve 11’ler ile daha enerjik ve tempolu bir takım yaratmaya çalışıyor. Önümüzdeki haftalarda, belki daha iyi bir Trabzonspor izleyebiliriz ancak temel sorunlar devam ediyor.
MERKEZDEN ETKiLi OLAMADI
Draguş, kendine daha yatkın kenarda oynamasına rağmen bordo mavililer kaleden uzak oynayınca çok top kaybı yapan, takımın sete oturmasını engelleyen bir profilde. Cham, sürekli denemesine rağmen organize pas trafiği içerisinde yer almaktan yoksun. Merkezden top sürme ve adam eksiltme becerisi gelmeyince iş beklere ve Visca’ya kaldı tüm maç boyunca. Trabzon, ikinci yarı fiziksel olarak da oyundan düşünce maç Başakşehir’in kontrolüne geçti. Güneş’in öğrencilerini 46. dakikadan 73. dakikaya kadar rakip kaleyi bir kez bile yoklayamadı. Maç 0-0 bitecek gibi gözükürken son dakikada sahneye tanıdık isimler çıktı.
MAYIS 2023’TEN SONRA iLK KEZ
Bardhi, Cham’ın yapamadığını yapıp Eren’e pası atınca Eren’in Mayıs 2023’ten beri ligdeki ilk asisti geldi. Son vuruşu yapan ise takımın lideri, Visca’dan başkası değildi. Bardhi bir dakika sonra bu sefer Ozan Tufan’a net pozisyon yarattı ancak kaleci Muhammed gole izin vermedi.
Güneş için referans olacak bir oyun yok belki ama skorun vereceği rahatlık, daha iyi bir Trabzonspor’un tohumlarını atabilir.
Yüksek eforlu ve baskın oynanan Eintracht Frankfurt maçından sonra, Gaziantep deplasmanının Beşiktaş için kolay bir sınav olmayacağı açıktı. Giovanni Van Bronckhorst, ilk 11’de Ersin-Mert ve Rashica-Joao Mario dışında değişiklik yapmamış, Rafa Silva’yı da yarı serbest sağ kenara çekerek oynatmayı tercih etmişti.
İlk 45 dakika, Trabzonspor maçının 11’e 10 oynanan ikinci yarısına benzer nitelikteydi. Savunma çizgisini geriye çeken bir rakip, birbirine yakın iki hattı yarmakta zorluk çeken bir Beşiktaş. Bu noktada Ndour’lu sahaya yayılışın yarattığı zaaflardan da bahsetmek gerek.
SEMiH KILIÇSOY OLSAYDI
Top hızlı dönmüyor, merkez daha geçirgen oluyor ve özellikle Joao Mario’nun da merkez oynadığı senaryoda bu bölgede fazla kümelenme oluyor. Aslında Semih Kılıçsoy sahada olsa farklı bir kurgu mümkün olabilirdi ancak genç oyuncu belli ki Hollandalı teknik adamı ikna edebilmiş değil. Oyunun ritmini istediği gibi belirleyemeyen Gio’nun öğrencileri, üzerine bir de Gabriel Paulista’nın sakatlığıyla ve Okereke gibi hızlı bir ön oyuncunun varlığıyla daha endişe verici bir oyuna doğru giderken sahneye İmmobile çıktı. Pozisyon takibiyle önce penaltıyı aldı, sonra gole çevirdi.
MAXiM DERS VERDi
Okereke’nin ilk yarının aynı dakikasında olduğu gibi ikinci yarının üçüncü dakikasında bulduğu pozisyonda kalesini gole kapatan Mert, takımının son bölüme daha tedirgin girmesini engelledi. Selçuk İnan’ın öğrencilerinin anlık gelişen tehlikeleri dışında son yarım saat aslında Van Bronckhorst’un istediği gibi geçti.
Maç bu şekilde bitecek gibi gözükürken Hollandalı teknik adamın Tayyip Talha ve Zaynutdinov hamleleri, son dakikalarda takımının iyice geriye yaslanmasını ve önde top tutamasının sağladı. Çok savunma oyuncusuyla daha iyi savunma yapılır diye bir şey yok. Nitekim son dakikada Maxim, bu dersi 2 puanı da Beşiktaş’ın hanesinden alıp takımına beraberliğe getirerek vermiş oldu.
Bu, kolay bir geçiş değil. Bordo mavililer farklı kurgular arasında kaybolup, zaman zaman etkili oluyor ancak bir o kadar da kırılgan. Hatayspor karşısındaki ilk 11, geçmiş maçlar ile benzerlik gösterse de Okay’ın merkezde tek, Lundstram’ın sol öne yakın olduğu bir diziliş vardı. Hücumda daha fazla pozisyon ve verimlilik getiren bu değişiklik, top kaptırıldığında ise orta alanda büyük boşluklar oluşmasına neden oldu. Ceza sahası önünde bırakılan böyle bir boşlukta ev sahibinin golü geldi.
Trabzonspor, golden sonraki bölümde Visca önderliğinde Lundstram, Bardhi ve Banza ile çeşitli pozisyonlar bulsa da devre arasında soyunma odasına giderken skora dengeyi getirebilmiş değildi. Şenol Güneş, ikinci yarının başında Okay’ın yerine Lundstram’ı çekip, onun ön taraftaki yerini Muhammed Cham’a devretti. Kornerden gelen beraberlik golü, maçın geri kalanında Trabzonspor baskısı vadediyordu ancak bordo mavililer ön tarafın becerisini pozisyon zenginliğine çeviremedi.
FUTBOL ABOUBAKAR'I BIRAKMIŞ
Hücumda çok adamla bulunma, iki kenarı da maçın farklı bölümlerinde kullanma ve pozisyon zenginliği anlamında önümüzdeki maçlara taşınabilecek umut var, doğru fakat bunu organize yapma konusunda da bir o kadar sıkıntılı Karadeniz temsilcisi. Milli takım arası dönüşü, bu yeni dönemin çıtasının ne olacağı konusunda daha somut bir yorum yapmamızı sağlayacak. Son not da Aboubakar’a. O futbolu bırakmadı belki ama futbol onu bırakmış gibi gözüküyor. Umarım fiziksel bir düşüştür ve zamanla toparlanır ancak Trabzonspor karşısındaki oyunu, maçın büyük bölümünde takımını ileri değil geri götürdü.
Hava 5 derece. Hafif çiseleyen yağmur. Atletizm pistli zemin. Rakip birbirine yakın oynayan bir 5-3-2. Futbol adına bu ortamda çok kaliteli ya da tempolu bir oyun beklemek hayalcilik olurdu. Bireysel kaliteyle maçı çözmek, 90 dakikanın rahat geçmesi adına önemliydi.
Dries Mertens’in Thomas Müller’le özdeşleşen o ‘raumdeuter’ yani boş alanları araştıran, yöneten oyuncu olma rolündeki meziyetlerini bazen unutuyoruz. Derbideki gibi doğru zamanda doğru yerde bitip, bahsettiğim bireysel katkıyı vermeyi başardı ve Galatasaray’ı öne geçirdi.
BiR ANLIK KONSTRASYON KAYBI
İkinci gol, Davinson Sanchez farkı. Sadece çabuk düşünüp pası ayağından çıkarması değil, topun yörüngesini Yunus Akgün’ün en son bulunacağı nokta olarak hayal edebilme ve aklındaki gerçekleştirme becerisi de olağanüstüydü. Sonuç: Yunus Akgün’ün ikinci maçta attığı ikinci gol. Sezon başında Okan Buruk ondan kaç gol beklerdi bilmiyorum ama ilave katkı aldığı kesin.
Tam ‘maç çözüldü, rölantide bir maç sonu izleriz’ diye düşünürken anlık konsantrasyon kaybıyla Rigas Skola’nın golü geldi. Stoper ikilisinin bireysel hatalarının yanında rakip iki santrforla oynarken yardım gelmemesi de golde önemli bir etmendi.
KASIMPAŞA MAÇININ KOPYASI
Tamamen Galatasaray kontrolünde giden maç, yerini Letonya temsilcisinin biraz heveslenmesiyle zaman zaman tehditkar yapıya büründüğü bir ikinci yarı başlangıcına bıraktı. Bu anlardan birinde bir kez daha savunmadaki konsantrasyon kaybı skoru eşitledi. Bazı bölümler, sanki Kasımpaşa maçının kopyası gibiydi. Okan Buruk’un acil önlem alması gereken konu, sahada birbirinden kopuk yaşanan bu sekanslar.
Maçın son bölümünde sarı kırmızılılar tüm kozlarını oynadı. Önce Batshuayi-Kaan, sonra Kerem Demirbay-Torreira değişiklikleri ile iyice oyunu rakip kaleye yığdı. İlk yarı iki gol bulmamış olsak, bu gidişat aslında kabul edilebilirdi ancak elimizdeki maçı bu strese getirmek gerçekten amatörceydi. Bırakılan iki puan telafi edilir, sadece son iki maçtan gerekli dersleri çıkarmak gerek.
Bir Fenerbahçeli taraftarının, Antalya’da top santra noktasına koyulduğunda takımından tek bir beklentisi vardı: Reaksiyon. Galatasaray güle oynaya giderken beklenmedik bir anda puan kaybetmiş, sarı lacivertliler için derbinin yaralarını sarma imkânı doğmuştu.
MOURiNHO iÇiN UYARI
Jose Mourinho’nun sahaya sürdüğü 11 ise çimlerin üzerinde başka bir mesaj veriyordu. Yavaş, temposuz, oyun kurmada ve rakibe baskı yapma konusunda sıkıntılı, en önemlisi de temassız bir oyun vardı Fenerbahçe’den. Antalyaspor topla çıkarken iki üç pasla baskıyı kırıp, 45 dakikayı istediği gibi yönetmeyi başardı. Szymanski’nin maçın başındaki net pozisyonu dışında hiç varlık gösteremediler. Bunun tekrarlanan bir görüntü olması, Portekizli teknik adam için bir uyarı niteliğinde.
2. YARIDA FARK YARATTI
Mourinho’nun gözlemleri de üstteki satırlar ile paralel olacak ki soyunma odası dönüşü iki değişiklik vardı. Kostic-Fred ikilisinden Brezilyalı, ikinci yarıda farkı yaratan isimdi. Fred’in en önemli özelliği, ayağına gelen topu çok çabuk arkadaşlarına aktarabilmesi. Oyunun hızını inanılmaz artırıyor. Nitekim Szymanski’nin üst üste kaptığı toplardan birinde, Brezilyalının Tadic’i görmesi golü getirdi. 1 saniye geç kalsa, belki ofsayt olacaktı ve Tadic’in yerine İrfan Can oyuna girecekti.
TADiC’i SAĞDAN KURTARMALI
Jose, golden sonra hazırladığı değişiklikleri yapmadı. Sonrasında ise Becao’yu stopere, Jayden’ı sola, Kostic’i ise kanata atarak daha dengeli bir yapıya döndü. Portekizlinin bir şekilde Tadic’i sağ çizgi civarından kurtarması gerekiyor. Topla tempolu bir oyuncu olmadığı için kaleye uzak kaldığında etkinliği azalıyor. Merkeze geldiğinde ise goldeki gibi, ofsayttan sayılmayan Dzeko’nun golündeki gibi bir anda sorun çözücü oluyor. Yine Fred’le başlayan atakta Kostic’in ortasını kendi kalesine gönderen Thalisson, maçın son bölümünde sarı lacivertli taraftarlara “acaba” dedirtmedi. Başladığımız gibi bitirelim. İkinci yarıdaki reaksiyon önemli ancak boşa geçen 45’lerin de bir anlamı olmalı...
Hayattaki en önemli şey zaman. Hele hele günümüz dünyasında. Sosyal medya, film/dizi siteleri, e-postalar derken her dakikanın önemi var. Bir insanın zamanına talip olduğunuzda, hakkını vermeniz gerek. Trabzonspor, bu konuda sezon başından beri sınıfta kalıyor ve kalmaya devam ediyor. Gaziantep’teki karşılaşma için sadece misafir takım özelinden konuşmamak lazım. Boş tribünler, iyi olmayan bir zeminin de bunda payı var. Yine de artık bu durağan oyun süreklilik kazandığı için, Şenol Güneş’in bir şeyler değiştirme vaadine paralel bir futbol hayal ediyor insan.
GOLÜN iPTALi ÇOK TARTIŞILIR
Boşa geçen 45 dakikanın ardından tecrübeli teknik adam, benzer şeyleri düşünmüş olacak ki ikinci yarıya Draguş ve Lundstram’ı sahaya sürerek başladı. Toplu topsuz oyunda, Cham dışındaki -bence önümüzdeki haftalar adından çok söz ederiz- temposuzluğu iki tane hamle ile çözmeye yöneldi. Maç, 55’ten sonra bordo mavililer tarafına, yöneldi. Haklı olarak çok tartışılacak sayılmayan gol, maçın kırılma anı olarak notlara düştü. Futbolda bu el/kol ile yapılan fauller çok abartılmaya, doğal akışta gerçekleşen çarpmalara bile faul ya da penaltı çalınmaya başladı. Futbolun ruhuna aykırı diye eleştirilen VAR sistemi, aslında kararlarında da bir o kadar futbola aykırı davranmaya doğru gidiyor. Trabzonspor kalan bölümü duran toplardan tehlikelerle ve Selçuk İnan’ın takımının yorulmasıyla kendini rakip kaleye yaklaştırarak geçirse bile maç boyunca ligde galibiyeti olmayan bir takımın isyanını sahaya yansıtmayı başaramadı. Uzatmalarla birlikte golsüz bu 120 dakika, şüphesiz ki daha keyifli bir şekilde değerlendirilebilirdi.