Çevre mi kar mı?

2021’den itibaren Avrupa’da çevreyi kirleten otomobil üretenlere büyük cezalar gelecek. Bu yüzden otomotiv devleri karbon salınımı sıfır olan elektrikli otomobiller geliştirerek, ortalama emisyon oranlarını düşürmek istiyor. Ancak markaların kârlı diye vazgeçemedikleri SUV modellere yönelik talep o kadar fazla ki, kimsenin gözü elektrikli otomobil görmüyor. Frankfurt’ta bu hatadan geç de olsa dönmeye çalıştıkları gözlendi.

‘DRIVING Tomorrow’ (Yarını Sürün) sloganı ile 10-11 Eylül tarihlerinde kapılarını önce dünya basını için açan ‘Uluslararası Frankfurt Otomobil Fuarı’ tüm hızıyla devam ediyor. Bugünden itibaren 10 gün otomobil severlerin ziyaret edeceği fuar otomotiv endüstrisinde “Çevre mi kâr mı?” tartışmasının başlamasına sebep oldu. Çünkü otomotiv devleri bir taraftan getirilen sıkı kanunlarla hava kirliliğini azaltmak için elektrikli araç geliştirirken, diğer taraftan emisyon oranları yüksek olmasına rağmen büyük talep gören yeni SUV modelleri piyasaya sunuyorlar. Yani bu durum biraz “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” deyimiyle de ifade edilebilir.

Çevre mi kar mı

BİRAZ GEÇ KALDILAR

Otomotiv devleri geliştirdikleri elektrikli araçlarla 2021’den itibaren Avrupa Birliği’nin (AB) istediği emisyon ortalamalarına ulaşmak istiyor. Çünkü aksi halde büyük cezalar ödeyecekler. Ama karbon ayak izi fazla olan konvansiyonel motorlu devasa SUV araçlardan da vazgeçmiyorlar. Çünkü bu araçlar hem çok kârlı hem de tüketicinin talebi hergeçen gün artıyor. Bu tezat durumdan kurtulmak için Frankfurt fuarında biraz geç kalmakla birlikte Alman markaların artık elektrikli otomobilleri amiral gemileri olarak pazarladıklarına şahit olduk. Çünkü 2021’den itibaren büyük talep gören SUV modelleri yüzünden AB emisyon kuralları altında ağır cezalar alabileceklerini bildiklerinden, tüketicileri daha fazla elektrikli otomobillere yönlendirmek gerektiğinin farkındalar. İşte bu noktada tüketicileri cezbetmek için daha seksi, daha albenili elektrikli otomobiller vitrine çıkmaya başladı. Burada asıl amaç istemeye istemeye tüketiciyi SUV’lardan biraz uzaklaştırmak.

EMİSYON ORANI ARTTI

Avrupa, 2007-2021 arasında otomobillerin yarattığı emisyon oranını yani karbondioksit salınımını yüzde 40 aşağı çekmek için mücadele ederken, 2021-2030 yılları arasında ise bu oranı yüzde 37.5 daha indirmek istiyor. Bunun için de 2021’den itibaren otomobillerin emisyon sınırını kilometre başına 95 gram ve altı olarak belirledi. Eğer markalar 2021’den itibaren sattıkları araçların ortalamasında bu seviyeyi yakalamazsa ciddi cezalar ödeyecekler. Araç başına cezalar markalara yılda 1 milyar Euro’nun üzerinde bir fatura çıkabilir. Ama kuşkusuz bu emisyon oranlarına tüketici, SUV tercih ederken ulaşmak biraz zor gözüküyor. 2018’de emisyon oranlarının düşmesi beklenirken SUV satışlarının artmasından dolayı Avrupa’da CO2 emisyon oranı yüzde 1.6 artarak kilometre başına 120.4 grama yükseldi. İşte bu noktada markalar köşeye sıkışmış durumda. Çünkü geç kaldıklarının farkındalar. Bü yüzden elektrikli otomobilleri cazip hale getirmeye çalışıp, talep gören SUV modellerini daha düşük emisyon oranına sahip hibrite (hem elektrikli hem benzin motor) devşirmek için uğraşıyorlar. 2021’de kim ne kadar başarılı olmuş, ödedikleri cezalardan anlayacağız. 

Çevre mi kar mı

FORD’U AVRUPA’DA GÜLER TASARLAYACAK

AVRUPA’da geliştirilip üretilecek yeni Ford modellerinin tasarımı bir Türk’e emanet edildi. Daha önce Ford Avrupa Tasarım bölümünde çeşitli modellerin sorumluğunu üstlenen, ayrıca ABD’de Detroit’te de görev yapan Murat Güler, şimdi Ford Avrupa’nın Binek Otomobil Tasarım Bölümü’nün başına geçti. Daha önce Focus, Kuga, Mondeo, C-MAX, Iosis X Concept, Lincoln MKC modellerinde imzası olan Murat Güler, artık Avrupa’da geliştirilen tüm binek otomobillerin iç ve dış dizaynından sorumlu olacak. Murat Güler, yeni görevinde ilk imzasını Ford’un Frankfurt Otomobil Fuarı’nda sergilediği küçük crossover modeli Puma’ya attı. Bu göreve yaklaşık bir ay önce atandığını söyleyen Murat Güler, Puma’nın kendisi için en önemli proje olduğunu söyledi. Bu aracın, Ford’un yeni tasarım dilini yansıttığını ifade eden Güler, bu yüzden Puma’nın kendisi için ayrı bir yere sahip olduğunu kaydetti. Güler, binek otomobillerin iç ve dış tasarımından sorumlu olacak. Güler, bununla birlikte Avrupa dışında Çin ve Hindistan’da geliştirilecek binek oto projelerine de destek verecek. B-SUV sınıfında yer alan araca ilk bakışta alçak, eğimli bir tavan çizgisi, arkaya doğru iyice genişleyen omuz çizgisi, yatay formlu iki parça stop lambası tasarımı, LED sis lambaları, krom detaylar göze çarpıyor. Yeni Puma, Ford’un yenilikçi yarı-hibrit sistemini kullanan ilk model. Araç, 2020’de Türkiye’ye gelecek.

Çevre mi kar mı

BU DÜNYAYA AİT DEĞİL

Audi’nin fuarda en dikkat çeken modeli elektrikli ve yarı otonom konsept otomobil ailesi AI’ın (Audi Intelligence) off road yaklaşımı olan AI: TRAIL oldu. Ailenin AI:CON, AI:ME, AI:RACE’den sonra dördüncü üyesi AI:TRAIL için “Bu dünyaya ait değil” yorumları yapıldı. Dört tekerleğinde, dört elektrik motoru bulunan AI:TRAIL, böylece Audi’nin quattro dört teker çekiş sistemini de geleceğe taşıyor.

Çevre mi kar mı

TÜRKİYE’YE GELİR Mİ?

FRANKFURT fuarına katılan tek Japon marka olan Honda, yeni nesil elektrikli aracı Honda e’nin seri üretim versiyonunu sergiledi. 2020’nin yaz aylarında satışa sunulacak otomobil Avrupa’da 29 bin 470 Euro’dan başlayan fiyat etiketine sahip. Aynı yıl Türkiye’ye de getirilmesi düşünülen aracın, ülkemizde 200 bin TL civarında bir etikete sahip olacağı belirtiliyor. Araçta yan aynalar yerine kameralar kullanılırken, dış tasarımı retro bir görünüme sahip. Aracın içinde özellikle yenilikçi dashboard’u dikkat çekiyor.

Çevre mi kar mı

BU DA ‘FRANCFORT’ FUARI!

FRANKFURT fuarına katılmayan 24 markadan biri olan Nissan, yeni Juke’yi tanıtmak için kendi etkinliğini düzenledi. Ama bunu Frankfurt fuarına yaptığı göndermeyle gerçekleştirdi. Etkinliğe Frankfurt’un Fransızca tercümesi olan, “Francfort’ diyen Nissan, Charente-Maritime’de kurduğu stantla kendi fuarını yarattı. Japon marka böylece Juke için iddialı bir tanıtım yapmış oldu.

Çevre mi kar mı

‘ÇEK’ BİR ELEKTRİKLİ

Çek üretici Skoda’nın Frankfurt’ta sergilediği CITIGOe iV, markanın ilk tamamen elektrikli modeli olarak öne çıkıyor. 61 kW elektrik motoruna sahip ve lityum iyon bataryasıyla 265 kilometre menzil sunan aracın 40 kW DC hızlı şarj ile, sadece 1 saatte yüzde 80 kapasitesini doldurmak mümkün.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Satmak için almadık! 5 ay önce el değiştiren Temsa’nın yeni CEO’su Hürriyet’e konuştu

Sabancı Grubu mayıs sonunda Temsa’yı yatırımcı Enver Rıfkı Ünver ve eşi Rukiye Devres Ünver’e satarak otomotiv üretimden tamamen çıktı. Ünver ailesinin Temsa’nın başına getirdiği Aslan Uzun, “Fon mantığıyla şirketi kâra geçirip 5 yıl sonra satmak gibi bir düşüncemiz yok. Hedefimiz Temsa’yı dünya markası yapmak. Mercedes kadar iyi otobüs üretiyoruz. Tek farkımız, onların markası değerli” dedi.

ARALARINDA MNG Kargo, Flo, Koton, Migros gibi şirketlerin olduğu 4.5 milyar dolarlık varlık yöneten özel sermaye şirketi Turkven Private Equity’nin kurucularından olan Enver Rıfkı Ünver, 2014 yılında ortaklıktan ayrıldıktan sonra yatırımlarını eşi Rukiye Devres Ünver ile devam etme kararı aldı. İlk başta Mesa Mesken ve Gama gibi inşaat şirketlerinden hisse alarak dikkat çeken Ünver, mayıs ayında ise  İsviçre merkezli kurduğu True Value Capital şirketi üzerinden Sabancı Holding bünyesindeki otobüs, minibüs ve hafif ticari araç üreticisi Temsa’yı satın aldı. O dönem “Temsa’yı İsviçreli fon aldı” başlıkları atılsa da alan kişi Enver Rıfkı Ünver ve eşi Rukiye Devres Ünver’den başkası değildi. Bu yatırımcı çift Temsa’yı yaklaşık 140 milyon dolar değerleme üzerinden, borçlar dahil yaklaşık 60 milyon dolara satın aldı. Temsa’nın değerinin ilk satışa çıktığı 2010 yılında 500 milyon dolar olduğu düşünülürse, Ünver çiftinin yaptığı anlaşmanın ne kadar isabetli olduğu da ortaya çıkmış oluyor.

ÜNVER’E SÖZ VERDİM

Peki Turkven’deki ortaklığını bitirdikten sonra daha çok inşaat alanına yatırım yapan Enver Ünver’i otomotiv sektörüne yönelten sebep neydi. İşte bunun cevabını satın alma yapıldıktan hemen sonra Temsa’ya CEO olarak atanan Aslan Uzun verdi. Enver Ünver’in yakın arkadaşı olan Uzun, Temsa’nın alınmasının mimarlarından biri.  İnşaat dışında başka alanlara da yatırım yapması konusunda Enver Ünver’i ikna ettiğini ve kendisine Temsa’nın satılık olduğunu aktardığını kaydeden Aslan Uzun, “Bunun üzerine bana, ‘Eğer alırsam başına geçersin’ diye söz verdirdi. Ben de kabul ettim ve şirketi satın aldıktan sonra STFA CEO’luğundan ayrılarak söz verdiğim gibi Temsa’nın başına geçtim” yorumunu yaptı. Kariyerine Ford Otosan’da başladığını ve uzun yıllar otomotiv sektöründe görev yaptığı için sektöre yabancı olmadığını aktaran Aslan Uzun, neden Temsa’nın başına geçmeyi kabul ettiğini ise şöyle aktardı: 

TAHMİNLERİMİN ÖTESİNDE

“56 yaşındayım ve kariyerimi bir dünya markası yaratarak sonlandırmak istiyorum. STFA’dan bu hayalimi gerçekleştirmek için ayrıldım. Temsa kesinlikle bunu gerçekleştirebileceğim bir şirket. Açıkçası Temsa’da göreve başladığımda tahminlerimin çok ötesinde yani umduğumdan çok daha iyi bir marka buldum. Evet son 8-9 yıldır üretim ve büyüme konusunda ciddi sıkıntı çekmişler ama markanın imaj sorunu yok ve dünyada çok iyi bir repütasyona sahip. 66 ülkede 15 bini aşkın Temsa aracı yollarda hizmet veriyor. Ar-Ge konusunda başarılılar ve neredeyse her alanda büyüyecek bir portföye sahipler. Açıkçası Mercedes kadar iyi otobüs yapıyorlar ama onların markası değerli. Bizim de marka değerini dünyada artırmamız gerekiyor. Şu aşamada sadece büyümesi için desteklenmesi gereken bir markadan bahsediyoruz.” Enver bey ve eşinin Temsa’yı bir fon mantığıyla almadığını da aktaran Uzun, “Yani Temsa’yı alıp, kâra geçirip 5 yıl sonra satmak gibi bir düşünce yok. Temsa artık Ünver Ailesi’nin bir şirketi. Benim görevim de bu şirketi hak ettiği noktaya getirip dünya marka yapmak” dedi.

‘100+’ ÜLKELERDE BÜYÜYECEĞİZ

- ORTADOĞU Teknik Üniversitesi Makina Yüksek Mühendisliği Bölümü mezunu olan, otomotiv sektöründe başladığı kariyerini yine otomotiv sektöründe bitirmek isteyen Aslan Uzun, önceliğinin Temsa’yı Avrupa ve Amerika’da büyütmek olduğunu belirterek, “Stratejim ‘100+ ülkeler.’  Yani 100’ün üzerinde Temsa markalı otobüs satılacak ülkelere konsantre olacağız.  Bu da Avrupa’da 15 ülke, bir de bizim için çok önemli olan Amerika pazarı demek. Kuşkusuz diğer ülkelerde de olacağız ama o ülkelerde fırsat gördüğümüzde gireceğiz. Yani bir ihale olur veya başka fırsatlar çıkar” açıklamasını yaptı. Uzun, Türkiye pazarında ise daha agresif olacaklarını ve son yıllarda girmedikleri ihaleleri yeniden girerek hızla büyüyeceklerini belirtiyor.

YILDA 4 BİN OTOBÜS ÜRETİRİZ

Yazının Devamını Oku

Ön gösterim araçları yolda

İlk kez 2011 başında gündeme gelen ama ticari olarak Kasım 2017’de resmiyet kazanan ‘yerli otomobil’ projesine ilişkin ilk somut örnekler aralık başında ortaya çıkacak. ‘Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu’ (TOGG) bünyesindeki mühendis ve tasarımcılar tarafından geliştirilen 2 ön gösterim aracı, yani yürüyen SUV prototipleri kasımda geliyor. Bu araçlar aralık başında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımıyla tanıtılacak.

2011 yılı başından beri gündemdeki yerini koruyan ‘yerli otomobil’ projesine ilişkin son 1 yıldır çalışmalar hızlandı. Kasım 2017 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öncülüğünde yeniden devreye alınan ve bu kez 5 büyük grubun (babayiğit) içinde yer aldığı ‘yerli otomobil’ projesine ilişkin ön imzalar atıldı. 31 Mayıs 2018’de ‘Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu Sanayi ve Ticaret A.Ş. ‘ (TOGG) ismiyle projeyi gerçekleştirecek şirket kuruldu. Şirkette Anadolu Grubu, BMC, Kök Grubu, Turkcell ve Zorlu Holding’in payları yüzde19’ar olarak belirlenirken, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) de yüzde 5 pay alarak 6’ncı ortak oldu. Kurulan şirketin ilk icraatı Alman Bosch’tan Gürcan Karakaş’ı CEO olarak atamasıydı. 1 Eylül’de iş başı yapan Karakaş, bu süre zarfında bir taraftan ekibi toplarken bir taraftan da aralık ayı başında tanıtımı yapılacak ilk ön gösterim araçları için çalışmalara başladı.

KAPLARINA SIĞMADILAR

81 kişilik ekibe ulaştıktan sonra 7 Ekim’de TOBB’un Levent’te bulunan binasından ‘kabımıza sığmıyoruz’ diyerek törenle Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesindeki Gebze Bilişim Vadisi’ndeki yeni binalarına taşınan TOGG ekibi hızla büyümeye devam ediyor. Dışarıdan alınan danışmanlıklarla birlikte daha şimdiden 100 kişilik bir kadroyla çalışmalarına devam eden TOGG, yerli otomobil için kurduğu ekibin neredeyse yarısını ise Ford Otosan’dan transfer etti. Tofaş, Hyundai, Oyak Renault kökenli uzmanların da yer aldığı proje için açıkçası her alanda yurtiçi ve yurtdışından uzmanlar atanmış ve atanmaya devam ediyor.

Projeyle ilgili son kulağıma gelen ise kasım ayında, içinde yürüyen 2 ön gösterim aracının (prototip demiyorlar) merkeze ulaşması bekleniyormuş. Aralık ayı başında da bu 2 SUV model Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımıyla tanıtılacak. Araçların lojistik nedenler nedeniyle Gebze’de Bilişim Vadisi’nde tanıtılması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da test etmesi bekleniyor. Yapılan gizlilik sözleşmesi gereğince TOGG mühendis ve tasarımcıları tarafından geliştirilen 2 ön gösterim yani yürüyen SUV prototipinin yurt dışında mı yurt içinde mi üretildiği konusunda bilgi verilmiyor.


TOGG’un 81 kişilik ekibi 7 Ekim’den bu yana Gebze Bilişim Vadisi’ndeki yeni merkezlerinde çalışmalarını sürdürüyor.

9 YIL SONRA GELİYOR

Yazının Devamını Oku

Elektrikli otolar destek bekliyor

Özellikle Avrupa’da emisyon sınırlaması nedeniyle köşeye sıkışıp çözümü elektrikli otomobil üretmekte bulan dev markaların kafasındaki soru: “Yüksek maliyetli bu araçları kime ve nasıl satacağız?” Geçen hafta İngiliz Dyson’ın, “Ticari anlamda geçerliliğini göremedik ve uygun alıcı bulamadık” gerekçesiyle 3.2 milyar dolarlık elektrikli otomobil projesini bitirmesi bu konudaki endişeleri arttırırken, daha fazla destek ihtiyacını gündeme taşıdı.

AVRUPA Birliği (AB) 2007-2021 arasında otomobillerin yarattığı C02 emisyon oranını yani karbondioksit salınımını yüzde 40 aşağı çekmek için mücadele ederken, 2021-2030 yılları arasında ise bu oranı yüzde 37.5 daha indirmek istiyor. Bunun için de 2021’den itibaren otomobillerin emisyon sınırını kilometre başına ortalama 95 gram ve altı (Şu an ortalama 120 gr/km) olarak belirledi. Eğer markalar 2021’den itibaren Avrupa’da sattıkları araçların ortalamasında bu seviyeyi yakalamazsa ciddi cezalar ödeyecekler. İşte bu durum markaları köşeye sıkıştırmış durumda. Çünkü AB’nin kararını erteleyeceğine kesin gözüyle baktıkları için bir çok marka son ana kadar emisyon konusunda pek bir çaba göstermedi. Bunun yerine talep ve kâr yüksek olduğu için neredeyse her segmentte SUV geliştirip piyasaya sürdü. Ne zaman ki AB’nin kararından geri dönmeyeceği net olarak anlaşıldı, bir anda her marka elektrikli otomobil geliştirmek için birbiriyle yarışmaya başladı.

Ama herkesin atladığı şey, sorunun elektrikli otomobil üretmek değil, bu otomobillerin kime ve nasıl satılacağıydı. Çünkü elektrikli otomobillerde yüksek maliyet (araç başına 10 bin Euro) ile menzil, pil ve şarj sorunu henüz çözülebilmiş değil. Avrupa bu konuda hızlı adım atsa bile markalar çok geç kaldıklarının farkındalar. Bu yüzden elektrikli otomobilleri cazip hale getirmeye çalışıp, talep gören SUV modellerini daha düşük emisyon oranına sahip hibrite (hem elektrikli hem benzin motor) devşirmek için uğraşıyorlar. İşte bu noktada her marka kendi hükümetinden elektrikli otomobilleri tüketici nezdinde cazip hale getirmek için çok büyük destekler bekliyor. Aksi halde işlerinin imkansız olduğunu biliyorlar.

TİCARİ KARŞILIĞI YOK

Bu gelişmeler ışığında geçen hafta elektrikli otomobillerin geleceği adına çok önemli bir gelişme daha yaşandı. Ünlü İngiliz süpürge üreticisi Dyson, 2.5 milyar pound (3.2 milyar dolar) yatırdığı elektrikli otomobil projesini sonlandırdığını açıkladı. 2 yıldan fazla bir süre önce çalışmalara başlayan, patentler alan ve otomobili ortaya çıkaran Dyson’un sahibi James Dyson’un açıklamaları elektrikli otomobil konusundaki endişeleri artırdı ve bu konuda yeni çözümlerin gerektiği yorumlarına neden oldu. James Dyson özetle, “Elektrikli otomobili geliştirme sürecimizdeki çabalarımıza rağmen, bu aracın ticari anlamda geçerliliğini göremedik. Projemize uygun bir alıcı bulmak için ciddi çabalar sarf ettik ve bu süreç sonunda maalesef başarılı olamadık” açıklamasını yaptı. Ticari anlamda geçerliliğini görememek ve uygun alıcı bulamamak... Bu iki kriter elektrikli otomobil işinin sadece üretmekten ibaret olmadığını, en az 10-15 yıl daha mücadele edilmesi gereken bir alan olduğunu tüm dünyaya gösterdi. Sadece bu iş için kurulan Tesla’nın henüz istenen kârlılığa ulaşamaması, Avrupalı markaların da ceza yememek için hızla girdiği elektrikli otomobil işini cazip hale getirmek için çalışmaları sürüyor. Bu noktada Türkiye’de ise gözler yerli otomobil için çalışmalara başlayan ‘Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu’na (TOGG) çevrildi. Henüz daha çizim aşamasında olan yerli otomobilin 2022 yılında üretilip devreye girmesi sonrası hem iç pazarda hem de ihracatta önemli destek görmesi gerekiyor.

ÇİRKİN ÖRDEK YAVRUSU KUĞUYA DÖNÜŞTÜ

Yazının Devamını Oku

Şimdi rakipleri düşünsün

Yeni modellerinin teknik aksaklıklar nedeniyle rötarlı gelmesi sonucu 9 ayda satışları yüzde 44’e yakın düşen BMW, son çeyrekte gaza bastı. Yeni 3 ve bu ay satışa sunulan yeni 1 Serisi’nin desteğiyle son 3 ayda 3 bin adedin üzerinde satış hedefleyen BMW, makyajlı X1’in de devreye girmesiyle 2019’u kayıplarını azaltarak 8 bin 500 adetle tamamlayacak. Borusan Otomotiv CEO’su Hakan Tiftik, “2020 BMW yılı olacak” dedi.

TÜRKİYE’de 9 ay sonunda otomobil satışları yüzde 36 düşerken aynı dönemde ‘premium’ yani lüks sınıftaki kayıp ise yüzde 38.79 olarak gerçekleşti. İlk 3 sırada yer alan Alman devlerinden Mercedes yüzde 44.10’luk kayba rağmen zirvedeki yerini korurken, Audi yüzde 34.70’lik düşüşle ikinci, BMW ise yüzde 43.34’lük kayıpla üçüncü sırada yer aldı. Geçtiğimiz yıl aynı dönemde 9 bin 704 adet satış yapan BMW, bu yıl 9 ayda sadece 5 bin 498 adet otomobil satabildi. Bunda da kuşkusuz yeni modellerinin pazara geç gelmesi etkili oldu. Özellikle Alman markanın Türkiye’deki en büyük kozu olan ve normal şartlarda nisan ayında satışa sunacağı yeni 3 Serisi, BTK’nın ‘eCall’ şartlarıyla nedeniyle ağustosta gelince kayıplar arttı. BMW son çeyrekte hem yeni 3 Serisi hem de Avrupa’dan 3 hafta önce satışa sunduğu yeni 1 Serisi ile atağa kalkmaya hazırlanıyor.

MODEL ATAĞI BAŞLADI

Aynı zamanda BMW Türkiye’nin geçici bir süre Genel Müdürlük görevini de üstlenen Borusan Otomotiv CEO’su Hakan Tiftik, yeni 3 Serisi ve yeni 1 Serisi ile birlikte satışların ivme kazanacağını belirtiyor. Son çeyrekte 3 bin adetlik satış yaparak 2019 yılını 8 bin 500 adetlik satışla tamamlayacaklarını öngören Tiftik şunları söyledi: “Tüm dünyada BMW satışlarının yüzde 25’ini 3 Serisi oluşturuyor. Türkiye’ye 4 ay rötarlı gelen yeni 3 Serisi’nden 2 ayda 750 adet sattık. Yıl sonuna kadar toplamda 2 bin adedi bulmayı hedefliyoruz. Yeni 1 Serisi’ni ise tüm Avrupa’dan 3 hafta önce satışa sunduk. Bu modelden de 3 ayda 600 adedin üzerinde satış hedefliyoruz. Sonuç olarak tüm modeller yenileniyor. Kısa süre içinde makyajlı X1’i piyasaya sunuyoruz. Çok güçlü olacak. 2020 başında yeni 2 Serisi Grand Coupe (4 kapılı sedan) devreye girecek. Üst segmentte ise yeni 7 Serisi, yeni 8 Serisi ve yeni Z4 Türkiye’ye geliyor. 2020 sonuna doğru Frankfurt fuarında konsept hali tanıtılan yeni 4 Serisi de geliyor. Yani 2020 yılının ‘BMW Yılı’ olacağını rahatlıkla söyleyebilirim. 2020 için kasım gibi hedef belirleyebiliriz. Ama 2019’un çok üstünde olacağı aşikar.”

AVRUPA’DAN ÖNCE GELDİ

Yeni BMW Serisi, ekim ayında Avrupa’dan yaklaşık 3 hafta önce Türkiye’de 211 bin TL’den başlayan lansman fiyatlarıyla satışa sunuldu.

338 BİN TL’DEN BAŞLIYOR

Yazının Devamını Oku

Devrimi yakalarsak herkes kazanır!

ÖTV, KDV, MTV... Bu dolaylı vergilerin dışında otomotivde bir de 2 yıl önce devreye sokulan kademeli sistem var. Bu karmaşık vergi yapısının bir an önce değişip, dünyada teknolojiye dayanan çevresel devrime ayak uydurması gerekiyor. Bu sayede hem devlet hem sektör hem vatandaş kazanır. Aksi takdirde mevcut yapıyla üretim üssü gücümüzü kaybedip oyun dışı da kalabiliriz.

TÜRKİYE’de yıllardır otomotiv sektöründeki yüksek ve karmaşık vergi sistemi tartışılıyor. Bildiğiniz gibi zaten yüzde 45 ile 160 arasında çok yüksek oranlarda olan ÖTV uygulaması iki sene önce bir de matraha dayalı (vergisiz araç fiyatı) kademelendirilerek daha da karmaşık oldu. Bunun üzerine yüzde 18 KDV’nin eklenmesi ve ardından her yıl 2 kez yine kademeli MTV’nin (Motorlu Taşıtlar Vergisi) alınması hem vatandaş hem de sektör için içinden çıkılmaz bir durum yarattı. Vergiler emisyona değil de motor hacmine, tipine, araçların binek veya ticari olmasına göre sektörün içindeki aktörlerin yönlendirmesiyle belirlenince, hem bizlerin hem de Türkiye’ye gelmek isteyen yatırımcıların kafası karıştı. Dünya otomobil teknolojisi son hızla bir yöne giderken, bizim mevcut vergi sistemimizin bu teknolojik gelişmeye ayak uyduramayacağı görülüyor. Bu yüzden Otomotiv Yetkili Satıcıları Derneği (OYDER) Başkanı Murat Şahsuvaroğlu’nun da dediği gibi önümüzdeki dönemde vergi sistemimizin Avrupa Birliği (AB) veya dünya standartlarına uygun, sade, anlaşılır ve basit bir hale getirilmesi şart. Yoksa dünyada büyük bir değişimin yaşandığı otomotiv sektöründe çok geri kalacağız, yeni yatırımları kaçırıp, üretim üssü olma şansını kaybedeceğiz.

MARKA MENFAATLERİ VAR

Geçen hafta bu noktada Toyota Türkiye CEO’su Ali Haydar Bozkurt’un söyledikleri de çok önemli. Bozkurt, eğer daha iyi bir Türkiye istiyorsak, marka menfaatlerinin dışında, büyük resme bakmak gerektiğini düşünüyor. Türkiye’nin otomotiv üssü olmak için her şeye sahip bir ülkeyken önündeki en önemli sıkıntının vergi sistemi ve belirsizlik olduğunu kaydeden Ali Haydar Bozkurt, “Belirsizlikten kastım ise şu; bir sabah uyanıyoruz vergi değişiyor. Son 20 yılda bakın kaç kere ÖTV vergisi değişimi yapıldı. Geçici olarak verilen teşviklerin de sektöre kısa vadede destek verdiğini düşünüyorum. Artık, daha uzun soluklu ve kalıcı çözümler üretilmesi gerekiyor. Bu da vergi sisteminin baştan aşağıya yeniden yapılanması anlamına geliyor. Şöyle ki; şu anda tüm dünyada, otomotiv teknolojisinde büyük bir değişiklik yaşandığına şahitlik etmekteyiz. Bu değişikliğe ayak uyduramazsak, ülke olarak dünya otomotiv teknolojisi devriminin dışında kalma riskimiz var. Bu da ülke ekonomisi için böylesine önemli bir sektörde, dünya ile rekabetin dışında kalma riski doğuracaktır” dedi.

BU İŞİ ANCAK DEVLET ÇÖZER

“Anlatmaya çalıştığım konu, vergi indirimi ile daha fazla otomobil satmak filan değildir. Benim altını çizdiğim nokta, vergi sisteminin yapısının değişmesi ve sektörümüzün dünya ile paralel şekilde yeni teknolojilere ayak uydurması konusudur” diye konuşan Bozkurt şunları söyledi: “Dünyada uygulanan sistemler incelenerek otomotivin 5-10 yıl içinde gideceği yöne bakılarak bir sistem ortaya konulması gerekiyor. Bizim; sektörün içindeki aktörler olarak, sadece kendi markalarımızın menfaatlerini düşünen yaklaşımlara değil, artık ülkemiz otomotiv sektörünün gelişmesi ve sektörümüzün de ekonomimize uzun vadeli katkı sağlayacak biçimde şekillenmesi için kafa yormamız gerekmektedir. Dünya otomotiv sektöründe gözümüzün önünde yaşanan önemli bir devrim söz konusuyken, geleceğe bir şeyler bırakacaksak, işte o gün, bugündür! Öncelikle şunu kabul etmemiz lazım ki, bu işi otomotiv sektörü kendisi çözemez. Bu işi devletler çözer. Sektöre bırakırsanız herkes kendine göre yorumlayacaktır. “

2 KİŞİ İÇİN TÜRKİYE’DE

Yazının Devamını Oku

Son 4 ayda 8 aylık satış olur mu?

Devlet, ÖTV teşviki için vergi gelirine ve piyasanın canlanmasına bakar. Teşvikin devrede olduğu mart ayı ile teşviksiz ağustos ayı arasında satışlarda yarı yarıya fark olsa da ÖTV tahsilatında büyük fark yok. Ayrıca bir çok marka 8 ayda sattığını 4 ayda satacağını öngördüğüne göre piyasa canlanması için bir şey yapmaya gerek var mı?

GEÇEN hafta Twitter hesabımdan da paylaştım; ‘Son çeyrekte ÖTV teşviki gelir mi’ sorusu, ‘Hangi otomobili alayım?’ sorusunun tahtına oturdu. En çok merak edilen bu sorunun cevabını inanın kimse bilmiyor. Geçmişte hatırlarsınız, “Olmayacak” dendiği zaman bir gece ansızın devreye girmiş, “Olacak” söylentileri çıktığında ise hüsranla sonlanmıştı. Bu doğrultuda geçen hafta Otomotiv Yetkili Satıcıları Derneği’nin (OYDER) düzenlediği ‘Genişletilmiş İstişare Toplantısı’ önemliydi. Çünkü sektör yetkilileri toplantıya katılan Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’dan belki bir sinyal alabileceklerini umuyordu. Ama Pekcan sadece hurda teşvikinin devam etme teklifini değerlendirebileceklerini açıkladı.

Toplantı sonrası konuştuğum bazı yetkililer ÖTV teşvikinin kesin olmayacağını anladıklarını belirterek, “Sayın Bakan o konuya hiç girmedi bile. Toplantı sonrası ÖTV indirimi olmayacağı konusunda herkes hem fikir. Hatta aramızda ‘Susalım ki ÖTV artmasın’ diye konuştuk” yorumunu yaptılar. Geçmişte yaşandı, en ufak “ÖTV teşviki gelecek” söylentisi bile ciddi beklenti yaratıp satışları bıçak gibi keser. Ayrıca ÖTV indirimleri ellerindeki 2. el araçların değerini de düşürdüğü için bir çok yetkili satıcı ve kiralama şirketi de şu an açıkçası istemiyor. Zaten gördük ki bu tip teşvikler sektörün geleceği için de geçici bir rahatlamadan başka hiç bir işe yaramıyor.

KARMAŞIK VERGİ SİSTEMİ

Herkesin hemfikir olduğu nokta otomotiv sektörüne uygulanan karmaşık vergi sisteminin acil olarak değişmesi gerektiği. Bildiğiniz gibi zaten çok yüksek oranlarda olan ÖTV uygulaması iki sene önce bir de matraha dayalı kademelendirilerek daha da karmaşık hale geldi. Hem ÖTV hem KDV bir de üstene matrah sistemi eklenince vergi sistemi içinden çıkılmaz bir hal aldı. Yani geçici vergi indirimleri yerine vergi sistemimizin AB standartlarına uygun, sade, anlaşılır ve basit bir hale getirilmesi şart. Aksi takdirde “ÖTV teşviki gelecek mi?” soruları yıllarca sorulmaya devam edecek, hep tüketicinin kafasında bir beklenti oluşacak.

DEVLET NEYE BAKIYOR?

Gelelim ÖTV teşviklerine ilişkin devletin bakış açısına. Geçtiğimiz yıl son 2 ayda devreye giren ÖTV teşviklerinin sebebi, ekonomideki dalgalanmayla birlikte pazarın ağustosta yüzde 53, eylülde yüzde 68, ekimde ise yüzde 76 daralmasıydı. Sektör beklemediği ani ve şok bir darbe yemişti. Elinde stoklar kalmış, kurların artmasıyla tam köşeye sıkışmıştı. Hükümet hemen ÖTV oranlarında geçici bir indirimi devreye sokarak sektöre can suyu verdi. 2019 yılının ilk 6 ayında da hem daralmanın sürmesi hem de sektörün elindeki stokların eritilmesine bağlı olarak bu teşvikler devam ettirildi. Haziran sonunda ise önceden açıklandığı gibi teşvikler sona erdi. Desteğin bitmesiyle temmuz ayında satışlar (%66) bıçak gibi kesildi. Hükümet yetkilileri o süreçte temmuzdaki kaybın, talebin hazirana kayması ve mevsimsel sebeplerle normal olduğunu ağustos ayında da bunun devam edebileceğini belirterek, “Eylül ayında duruma yeniden bakılır” cevabını verdiler. Neredeyse 15 günü tatil olan ağustos ayında ise satışların beklentinin üzerinde çıkarak kaybın yüzde 36’ya gerilemesi bence yeni teşvik ihtimalini kısmen ortadan kaldırdı.

BU ÖNGÖRÜLERLE ZOR

Yazının Devamını Oku

Borusan, Mercedes ve Audi de satacak

BMW, MINI, Land Rover ve Jaguar’ın Türkiye distribütörü olan Borusan Otomotiv, bir ilke imza atarak en büyük rakipleri olan Mercedes, Audi ve Volvo’nun 2. el araçlarını satmaya başladı. Samandıra tesislerinde devreye giren ‘konsinye’ hizmetiyle diğer lüks markaların 2. el araçlarını ‘Borusan Otomotiv’ güvencesiyle hızlı ve değerinde satan grubun hedefi, bu yolla ayda 200 adetlik satışa ulaşmak.

OTOMOTİV sektöründe yaşanan büyük daralma, şirketleri ayakta kalmak adına yeni çözüm yolları aramaya itiyor.  BMW, MINI, Land Rover ve Jaguar’ın Türkiye distribütörü olan Borusan Otomotiv de bu şirketlerin başında yer alıyor. Premium araç pazarının yüzde 45’in üstünde daralmasıyla birlikte yeniden yapılanmaya giden ve 2017 sonunda hizmete açtığı Borusan Oto Samandıra tesisinde sıfır otomobil satışını durduran Borusan Otomotiv, şimdi bu tesiste bir ilke imza atmaya hazırlanıyor. Uzun yıllar naylon, kord bezi ve ardından ambalaj üretimi yapan firmalarda üst düzey yöneticilik yaptıktan sonra 2 yıl önce Borusan Otomotiv CEO’su olarak ilk kez otomotiv sektörüne adım atan Hakan Tiftik, geçen süre zarfında bir çok yeni proje geliştirdiklerini, bazılarının başarılı olup bazıların ise olmadığını aktardı.

Geçen hafta kapılarını açan Frankfurt fuarında görüştüğümüz Hakan Tiftik, otomotiv sektörünün başka hiç bir sektöre benzemediğini, iç dinamiklerinin çok farklı olduğunu belirterek, “Otomotivde özellikle lüks sınıfta, yeni projeler geliştirip ayrışmazsanız, dalgalanmalardan çok etkilenirsiniz. Ben de bu doğrultuda 2 yıldır sektörü öğrenmeye çalışıyor, ekibimizle beraber ne gibi yenilikler ve farklılıklar yaparak işleri geliştirebileceğimizi inceliyoruz” dedi. Geliştirdikleri çeşitli projelerden 2 tanesinin başarılı olup öne çıktığını kaydeden Tiftik, bunlardan ilkinin Borusan Oto Samandıra tesislerinde başlattıkları ‘Konsinye’ hizmeti olduğunu aktardı. Tiftik, otomobil satışlarındaki daralmadan dolayı kısa süre önce Samandıra tesislerinde sıfır otomobil satışlarını durduklarını aktararak şöyle konuştu:

ANINDA SATILIYOR

“Biz bu önemli tesisimizde şu an kendi bünyemizdeki markalardan dönen 2. el otomobilleri satıyoruz. Kısa süre önce geliştirdiğimiz ‘Konsinye’ hizmetiyle artık diğer lüks markalarının 2. el otomobillerinin satıldığı bir platform oluşturduk. Yani elinde lüks sınıfta yer alan Mercedes, Audi ve Volvo gibi markaların 2.el aracı olanlar bu araçlarını Borusan Otomotiv güvencesiyle Samandıra tesisimizde satabiliyorlar. Biz bu araçları satın almıyoruz, sadece satışta belli bir komisyon karşılığı aracı oluyoruz. Yani lüks 2. el araçlarını bize getiriyorlar. Önce ekspertiz yapıp değer belirliyoruz, sonra da bakımını yapıp, temizleyip tesisimizde satışa koyuyoruz. Mevcut platformlarda veya internet üzerinde uzun süre satılmayan bu lüks araçlar ‘Borusan’ güvencesiyle satışa çıktığı için gerçek değerini hemen bulup, satılıyor. Müşteri bu sayede zahmetsiz bir şekilde aracını satabiliyor.” Hakan Tiftik, kısa süre önce başlattıkları bu hizmetin başarılı olduğunu aktararak, “Hedefimiz ayda 150-200 adet satmak. Biz yılda kendi markalarımızdan ve ikinci el şirketimizden dönen 6-6.500 ikinci el aracı satıyoruz. Eğer ‘Konsinye’ hizmeti başarılı olursa yılda 10 bine yakın 2. el satışı yapan bir yapıya ulaşacağız” dedi. Şu anda Borusan’ın bünyesindeki mevcut markaları kurdukları  ‘ikinciel. borusanotomotiv.com’ platformundan sattıklarını hatırlatan Tiftik, ‘Konsinye’ hizmetine dahil olacak diğer 2. el markaları da zaman içinde bu platformdan satacaklarını aktardı.

TÜKETİCİLER İÇİN DOĞDU BAYİLERİ STOKTA RAHATLATTI

- BORUSAN Otomotiv CEO Hakan Tiftik, başarılı olan ikinci projelerinin ise dijital platform yatırımları olan ‘bmwnibul.com’ sitesi ve uygulaması olduğunu belirterek, “Biz bu teknoloji yatırımını ilk etapta tüketiciler için yaptık. İnternetten girerek stokumuzda bulunan tüm araçlara erişme ve istedikleri model, renk, paket ve donanıma ulaşma imkanı sağladık. Biz de tüketicinin talepleri doğrultusunda stoklarımızı daha verimli yönetmeye başladık “dedi. Zaman içinde bu hizmetin daralan pazarda bayilerin en büyük sorunu olan stok finansmanını da çözdüğünü kaydeden Tiftik şöyle konuştu: “Örneğin bir bayi distribütörün isteğiyle stoka 50 otomobil almak istediği zaman, bu araçları krediyle alıp parkına koyuyor. Araçlar satılsa da satılmasa da krediyi ödemek durumundalar. Bu ciddi bir finansman yükü yaratıyor. Şimdiki gibi daralan pazarda araç satılmadığı zaman çok zor duruma düşüyorlar ve kredi borcunu ödemek için bazı zamanlarda zararına satış yapmak durumunda bile kalabiliyorlardı. Biz de ‘bmwnibul.com’ hizmetiyle kendi bünyemizde ‘stok havuzu’ oluşturduk. Yani stok yükünü bayinin üzerinde aldık. Bayiler aynı tüketiciler gibi artık sadece ‘bmwnibul.com’ sitesinden veya uygulamasından girip, satacağı aracı stok havuzundan seçip istediği zaman sipariş edebiliyor. Tüketiciler de verdiği siparişi en yakın bayiden teslim alabiliyor. Bayilerimiz ciddi bir stok finansmanından kurtuldukları için bu uygulamadan çok memnun.  Böyle bir yük olmadığı için bayiler zarar etmeden çok daha rahat ve kârlı satış yapabiliyor.”

 

Yazının Devamını Oku

Onların işi yıldız yaratmak!

Otomobil fuarlarının geleceğinin tartışıldığı bir dönemde 24 markanın katılmayacağını açıkladığı Frankfurt Fuarı dün önce dünya basını için kapılarını açtı. Alanın küçüldüğü, salonların azaldığı fuarın sönük geçmesi beklenirken ev sahibi Alman markalar yeni yıldızlarla sahneye çıkarak boşluğu doldurdu. Fuarda yollara çıkacak yeni elektrikli otomobiller birbirinden dikkat çeken konsept ve yeni modellerle göz doldurdu.

DÜNYANIN en önemli otomotiv etkinlikleri arasında yer alan ve iki yılda bir Paris ile dönüşümlü olarak düzenlenen ‘Uluslararası Frankfurt Otomobil Fuarı’, ‘Driving Tomorrow’ (Yarını Sürün) sloganıyla dün kapılarını önce dünya basını için açtı. 10-11 Eylül’de dünya basınının 12-22 Eylül tarihleri arasında ise otomobil severlerin ziyaret edeceği fuara ev sahibi Alman markalar tam kadro katılıp, gövde gösterisi yaparken, katılmayan 24 markanın eksikliği ise yıldız yağmurundan hissedilmedi. Fuar alanı bu yıl 200 bin metrekareden 168 bin metrekareye düşerken salon sayısı ise 8’den 5’i indirildi. Salonlar arasında kopukluklar dikkat çekerken, 24 önemli markanın eksikliği yeni nesil 4 Çinli marka, yan sanayi ve startup şirketleriyle doldurulmaya çalışıldı.

BOŞLUK DOLDURDULAR

2 yıl önce 9 markanın yer almadığı fuara bu yıl Alpine, Aston Martin, Bugatti, Citroen, Dacia, DS, Ferrari, Abarth, Alfa Romeo, Fiat, Chrysler, Jeep, Chevrolet, Cadillac, Infiniti, Mazda, Mitsubishi, Nissan, Peugeot, Rolls-Royce, Subaru, Suzuki, Toyota ve Volvo katılmadı. Toyota’dan Bugatti’ye kadar birçok markanın yer almaması hiç kuşkusuz dev organizasyonu gölgeleyecek gibi görünse de dünya devi Alman markaları ev sahibi olmalarının avantajını çok iyi kullanarak bunu adeta engelledi. Çünkü BMW, Mercedes, Audi, Volkswagen, Porsche ve Opel gibi dev Alman markaları yeni modelleri ve konseptleriyle açıkçası bu eksikliği dünya basınına hissettirmedi. Frankfurt’ta bir taraftan artık yollara çıkmaya hazırlanan voltajı yüksek yeni elektrikli otomobiller göz doldururken, diğer taraftan konvansiyonel motorlara sahip dikkat çeken yeni model büyük ilgi gördü.

BÜYÜK GÖVDE GÖSTERİSİ

Almanların gövde gösterisi yaptığı fuarın yıldızları arasında Mercedes’in amiral gemisi olan S Serisi’nin elektrikli versiyonu EQS konsepti, Porsche’nin büyük ses getiren ilk elektrikli spor modeli Taycan, BMW’nin yeni 4 Serisi’nin ve tasarım anlayışının öncüsü olan Concept 4 modeli ve Volkswagen’in Beetle ve Golf’ten sonra en önemli 3. modeli olacağı öngörülen ve önümüzdeki günlerde satışa sunulacak elektrikli modeli ID3 yer alıyor. Fuarda Alman markaların dışında sergilenen ve büyük beğeni toplayan diğer modeller ise sırasıyla İngiliz Land Rover’in ilk sivil Defender modeli, İspanyol Seat’ın performansı markası Cupra’nin SUV konsepti Tavascan ile Koreli Hyundai’nin İzmit’te üretttiği popüler şehir içi minik modeli yeni i10 (Ayten) oldu. Frankfurt’un dikkat çeken diğer yeni modelleri ise şöyle sıralandı: “Lamborghini Sian, Audi’nin elektrikli ve otonom off-road aracı AI: TRAIL, Ford Puma, MINI Cooper SE, retro ve elektrikli Honda E ve Hyundai 45 EV, elektrikli Skoda Citigo IV, Opel Corsa, Volkswagen T-Roc Cabriolet.”

ELEKTRİKLİ OTOMOBİLLER ARTIK GÜZELLEŞİYOR!

DÜNYADAKİ ve Avrupa’daki katı emisyon kuralları nedeniyle son yıllarda hızla geliştirilen elektrikli otomobiller, bundan 2-3 yıl önce başka modellerden devşirme veya bataryaların yerleşimi nedeniyle tuhaf tasarımlara sahipti. Ancak tüketiciler alıştıkları otomobil tasarımlarını göremeyince çok fazla ilgilerini de çekmemişti. Bugün ise artık geleceğin elektrikli olarak kabul edilmesiyle birlikte dev markalar bu araçlara büyük yatırımlar yapmaya başladı. Bunun sonucunda daha güzel veya yakışıklı, tasarımları herkesin ilgisini çeken elektrikli otomobiller vitrine çıkmaya başladı. Porsche Taycan, Mercedes EQ Serisi, Volkswagen İD3 ve Audi e-Tron Ailesi bunlardan sadece bir kaçı.

Yazının Devamını Oku

Hurda teşviki kalıcı olmalı

Alım gücü düşen Türk halkı yüksek vergiler ve fiyatlar yüzünden bırakın sıfır otomobil almayı, ikinci elde bile ancak 8-9 yaşında araçları alabilecek duruma geldi.

2019’un 7 ayında sıfır otomobil satışları yüzde 44 düşerken, bu durumda artması beklenen 2. el satışlarındaki kayıp ise yüzde 5.69 oldu. Aslında 2. el otomobil satışlarında kayıp daha fazla olabilirdi. Çünkü 0-3 yaş arası yüzde 19.88, 4-6 yaş yüzde 12.47 gerilerken, 7-9 yaş arası otomobillere talebin yüzde 21.19 artması kaybı biraz önlemiş gibi duruyor.

Şimdi bu sonuçlarla Türkiye’nin son yıllarda kanayan yarası olan 16 yaş ve üzeri hurda statüsünde olan araçların sayısı da hızla artıyor. Bu araçlar hem düşük güvenlik donanımlarıyla insan hayatına kastediyor, hem zehir saçıyor hem de yüksek akaryakıt sarfiyatı ile ceplerimizi boşaltıyor.

YÜZDE 40’I HURDA

Bu durumun ciddiyetinin farkında olan ve daralan sektörü rahatlatmak isteyen hükümet Haziran 2018’de hurda teşvikini devreye soktu. Buna göre 16 yaş ve üstü otomobillerin hurdaya çıkartılmasına bağlı olarak yeni araç alımında 10 bin liraya kadar Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) indirimi uygulaması başladı. Haziran 2019’da bu teşvikin üst sınırı 15 bin liraya çıkartılarak, yıl sonuna kadar uzatıldı. Şu anda Türkiye’de yollarda 16 yaş ve üzeri hurda kapsamında bulunan toplam 5 milyon 5 bin 579 adet otomobil var. Yani yollardaki 12 milyon 759 bin 589 otomobilin yaklaşık yüzde 40’ı hurda statüsünde.

Hurda teşvikinin devreye girdiği Haziran 2018’den bu yana trafikten kaydı silinen otomobil sayısı ise 276 bin 713 adet olmuş. Yani teşvik oldukça etkili olmuş diyebiliriz. Şöyle örnek vereyim; Mayıs 2018’de trafikten kaydı silinen araç sayısı 774 iken, teşvikin devreye girdiği haziran ayında bu sayı bir anda 22 bin 913 adede yükselmiş.

Bu durum hurda teşvikinin ne kadar önemli olduğunu ve devam etmesi gerektiğini gösteriyor. Ama bu teşvikin geçici değil artık kalıcı temel bir düzenleme olarak kalması gerekiyor. Yani 16 yaş ve üzeri otomobillerin trafikten çekilmesi kalıcı bir düzenlemeyle her yıl devam etmeli. Kuşkusuz bu sadece otomobiller için değil sayıları 1.5 milyona yaklaşan 16 yaş ve üzeri hafif ticari araçlar ve bir o kadar da ağır ticari araçlar için de gerçekleşmeli.

GAZETE İLANINDAN BELGESEL ÇIKABİLİR

Yazının Devamını Oku

Daralan pazarın yarattığı rekorlar

OTOMOTİV Sanayi Derneği (OSD) temmuz ayına ilişkin üretim, ihracat ve ağır vasıta dahil iç pazar performansını mevsimsel nedenlerden dolayı ancak geçen hafta açıklayabildi.

Herkesin tahmin edebileceği gibi ocak-temmuz döneminde ekonominin lokomotifi olan otomotiv sektörü her alanda ciddi yaralar aldı. Ağır vasıta dâhil iç pazarda yaşanan yüzde 48’lik daralmaya, Avrupa’nın etkisiyle ihracatta yaşanan yüzde 7’lik kayıp da eklenince 7 ayda otomotiv sanayinin üretimi yüzde 12 geriledi. Yani sektörün karnesi baştan aşağı kırıklarla dolu.

İşte böylesine zor bir süreçte birkaç rekor yaşandı ki ben bunları ‘üzen rekorlar’ diye adlandırıyorum. Çünkü tamamen üretimin ve iç pazarın düşmesinden kaynaklandı. Yani 1 milyon adetlik satışların olduğu 2016 veya 2017’de bu rekorlar yaşansa herkes zil takıp oynardı. Şimdi ise kimse farkında bile değil, olsa da umursamıyor.

1- İşte bu rekorlardan ilki Türkiye’deki otomotiv üretiminin ihracatı karşılama oranında ortaya çıkıyor. İç pazar o kadar daraldı ki, tarihinde ilk kez ihracat toplam üretimin yüzde 86.40’ına ulaşmış durumda. Yani her üretilen 100 aracın 86’sı ihraç edildi. Pazarda her şey düşerken, bu oran geçtiğimiz yıla göre yüzde 7.17 artmış durumda.

2- İkinci üzen rekor ise iç pazarda satılan otomobillerin yerlilik payında ortaya çıkıyor. İç pazarın yüzde 45.96 düştüğü 7 ayda, Türkiye’de üretilen otomobillerin satışları yüzde 29.90 ile toplam pazardan az düşünce, iç pazardaki yerli satış oranı yüzde 43.74 ile rekor seviyeye ulaştı. Yani satılan her 100 otomobilin yaklaşık 44’ü Türkiye’de üretilenlerden oluştu. Bu oran pazarın 1 milyon adet olduğu 2016’da yüzde 25, 2017’de ise sadece yüzde 31.14’tü.

Sonuç olarak pazarın durumu göz ardı edilerek, bu oranları ‘büyük rekor’ diye manşetlere taşımak verileri doğru okumamak, sektörün içinde bulunduğu zor durumu yanlış aktarmak anlamına gelir. O yüzden ‘üzen’ diyorum. Yoksa ‘büyük rekor’ başlıkları atmayı isterdim.


SON ÇEYREKTE FARKLI BİR REKABET OLACAK

Yazının Devamını Oku

Kim ne kadar sattı, kimler tarih oldu?

Otomotiv pazarının yüzde 50’ye yakın daraldığı bir ortamda biraz geriye giderek 2004 yılından bu yana ne kadar araç satıldığını, markaların 16 yıllık performansları ve pazar payları ile kimlerin bu dönemde iç pazardan çekildiğini belirledik. Sonuçlar gerçekten çarpıcı...

2018 yılının ikinci yarısından itibaren zorlanan ve 2019’un ilk 7 ayında ise yüzde 47 daralan otomotiv pazarı için ağustos ayı da pek parlak geçmiyor. Sektör yetkilileri ve uzmanlar ağustos ayında toplam satışların uzun bayram tatili nedeniyle 18 bin adedin (17.927) altında kalan temmuz ayından biraz daha iyi çıkabileceğini, gerekçe olarak ise markaların son 15 günde devreye soktuğu cazip kampanyaları gösteriyor. ÖTV teşviki (yüzde 10) kadar indirimlerden, sıfır faiz imkanlarına kadar zararı göze alan markaların sunduğu fırsatlarla ağustos ayında toplam satışların 20 bin veya üzerinde olması bekleniyor ki, bu da 8 ay sonunda toplam pazarın 233-235 bin aralığında olacağını gösteriyor. Bu sonuç yüzde 20.79 daralan 2018 Ocak-Ağustos dönemine göre pazardaki yüzde 47’lik kaybın süreceğini ortaya koyuyor.

İLK 5 MARKANIN PAYLARI

İşte böylesine bir ortamda biraz geriye giderek 2004’ten bu yana Türkiye’de ne kadar araç satıldığını, markaların performanslarını ve 16 yıl içinde hangi büyük markaların iç pazardan çekildiğini belirledik. EBS Danışmanlık’ın Hürriyet’e özel Otomotiv Distribütörleri Derneği’nin (ODD) verilerinden derlediği sonuçlara göre, Türkiye’de 2004’ten bu yana, yani yaklaşık 16 yılda toplam 11 milyon 445 bin 987 adet araç (otomobil ve hafif ticari araç) satılırken bunun yüzde 70.52’si otomobillerden oluştu. 16 yılda Türkiye genelinde satılan otomobil sayısı 8 milyon 71 bin 266 adet olarak gerçekleşti. Toplam satışlarda ilk 5 marka yüzde 57.18’lik pay alırken, otomobil satışlarında ilk 5 markanın aldığı pay ise 50.42 olarak gerçekleşti. Bu sonuçlara göre Türkiye’de son 16 yılda, yılda ortalama 715 bin 999 adet araç, 504 bin adet ise otomobil satıldı. 2018 yılı ve bu yılın ilk 7 ayında sonuçlar 2016 ve 2017 yılına paralel yani 1 milyona yakın adetlerde olsaydı, toplam satışlar 12.2 milyon adede, yıllık ortalama ise 755 bine ulaşacaktı.

11 MARKA TARİH OLDU

16 yıllık verilere göre ODD’ye kayıtlı otomotiv marka sayısı 53’ten 42’ye inerken, bu dönemde Chevrolet, Tata, Lada, Chery, Daihatsu, Proton, Geely, Chrysler, Lancia, Dodge, Saab, Rover ve MG gibi önemli markaların Türkiye’de araç satışları sona erdi. ODD’ye üye 42 markadan sadece 28’si son 16 yıldır kesintisiz faaliyetlerine devam ederken, Türkiye’ye son giren markalar 5 yıl ile Lexus, 4 yıl ile DS oldu. 16 yılda en düşük performans ise sadece 2 yılda 17 adetlik satış yapan MG markası oldu.

Yazının Devamını Oku

Hastalandık bize ilaç gerek!

Otomotiv sektörünün en büyük çatı örgütleri olan Otomotiv Sanayi Derneği (OSD), Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) ve Otomotiv Yetkili Satıcıları Derneği’nin (OYDER) başkanları ekonominin lokomotifi olan sektörün sorunlarını, taleplerini ve yapılması gerekenleri Hürriyet’e değerlendirdi.

-ODD Başkanı Ali Bilaloğlu: “Otomotiv sektörü hastalanmış durumda ve desteğe ihtiyacı var. Devletin uygulayacağı destek programı bu duruma ilaç olur.”

- OSD Başkanı Haydar Yenigün: “Uzun vadede otomotiv pazarı nasıl büyür diye bir çalışma yaptırdık. Bunu bakanlarımızla paylaşacağız. Bunlar yapılmazsa sistem tıkanır.”

- OYDER Başkanı Şahsuvaroğlu: “Devletimizden beklentimiz sektörü her zaman dikkatle izlemeleri ve gerektiği durumlarda devreye girerek müdahale etmesidir.”

EKONOMİNİN lokomo-tifi olan otomotiv sektörü için işler 1 yılı aşkın bir süredir iyi gitmiyor. Temmuz ayında ÖTV teşviklerinin bitmesiyle yüzde 66 daralan, 7 ay sonunda ise yüzde 47.7’lik kayba ulaşan iç pazar ağustos ayını da büyük durgunlukla geçiriyor. Markaların içinde maliyetleri kendilerinin karşıladıkları düşük faizler ve ÖTV teşvikini aratmayacak indirimleri barındıran birbirinden cazip kampanyalarına rağmen uzun bayram tatili ve mevsimsel etkilerle birlikte ağustos performansı temmuzdan bile düşük durumda. Geçen ay pazar 17 bin 927 adetle kriz dönemi olan Temmuz 2001’in bile gerisinde kalırken, ağustos ayında satışların 20 bin adedin altında olacağı öngörülüyor. Uzun yıllar otomotiv sektöründe yöneticilik yapan Kurthan Tarakçıoğlu ve diğer uzmanlar iç pazardaki çöküşün 5 temel sebebi olduğunu ve bunların en azından 2’si düzelmeden pazarda iyileşme olmayacağını söylüyor. Bahsedilen o temel sebepler ise şöyle;

1- Krediler ulaşılabilir değil.

2- Alım gücü düştü.

3- Araç fiyatları makul değil.

4-

Yazının Devamını Oku

Satışlar düştü bakım azaldı

7 ayda toplam pazar 2017’nin aynı dönemine göre yüzde 55, 2018’e göre ise yüzde 47.5 düşerken, bu durum yetkili servisleri kullanan 0-3 yaş araç parkının da küçülmesini sağladı. Aralık 2017’ye göre servislere giren araç sayısı Temmuz 2019’da yüzde 17.59 düşerken, pazarın daralmasına bağlı olarak bu oran Aralık 2020’de yüzde 55’e ulaşacak. İlk 6 ay sonunda yetkili servislere giren araç sayısı da yüzde 15 azaldı.

TÜRK ekonomisinin lokomotifi olan otomotiv sektöründe işler yüksek kur, faiz ve vergilerden dolayı Haziran 2018’den itibaren iyi gitmiyor. Geçen yılın son 2 ayında devreye giren ve 2019’un ilk yarısına kadar uzatılan ÖTV ve KDV teşviklerine rağmen 2018’de yüzde 35 daralan otomotiv pazarı, 2019’un ilk 7 ayını da yüzde 47.5’luk kayıpla tamamladı. Haziran sonunda teşviklerin bitmesiyle temmuzdaki kayıp ise yüzde 66’ya ulaştı. Bayram tatili, yaz sezonu ve fabrikaların üretime ara vermeleri sonucunda ağustos ayına ilişkin beklentiler de temmuz ayından farklı değil. Açıkçası eylül ayından itibaren de olası bir destek gelmemesi halinde sektörün pek umudu yok. Yıl sonu tahminleri 350 bin adetlere gerilemiş durumda ki, bazı tahminler bunun bile altında. Bu da 2018’e göre yüzde 43, 1 milyona yaklaşan 2017’e göre ise yüzde 63’lük bir küçülme anlamına geliyor.

Bu noktada sıfır otomobil satışlarından çok otomotiv markaları ve yetkili satıcılar için satış sonrasının önemi daha da arttı. Çünkü otomobil satamadığı için zarar eden yetkili satıcılar, satış sonrası ile ayakta kalmak için mücadele veriyor. Ama son 2 yıldır sıfır otomobil satışlarında yaşanan büyük daralmaya bağlı olarak yetkili servisleri kullanan 0-3 yaş araç parkında da ciddi daralmaya yaşanıyor. Aralık 2017’de yetkili servislere giden toplam otomobil ve hafif ticari araç sayısı 2 milyon 907 bin adet iken bu sayı temmuz 2019’da 2 milyon 276 bin 572’ye gerilemiş durumda. EBS Danışmanlık’ın yaptığı araştırmaya göre Aralık 2019’da sıfır otomobil satışlarındaki daralmaya paralel bu sayı 1 milyon 927 bin 202 adede, Aralık 2020’de ise 1 milyon 300 bin adede gerileyecek.

SERVİS GİRİŞLERİ AZALDI

İşte bu da otomotiv sektörü ve yetkili satıcılar için büyük sıkıntıyı ortaya koyuyor. 2017 ‘den bu yana toplam pazar yüzde 70’e yakın daralırken, servise giren araç sayısındaki azalma da yüzde 55’i aşıyor. Bu sonuçlarla birlikte Türkiye genelindeki 725 yetkili bayi sayısı hızla azalırken, yıl başından bu yana 100’e yakın bayi kapandı veya konkordato talebinde bulundu. Binlerce bayi çalışanı da işsiz kaldı. Yetkili servislere giren 0-3 yaş araç parkında yaşanan büyük daralmaya bağlı olarak 2018 yılının ilk 6 ayına göre yetkili servis giriş sayıları da büyük ölçüde daraldı. Bu yılın ilk 7 ayında mekanik servislere girişlerde yüzde 13, kaporta girişlerinde ise yüzde 19 küçülme yaşandı. Yani toplamda yetkili servisleri kullanan araç parkı sayısı 7 ayda yüzde 17.59 azalırken, servislere giren araç sayısı ise yüzde 15 düştü.

Yazının Devamını Oku

100 araç yerine 22 araç satıldı

HAZİRAN sonunda otomobil fiyatlarında yüzde 11’i bulan indirim fırsatı sunan ÖTV teşviklerinin bitmesiyle birlikte gözler temmuz ayı performansına çevrilmişti.

‘Yeniden teşvik gelir mi’ beklentisiyle ilk 2 haftada Türkiye genelinde yalnızca 5 bin adet otomobil satılırken, sektörün ay sonu beklentisi 10 bin adetlere kadar gerilemişti. Son 10 günde markaların devreye soktukları kampanyalarında da etkisiyle temmuz ayında 15 bin 398 adedi otomobil olmak üzere 17 bin 927 adet araç satıldı. Bu geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 66 daralmayı işaret ederken, ilk 7 aydaki kaybın ise yüzde 47’yi aşmasını sağladı. 2019’un ilk 7 ayı 1 milyon adetlere yaklaşan 2017 ile kıyaslandığında ise daralma yüzde 55’i aştı. Twitter hesabımda bu verileri paylaştıktan sonra Otomotiv Sanayi Derneği (OSD) Başkanı Haydar Yenigün’den çok çarpıcı bir cevap geldi. Daha sonra birçok internet sitesi ve kanalın da haber olarak kaynak göstermeden kullandığı bu açıklamada Yenigün özetle şunları söyledi: “Temmuz ayı satışlarını pazarın 1 milyon olduğu 2017 yılının temmuz ayıyla karşılaştırırsak yüzde 22’si olduğunu görürüz. Yani iki temmuz arasında yüzde 78 gerileme var. Bu durumu şöyle okumak lazım.  100 araç üretmek üzere fabrika kuran sanayici ya da tedarikçi 22 araç üretti, 100 araç satmak için açılan bayi 22 araç sattı, 100 araca hizmet veren servis istasyonu 22 araca hizmet verdi. Ve devlette de 100 yerine 22 araçtan vergi aldı.”  Gerçekten otomotiv sektörü zor bir süreçten geçiyor ve Yenigün’ün söylediği gibi bu sürdürülebilir bir durum değil.

‘SOSYAL’ DESTEK

Diğer taraftan başka bir önemli konu ise sosyal medyanın doğru kullanılması halinde otomotiv sektörü için de ne kadar önemli ve etkili olduğunun anlaşılması. OSD Başkanı Haydar Yenigün ve diğer sektör yetkililerinin mesajlarıma verdiği cevaplar dışında, EBS Danışmanlık Genel Müdürü Erol Şahin’in ODD verilerini analiz ederek hazırladığı birbirinden çarpıcı tablolarla yaptığım paylaşımlar son dönemde ciddi etkileşim sağlıyor. 23 bin takipçimle günde 200 bin ayda 6 milyona yaklaşan görüntülenme, otomotiv sektörü için de önemli. Haydar Yenigün bu durumu, “Sosyal Medya’nın gücü” olarak değerlendirip kaynak kullanımı hakkında ise, “Yakında bu konuda ‘ahlaki kurallar’ yerine oturacak. İnsanlar kaynak belirtmek zorunda hissedecekler” yorumunu yaptı.

SON SÖZ VARANK’IN

GEÇEN hafta otomotiv sektörünün temmuz ayı satışlarından çok ana gündemi Otomotiv Sanayi Derneği (OSD) üyesi firmaların bakanlıktan hali hazırda 1 yıl ertelenen ‘yeni emisyon müktesebatı’na geçişin 1.5 yıl daha ertelenmesini istemesiydi. Sanayi Bakanlığı’nın 10 Ağustos’a kadar internetten görüşe açtığı bu erteleme talebiyle ilgili sadece Hürriyet’te yer alan haberler sonrası sektör ikiye bölündü. OSD Başkanı Haydar Yenigün’ün ‘erteleme olmazsa çökeriz’ açıklamasına karşı Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) ve Doğuş Otomotiv Başkanı Ali Bilaloğlu’nun “Sadece iç talep biraz artsın diye eski teknoloji içeren ve çevreye daha fazla zarar veren ürünlerin satılmasını desteklemem mümkün değil” yorumu tartışma yarattı. Erteleme isteyen bazı ODD üyesi bazı üretici distribütörler, Bilaloğlu’nun ODD adına açıklama yapamayacağını sadece kendi grubu adına konuşabileceğini söylediler. Bilaloğlu da bunun üzerine bana bir mesaj göndererek, “Cevaplarım ODD Yönetim Kurulu kararı değil tamamen benim görüşüm” diye düzeltme yaptı. Halbuki OSD Başkanı Haydar Yenigün’ün açıklamalarını ileterek kendisinin görüşünü sormuş, o da cevap vermişti. Burada önemli olan sektörün iki büyük çatı örgütünün düşüncesiydi. Sonuç olarak 10 Ağustos’a az bir süre kaldı. Sektörü ikiye bölen bu erteleme isteğine ilişkin son kararı Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank verecek.

 

Yazının Devamını Oku

Bakanlık bile görüşe açtı

Sanayi Bakanlığı 25 Temmuz’da internet sitesinde ilginç bir konuyu görüşe açarak, tartışma başlattı. OSD üyesi bazı firmaların daha önce bir yıl ertelenen ‘yeni emisyon müktesebatı’na geçişi 1.5 yıl daha ertelemek istediklerini duyurdu. Halihazırda 1 yıldır Avrupa’ya istenilen nitelikte yeni faz motorlu araç üretip ihraç eden bu şirketler, iç pazarda ise eski faz motorları satıp ilave 10-12 bin TL maliyet avantajı elde etmeyi amaçlıyor.

SANAYİ ve Teknoloji Bakanlığı, 25 Temmuz tarihinde internet sitesinde çok önemli bir konuyu tartışmaya açtı. “Emisyon Mevzuatı Değişiklik Taslağı Görüşe Açılmıştır” başlığıyla duyurular bölümünde yer alan yazıda bakanlık özetle şu yorumu paylaştı: “Dünya genelinde gündeme gelen emisyon manipülasyonları sonrasında, ilgili Avrupa Birliği (AB) müktesebatına dayanılarak ve ülkemizde yaşanan süreçler göz önünde bulundurularak, AB ile eş zamanlı Türkiye’de de emisyon manipülasyonlarına izin vermeyecek hukuki ve teknik zemini oluşturan RDE (Real Driving Emission-Gerçek Sürüş Emisyonu) mevzuatı, 13/8/2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Diğer taraftan, Otomotiv Sanayi Derneği (OSD) üyesi bazı firmaların, RDE mevzuatının özellikle motor ve after-treatment (egzoz arıtma) sistemleri bağlamında ilave maliyet getireceği gerekçesiyle, Türkiye’de üretilerek iç piyasaya sunulacak araçlar için RDE Faz 1 ile ilgili Euro 6c ve Euro 6d-temp fazlarına geçiş yapılmaması, bu kapsamda mevcut emisyon fazının (Euro 6b) uygulanmaya devam edilmesi talep edilmektedir. Görüşlerinizin 10.08.2019 tarihine kadar bakanlığımıza gönderilmesi hususunda gereğini arz/rica ederim.”

Bu durumu biraz araştırınca çevre kirliliği gibi başta tüketiciler olmak üzere üreticiler ve distribütör firmaları yakından ilgilendiren derin bir konu olduğu anlaşıldı. Hatırlatmak gerekirse Avrupa’da yeni emisyon müktesebatına geçiş tarihi olarak 1 Eylül 2018 tarihi belirlenmiş ve geçtiğimiz yıl Avrupa’da bu geçiş yapılarak yeni nesil otomobiller Euro 6c tipli yeni faz motorlar ile üretilip, satılmaya başlanmıştı. Türkiye’de ise 2016 senesinde alınan bir erteleme kararı ile bu geçişin Avrupa’dan 1 sene sonra yapılmasına, yani 1 Eylül 2019 tarihine ertelenmişti. Tüm üretici ve ithalatçı firmalara bu tarihe kadar geçiş hazırlıkları yapmaları yönünde süre verilmişti. Türkiye’deki otomotiv üreticileri 1 Eylül 2018’den itibaren Avrupa’ya ihraç ettikleri araçlarda yeni faz (Euro6c) motorları kullanırken, Türkiye’de sattıkları araçları ise 1 yıl daha eski faz motorlarla (Euro6b) üretme şansına sahip olmuşlardı.

ARAÇ BAŞINA 12 BİN TL

Bakanlığın duyurusu bu noktada çok önemli. Çünkü bazı üreticilere bu 1 yıl uzatma yetmemiş, 1 Ocak 2021’e kadar iç pazarda sattıkları araçlar için ek bir süre daha istenmiş. Bugün geldiğimiz noktada 2016 yılında kendilerine bildirilmiş olan bu geçiş sürecine yerli üretici veya ithalatçı markaların tamamının hazır olduğu biliniyor. Aksi takdirde 1 yıldır Avrupa’ya ihracat yapamazlardı. Ancak bazı yerli üreticilerin bu geçiş sürecini 1.5 yıl daha ertelemek istemesi, hem bakanlık nezdinde hem de rakipleri tarafından tepki çekmişe benziyor. Çünkü bu üreticiler aynı otomobili Avrupa için yeni tip motorla üretip ihraç ederken, iç piyasaya satmak istedikleri otomobillere bir eski motor tipini koymaları durumunda maliyet avantajı elde edeceklerini belirtmişler. Bakanlık da duyuruya bunu eklemiş. Yaptığım araştırmada bu avantajın araç başına yaklaşık 900 Euro olduğunu öğrendim. Yani yeni faz motor yerine eski faz motorun kullanılması mevcut vergi sistemiyle, araç başına anahtar teslim fiyatında yaklaşık 10-12 bin lira gibi bir avantaj yaratıyor. Zaten bu avantajı bazı yerli üreticilerin son 1 senedir kullandığını da hatırlatmakta fayda var.

AVRUPA ARTIK GERÇEK SÜRÜŞ EMİSYONU İSTİYOR

AVRUPA Birliği (AB) 1 Eylül 2018’den itibaren üretilen ve satılan yeni araçlarda Euro 6b’den (Eski yönteme göre laboratuvarda yapılan onay testi) Euro 6c’ye (Güncellenen yönteme göre laboratuvarda yapılan onay testi) geçerken, 1 Eylül 2019’den itibaren ise RDE’ye (Gerçek Sürüş Emisyonu) yani Euro 6d-temp (Gerçek trafik şartlarında limitlerin 2.1 katı artırılmasına müsaade eden test yöntemi) faz motorlara geçecek. Yani bu tarihten itibaren satılan yeni nesil araçlarda artık Euro 6d-temp fazı istenecek. Yani artık araçlarda özellikle NOx, PN ölçümlerinin gerçek trafik şartlarında yapılması şartı isteniyor.

OTODA DÜNYAYA HİTAP EDİYORUZ

Yazının Devamını Oku

Otoda tercihimiz 8 yaşa geriledi

Yılın ilk beş ayında Türkiye’de sıfır otomobil satışları yüzde 50’ye yakın düşerken, 2. el otomobil satışlarındaki kayıp ise yüzde 5.18 oldu. Bu dönemde tüketiciler daha yaşlı otomobillere yöneldi. İlk beş ayda 8 yaşındaki otomobillerin satışı geçen yıla göre yüzde 60.31 arttı. Satışlarını en çok arttıran ikinci grup 9 yaşındakiler oldu. Bir yaşındaki otomobillerin satışlarında ise yüzde 42.84’lük düşüş oldu.

BU yılın ocak-mayıs döneminde Türkiye’de sıfır otomobil satışları yüzde 50’ye yakın daralırken, aynı dönemde 2. el otomobil satışlarındaki kayıp ise yüzde 5.18 oldu. Yani 5 ayda satılan 120 bin sıfır otomobile karşılık 2 milyon 176 bin 762 adet 2. el otomobil satıldı. Bu ilk 5 ayda her 1 sıfır otomobile karşı 18 adet 2. el otomobilin satıldığını ortaya koyuyor. Geçtiğimiz yıl aynı dönemde bu oran her sıfır otomobile karşı 10 adet 2. el otomobildi.  Sonuçta 2. elde daralmanın sıfıra göre çok düşük olması çok normal, çünkü bir taraftan vatandaş araç ihtiyacını karşılamaya devam ediyor, diğer taraftan bayiler, filo şirketleri ve galeriler ellerindeki araçları satmak için mücadele ediyor.     Sıfır otomobildeki daralmaya   bağlı olarak otomotiv sektörü tek çıkış  yolunun 2. el pazarında olduğunu düşünüyor.

TERCİH YAŞLILARA KAYDI

2. el pazarına ilişkin verileri analiz eden EBS Danışmanlık’ın hazırladığı tabloda dikkatimi çeken nokta tüketicilerin tercihleri oldu. Yani aslında 8 yaşındaki otomobillere yoğun talep olmasa, 2. eldeki daralmanın sıfırdan pek aşağı kalır olmayacağı anlaşılıyor. Çünkü ilk 5 ayda 8 yaşındaki 2. el otomobillerin satışları geçtiğimiz yıla göre yüzde 60.31 artmış. Bu da tüketicilerin alım gücünü çok net ortaya koyuyor. Tabloda satışlarını en çok artıran ikinci grup 9 yaşındaki otomobiller, ardından da 4 yaş gelmiş. 9 yaş otomobillerin satışı yüzde 13.71 artarken, 4 yaştaki büyüme yüzde 6.61 olmuş. Bu 3 grup haricindeki diğer hepsinde gerileme var. Zaten 1 yaşındaki otomobillerin satışlarında sıfır otomobile paralel yaşanan yüzde 42.84’lük düşüş, yine alım gücünü ortaya koyuyor. EBS Danışmanlık Genel Müdürü Erol Şahin, Türkiye’de 2. el araç pazarının aslında 8 ay sonra ilk kez yükselerek dengesini bulduğunu belirterek, “2. el pazarı mayıs ayında yüzde 9.71 artarak 518 bin adedi geçti. Bu sonuçla 5 ayda daralma yüzde 5’e kadar geriledi” dedi.

6.5 MİLYON 2. EL PAZARI

 Teşviklerin sona ermesiyle sıfır otomobil pazarındaki daralmaya bağlı 2. el pazarının gelecek süreçte büyümeye devam edeceğinin öngörüldüğünü kaydeden Şahin şunları söyledi: “2019’da 2.el araç pazarının 2019 yılını 6.5 milyon adetin üzerinde kapatmasını öngörmekteyiz. 2018’de satılan 6 milyon 860 bin adede göre yüzde 5 daralmayı işaret ediyor. Dikkat edilmesi gereken bir nokta da, geçmiş yıla göre yaş gruplarındaki satışların değişmiş olduğudur. Şu an için satışlarda ki yoğunluk 4-8 ve 9 yaş grubunda oluşmakta. Düne kadar 2-3 yaş grubu araç tercih eden alıcılar, alım gücünde ki düşüşle tercihlerini 4 yaş grubuna, 2018 yılında 5-6 yaş grubu araçları tercih eden kitle de daha çok 8-9 yaş grubunda ki araçlara yöneldi. Ama her şeye rağmen 2.el araç pazarı sektörün en hareketli yönü olmaya devam edecek.”

11 AYDA 297 BİN HURDA TEŞVİKTEN YARARLANDI

HAZİRAN 2018’de başlayan ve geçtiğimiz ay limiti artırılan hurda teşvikiyle birlikte 16 ve daha büyük yaştaki otomobilini hurdaya çıkaranlar yeni araç alırsa ÖTV’yi 15 bin lira daha az ödüyor. Haziran 2018 ile Mayıs 2019 arasında 16 ve üzeri yaşta 372 bin otomobil satıldı. Aynı dönemde rutin harici, hurdaya ayrılan otomobil sayısı ise 297 bin oldu. Bu araçlar hurda teşvikinden yararlanmış görünüyor. Hurda teşvikinin 2018’de etkisi daha fazlayken, bu yıl ilk dönem etkisi azaldı.

Yazının Devamını Oku

‘1.6 takıntısı acil bitmeli’

“Dünyada otomotiv teknolojisi bambaşka bir yöne giderken, bizim de vergi sistemimizi, teşvik ve ihale uygulamalarımızı, artık bu 1.6 altı/üstü ‘takıntısından’ kurtarmamız acilen gerekmektedir“ yorumunu yapan Toyota Türkiye CEO’su Ali Haydar Bozkurt, “Önerimiz devletin toplam vergi gelirini etkilemeden mevcut sistem yerine yeni vergi sistemine geçilmesidir” diye konuştu.

TOYOTA Türkiye CEO’su Ali Haydar Bozkurt, konuyu ilk kez geçen hafta sosyal medyada tartışmaya açtı. Twitter üzerinde yaşanan hararetli tartışmalar sonrasında hemen kendisini arayarak daha detaylı görüş almak istedim. Yaklaşık 40 sene önceki ihtiyaçlara ve o zamanki otomotiv teknolojisine göre belirlenmiş olan otomotivdeki 1.6 litre motor hacmi sınırının artık bugün anlamını yitirdiğini belirten Ali Haydar Bozkurt, “Eskiden, bir otomobil 1.6 litre üzerinde bir motor hacmine sahipse, “lüks” araç olarak kabul edilmekteydi, vergi uygulamaları da buna göre düzenlendi. Sadece vergi de değil, hangi konuda olursa olsun, kamu ihalelerinde, her türlü teşvik kapsam çalışmasında, mutlaka bu 1.6 barajı karşımıza çıkmaya devam etti. Ancak, geldiğimiz dönemde otomotiv teknolojileri öyle gelişti ki, motor hacmi üzerinden konulan bu sınırlandırma anlamsızlaştı. Lüks olarak tabir edilen hemen hemen tüm markaların 1.6 motor seçeneği oluştu, uzun yıllar boyunca da bu “lüks” markalar, düşük vergi diliminden faydalanarak otomobil satmaya devam ettiler” yorumunu yaptı.

Dünyada otomotiv teknolojilerinin geldiği noktaya ve dünya ülkelerindeki otomobil vergilerine bakıldığı zaman, bizim kulandığımız motor hacmine dayalı vergi sistemini kullanan ülkenin kalmadığını hatırlatan Bozkurt, çünkü artık motordaki verimlilik, yakıt tüketimi ve çevreye ve insan sağlığına verdiği zarar gibi konuların ön planda olduğunu söylüyor. Bozkurt, “Motor verimliliği, sadece otomobili kullananın bütçesini değil, ülke ekonomisine de zarar verdiğinden, vergi sistemleri oluşturulurken tüm bunlara azami özen gösterilmektedir. Oysa biz   hala 1.6 motor ayrımına takılıp kalmışız” dedi.

YATIRIMI DA ETKİLİYOR

“Bu durum, ülkeye yeni gelecek otomotiv yatırımcısı açısından da önemli bir sınırlama” diye konuşan Bozkurt şöyle devam etti: “Düşünün ki bir otomotiv markası, ancak 1.6 veya daha düşük bir motor hacmine sahip modeli varsa ülkemizde üretim yatırımı düşünecektir. Çünkü burada ürettiği aracın bir kısmını iç pazarda satamayacaksa, bu yatırımı yapmayacaktır. Diğer yandan, otomotiv teknolojilerindeki gelişmelere bakıldığında, bazı motor tiplerinde 1.6’dan daha büyük motorların verimliliğinin de daha yüksek olduğunu görmekteyiz. Yani özetle, 1.6 motor sınırlaması ile ülke olarak kendi hayatımızı zorlaştırmaktayız. Hem ülke ekonomisi için, hem otomotiv kullanıcısı için, hem potansiyel yatırımcı için, artık eski kalmış bu 1.6 motor takıntımızdan kurtulmamızın zamanı geldi de geçiyor. Özellikle de 2021 senesinde Avrupa’daki yeni emisyon regülasyonu da devreye girince, birçok otomotiv firması, daha farklı motor seçenekleri ile ürünlerini sunacaktır. Biz ise hem eski teknolojileri desteklemiş olacağız, hem de ülke ekonomisine, araç kullanıcılarına ve potansiyel yatırımcılara kısıtlı ortamlar sunmaya devam edeceğiz.”

 

PEKİ ÇÖZÜM YOLU NEDİR?

ALİ Haydar Bozkurt, söylediklerinin otomotivdeki vergilerin yüksekliği ile ilgisi olmadığının da altını çizerek çözüm yolu hakkında şu bilgileri paylaşıyor:  “Önerimiz, devletin toplam vergi gelirini etkilemeyecek, ancak hem otomotiv sektörünü, hem de otomobil kullanıcılarını bu demode sistemden kurtararak, daha yeni teknolojiye sahip araçların kullanılmasını sağlayacak bir yeni vergi sistemine geçilmesidir. Dünyadaki örneklerde artık CO2 ve NoX ölçümlerine birlikte bakılan vergi sistemleri kullanılmaktadır.Dünyada otomotiv teknolojisi bambaşka bir yöne giderken, bizim de vergi sistemimizi, teşvik ve ihale uygulamalarımızı, artık bu 1.6 altı/üstü ‘takıntısından’ kurtarmamız acilen gerekmektedir. “

Yazının Devamını Oku

VW’nin biri cepte diğeri beklemede

TÜRKİYE’nin en çok satan otomobil markalarından biri olmasına rağmen üretimi olmadığı için ‘ithalatı artırıyor’ gerekçesiyle yıllardır eleştirilen Alman Volkswagen’in ülkemize ilişkin yatırım haberleri son 15 yılın en çok konuşulan gündem maddelerinden biri oldu.

Açıkçası bugüne kadar daha çok hükümetin bastırdığı, Türkiye distribütörü olan Doğuş Grubu’nun da destek verdiği bu yatırım konusu ilk kez bu yılın başında Volkswagen tarafından dile getirildi. İşte bu da büyük heyecan yarattı. VW Grubu (VW) 2021’de Avrupa’da başlayacak emisyon sınırlamasına bağlı olarak Almanya’daki fabrikalarında elektrikli araç üreteceği için Doğu Avrupa’da yeni bir fabrika kurup, bazı önemli modellerinin konvansiyonel motorlu (benzin-dizel) versiyonlarını bu fabrikada üreteceğini açıkladı. VW’nin otomobil üretmek için Doğu Avrupa’da kuracağı yeni fabrika için aday ülke sayısı ise önce 4-5 ile başlayıp zamanla ikiye kadar geriledi. Yani seçim için masada sadece Türkiye ve Bulgaristan kaldı. Bu doğrultuda son 2-3 aydır Volkswagen yetkilileri Bulgaristan ve Türkiye arasında adeta mekik dokudu, yetkililerle görüşüp, fabrika için potansiyel arazileri gezdi.

Temmuz başına kadar Bulgaristan’a karşı her şey Türkiye’nin lehine gözüküyordu. Fabrikanın Manisa’da kurulup Passat ve Superb üreteceği konuşulurken Cumhurbaşkanı Erdoğan parti genel merkezinde milletvekilleriyle yaptığı buluşmada konuya  açıklık getirdi.

Edinilen bilgilere göre Çankırı Milletvekili Salim Çivitcioğlu toplantıda Volkswagen’in Türkiye’ye yapmayı planladığı yatırım ile ilgili son durumu sorunca, Erdoğan’ın firmanın çok sayıda ve ağır taleplerinin olduğunu ve bu şartların kabul edilmesinin mümkün olmadığını söylediği aktarıldı.

Ancak cuma günü aynı haziran ayı sonunda olduğu gibi Alman basını Volkswagen yatırımında ibrenin Türkiye’ye döndüğü haberlerini yayınladı. Bu haberleri Türkiye’deki bir çok internet sitesi ve gazete “Yatırım geliyor” başlıklarıyla verince VW sözcüsü açıklama yaparak, henüz resmi kararın verilmediğini aktardı. Bu açıklamadan sonra Alman Handelsblatt gazetesi ise yatırımın Türkiye’ye yakın olduğunu ancak resmi kararın ağustos ayının ikinci yarısında verileceği bilgisini paylaştı. Haberde verilen teşviklerin dışında siyasi etkilerin de bu süreçte önemli olacağı bilgisi     yer aldı.

Sonuç olarak VW yatırımının Türkiye’ye yakın olduğu net bir şekilde Alman basını tarafından sürekli paylaşılıyor. Ama ne VW cephesinde ne de Türkiye’de kimse bu konuda resmi bir açıklama yapmıyor. Konuştuğum üst düzey bir yetkili, “Ben yatırımın Türkiye’ye geleceği konusunda halen çok olumluyum. S400 konusu yeni olmadığından o etki satın alınmıştır. Kuşkusuz büyük soru işaretleri var ama bence bu yatırım yüzde 70 olur, yüzde 30 risk var” yorumunu yaptı.

Şimdi gözler ağustos ayının ikinci yarısına çevrildi. Ama cuma günü Ford Otosan’ın 2022 yılından itibaren Gölcük’te Volkswagen için ticari araç üreteceği kesinleşti. En azından bir yatırım cepte. Şimdi inşallah ikinci yatırımı da çeker ve otomotiv sanayi için 22 yıl sonra büyük bir adım atarız.

 

Yazının Devamını Oku

Otomotiv sektörü destek nöbetinde

KASIM 2018’de devreye giren ve 30 Haziran’da son bulan ÖTV ve KDV teşvikleri 8 ay boyunca otomotiv sektörü için önemli bir can suyu oldu.

1.6 litre ve altı motor hacmine sahip daha ekonomik araçların fiyatlarında yüzde 10’un üzerinde indirim şansı veren bu teşvikler açıkçası pazardaki daralmayı engelleyemedi ama daha büyük kayıpların önünü kesti. 2018’de son 2 ay devreye girmesine rağmen pazardaki daralmanın yüzde 35’te kalmasını sağladı. Yani teşvikler olmasaydı daralma çok rahat yüzde 45’lere çıkabilirdi. Aynı şekilde zor geçen 2019 yılının ilk 6 ayı sonunda da pazardaki daralma teşviklerle birlikte yüzde 45 olarak sonuçlandı. Destek olmaması durumunda kayıplar yine çok rahat yüzde 60’lara çıkardı.

1 Temmuz itibarıyla teşviklerin sona ermesi ise sektörde şok etkisi yarattı. Çünkü herkes devam edeceği konusunda çok emindi. Pazar bu kadar daralırken, desteklerin çekilmeyeceği düşünülüyordu. Bu yüzdendir ki hala yeni teşvikler konusunda büyük beklenti söz konusu. Geçtiğimiz hafta bu beklentiyle satışlar tamamen dururken, vergi daireleri yeni ÖTV ve KDV oranlarıyla neredeyse tek bir işlem bile yapmadı. Bir çok marka yeni fiyat listelerini bile oluşturmadı. Satılan tek tük araçlar da engellilere özel ÖTV’siz araçlardan oluştu. Sektörün tüm çatı örgütleri art arda teşviklerin devam etmesine yönelik açıklamalar yaptı.

Bu yüzden bu hafta çok kritik. Hükümet artık net olarak ‘ya tamam ya devam’ diyecek. Aksi takdirde beklenti devam edecek ve pazara daha büyük darbe vuracak. Sonuçta bu belirsizlik ortamı devlet için de büyük vergi kaybı anlamına geliyor. Bütçede yıl sonu için motorlu taşıtlardan alınması hedeflenen 20 milyar TL’lik ÖTV geliri ilk 6 ayda saptı ama böyle giderse açık daha fazla olacak. O yüzden bayi kapanmalarının, istihdam kayıplarının ve bütçe açığının önünü geçmek için teşviklerin artırılarak devam etmesi bekleniyor. Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) bu koşullarda pazarın yıl sonunda 350 bin adetlere kadar gerileyeceğini öngörüyor. Bu da yüzde 35 daralan 2018 yılına göre bile yarı yarıya kayıp anlamına geliyor. Çarkların yeniden dönmesi için umarım ekonominin lokomotifi olan otomotiv sektörü istediği desteği alır. 

GÖLCÜKLÜ VW’LERE TEŞVİK BAŞVURUSU

SON dönemde Alman otomotiv devi Volkswagen’in Türkiye’ye yönelik yatırım kararlarında bir sürü gelişme yaşandı. Öncelikli olarak VW’nin ticari araç konusunda tüm dünyada Amerikan Ford ile yaptığı işbirliği neticesinde Gölcük’te Ford Otosan tarafından üretilecek yeni Transporter ve Crafter konusunda çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Resmi açıklamanın ardından Ford Otosan’ın ek fabrika için teşvik başvurusu yapacağını duydum. Yani düğmeye basıldı, Gölcüklü Volkswagen’ler açıkçası gün sayıyor. VW’nin Doğu Avrupa’da kurmayı planladığı yeni fabrika için Türkiye ve Bulgaristan arasında yaşanan yarışta ise geçen hafta yeni gelişmeler oldu.

Alman basınının VW’nin fabrikayı Türkiye’de kuracağına yönelik haberlerine rağmen henüz netlik kazanan bir durumun olmadığını öğrendim. VW’nin çok fazla ve ağır olan taleplerinin Türk hükümeti tarafından kabul edilemeyecek boyutta olduğu Ankara kulislerinde konuşulurken, pazarlıkların ise sürdüğü iddia ediliyor. Yani bu hafta bir taraftan teşviklerle ilgili gelişmeleri diğer taraftan VW’nin yatırım kararlarına ilişkin resmi açıklamayı bekleyeceğiz. 

Yazının Devamını Oku