Emel Korkut

Mimarların telif hakları neler?

26 Kasım 2021
Bugün içinde yaşadığımız evler, çalıştığımız ofisler, günlük hayatta sıklıkla uğradığımız restoran, alışveriş merkezi, sinema ve tiyatro gibi binaların her biri mimarların fikri yaratım ürünü. Mimarın özgünlüğünü taşıyan bir mimari proje veya mimari eser üzerindeki telif haklarının korunması ise önemli bir gereklilik. Bugün bu gerekliliği Türkiye’de telif haklarını düzenleyen 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu karşılıyor. Bu kanunda gerekli şartları taşıyan mimari projeler ve mimari eserler eser kapsamında değerlendirilerek, mimarlara eserleri üzerinde mali ve manevi haklar tanınıyor. İşte bu yazıda, mimari proje ve mimari eser kavramları, mimarların mali ve manevi hakları, bu hakların ihlali halinde başvurabilecekleri yasal yollar açıklanacak.

Mimari proje ve mimari eser

Yasada mimari projeler ilim ve edebiyat eserleri kategorisinde, mimari eserler ise güzel sanat eserleri kategorisinde eser olarak sayılmakta. Her ne kadar ikisi de kanundan doğan eser korumasından yararlansa da birinde mimarın meydana getirdiği proje korunurken, diğerinde inşa edilen bina korunmakta. Ancak inşa edilen bir binanın, güzel sanat eseri olarak değerlendirilebilmesi ve kanuni korumadan yararlanabilmesi için estetik değere sahip olması gerek. Mimarlar tarafından çizilen proje sonucu inşa edilen her bina estetik değere sahip olmadığından eser olarak korunması da mümkün değil. Bununla beraber gerek mimari proje gerekse inşa edilen binanın eser olarak korunması için sahibinin hususiyetini de taşıması gerek. Hususiyet kavramı ise mimarın yaratıcılığının ürünü olarak açıklanabilir. Yani özetle, sahibinin hususiyetini taşıyan mimari projeler ile estetik değere sahip mimari eserler üzerinde mimarın mali ve manevi hakları mevcut.

Mimarların mali ve manevi hakları neler?

Mimarlar, eserleri üzerinde mali ve manevi haklara sahip. Eserin sahibi olarak tanıtılmasını talep etme, eserde değişiklik yapılmasını önleme hakları manevi; çoğaltma, yayma, işleme hakları ise mali haklara örnek verilebilir. Bununla beraber sadece projesi eser olarak korunan mimarın ortaya çıkan ve estetik değere sahip olmayan bina üzerinde değişiklik yapılmasını önleme hakkı bulunmuyor. Estetik değere sahip mimari eserin sahibi ise eserin izinsiz olarak değiştirilip bütünlüğünün bozulduğunu tespit etmesi durumunda, binanın eski hale getirilmesini talep edebilir. Ancak eski hale getirilmesi halinde kamunun veya binanın malikinin menfaatlerinin esaslı bir şekilde zarara uğramaması gerek. Yani eser sahipliği hakkı ile mülkiyet hakkı arasında bir dengenin oluşturulması gerekiyor.

Hakların ihlali halinde başvurabilecek yasal yollar neler?

Mimarlar, eserlerinin izinsiz olarak kullanılması, taklit edilmesi, kopyalanması veya başka şekillerde mali veya manevi haklarının ihlal edilmesi halinde ihlalin niteliğine göre maddi veya manevi tazminat talepleri de dahil, ihlalin kaldırılması, ihlalin önlenmesi davalarını açabilir. Bu tip ihlaller aynı zamanda kanunda suç olarak düzenlendiğinden şartları mevcutsa Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette de bulunabilir.

Yazının Devamını Oku

Sanat eserleri ve telif hakları

9 Ekim 2021
Bu hafta sanatseverlerin gündemi ‘Contemporary Istanbul’. Fuara katılan İstanbullu sanatseverler çağdaş sanatla buluşuyor. Gidemeyenler için de durum pek farklı değil. Son bir kaç gündür sosyal medyada nereye baksanız bir sanat eseriyle karşılaşmanız mümkün. Tablolar, heykeller, eser sahibinin hususiyetini taşıyan her türlü eser sanatseverlerin ruhuna dokunurken sanat taklitçilerinin ise iştahını kabartıyor. Tam da bu noktada sanatçıların eserlerini nasıl koruyacakları ve taklitçilikle mücadele konusu gündeme geliyor.

Aslında Türkiye’de sanat eserleri özel bir kanunla sıkı şekilde korunuyor. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu. Eser sahibi sanatçı lehine hükümler içeren bu kanun eser taklitçilerine ise hukuki ve cezai yaptırımlar yüklüyor. İşte bu yazıda, eser ve eser sahipliği tanımlanarak; eser sahibinin mali ve manevi hakları, eser sahibinin haklarının ihlali halinde başvurabileceği yasal yollar açıklanacak.

Eser ve eser sahipliği

Kanunda ‘eser’ kısaca ‘Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri’ olarak tanımlı. Yine kanundan anlaşılacağı üzere sadece bu tanıma karşılık gelen fikri ürünler eser olarak değerlendirilebilecek ve Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda yer alan sıkı korumadan yararlanabilecek. Tanımda yer alan ‘hususiyet’ kavramı ise, sanatçının yaratıcılığı sonucu ortaya çıkması yani alelade herkes tarafından meydana getirilememesi şeklinde açıklanabilir.

Eser sahibi ise sanat eserini meydana getiren sanatçıdır. Peki ihtilaf halinde sanatçı, sanat eserinin sahibi olduğunu nasıl ispat edecek? Kanun bu noktada eser sahibi için bir kolaylık getirerek eser sahipliği karinesine yer vermiş. Karineye göre, sanat eserinin aslında veya yayınlanmış bir eserin nüshalarında eserin sahibi olarak adını veya bunun yerine tanınmış takma adını kullanan kişi aksi sabit oluncaya kadar o eserin sahibi sayılıyor.

Eser sahibinin mali ve manevi hakları neler?

Sanatçılar meydana getirdikleri eserler üzerinde kanundan doğan mali ve manevi haklara sahip. Eser sahibinin manevi hakları; eseri kamuya arz etme, eserin sahibi olarak tanıtılmasını talep etme, eserde değişiklik yapılmasını önleme ve eserin aslına ulaşma hakkı. Mali hakları ise; çoğaltma, yayma, işleme, temsil, işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı.

Eser sahibinin haklarının ihlali halinde başvurabileceği yasal yollar neler?

Sanatçılar, eserlerinin izinsiz şekilde taklit edilmesi, kopyalanması veya başka şekillerde eserden kaynaklanan haklarının ihlal edilmesi halinde tecavüzün refi, tecavüzün meni ile maddi ve manevi tazminat davası haklarından faydalanabilir. Sanatçının eser üzerindeki haklarının ihlali aynı zamanda suç da teşkil ettiğinden, şartları mevcutsa Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette de bulunabilir.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medya hesabı çalındığında hangi hukuki yollara başvurulabilir?

28 Temmuz 2021
Bilişim teknolojisinde yaşanan hızlı gelişmeyle beraber bugün, hemen hemen herkes en az bir sosyal medya hesabını aktif olarak kullanıyor. Günümüzde fotoğraf, video, gündeme dair görüşlerimizi paylaşabileceğimiz ve 7’den 70’e herkese hitap edebilecek bir uygulama mevcut. Yeni Medya adı altında üniversitelerde okutulan sosyal medyayı göz ardı etmek ise imkansız. Ünlü markalar, işini geliştirmek isteyenler sosyal medya tanıtımı için oldukça yüksek bütçeler ayırıyor. Bizler açısından ise durum şu ki; sosyal medya artık hayatımızın bir parçası. Fotoğraflarımızı, görüntülerimizi kişisel bilgilerimizi sosyal medya hesaplarında saklıyor, özel yazışmalarımızı dahi bu uygulamalar üzerinden gerçekleştiriyoruz. Son zamanlarda maalesef ünlü, ünsüz, kişisel veya işletme hesabı fark etmeksizin çokça kişinin sosyal medya hesaplarının çalındığını duyuyoruz. Sosyal medya hesaplarını çalan bu kişiler kimi zaman hesap sahibinden para istiyor, kimi zaman hesap sahibinin fotoğraflarını, görüntülerini ve kişisel bilgilerini kopyalıyor, kimi zaman ise çaldığı hesabı kullanarak başkalarını dolandırmaya çalışıyor. Peki bu gibi suçların cezası ne? Sosyal medya hesabı çalınanların başvurabileceği hukuki yollar neler? İşte bu yazıda tüm bu konular değerlendirilecek.

Kanuni düzenlemeler neler?

Sosyal Medya hesabının çalınması suçu Türk Ceza Kanununun ‘Bilişim Alanında Suçlar’ başlığı altında düzenlenir. Türk Ceza Kanununun 243. maddesine göre; ‘Bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren veya orada kalmaya devam eden kimseye bir yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir.’ Ayrıca maddenin devamında bu fiil nedeniyle sistemin içerdiği veriler yok olur veya değişirse, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunacağı yazılı. Maddede ‘veya’ ifadesi kullanıldığından sosyal medya hesabına izinsiz şekilde girilmesiyle beraber suç gerçekleşmiş olur. Ayrıca bu eylem nedeniyle verilerin bozulması veya yok olması halinde ise daha ağır bir cezaya hükmolunabilir.

Türk Ceza Kanununun 244. maddesinde ise ‘Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişinin altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı hükmolunur. Görüldüğü gibi sosyal medya hesabına girilmesi ve verilerin bozulması ayrıca bir suç olarak Türk Ceza Kanununda düzenlenmiştir. Bununla beraber sosyal medya hesabını çalan kişi sistemine girdiği hesap ile başkaca bir suç işliyor da olabilir. Örneğin sistemine izinsiz girdiği sosyal medya hesabı ile dolandırıcılık suçu işleyebileceği gibi hesap sahibinin kişisel görüntülerini yayınlayarak özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu da işleyebilir. Bununla beraber eylemi kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde ele geçirilmesi veya yayılması suçlarını da oluşturabilir.

Başvurulabilecek hukuki yollar neler?

Sosyal medya hesabının çalınması başlı başına bir suç oluşturduğundan sosyal medya hesabı çalınan kişi suçluların bulunup cezalandırılması için Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulunabilir. Sosyal medya hesabını izinsiz ele geçiren kişinin eylemi ayrıca başka bir suç da oluşturuyorsa şikayette bu durumun da belirtilmesi gerekir. Aynı zamanda hesap sahibi mağdurun kişilik haklarına saldırı söz konusu ise saldırıya son verilmesi talepli dava ile şartların oluşması halinde maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı da mevcut. Tüm bunların yanı sıra sosyal medya hesabı çalınan kişinin özel hayatı ihlal ediliyorsa, ihlalin hızlı bir şekilde engellenmesi için 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun gereğince içeriğe erişimin engellenmesi de talep edilebilir.

Yazının Devamını Oku

Markanın korunması ve başvurulabilecek hukuki yollar

22 Haziran 2021
Markalaşma, bir ürün veya hizmetin satış hacmini arttırmanın, daha geniş kitlelere ulaştırmanın önemli yollarından biri. Günümüzde bizlere ürün veya hizmet sunan şirketler markalaşma sürecinde hatırı sayılır paralar harcayarak reklam faaliyetleri gerçekleştirmekte, marka bilinirliğini sağlamak, geniş kitlelere tanıtmak ve bu bilinirliği korumak adına yoğun emek harcamakta, düzenli yatırım yapmakta. Çünkü marka bilinirliği pazardaki rekabetin önemli silahlarından biri. Bununla beraber biz tüketiciler açısından oluşabilecek marka sadakati ise ancak iyi bir marka yönetimi ile mümkün. İyi bir marka yönetimi için sadece markaya yatırım yapmak yeterli değil; aynı zamanda markanın korunması da gerekir. İşte bu yazıda marka ihlalleri ile başvurulabilecek hukuki yollar değerlendirilecek.

Marka hakkı ihlalleri neler?

Marka hakkının korunmasını düzenleyen 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanununa göre markanın tescili esastır. Yani bu kanundaki korumadan yararlanabilmek için markanın Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescil ettirilmesi gerek. Kanuna göre, tescilli bir markanın sahibi, tescilli markası ile aynı olan işaretin tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılmasının önlenmesini talep etme hakkı vardır. Ayrıca halk tarafından karıştırılma ihtimali bulunması halinde benzer işaretler ile benzer mal veya hizmetler açısından da aynı hak mevcut. Tanınmış markalar ise aynı, benzer, farklı mal veya hizmet sınırlaması olmaksızın daha geniş bir korumaya sahip. İşte marka sahibinin izni olmaksızın gerçekleştirilen bu eylemler marka hakkı ihlalini oluşturur.

Bunun yanı sıra kanunun 29. maddesinde ifade edildiği şekliyle ‘Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek; Markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak; Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek’ eylemleri de marka hakkına tecavüz sayılan fillerdendir.

Başvurulabilecek hukuki yollar neler?

Marka hakkı ihlal edilen marka sahibi hukuki ve cezai yollara başvurabilir. Marka sahibi mahkemeden ihlal henüz gerçekleşmemekle beraber muhtemelse; önlenmesini, gerçekleşmişse durdurulmasını, kaldırılmasını, maddi ve manevi zarar tazminini, ihlale konu taklit ürünler ile bunların üretiminde kullanılan cihaz, makine gibi araçlara el konulmasını, el konulan ürün, makine ve cihazlar üzerinde kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını veya el konulan ürünler üzerindeki markaların silinmesini, kaçınılmaz ise ürünlerin, cihaz ve makinelerin imha edilmesini, haklı bir menfaatin varlığı halinde kesinleşmiş mahkeme kararının ilan veya ilgililere tebliğ edilmesini talep edebilir. Tüm bunların yanı sıra marka hakkına tecavüz suç teşkil ettiğinden Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette de bulunabilir.

Yazının Devamını Oku

Hayvan hakları

17 Mayıs 2021
Dünyayı paylaştığımız hayvan dostlarımızın yaşama, saygı görme ve eşitlik gibi en temel haklarının koruma altına alınması bizlerin önemli görevlerinden biri.

Biz insanlar gibi kendilerini ifade etme yetisi olmayan hayvan dostlarımızın hakları yasalar eliyle sıkı şekilde korunmalı, tüm hayvanların varoluşsal eşitliği sağlanmalı, hayvan hakkı ihlalleri en uygun yaptırımlarla cezalandırılmalı. Sokak hayvanlarının oldukça fazla olduğu ülkelerden biri olan hatta sokak kedileri belgesellere konu olan ülkemizde, sokak hayvanı ile ev hayvanı arasındaki eşitliğin sağlanması ve ayrıca kedi köpek gibi evcilleştirilebilen hayvanların yanı sıra vahşi hayvanlar da dahil doğadaki tüm hayvanların haklarının eşit şekilde korunması da önemli konulardan biri. 15 Ekim 1978’de Paris UNESCO merkezinde ilan edilen Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne göre; ‘Bütün hayvanlar biyolojik denge kavramı içerisinde var olmak bakımından eşit haklara sahiptir.’

Ülkemizde şuan için doğrudan hayvan hakları başlığını taşıyan bir yasa olmamakla beraber hayvanların korunmasına ilişkin düzenlemeler içeren mevcut yasa ise 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu. Ancak kamuoyunun büyük bir kısmı tarafından uzun bir süredir yeni ve etkili bir hayvan hakları yasası talep edilmekte, bu konuda hayvan hakları savunucuları tarafından yoğun çalışmalar yapılmakta. Bu yazıda ise mevcut yasa kapsamında hayvanlara yönelik şiddetin yaptırımı ile bu konuda yasada yapılması gereken değişiklikler değerlendirilecek.

Mevcut yasa kapsamında hayvanlara yönelik şiddetin yaptırımı ne?

Hayvanların haklarının korunması ile hayvanlara eziyet ve kötü muamelelerin önlenmesi için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla TBMM’de Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu. Bununla beraber henüz mevcut yasa olan 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanununda bir değişikliğe gidilmedi veya yeni bir hayvan hakları yasası yürürlüğe girmedi. Peki mevcut yasa kapsamında durum nasıl?

Öncelikle mevcut yasa adından da anlaşıldığı üzere hayvan haklarını hak kapsamında değerlendirmeyip hayvanları koruma kapsamında değerlendirdiğinden; Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde de yer alan hayvanların doğuştan sahip oldukları temel hakların korunması bakımından yetersiz kalıyor. Mevcut yasada hayvanlara yönelik şiddet eylemleri ceza kapsamında değil Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendirilerek suçluların sadece idari para cezası ile cezalandırılması öngörülüyor. Türk Ceza Kanununda ise hayvanlarla ilgili tek bir hüküm bulunuyor ki; o da sahipli hayvanlara karşı işlenen mala zarar verme suçu. Türk Ceza Kanununun 151. maddesi uyarıca sahipli bir hayvanı öldüren kişinin mala zarar verme suçundan dört aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılması öngörülüyor.

Ne gibi yasal değişiklikler yapılmalı?

Öncelikle hayvan hakları, yasada hak kapsamında düzenlenmeli. Hayvan dostlarımıza uygulanan her türlü şiddet eylemi sahipli sahipsiz, evcilleştirilebilen yabani ayrımı yapılmaksızın Kabahatler Kanunu kapsamından çıkarılarak ceza kapsamına alınmalı. Hayvanlara uygulanan şiddet kabahat olmaktan çıkarılıp suç kapsamına alınarak ağırlığına ve türüne göre suçlulara uygun, caydırıcı hapis cezaları verilmeli. Ancak önemle belirtmek gerekir ki; suçun ağırlığına göre hapis cezası süreleri cezanın ertelenmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında kalmayacak sınırlarda düzenlenerek verilen cezanın fiilen etkisiz kalmasının önüne geçilmeli.

 

Yazının Devamını Oku

Sinema ve dizi oyuncularının telif hakları

29 Nisan 2021
Bir sinema eserini, televizyonda veya dijital mecrada yayınlanacak bir dizi filmi izleyicinin beğenisine sunulacak hale getirenler eser sahibi olan yönetmen, senaryo yazarı, diyalog yazarı ve özgün müzik bestecisi ile eser sahibi olmamakla beraber özgün yorumlarıyla telif hakkı sahibi olan oyunculardır.

Oyuncuların özgün şekilde oynadıkları roller ile ortaya çıkardıkları karakterler sinema ve dizi filmler için oldukça önemlidir. Hatta çoğu zaman izleyici tarafından bir film ya da dizi başrol oyuncularıyla anılır. Çünkü eser sahibi yönetmen ve yazarın anlatmak istediği olay, durum veya duygu oyuncular aracılığıyla beyaz perdeye yansıtılır, televizyon veya internet yoluyla evlerimize girer. İşte bu noktada oyuncuların özgün yorumlarıyla ortaya koydukları performansın kanunen korunması ve oyuncunun telif hakkına sahip olması gerekir. Her ne kadar oyuncuların hakları ilk defa 1995 yılında 4110 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikle Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda düzenlenmişse de günümüzde oyuncular icracı sanatçı sıfatıyla kanundan doğan mali ve manevi haklara sahiptir. İşte bu yazıda sinema ve dizi oyuncularının mali ve manevi hakları, haklarını ne şekilde devredebilecekleri, haklarının ihlali halinde başvurabilecekleri yasal yollar değerlendirilecek.

Sinema ve dizi oyuncularının mali ve manevi hakları neler?

Sinema ve dizi oyuncuları kanunda icracı sanatçı, sergiledikleri oyunculuk da icra olarak isimlendirilir. İcracı sanatçı olarak oyuncular belli şartların varlığı halinde ortaya koydukları oyunculukları yani icraları üzerinde mali ve manevi hakka sahiptir. Bir oyuncunun kanunen mali ve manevi hakka sahip olabilmesi için eser sahibinin manevi ve mali haklarına zarar vermemesi ve eser sahiplerinin yazılı izin ile ortaya koyduğu oyunun özgün olması gerekir. İşte bu şart ve koşulların varlığı halinde oyuncu mali ve manevi hakka sahip olur.
Oyuncunun manevi hakları ‘İcranın sahibi olarak tanıtılmasını talep’ ile ‘İcranın tahrif edilmesinin önlemesini talep’ haklarıdır. Yani oyuncu oyunculuğunu sergilediği sinema eseri veya dizi film yayınlanırken veya tanıtılırken oyuncu olarak adının belirtilmesini, oynadığı sahnelerin itibarını zedeleyecek şekilde tahrif edilmesi halinde ise bunun önlenmesini talep edebilir. Bununla beraber kanunda manevi hakların kullanımında uygulama şartlarının gerektirdiği durumlar ise hariç tutulmuştur. Oyuncular manevi hakların yanı sıra icralarının yani oyunculuk performanslarının tespit edilmesi yani kayıt edilmesi, bu tespitin çoğaltılması, satılması, dağıtılması, kiralanması, ödünç verilmesi, sinema salonlarında, televizyon veya dijital mecrada yayınlanması gibi ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Esreleri Kanununun 80. maddesinde sayılı diğer mali haklara sahiptir.

Sinema ve dizi oyuncuları haklarını hangi şekilde devredebilir?

Yazının Devamını Oku

Online alışverişte ürün ve hizmet iadesi nasıl yapılır?

16 Mart 2021
İnternet teknolojisinde yaşanan gelişmeyle beraber hayatımıza giren e-ticaret, Covid-19 pandemisinden dolayı hızlı bir ivme kazandı. Bugün ise hatırı sayılır bir çoğunluk en temel ihtiyaç olan yiyecek içecekten, giyim, kozmetik, ev eşyasına kadar neredeyse tüm ihtiyaçlarını online alışveriş yoluyla karşılıyor. Öyle görünüyor ki; önümüzdeki yıllarda online alışveriş popülaritesini arttırmaya da devam edecek.

Online alışverişin zamandan tasarruf ve aynı ürünü mağaza fiyatından daha ucuza satın alabilme gibi olumlu taraflarının yanı sıra satın alınan ürünü fiziksel olarak kontrol ve deneme imkanı bulunmadığından ürünün tüketici tarafından istenen şekilde teslim edilmemesi gibi olumsuz tarafları da mevcut. Bunun yanı sıra alışveriş yapılan internet sitesinin güvenilirliği de önemli sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Peki sırf bu olumsuzluklar sebebiyle hele ki sosyal mesafenin oldukça önemli olduğu ve ne kadar az temasta bulunursak o kadar çok kendi sağlığımızı ve toplum sağlığını koruyabileceğimiz şu günlerde online alışverişten vaz mı geçelim? Güvenilir bir alışveriş sitesinden, kanundan doğan haklarımızı bilerek ve gerektiğinde bu hakları kullanarak bu olumsuzlukları bertaraf edebilir ve online alışveriş ile ihtiyaçlarımızı karşılamaya devam edebiliriz.

Online alışveriş sitesinden satın alınan bir ürün veya hizmette hiçbir ayıp veya kusur olmasa da herhangi bir gerekçe göstermeden bazı istisnalar hariç iade etme imkanı mevcut. Kanunda bu hak ‘Cayma Hakkı’ olarak isimlendiriliyor. İşte bu yazıda online alışverişte cayma hakkı ve şartları değerlendirilecek.

Cayma hakkı nedir?

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da ifade edildiği şekliyle; uzaktan iletişim araçları kullanılarak kurulan mesafeli sözleşmelerde, tüketici herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin 14 gün içerisinde sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Yani cayma hakkı, internet üzerinden satın alınan bir ürün veya hizmet ayıplı veya kusurlu olmasa dahi tüketicinin herhangi bir gerekçe göstermeksizin bu ürün veya hizmeti iade edebilme ve her hangi bir kesinti olmaksızın da ödediği bedeli iade alabilme hakkıdır.

Cayma hakkının kullanım şartları neler?

Cayma hakkının 14 gün içerisinde kullanılması gerekir. 14 günlük süre satın alınan bir ürün ise ürünün teslim edildiği tarihte, hizmet ise sözleşme tarihinde işlemeye başlar. Cayma hakkına ilişkin bildirimin 14 günlük bu süre içinde tüketici tarafından satıcıya yöneltilmiş olması ise yeterlidir. Bununla beraber Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a göre; eğer tüketici cayma hakkı konusunda gerektiği şekilde bilgilendirilmezse, cayma hakkını kullanmak için on dört günlük süreyle bağlı değildir ancak her hâlükârda bu süre cayma süresinin bittiği tarihten itibaren bir yıl sonra sona erer. Cayma hakkı konusunda tüketicinin bilgilendirildiğinin ispatı ise satıcının sorumluluğundadır. Kanun bu düzenleme ile tüketiciyi korumakta ve 14 günlük cayma süresi geçirilmiş olsa da tüketici bu hak konusunda bilgilendirmemişse cayma hakkını kullanabilmesi sağlanmaktadır. Cayma bildiriminin satıcıya ulaştığı tarihten itibaren 14 gün içerisinde satıcı tüketici tarafından yapılmış tüm ödemeleri iade etmekle, tüketici ise cayma bildirimini yönelttiği tarihten itibaren 10 gün içerisinde ürünü satıcıya geri göndermekle yükümlüdür. Satıcıdan ürünün kendisi tarafından teslim alınacağına bir teklif gelmesi ise ürünün tüketici tarafından iadesinin istisnasını oluşturur.

Cayma hakkının istisnaları neler?

Cayma hakkının kullanılamayacağı bazı istisnalar da mevcuttur. Örneğin tüketicinin istekleri doğrultusunda kişiye özel hazırlanan mallar, çabuk bozulabilen veya son kullanma tarihi geçebilecek mallar cayma hakkının istisnaları arasındadır. Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliğinde sıralanan istisna kapsamındaki ürün ve hizmetlerin alım satımına ilişkin sözleşmelerde taraflar aksini kararlaştırmış olmadıkça cayma hakkı kullanılamayacaktır.

Yazının Devamını Oku

Anlaşmalı boşanma davası

1 Mart 2021
Evlilik gibi, boşanmak da hayatın gerçeklerinden biridir. Evlilik birliğinin sarsılması, taraflar açısından sürdürülemez hale gelmesi halinde her ne kadar tatsız da olsa boşanma kavramı hayatın bir gerçeği olarak karşımıza çıkar.

Eşlerden her ikisi boşanmak istediğinde ve boşanmanın mali sonuçları, ortak çocuklar gibi boşanmanın şartları konusunda anlaşmaları halinde davaları anlaşmalı boşanma olarak aksi durumda ise çekişmeli boşanma olarak devam eder ve sonuçlanır. Bu yazıda anlaşmalı boşanma şartları ve usulü değerlendirilecektir.

Anlaşmalı boşanma Türk Medeni Kanunu’nda boşanma sebepleri arasında sayılan ‘Evlilik Birliğinin Sarsılması’ başlıklı 166/3. maddesiyle düzenlenmiştir. Maddeye göre; ‘Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır.’

Anlaşmalı boşanma davasının şartları nelerdir?

Anlaşmalı boşanma davasının görülebilmesi için bazı şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bunlardan ilki evliliğin en az bir yıl sürmüş olması gereğidir. Burada esas olan tarih resmi nikâh tarihidir. İkinci şart ise eşlerin ya birlikte başvurmaları ya da eşlerden birinin başvurması halinde diğer eşin başvuran tarafın davasını kabul etmesi gereğidir. Eşlerin anlaşmalı olarak boşanabilmeleri için ortak boşanma iradelerinin dava sonuçlanıncaya ve hüküm kesinleşinceye kadar devam etmesi de gerekir. Burada önemle belirtmek gerekir ki, boşanma kararı kesinleşinceye kadar eşlerden birinin irade beyanından dönmesi halinde boşanma davası çekişmeli boşanmaya dönüşür. Buradaki iradeden kasıt ise boşanma isteğinin yanı sıra boşanmanın mali sonuçları ve ortak çocukların durumu konusunda tarafların anlaştıkları ortak irade beyanıdır. Üçüncü şart ise eşlerin irade beyanlarını hakim önünde açıklamaları gereğidir. Yani dava açıldıktan sonra eşlerin duruşmaya bizzat gidip boşanmaya ilişkin irade beyanlarını hakim önünde açıklamaları gerekir. Dördüncü şart ise hakimin boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilen anlaşmayı uygun bulması gereğidir. Kanuna göre hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Böyle bir durumda hakim tarafından yapılan değişikliklerin eşler tarafından da kabul edilmesi halinde eşlerin boşanmasına karar verilebilecektir.

Anlaşmalı boşanma davası için nereye başvurulur ve usulü nedir?

Anlaşmalı veya çekişmeli her türlü boşanma davası için aile mahkemesine başvurulması gerekir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde ise boşanma davalarına Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesince bakılır. Anlaşmalı boşanma davaları çekişmeli boşanma davalarına oranla daha kısa zamanda sonuçlanabilmekle beraber önemle belirtmek gerekir ki mahkeme tarafından boşanma kararı verilmesi halinde bu kararın eşlerin her ikisi tarafından da tebliğ alınarak kesinleştirilmesi gerekmektedir. Karar kesinleşmeden anlaşmalı boşanma davası sonuçlanmış olmaz. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 14.10.2020 tarih, 2020/3843E. 2020/4737K. sayılı kararına göre;

Yazının Devamını Oku