Denizi olmayan Ege: Akhisar

Daha önce hiç Manisa’ya gitmedim, Akhisar’a da.

Güneşi, rüzgarı, ışığı nasıldır hiçbir fikrim yok.
Henüz tanışmadığım bu toprakları yağları için anlamaya çalıştım.
Farklı üreticilerden gelen 15 ürün tattım.
Bunlar arasında kusurlu bulduğum ya da sınırda iki, üç yağ çıktı ki zor geçtiği söylenen bir yıl için çok olumlu...
Yağların hemen hepsi uygun fiyatlı ürünler.
Genel olarak burunda çok zengin değiller, acılık düşük ama yakıcılıkları var.
Hatalı olanlarda bile dikkatimi çeken ise hataların zeytin kaynaklı olmamasıydı.
Zeytin kaynaklı olmamasından kastım, sıkılan zeytinin küfsüz, kusursuz, temiz olduğu hissediliyordu. Hatalar ise sıkım kaynaklı.
İstanbul’da tattığımda, burun açısından bir tık daha yüksekteydiler.
Aklımda bunlar Akhisar’la ilgili ne anlatabilirim diye düşünürken bir bilenden ilham almaya karar verdim.
Sadece bölgenin değil Türkiye’nin en iyilerinden, aile şirketi Alhatoğlu Zeytinyağları’ndan Mustafa Alhat’ı aradım.
Alhat “Ege’de dağlar denizden gelen hava akımlarını kesmediği için, Akhisar denizden uzak olmasına rağmen zeytine uygun bir iklime sahip. Eskiden beri zeytincilik var” diyor.
Bölgede zeytincilik çok eski olsa da mübadele sonrası burada da gelenekte bir kırılma yaşanıyor.
70’lerde yeniden filizlenmeye başlayan bölge zeytinciliğinde babaları Hüseyin Alhat öncülerden.
“Babam ilk Gemlik fidanını getiren isim. Bugün Akhisar, 14 milyondan fazla zeytin ağacına sahip bir ilçe” diyor.
Türkiye’nin en çok zeytin ağaçlı ilçesi Akhisar denildiğinde akla sofralık zeytin geliyor.
Alhat’ın sözleriyle bunun nedenini anlamak kolay:
“Körfez yağı iyidir, geri kalan rafine edilmeye muhtaçtır gibi bir ezber, güzel yağ olamaz algısıyla üreticiyi sofralığa yönlendirmişler.”
Türkiye’nin geleneksel zeytinyağı haritası dışında kalan bölgelerde de kaliteli yağların yapılması çok değerli.
Haritanın genişlemesi, zeytinyağı severin ufkunun genişlemesi, zeytinyağı üretiminin artıp, fiyatların aşağı çekilebilmesi, tüketimin dar gelirliye inip zeytinyağı kullanımının yaygınlaşması açısından kıymetli bir adım.
Buradan yağ çıkmaz önyargısına ve sofralık zeytinden para kazanmasına rağmen zeytinyağı yapan Akhisarlı üreticinin emeği çok kıymetli.
Çünkü sofralık zeytin üretici bir bölge olmanın getirdiği pratik bilgiye sahipler.
Alhat’ın da altını çizdiği gibi Türkiye’nin pek çok yerinde zeytin çuvallarla toplanırken, sofralık zeytinin estetik kaygısı nedeniyle bölgenin kasalarda toplamaya erken geçişi, yine aynı kaygıyla ağaçlara özen gösterilmesiyle zeytin yetiştirmeyi bilen bir bölge Akhisar.
Alhat’la konuşurken yerine oturan en büyük taş da bu.
Sorunlu olan yağlarda dahi, sorunun zeytinde olmaması.
Gerçekten hiç de yabana atılacak bir şey değil.
Benim de her fırsatta vurguladığım gibi, Alhat da tüketicinin kaliteli zeytinyağı konusunda önemli bir taraf, sorumluluk sahibi olduğunun altını çiziyor. Mustafa Alhat’ın kurucularından olduğu Zeytin Dostu Derneği, son 10 yıldır Türkiye’de zeytinyağı okur yazarlığını yaygınlaştırmak için çaba gösteren en önemli kurumlardan.
“Başına ne geldiyse anlatır zeytin... Yanlış alışkanlıklar, kusurlu yağlar alışkanlık oluşmuş. Zeytin Dostu Derneği’nin de çalışmalarıyla iyi yağ nasıl olur öğrenmeye başladılar. 10 yıldır büyük gelişme var. Acıysa fenollerden geldiğini bilen var. İyi yağ arayışı var. Tüketici yanlış şey isterse üretici de uzun süre mücadele edemiyor. Pes eden üretici oluyor” diyor Alhat.
Üretici pes etmesin, emeklerinin kıymetini bilelim, acılık ve yakıcılığın zeytinyağının doğası olduğunu baş ucumuza yazalım.
Ve de herkesin sınıf birincisi olamayacağını, buna gerek de olmadığını...

İşte ürünler
Mustafa Alhat ve ailesi, marketlerde satılan Sırım markasından, Ayhan Sicimoğlu’nun butik ürününe kadar farklı profilde zeytinyağları üretiyor.
Tattığım Sırım Premium, çok az miktarda üretilen, şişesi uygun fiyata satılan bir yağ. Kusuru olmayan, acılığı düşük, yakıcılığı yerinde, kendi içinde dengeli bir yağ. Süper markette bu fiyata bu tür bir yağın satılması çok önemli.
Akhisar’ın bir diğer güzel sürprizi ise bölgede butik üretici sayılabilecek Zemya’nın yağları oldu. Trilye, Special, Domat yağlarını tattım. Genç üretici Onur Bey’in yağları, farklı bir bakışla gerek burun gerek damak açısından daha zengin, kalite fiyat dengesinin korunabildiği ürünler alınabileceğinin kanıtı.
Zemya ve Alhatoğlu üretimi olanlar dışında tattığım ve sızma zeytinyağı olarak resmi bir panelden geçebileceğini düşündüğüm ürünler Ok, Kayadibi, Ege Antik, Beria...

X

Roma’nın zeytinleri

Son günlerde en büyük keyiflerimden biri kar altı İstanbul fotoğraflarına bakmak.

İstanbul’da karı, Sicilya’da patlayan Etna’yı göremediğim için hayıflanıyorum.
Karlı İstanbul, taşan Etna görüntüleriyle gidemediğim yerleri düşüneceğime madem Roma’dayım ben de Roma’da turist olurum dedim.
Trekking ayakkabılarımı geçirdim ver elini Tiber...
Roma’nın en sevdiğim köşelerinden birinden başladım yürüyüşe.
Bir tarafta Bocca della Verita (Gerçeğin Ağzı) ve Santa Maria in Cosmedin Kilisesi, bir tarafta Herkül Tapınağı ve hemen arkası Tiber Nehri, bir ucu eski Yahudi mahallesi Ghetto, Antik balık pazarı, diğer yanı Giano Kapısı, Kapadokyalı Aziz Yorgi Kilisesi...
Normalde altı üstü, sağı solu trafikle sobe olan bir nokta.

Yazının Devamını Oku

Pandemi günlerinde rehber

Aralık ayında Gambero Rosso yayın grubunun “İtalya’nın Zeytinyağları Rehberi”nin tadımlarına pandemi şartları altında başladığımızı yazmıştım.

Aylar süren tüm İtalya’yı burun ve damağımızdan geçirdiğimiz tadımlar geçen hafta bitti.

Beş yıldır aynı ekiple, sıcak ortamda, ortak masada, büyük zevkle, tartışarak, gülerek, eğlenerek yaptığımız tadımları bu sene pandemi tedbirleri nedeniyle binanın normalde kokteyl ve büyük toplantılarının yapıldığı koskoca bir alanda yapmak zorunda kaldık.

Büyük yuvarlak masalar etrafında masa başına en çok üç kişi olacak şekilde koca salona dağılmak zorunda kaldık.

Masadan masaya bağıra bağıra bir zeytinyağını değerlendirmek çok kolay değildi ama zaman içinde her şeye alışıyor insan.

Pencereler sürekli açık olduğu için üşüdük, yağları ısıtmakta zorlandık, sık sık salonun dezenfekte olması için oturumlara ara verdik, her döndüğümüzde dezenfektan kokusuyla mücadele etmek zorunda kaldık.

Zor şartlarda çalıştık ama benim bu ekibin parçası olduğum beş yılın en yoğun tecrübelerinden biriydi.

Yaptığımız şeyin ve birlikte yapabiliyor olmanın kıymetini bilerek çalıştık. Hiç aklıma gelmezdi, bir masa başında birkaç meslektaşla oturup çalışabilmenin lüks olabileceği, kıymetinin bilinmesi gereken bir şey olduğu.

İtalya geçen seneki gibi değil.

Yazının Devamını Oku

Köprübaşılı dört silahşor

Geçtiğimiz haftalarda denizi olmayan Ege diyerek Akhisar zeytinyağlarından bahsetmiştim.

Bu hafta yine Manisa’nın bir başka ucu, Köprübaşı zeytinyağları var masamda.
Bu sene tattığım zeytinyağları arasında en başarılılarından bazılarının Köprübaşılı komşular olduğunu fark ettim. Yazmak şart oldu.
Bunlardan Mustafa ve Esra Hazer’in bebeği Bozelli en eski tanıdık.
Hazerlerle ortak arkadaşımız Hande Kurdoğlu tanıştırmıştı bizi.
“Üzümler ve İnsanlar” yeni bitmişti, belki de hâlâ yazıyordum.
Hande toprağına aşık delileri sevdiğimi bildiğinden Mustafa ve Esra ile tanıştırmak istemişti beni.
Zeytin konuştuk, toprak konuştuk, hayalleri konuştuk.

Yazının Devamını Oku

Açıl susam açıl

Üreticilerden de zeytinyağı severlerden de en çok gelen sorulardan biri “filtreli” mi “filtresiz” mi.

“Zeytinyağının iyisi filtresiz olmalı” gibi bir kanı var.

Pek çok şişenin üzerinde gururla filtresiz, ilk hasat yazdığını görüyorum.

Genelde filtresiz yağlar daha iyi oldukları kanısı yerleştiği için de daha pahalıya satılıyorlar.

Zeytinyağı ilk sıkıldığından filtrelenmediğinde elbette daha yoğun, daha baştan çıkarıcı bir aromaya sahip oluyor.

Ancak aradan birkaç ay geçtiğinde filtrelenmemiş yağın içinde kalan tortu, son su molekülleri fermantasyona neden olur.

İlk günlerde tadına doyulmayan bu yağlar, bir süre sonra yemyeşil bitkileri çağrıştıran kokularını kaybetmeye başlar.

İstenmeyen kusurlar baş gösterir.

Filtrelenen yağ ise, ilk başta aromasından bir parça kaybetse de daha dengeli bir ürün olmayı vaat eder.

Yazının Devamını Oku

Burnumuz elden gidiyor

Zeytinyağının sızma olup olmadığını belirlemek için sadece kimyasal analiz yeterli değil, insan burnunun da onayına ihtiyaç var.

Zeytinyağının bu özelliği oldum olası çok hoşuma gider.
Hayvanlar aleminde koku alma yetisi hor görülen insan burnunun, kimyasal analiz karşısındaki zaferi heyecan verici.
İyi zeytinyağını nasıl anlarız sorusuna verdiğim klasik yanıt “koklayarak” olur.
Bu kısa yanıttan sonra doğuştan hepimizde olan koku alma yetimize güvenmemizden, mümkün olduğunca çok şey koklayarak koku hafızamızı geliştirebileceğimizden bahseder ve “Bakın insan burnu o kadar kıymetli ki, zeytinyağının kalitesini kimyasal değerlerle belirlemek yetmiyor, illa ki koklanması gerekiyor” diye anlatırım.
Mesela bal öyle değil.
Profesyonel bal tadımcısı, tek çiçek ballarının söz konusu çiçeğin özelliklerini ne kadar yoğun taşıdığını değerlendirir, karışık çiçek ballarında öne çıkan bazı çiçekleri hisseder, karışık çiçeğin aroma yoğunluğu ve çeşitliliğine göre balı değerlendirebilir.
Balın kalitelisini ayırt edebilir mutlaka, ancak bal tadımında insan burnu daha hedonist bir amaca hizmet eder.

Yazının Devamını Oku

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki 4 saatlik kimya dersi

Geçtiğimiz yılın son haftası Sabancı ve Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinden Zeynep Delen Nircan’ın Boğaziçi Üniversitesi’nde kimyayı öğrencilerine zeytin üzerinden anlattığı harika bir derse konuk oldum.

Birkaç gün sonra da Boğaziçi Üniversitesi Gastronomi Kulübü öğrencilerinin düzenlediği zeytinyağı panelinde Zeynep Hoca ve Aylin Yazıcıoğlu’yla birlikte zeytinyağını tartıştık, soruları cevapladık.

Kulüp olarak aslında sadece eğitimi devam eden Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerini etkinliklerine dahil olabiliyor. Mezunlar bile katılamıyor.

Ancak konu zeytinyağı olunca, herkese açık yapmaya karar verdiler, harika bir katılımla neredeyse üç saat zeytinyağı konuştuk.

Zeynep Delen Nircan’ın “Zeytinlikten Sofraya”, iki değerli akademisyen Richard Blatchly ve Patricia O’Hara ile kaleme aldığı çok değerli bir kitap.

Nircan, Boğaziçi’ndeki Zeytinin Kimyası dersine konuk olarak davet ettiğinde, üstelik de dersin dört saat olduğunu söylediğinde şaşırdığımı itiraf etmeliyim.

Bir tarafta konunun en kıymetli akademisyenlerinden biri, diğer tarafta ışıl ışıl, gencecik zihinler...

Neyse ki ders kimya olsa da benim kimya anlatmam gerekmiyordu.

Zeynep Hoca “Çocuklara ilham vermek yeterli” dediğinde rahat nefes aldım.

Yazının Devamını Oku

Bir zeytin bir insan

Bazen bir kişi yetebiliyor. Biri çıkıyor, bir bölgenin, bir toplumun, dünyanın gidişatı değişiyor. Tarih örnekleriyle dolu.

Noel öncesi AB’nin, Malatya’nın kayısısını, Antep’in fıstığını, Aydın’ın kestanesini ve Aydın’ın incirinden sonra Milas’ın zeytinyağını da coğrafi işaret olarak AB nezdinde tescillediği haberini aldığımda aklıma ilk gelen Ali Osman Menteşe oldu.
Ali Osman Menteşe, Türkiye’nin ilk butik zeytinyağlarından diyebileceğimiz Milaslı Menteşe Som’un üreticisi.
Damadı Altuğ Kozikoğlu ile normal bir mutfak büyüklüğünde, mini tesiste, mis gibi zeytinyağları üretiyorlar.
Milas’ta tarihi koruma altında, temelleri Murad Dede ile Parisli Suzan Nine’nin büyük aşkı üzerine atılmış taş ev, Menteşe Som’un ruhu.
Paris’te bir dans sırasında tanışıp aşık olduğu, peşinden Milas’a kadar gittiği Murad Bey, Suzan Hanım için, Avrupa mimarisini hatırlatacak bir ev yaptırır topraklarında.
Dede ve nineden güzel bir aşk ve tutku, toprağına bağlılık hikayesi alan Osman Menteşe, bölgeye özgü Memecik cinsi zeytine ilk inanan kişilerden...
Ucundaki çıkıntısıyla memeye benzediğinden bu ismi alan, neşeli yeşili, çilleriyle cıvıl cıvıl bir zeytin Memecik.

Yazının Devamını Oku

Ardıç Kuşu ve giden bir yıl

Yılın son yazısı bu.

Sabah oldu ama gökyüzü hâlâ karanlık. Bahçede birkaç kuş sohbet ediyor.

Çok hararetli bir tartışma var aralarında. Kuşların şakımaları hep aşkla, şiirle, tutkuyla özdeşleştirilir.

Muhtemelen gel bak burada tombul solucanlar var diyorlar birbirlerine.

Arada sırada susuyorlar, sustuklarında öyle bir sessizlik oluyor ki asıl bu sessizlik şarkılarını güzel kılan.

Yılın son günleri, kuşların şarkıları İngiliz ozan Thomas Hardy’nin “The Darkling Thrush” (Karanlıktaki Ardıç Kuşu) şiirini getirdi aklıma.

Karanlığı kadar güzel bir şiir.

Şair, karanlık içindeki ardıç kuşunun neden bu kadar neşeli şakıdığına anlam veremez.

Hardy “Onun farkında olup, benim bilmediğim bir ümit var” diyerek bitirir şiirini.

Yazının Devamını Oku

Pandemide tadım

Gambero Rosso yayın grubu, İtalya’nın Zeytinyağları Rehberi’nin bu sene de yapılmasına karar verdi ve geçtiğimiz pazartesi tadımlara başladık.

Binaya her girdiğimizde Covid-19 negatif olduğumuza dair bir belge imzalamamız gerekiyor.
Her gün tekrarlanan bir işlem.
Ateşimiz ölçülüyor. Kendi maskemizi attırıp yeni maske veriyorlar.
Ellerimizi de dezenfekte ediyoruz. Tabii ki eski tadım sisteminden çok farklı bir şekilde.
Yıllardır kocaman bir masanın etrafına dizilir birlikte tadardık.
Çok yorularak ama hep güle oynaya yapardık tadımlarımızı.
Bu sene herkes ayrı masalarda.

Yazının Devamını Oku

Suzan Hanım’a cevaplar

23-27 Kasım tarihleri arasında Dünya İtalyan Mutfağı Haftası kutlandı.

İtalyan Konsolosluğu’nun ev sahipliği yaptığı etkinlik, bu yıl online gerçekleştirildi.

Cludio Chinali’den Igles Corelli’ye pek çok ünlü İtalyan şef, online seminerle İtalyan mutfağını anlattı.

Etkinlik çerçevesinde, İtalyan zeytinyağları ve yemek zeytinyağı eşleşmesini anlattım.

Çok soru az zaman vardı.

Katılımcılara, Instagram ve mail aracılığıyla sorularını cevaplayacağımı söylemiştim.

Kendini “Mutfağa meraklı bir ev hanımıyım. Sağlıklı beslenmek bu zamanda çok önemli. Ancak zeytinyağı hakkında basitçe ne ürün seçmem gerektiğini bilmiyorum” diye tanımlayan Suzan Selya Ciprut’un e-mail’ini ve yanıtlarımı buraya taşımak istedim.

◊ Markette tüm markalardan genelde iki tip zeytinyağı satılıyor, biri sızma diğeri rafine. Ben sızma alıyorum. Bu doğru mu, rafine zeytinyağı nedir?

Tarih boyunca zeytinyağları kalitelerine göre farklı şekilde sınıflandırıldı. Bugünkü kullandığımız şekliyle sızma zeytinyağı ilk kez bundan 60 yıl önce İtalya’da bir pazarlama kategorisi olarak yasal düzenlemeye tabi tutuldu ve bu şekilde tanımlandı. AB 80’li yıllarda sızma zeytinyağını bir standarda oturttu. Hâlâ geçerli olan AB tanımına göre zeytinden mekanik işlemlerle, yani kimyasal işlemlere tabi tutulmadan sadece sıkım yoluyla elde edilmiş, bu işlem sırasında ortalama ısısı 27 dereceyi geçmemiş, serbest asit düzeyi 0,8’i geçmeyen yağlar, sızma zeytinyağı olarak pazarlanabilir.

Yazının Devamını Oku

Pastırma molası

Türkiye’den getirdiğim zeytinyağlarını tatmaya, notlar almaya devam ediyorum.

Bu hafta Düet, Gıda Ormanı ve Gargarus’u tattım.
Hepsi de hikayeleri anlatılmaya değer, leziz zeytinyağları.
Düet’in Memecik’i bu senenin en başarılılarından.
Bu hafta bunları anlatacaktım ama bir pastırma molası alıyorum.
Beni azıcık tanıyan herkes kasabım Roberto Liberati’yi bilir. Roberto bir mimar. Kasaplık baba mesleği. Büyük baş hayvancılık da dede mesleği.
Önce babasının Cinecitta yakınlarındaki kasabının bir köşesinde kendi seçtiği ürünleri satarak başlıyor.
Roberto Liberati, sadece Roma gastronomi sahnesinin değil tüm İtalyan gastronomisinin önde gelen isimlerinden.

Yazının Devamını Oku

Galen’in diyarı Bergama

Romalı filozof imparator Marcus Aurelius “Dalına müteşekkir bir zeytin gibi düş” der.

Hayatın ne olduğuna dair kurulmuş en şatafatsız ve direkt cümlelerden birinin bir imparator ağzından çıkması hep şaşırtmıştır beni.

Öyle bir imparator ki doktoru Bergamalı Galenos.

Sadece bedeni değil, ruhunu da tıbbın parçası yapmış filozof, modern tıbbın kurucularından.

Dönemin en önemli sağlık merkezi Bergama’nın Asklepion sağlık merkezinde tıp eğitimi alıyor.

Reçetelerinin çoğunda, “büyülü” olarak nitelendirdiği zeytinyağını kullanıyor.

Galen’e göre zeytinyağı kendi başına bir şifa kaynağı olmakla kalmıyor aynı zamanda inanılmaz bir birleştirici, taşıyıcı.

İçine katılan tüm malzemelerin şifalı etkilerini ortaya çıkarmakta zeytinyağı gibisi yok.

Araştırmalar Galen’in haklılığını kanıtlıyor. Tam da bu nedenle yemeklerimizi zeytinyağıyla pişirelim.

Yazının Devamını Oku

Hakiki gıda hakkımız

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Doç. Dr Mücahit Taha Özkaya’yı Türkiye’de zeytinle ilgilenip de tanımayan yoktur. Tanımayanlar için özetlemek gerekirse Mücahit Hoca, yerel zeytinlerin korunup tescillenmesi, zeytinyağı üretim şartlarının iyileştirilmesi için mücadele veren bir isim.

Mücahit Hoca’yla e-mail aracılığıyla “sohbet” etme imkanımız oldu.
Dünya zeytin ve zeytinyağı tüketim alışkanlıklarıyla ilgili çok değerli bilgilerin olduğu belgeler paylaştı, yavaş yavaş tüm bu bilgileri zevkle aktaracağım. Bu değerli paylaşım için teşekkürler.
Hocanın paylaştığı belgelerden biri Türkiye zeytinciliği için bir yol haritası niteliği de taşıyor.
Bakanlıkları, farklı kurumları, üreticiyi buluşturup “Sağlık için Türk Zeytinyağı” sloganıyla yerli üreticiye yeni bir pazar oluşturmayı hedefliyor.
Hedef kitle, “ülkesinde zeytin yetişmeyen yüksek gelirliler, Kültüründe zeytinyağı olmayan ancak sağlık için 1 kaşık/gün zeytinyağı tüketecek olanlar, sağlıklı yaşam beklentisi ön planda olanlar”, hedef ülkeler ise Çin, Japonya, Kanada.
Mücahit Hoca bu hedefe “kusursuz, yüksek polifenollü, yarışmalarda ödül almış, küçük cam şişelerde zeytinyağlarıyla” ulaşabileceğinin, fiyat olarak da “en az 100 euro”nun hedeflenebileceğini belirtiyor.
Türkiye zeytinyağcılığı için uzun mesafeyi gören stratejiler geliştirilmesi çok değerli.

Yazının Devamını Oku

Kilis’ten harika haberler

Geçen sene Kilis, Adıyaman, Gaziantep illerinden sorumlu İpekyolu Kalkınma Ajansı bölge gastronomisini geliştirecek stratejiler konusunda bir çalışma yaptı.

Projenin amacı Kalkınma Ajansı’na doğru girişimlere destek vermelerini sağlayacak stratejiler için veri oluşturmaktı.
Kentsel strateji geliştirme uzmanı Faruk Göksu’nun bu projeye ön hazırlık için oluşturduğu yuvarlak masanın parçası olmak beni çok mutlu etti.
Bölge gastronomisinin zeytinyağını, iyi tarımı merkeze alması zarureti ve sokak satıcısından ev kadınına geleneksel bilgiyi akademik gastronomi eğitimiyle harmanlamak gerekliliği tartıştığımız başlıklardan birkaçıydı.
İki hafta önce Roma’dan İstanbul’a gelmeden önce, İpek Yolu Kalkınma Ajansı’ndan Burhan Akyılmaz’ı aradım.
“Bölgenizin zeytinyağlarını çok merak ediyorum. Bölgede erken hasat ürünlerden örnek gönderebilir misiniz” dedim.
Hızlıca organize oldular ve İstanbul’a gittiğimde Kilis’ten 6 farklı üreticinin yağı beni bekliyordu.
Floransa’da ticaret odasının düzenlediği resmi bir panelin parçası olduğumdan bahsetmiştim.

Yazının Devamını Oku

Tadım günü

Geçen hafta İstanbul’daydım.

Uçaklar yeniden iptal olabilir korkusuyla Roma’dan koşa koşa gelip gittiğime değdi.
Öncelikle herkese teşekkür etmek istiyorum.
Ulaşan zeytinyağlarının hepsini tattım.
Çok merak ettiğim Tarsus’un Sarı Ulak zeytinlerinin yağları benim Roma’ya döndüğüm gün ulaşmış.
Yağların Roma’ya gelmesi için farklı kollardan çalışıyoruz.
Çukurova’nın bu sene neler verdiğini tatmak için sabırsızlanıyorum.
Gelen zeytinyağların bir kısmını geçen çarşamba gazeteci ve yazar arkadaşlarım Ebru Erke, Aylin Öney Tan, Türkiye’nin sayılı duyusal analiz uzmanlarından Ayça Budak, iki muhteşem şef Aylin Yazıcıoğlu ve Maksut Aşkar’la tattık.

Yazının Devamını Oku

Gemiş olsun İzmir

Görüp de gözlerimize inanamadığımız film tekrarlanıyor.

Huzur içinde geçen bir yazdan sonra sonbahar iyi gelmedi. Ağustosun ikinci yarısından itibaren yükselmeye başlayan Covid-19 tablosu son birkaç haftada iyice ivme kazandı.
İtalya sokakta da maske takma zorunluluğu getirdi.
Sonra “Gece 12 ile sabah 5 arası sokağa çıkmak yok” dediler.
Sanki ülkece sabahlara kadar dışardaymışız, bir şey değişebilecekmiş gibi.
Sonunda akşam 6’dan sonra her yer kapalı kararına gelindi.
Geçen pazartesi oğlumu sabah okula bıraktıktan sonra kahve içmeye gittiğim kafe ıssızdı. Önce herhalde bugün biraz daha erken geldim dedim ama ilerleyen günlerde de öyle olunca insanların korkusu anladım...
İnsanlar, İtalya’nın vazgeçilmez ritüeli sabah espresso’sundan vazgeçmişti işte.

Yazının Devamını Oku

Pazar hesabı

Tüm Akdeniz hasat heyecanı içinde. Erken hasat zeytinler, zümrüt gibi zeytinyağına dönüşüyor.

Egeli üreticiler konuştuğum kadarıyla zor bir yıl geçiriyor.
Mayıs ayındaki sıcaklar zeytinin çiçeklerine zarar verdiği gibi bir de yoğun bir dolu yaşadılar.
Pandemi şartlarında da maliyetler yükseldi.
İşinin inceliklerini bilen üretici zor iklim şartlarında da iyi bir ürün çıkarmayı başaracaktır. Ancak rekoltede yaşadıkları düşüklük ve pandemi maliyetlerini şişelerine yansıtmamaları zor görünüyor.
Bu sene zeytinyağımız daha da pahalı olabilir.
Ama zeytinyağını soframızdan eksik edecek halimiz yok.
Bir şekilde pazar hesabını denkleştireceğiz.

Yazının Devamını Oku

“Tarsus Yeryüzü Pazarı” kutlu olsun

Bu hafta Slow Food’un uluslararası basın temsilcisi Paola Nano’dan bir e-posta geldi ve beni 40 sene öncesine götürdü. Tarsus’la ilgili harika bir haberi duyuran bu postayı okurken kendimi Adana’da geçen yaz tatilimde buldum.

Station arabaların vagonuna çocukların bindirilmesinde sakınca görülmeyen yıllardı.
Fazlaca meşgul olan dayım tüm kuzenleri arabanın bagajına doldururdu ve yola düşerdik.
Benim en sevdiğim rotalardan biri Yılan Kalesi’ydi.
Kilikya Ermeni Krallığı’ndan kalma tepede esrarengiz bir kale...
Pamuk tarlalarının içinden geçilerek varılırdı ama kalenin etrafında ot bile yoktu.
O beyaz tarlalar ve kalenin etrafının çoraklığının oluşturduğu tezat hâlâ aklımda.
Western filmi meraklısı küçük bir kız çocuğu olarak bu kalede bir aşağı bir yukarı dolaşmayı, koşturmayı çok severdim.

Yazının Devamını Oku

Zeytinyağı rehberlerine bakış

Zeytinyağı üreticilerini hasat ve Flos Olei heyecanı aynı günlerde yakaladı bu sene. Bu hafta İtalya’da hazırlanan ve Japonya’dan Avustralya’ya dünyada zeytinyağı üreten tüm ülkelerinin değerlendirildiği ‘Flos Olei Zeytinyağı Rehberi’, online olarak değerlendirmelerini açıkladı.

Flos Olei, İtalyan ziraat mühendisi, duyu analisti Marco Oreggia’nın 2009 yılından bu yana geliştirerek yayınlamaya devam ettiği, çok güvenilir bir rehber.
Güvenilir olduğunu rahatlıkla söylüyorum, çünkü Marco’yu tanıyorum ve bundan 5 yıl önce İspanya, İtalya, Slovenya zeytinyağlarının tadıldığı birkaç seansa konuk tadımcı olarak katıldım.
‘Konuk’ olmamın sebebi şu: Marco o kadar ilkelerine bağlı bir editör ki, Gambero Rosso ile tadım yaptığımdan, ikinci bir rehberde akredite jüri olmamın etik olmayacağını düşündü.
O sene sadece konuk olarak nasıl çalıştıklarını görmemi istedi.
Gambero Rosso ile Flos Olei’in çalışma tarzları farklı. Marco çok sayıda tadımcıyla çalışıyor. Sürekli devir daim halinde.
Tüm gün yapılan tadımlarda jüri başkanı olarak bulunuyor.
Gambero Rosso’nun final jürisi olarak biz sabit, daha küçük bir ekibiz.

Yazının Devamını Oku