Paylaş

“Normal bir insan gibi görünmek, yüzümün hareket etmesi ve 50 yılımın getirdiği kırışıklıkları taşımak benim için çok önemli. Genç kadınların yüzüme bakıp ‘Aa, bu normal biri’ demelerini istiyorum. Sektörümde en çok hayranlık duyduğum kadınlar, 70, 80 yaşında bile tamamen doğal, güzel ve güçlü kalabilenler.”
Yani Winslet, artık yüzünde işlem görmediğimiz insana mucizevi bir şeymiş gibi ‘aaa, normal biri diyeceğiz’ diyor.
Kadın haklı geldiğimiz noktada normal görünmek istisna.
Peki, o meşhur Hollywood dokunuşları bir oyuncunun Oscar alma şansını engelliyor mu sizce?
Hollywood kulislerinde, Nicole Kidman’ın “Babygirl” filmindeki performansıyla aday bile gösterilmemesinin sebebinin yüzündeki müdahaleler olduğu konuşuluyor mesela.
Bir oyuncunun en büyük sermayesi mimikleri değil mi?
O yüzden ben de donmuş bir ifadenin Oscar şansını ciddi oranda azalttığını düşünüyorum.
Ayrıca uzun süredir aklıma takılan bir konu daha var.
Artık kırmızı halı geçişleri ödül töreninin kendisinden daha mı önemli hale gelmeye başladı?
Kimin ne giydiği, nasıl göründüğü, oyuncuların kırmızı halıdaki görüntüleri, gerçek töreni, alınan ödülleri ve sergilenen performansları gölgede bırakmaya başlamadı mı?
Lokal keşifler
İki buçuk aylık beklenmedik Türkiye macerasının ardından, Oscar Ödül Töreni öncesi nihayet Los Angeles’a döndük.
Dönüşümüzden bir gün önce, 7 Mart’taki Beşiktaş-Galatasaray derbisine denk geldik.
Semtin siyah-beyaza bürünmesine, insanların maç öncesi bir araya gelip marşlar söylemesine, o kalabalığın coşkusuna daha önce hiç şahit olmamıştım.
İlk kez bir derbi gününü Beşiktaş’ın kalbinde yaşadım ve itiraf edeyim, çok güzeldi.

Beşiktaş’ın eşsiz derbi atmosferi bir yana, memleketle araya binlerce kilometre girince insan en çok neyi özlüyor, dersiniz?
Tabii ki yerel tatlarımızı.
Mesela bu gelişimde keşfettiğim Kadıköy’deki Çinili Fırın.
Damak tadına uygun bir lahmacun bulma çabası Çinili Fırın’da son buldu.
Listemin başına yerleşti o derece yani.

Bir de önyargıyla denemek istemediğim soğan kebabı var ki mükemmel.
Bir diğer vazgeçilmez durağım; Hafız Mustafa.
Hafız Mustafa’yı sadece lezzetleri için değil, yarattığı marka kimliği için de çok seviyorum.
Mekân tasarımı, kutular, vitrinler ve sunum... Her şey bir bütünlük içinde.
Artık markalaşma sadece bir logodan ibaret değil, mesela gelen tabağın üzerindeki o minik kırmızı Hafız Mustafa bayrağı bile markayı hatırlatan bir detay.
Paylaş