Brentwood... Los Angeles’ın en güzel, en huzurlu semtlerinden biri.
İnsan, en güvende olması gereken yerde, kendi evinde, en yakını tarafından hayattan koparılıyor.
Hollywood’un bu denli üzgün olduğunu, bir insan için böylesine derin yas tuttuğunu, arkasından kalbe dokunan anıların anlatıldığını uzun zamandır görmemiştim.
Rob Reiner gerçekten çok iyi bir insandı. Hiçbir röportajı geri çevirmez, hiçbir zaman bir imzayı ya da bir hayranıyla fotoğraf çektirmeyi reddetmezdi.
Bir muhabir arkadaşımızın birebir anlattıklarını sizlerle paylaşıyorum:
“Her karşılaştığımızda mutlaka bana röportaj verirdi. İşleri üzerinden bağ kurar, sohbet ederdik. The Jerk filmini benim kadar severdi, filmin yönetmeni babasıydı. Malibu’da çalışıyordum. Rob’u, restorandan çıkarken gördüm. Yanına yaklaşırken, oğlu Nick’le hararetli bir tartışma yaşadığını fark ettim. Tartışma o kadar yoğun ve sarsıcıydı ki geri çekildim, hiçbir şey çekmedim. Çünkü fazlasıyla kişisel ve ona derinden acı veren bir andı. Gözle görülür şekilde üzgün ve çaresizdi. Otoparkta yalnız kaldı ve neredeyse ağlıyordu. Ona çok üzüldüm.”
Robert Koleji ve Boğaziçi Üniversitesi’ndeki eğitiminin ardından UCLA’da MBA yaparak profesyonel hayata atılan Sema Hanım, görüşmemizden sadece birkaç gün sonra Türkiye’ye doğru yola çıkacağını söyledi.
Sebebi üniversiteli genç kadınların toplumlarında değişimin öncüleri olarak güçlenmelerine destek olmak, onlara yol göstermek ve liderlik becerilerini geliştirmekti.
Bu tutkunun kaynağı nereden geliyor diye düşünürken kendi yaşam deneyiminden olduğunu bir röportajında okudum. Şöyle diyor: “Türkiye’nin en iyi okullarında okumuş ve ABD’de üst düzey bir okulda MBA yapmış olmama rağmen, başarılı bir kariyere sahip olmak ve toplum içinde aktif bir birey olmak için gerekli bazı beceriler bana öğretilmemişti. Bu yetkinlikleri sonradan, büyük bir çabayla edinmek zorunda kaldım.”
Aslında bu farkındalık misyona dönüşmüş ve Sema Başol, yüzlerce genç kadının hayatını değiştirecek iki önemli organizasyonu kurmuş.
2008’de California’da Turkish Women’s Initiative’i (TWI) kuran Sema Hanım, 2009’da Türkiye’de Kıvılcım Liderlik Programı’nı başlatıyor. Ardından yine Türkiye’de Değişim Liderleri Derneği’ni (DLD) hayata geçiriyor. Türkiye’deki genç kadınların büyük bir potansiyele sahip olduğunu ancak liderlik için gerekli özgüven, sorumluluk alma ve inisiyatif geliştirme konularında yeterince destek bulamadıklarını fark etmiş.
Film, içimi titretti. William Shakespeare ve eşi Agnes, oğulları Hamnet dünyaya geldiğinde tarifsiz bir mutluluk yaşarlar.
Ancak Hamnet’in genç yaşta trajik bir şekilde hayatını kaybetmesi, Shakespeare’in ruhunda derin bir yara açar ve bu acı, onun başyapıtı “Hamlet”i kaleme almasına ilham olur. Shakespeare’in oğlu Hamnet Shakespeare, 1596’da 11 yaşında öldü.
“Hamlet” oyunu ise Hamnet’in ölümünden birkaç yıl sonra yazıldı.
“Hamnet” ve “Hamlet” adlarının 16. yüzyılda birbirinin varyantı olduğu biliniyor; yani o dönemde bu iki isim sık sık birbirinin yerine kullanılabiliyordu. Bu nedenle Shakespeare’in oğlunun kaybından duyduğu derin yasın, oyundaki ölüm, yas, baba-oğul ilişkisi ve varoluş sorgulamaları gibi temaları etkilediği düşünülüyor.
Filmde Jessie Buckley ve Paul Mescal, kariyerlerinin belki de en güçlü performanslarını sergiliyor.
Jessie Buckley kesinlikle ikinci Oscar adaylığını hak ediyor, hatta kim bilir, belki bu kez ödülü bile kazanır.
Bahsettiğim film; “Song Sung Blue”.
Hugh Jackman ve Kate Hudson başrolde.
Filmde Hugh Jackman bir müzisyeni oynuyor.
Ancak bu müzisyen kariyerini tamamen Neil Diamond’ı taklit etmek üzerine kurmuş.
Neil Diamond şarkıları söylüyor, onun gibi giyiniyor.
Jackman’ın vokalleri muhteşem.
22 yaşındasınız ve önünüzde muhteşem bir kariyer olduğunu düşünüyorsunuz.
Patronunuzla çalışacak olmanın heyecanı içindesiniz... Çünkü o, dünyanın en önemli insanlarından biri. İşe başlıyorsunuz. Patronunuz size ilgi göstermeye başlıyor. Hatta sizinle flört ediyor ve işler ilerliyor.
Bir süre sonra gizli bir ilişkiye başlıyorsunuz. Bir süre her şey harika gidiyor. Size kendinizi özel hissettiriyor ve siz de bu ilişkiyi güvendiğiniz bir iş arkadaşınıza anlatıyorsunuz.
Sonra bir gün, alışveriş merkezindeyken bir anda etrafınız FBI tarafından sarılıyor. Sizin ve patronunuzun ilişkisini biliyorlar.
Çünkü iş arkadaşınız, sizinle yaptığı konuşmaları gizlice kaydetmiş ve FBI’a teslim etmiş. Evet, Pentagon’da çalışan Linda Tripp, genç kadının başkanla ilişkisini öğrendikten sonra tüm görüşmeleri gizlice kaydetmeye başlıyor.
FBI size, eğer iş birliği yapmazsanız hapse gireceğinizi söylüyor. Patronunuzla yaşadığınız özel detaylar kamuoyuna sızdırılıyor. Bir bakmışsınız, tüm gazetelerin manşetindesiniz; her haber kanalı sizden bahsediyor. Acımasız eleştiriler başlıyor ve bu hakaretler yıllarca sürüyor. Evden çıkamaz hâle geliyorsunuz.
Rental Family
Tokyo’da “kiralık aile” hizmetiyle geçimini sağlamaya çalışan Amerikalı bir aktörün hikâyesi.
Başrolde Brendan Fraser var. Fraser’ın kırılganlığı duygu sömürüsüne kaçmıyor, hafif şaşkın ve içten tavırları, yalnızlığı harika aktarıyor. Son günlerde izlediğim en güzel hikâyelerden biri.
Die My Love
Jennifer Lawrence, kariyerinin en içe işleyen performanslarından birini veriyor. Doğum sonrası çöküşü inanılmaz sahici yansıtıyor. Bu rol ve Lawrence, yıl sonu ödül konuşmalarında sıkça anılacak gibi.
Roofman
Fantastik yapım, Stephen Schwartz ve Winnie Holzman’ın 2003 yapımı hit Broadway müzikalinden uyarlandı.
Eğer müzikalleri seviyorsanız kaçırmayın.
Gösterim sonrasında West London Otel’deki sohbetimizde yönetmen Jon M. Chu’ya “İnsan o dünyaya ışınlanmak istiyor” dedim.
İyi bir film olmasının yanı sıra Universal, Wicked’in ödül sezonu kampanyasına çoktan başladı bile. Filmin açılış haftasında 100 milyon dolardan fazla gişe yapacağına emin olabilirsiniz.
Filmde Jay Kelly’yi George Clooney canlandırıyor.
Oyuncu kadrosunda George Clooney’nin yanı sıra Adam Sandler, Laura Dern, Billy Crudup ve Riley Keough var.
Jay Kelly dünyaca ünlü bir aktör.
Menajeri Ron karakterini ise Adam Sandler oynuyor.
Senaryoyu kaleme alan ve yönetmen koltuğunda oturan Noah Baumbach, kendine özgü tarzıyla yine hem hüzünlü hem de zarif bir komedi-dram ortaya koymuş.
Gösterim sonrası yapılan soru-cevapta Clooney, “Senaryoyu okumadan rolü kabul ettim, sonra okudum” dedi.
Şımartılmış bir film yıldızını oynamakta çok başarılı