Elif Dağlı

Kış geldi çocuğumun astımı artacak mı?

2 Aralık 2013
Astımlı çocuk kış aylarında nasıl korunmalı?

Hava değişikliklerinin astım nöbetlerini kolaylaştırıcı bir etken olduğu uzun zamandır bilinmektedir. Özellikle küf mantarına alerjisi olan kişilerde rutubetin olumsuz etki yaptığı gösterilmiştir. Yağmur öncesi veya yağmurlu havalarda göz ile görülmeyen, havada uçuşan küf sporlarının solunması ile alerjilerin arttığı ve astımın nöbete dönüştüğü sıkça rastlanan bir durumdur.

Barometrik basınç değişiklikleri astımı uyarır

Yağmur sırasında havadaki küf mantarı sporlarının sayısı neredeyse iki katına çıkmaktadır. Yağmur ve rüzgar birlikte astım nöbetlerinde önemli etkendirler. Fırtınalar sırasında astım nöbeti ile acil başvuruları %15 civarında artmaktadır.

Kışın havaların soğuması ile kalorifer yanmaya başlar. Doğal gazın kullanılması ile hava kirliliği bazı kentlerimizde düşmüş olmasına rağmen, hala birçok şehrimizde kömür ve odun gibi yakıt kullanımı azımsanmayacak kadar yüksektir. Bu ısınma yönteminin havaya kattığı kükürt ve tanecikler nefes borusunda astım krizi için uyarıcı etki yapmaktadır. Tüm bunların yanı sıra trafik yoğunluğunun fazla olduğu kentlerde egzos gazlarının havaya katılması ile kirlilik artmaktadır. Hava kirliliğinin yükseldiği hava akımının az olduğu günlerde astım krizinin daha fazla olduğu saptanmıştır.

Kış aylarında Akdeniz kuşağında bulunan İspanya, İtalya, Yunanistan ve Türkiye gibi ülkelerde yaşam oldukça farklı bir şekilde cereyan etmektedir. Yazın dış ortamlarda yaşayan, evlerini havalandıran Akdeniz kuşağı insanı kışın kapalı ortamlara geri dönmektedir. Sigara içme oranının da yüksek olduğu bu ülkelerde çocuklar kapalı alanlarda daha fazla sigaraya maruz kalmaktadır.

Gribal enfeksiyonların kış aylarında artması astımı uyarır

Okulda ve evde bireylerin yakın temas halindeki yaşam tarzı enfeksiyonların hızlı dağılmasına ve alerjiyi uyarmasına neden olmaktadır. Solunum yolu enfeksiyonu geçiren kişilerin bunu açıklamaları ve kendisine yaklaşan kişiyi uyarmaları uygundur.

Özetle kış aylarında astım krizlerinin artması;

Yazının Devamını Oku

Bebeğin emzirme pozisyonu nasıl olmalı?

18 Kasım 2013
Anne ve bebek için en uygun pozisyonları uzmanından öğrendik.

Bebeğini yeni kucağına alan annelerin en büyük sıkıntılarından biri bebeği nasıl emzirecekleri konusudur. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Elif Dağlı, anne ve bebek için en uygun emzirme pozisyonlarını anlattı.

Bebek emzirme veya besleme en doğal insan hareketlerinden biri olmasının yanında deneyim gerektirir. Bebeğin nasıl tutulacağı, nasıl destekleneceği ve rahat pozisyonu bulma süreci sabırla elde edilir. Anneler çoğu zaman doğumdan çıkmanın yorgunluğuyla ve bebeği besleyememenin telaşıyla sıkıntılı ve stresli olabilirler. Özellikle bebeği kucağa almadan önce anne derin bir nefes almalı, huzur içinde hissettiğine emin olmalı. Mutlu düşüncelere kendini vermeli ve ondan sonra rahat pozisyonunu sağlayarak bebeği kucağına almalıdır.

Bu nedenle ilk önce rahat oturulacak bir koltuk ve koltuğun yan kolçaklarının olması tercih edilmelidir. Dik pozisyonda ve arkasına, sırtına ve kollarına destek olabilecek şekilde oturulmalıdır. Bazen rahat pozisyonu korumak amacıyla annenin ayağını uzatacağı bir sehpa, puf ya da tabure kullanılabilir. Bir battaniye veya yastık annenin kolunu veya bebeği yaslaması için gerekecektir. Anne sütü üretimi susuzluk hissi ve su kaybına yol açacağı için annenin yanında su, süt veya meyve suyu bulundurmak emzirme sırasında susuzluk hissini giderecektir.

Anne bebeğe değil, bebek anneye yaklaşmalı

Bebeği beslerken annenin kendini bebeğe yaklaştırması doğru değildir. Tam tersine kendi oturuşunu muhafaza ederek bebeği kendi memesine yaklaştıracak pozisyonda tutmalıdır. Annenin hemen doğumdan sonra sütle dolmuş göğüsleri ağır olacağı için bütün ağırlığı bebeğin üstüne bırakmayıp alttan mutlaka desteklemek gerekir. Meme başı iki parmak(işaret ve orta parmak) arasında sıkıştırılarak bebeğin ağzına tutulmalıdır. Parmaklar meme başından 5 cm geride tutulmalıdır aksi takdirde bebek annenin parmaklarını emebilir. Bebeği dik ve kolu destek yapacak şekilde tutmak gereklidir.

Tıkanıklık, ağrı ve acı için ne yapmalı?

Annenin memesinde bazı kanallar tıkanıklık gösterdiği durumlarda değişik emzirme pozisyonları ile bebeği çevirmek ve farklı memeden beslemek; memede meydana gelebilecek tıkanıklık, ağrı ve acı hissini ortadan kaldıracaktır. Örnek olarak bebeği emzirmeyi bir göğüste başlayıp diğerinde sonlandırmak, tekrar diğerinden başlayıp öbürüne geçirmek bu tip ağrılı rahatsızlıkların engellenmesini sağlayabilmektedir. Bebek genellikle ne zaman doyduğuna ve ne zaman bırakacağına kendi karar verir. Ancak anne meme değişikliği yapacaksa bebeği durdurabilmek için parmağını bebeğin ağzının kenarına değdirip nazikçe geriye doğru itmesi ile bebeğin memeyi bırakmasını sağlayabilir.

EMZİRME POZİSYONLARI İÇİN TIKLAYIN!

[fotogaleri=587]

İşte en yaygın emzirme pozisyonları

Beşik pozisyonu

Ülkemizde en çok kullanılan emzirme şekli beşik pozisyonudur. Bebek kolun üzerine doğru yatırılır, bebeğin karnı annenin karnına değecek şekilde yaklaştırılır, bu arada diğer elle meme başı iki parmak arasında tutularak bebeğin başı memeye yaslanır. Bu pozisyonu genellikle vajinal normal doğum yapmış anneler in kullandığı bir pozisyondur. Sezaryen yapmış annelerde karnın üzerine basınç uygulayacağı için tercih edilen bir pozisyon değildir.

Çapraz pozisyon

Çapraz pozisyon dediğimiz bir başka duruşta ise bebek çapraz olarak tutulur, bebeğin ayakları annenin koltuk altından arkaya doğru uzanmış durumdadır. Anne bebeğin başını iki eli ile alttan destekleyip memeye yaklaşmasını sağlar.

Futbol topu tutuşu

Yine özellikle sezaryen yapmış anneler için uygun olan halk arasında “futbol topu tutuşu” denilen pozisyon şeklidir. Burada anne koltuk altında gece çantası taşır gibi bebeği koltuğunun altına yerleştirip bebeğin kafasını meme başına yerleştirir. Annenin bu pozisyonda bir eli ile bebeğin başını desteklemesi ve diğer eliyle göğüs ucunu parmak arasına alarak bebeği emzirmesi gereklidir. Bebeğin ağırlığını tamamen annenin karnından alan bu pozisyon sezaryenli annelerde rahatlık sağlamaktadır.

Yan yatarak emzirme

Anadolu’da çok uygulanan yan yatar şekilde bebeği emzirmek besleme yöntemlerinden biridir. Bu yöntem genellikle ameliyatlı sezaryenli bir annede veya başka bir rahatsızlığı bulunup yatakta kalması gereken bir annede tercih edilen bir yöntemdir. Pozisyonda bebek yan yatmış ve yüzü annenin memesine yaklaştırılmış şekilde besleme sürdürülür. Daha önceki yıllarda Anadolu da bu pozisyon ile bebeğin üzerinde annenin uyuması ile meydana gelen yaşanan kazalar olmuştur. O nedenle bu pozisyon tercih edileceği zaman mutlaka bir başka kişinin gözetimi altında olmak anne ve bebeği yalnız bırakmamak önemlidir.

Bebekler büyüdükten sonrada süt alışkanlıkları devam etmekte ve yatar pozisyonda iki yaşını geçmiş bazı çocukların aileler tarafından biberonla süt emerek uyumasına göz yumulmaktadır. Bunun solunum sistemi ve kulak açısından son derece önemli sakıncaları vardır. Bebek veya çocuk yaşı ne olursa olsun yatar pozisyonda beslenmemelidir. 

Bebek emzirme veya besleme en doğal insan hareketlerinden biri olmasının yanında deneyim gerektirir. Bebeğin nasıl tutulacağı, nasıl destekleneceği ve rahat pozisyonu bulma süreci sabırla elde edilir. Anneler çoğu zaman doğumdan çıkmanın yorgunluğuyla ve bebeği besleyememenin telaşıyla sıkıntılı ve stresli olabilirler. Özellikle bebeği kucağa almadan önce anne derin bir nefes almalı, huzur içinde hissettiğine emin olmalı. Mutlu düşüncelere kendini vermeli ve ondan sonra rahat pozisyonunu sağlayarak bebeği kucağına almalıdır.

Bu nedenle ilk önce rahat oturulacak bir koltuk ve koltuğun yan kolçaklarının olması tercih edilmelidir. Dik pozisyonda ve arkasına, sırtına ve kollarına destek olabilecek şekilde oturulmalıdır. Bazen rahat pozisyonu korumak amacıyla annenin ayağını uzatacağı bir sehpa, puf ya da tabure kullanılabilir. Bir battaniye veya yastık annenin kolunu veya bebeği yaslaması için gerekecektir. Anne sütü üretimi susuzluk hissi ve su kaybına yol açacağı için annenin yanında su, süt veya meyve suyu bulundurmak emzirme sırasında susuzluk hissini giderecektir.

Bebeği beslerken annenin kendini bebeğe yaklaştırması doğru değildir. Tam tersine kendi oturuşunu muhafaza ederek bebeği kendi memesine yaklaştıracak pozisyonda tutmalıdır. Annenin hemen doğumdan sonra sütle dolmuş göğüsleri ağır olacağı için bütün ağırlığı bebeğin üstüne bırakmayıp alttan mutlaka desteklemek gerekir. Meme başı iki parmak(işaret ve orta parmak) arasında sıkıştırılarak bebeğin ağzına tutulmalıdır. Parmaklar meme başından 5 cm geride tutulmalıdır aksi takdirde bebek annenin parmaklarını emebilir. Bebeği dik ve kolu destek yapacak şekilde tutmak gereklidir.

Annenin memesinde bazı kanallar tıkanıklık gösterdiği durumlarda değişik emzirme pozisyonları ile bebeği çevirmek ve farklı memeden beslemek; memede meydana gelebilecek tıkanıklık, ağrı ve acı hissini ortadan kaldıracaktır. Örnek olarak bebeği emzirmeyi bir göğüste başlayıp diğerinde sonlandırmak, tekrar diğerinden başlayıp öbürüne geçirmek bu tip ağrılı rahatsızlıkların engellenmesini sağlayabilmektedir. Bebek genellikle ne zaman doyduğuna ve ne zaman bırakacağına kendi karar verir. Ancak anne meme değişikliği yapacaksa bebeği durdurabilmek için parmağını bebeğin ağzının kenarına değdirip nazikçe geriye doğru itmesi ile bebeğin memeyi bırakmasını sağlayabilir.

[fotogaleri=587]

Ülkemizde en çok kullanılan emzirme şekli beşik pozisyonudur. Bebek kolun üzerine doğru yatırılır, bebeğin karnı annenin karnına değecek şekilde yaklaştırılır, bu arada diğer elle meme başı iki parmak arasında tutularak bebeğin başı memeye yaslanır. Bu pozisyonu genellikle vajinal normal doğum yapmış anneler in kullandığı bir pozisyondur. Sezaryen yapmış annelerde karnın üzerine basınç uygulayacağı için tercih edilen bir pozisyon değildir.

Çapraz pozisyon dediğimiz bir başka duruşta ise bebek çapraz olarak tutulur, bebeğin ayakları annenin koltuk altından arkaya doğru uzanmış durumdadır. Anne bebeğin başını iki eli ile alttan destekleyip memeye yaklaşmasını sağlar.

Yazının Devamını Oku

Astım atağını önleyen beslenme düzeni

7 Mayıs 2013
7 Mayıs Dünya Astım Günü'nde bu önerileri dikkate alın!

Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Elif Dağlı, bol miktarda sarı, turuncu, kırmızı renkli sebze ve meyve tüketimine ağırlık verilmesinin alerji riski taşıyanlarda özellikle önem taşıdığını vurgulayarak, astım ve besin ilişkisi hakkında detaylı bilgiler verdi.

“Avustralya'da yapılan bir araştırma, iki hafta boyunca yüksek antioksidan içeren sebze ve meyve ile beslenen astımlı hastaların nöbet geçirme olasılığının azaldığını, solunum testlerinin daha iyi olduğunu gösterdi. Antioksidan maddeler besinlerimizde yer alır. Vücut oksijen kullandığında oluşan yan ürünler doku hasarına, iltihaba veya yaşlanmaya neden olabilir. Kalp hastalıkları, diyabet, kanser, oksidatif hasarın katkı yaptığı hastalıklardır. Antioksidanlar oluşan yan ürünleri temizleyen tamirat sırasında oluşan zedelenmeyi engelleyen maddelerdir. A vitamini, karotenoidler, havuç, kabak, brokoli, domates, şeftali, kayısı, C vitamini içeren narenciye, yeşil salata, biber, Vitamin E içeren fındık, ceviz, bitkisel yağlar antioksidandır.”

Diyet değişikliği astımın artmasına neden oldu

Prof. Dr. Elif Dağlı, 1960-2000 yılları arasında küresel astım ve alerjik hastalık artışından kısmen diyet değişikliğinin sorumlu tutulduğunu belirterek şu bilgileri verdi: “Meyve ve sebzelerin daha az tüketilir olması antioksidan düzeylerinde düşmeye neden oldu. Hamilelerin bu tip gıdaları kullanmasının bebeğin ilk yılda hırıltılı solunum hastalığı ve astım ihtimalini azalttığı saptandı. Karoten içeren gıdalardan az tüketen hamilelerin bebeklerinde de daha sık hırıltı görüldü. Yapılan çalışmalar antioksidan içeriğini tablet halinde almanın etkili olmadığını, tam besin tüketiminin astım ve alerjide oluşan mikrop içermeyen iltihabı koruduğunu gösterdi.”

Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Elif Dağlı, fast food yemek yerine bol miktarda sarı, turuncu, kırmızı renkli sebze ve meyve tüketimine ağırlık verilmesinin alerji riski taşıyanlarda özellikle önem taşıdığını söyledi.

Yazının Devamını Oku

Nargile de tütün ürünü!

7 Şubat 2012
Nargile bağımlılığı artırıyor, en az sigara kadar zararlı!

Sigara ve Sağlık Ulusal Komitesi (SSUK), sigara dışındaki tüm tütün ürünlerinin de zararlı olduğuna dikkat çekti. SSUK yaptığı yazılı açıklamada, “Sigaranın zararları anlaşıldıkça tütün ürünleri, kıyafet değiştirerek insanların karşısına çıkıyor. Buna bağlı olarak nargile kullanımı gençler arasında hızla yayılıyor” dedi

SSUK'un, İstanbul Üniversitesi öğrencileri arasında yaptığı araştırmanın sonuçlarında, her iki öğrenciden birinin ayda bir kaç kez nargile kullandığı ve de tütün kullanmadığını söyleyen öğrencilerin de yüzde 20'sinin nargile içtiği ortaya çıktı. Araştırmaya katılan öğrencilerin, nargilenin de bir tütün ürünü olduğunu bilmedikleri vurgulandı.

Nargile bağımlılığı artırıyor

Nargile tütün ürünüdür ve sigara kadar zararlıdır. Nargile, tütünün yanı sıra, içimi kolaylaştıran ve bağımlılığı kimyasal olarak arttıran melas ve aromalar içerir. Su şişesi içinden geçen tütün dumanı kanser yapıcılardan arınmaz. Aynı şişeyi kullanmak verem dahil bazı enfeksiyonların bulaşmasını artırır. Nargile kullanımından sonra kanda sigara içenler kadar nikotin, daha yüksek oranlarda karbon monoksit, idrarda kanserojenler saptanmaktadır. Nargilenin de sigara gibi bağımlılık yaptığı bulunmuştur. Tek nargile seansından sonra kalp ve solunum hızının arttığı, tansiyonun yükseldiği, solunum işlevinin azaldığı saptanmıştır. Nargile kullanıcıların da uzun dönemde kanser ve kronik obstriktif akciğer hastalığı (KOAH) geliştiği görülmüştür. Nargile kafe ve barlarında çalışan, sigara içen ve içmeyen personelde karbon monoksit yükselmesi saptanmaktadır. Ülkemizde sigara salgını kadar önemli olan nargile salgını da önlenmelidir.

Satış noktası reklamları yasaklandı ama…

SSUK Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı, çocuklar ve gençler arasında tütün ürünü reklamlarının çok etkili olduğunu belirtiyor. İstanbul Üniversitesi öğrencileri arasında yapılan araştırmanın, gizli marka tanıtımlarının devam ettiğini ve gençlerin bu tanıtımlardan ne kadar etkilediğini ortaya koyduğunu belirtti.

Satış noktası reklamlarını yasaklayan “Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in Temmuz 2011'de yürürlüğe girdi. SSUK Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı şu bilgileri aktardı:

Yönetmeliğe uyumun izlenmesi için 8 ilde tütün ürünü satan işletmelerde gözlem yapıldı. Bu gözlemler sonucunda, yönetmeliği ihlal eder şekilde, işletmelerin yüzde 44'ünde tütün ürünlerinin dışardan görüldüğü, yüzde 31'inde ürünlerin şeffaf dolaplarda sunulduğu, yüzde 27'sinde ürünlerin birden çok noktada sergilendiği, yüzde 16'sında resimli uyarılar görülmeyecek şekilde sergilendiği, yüzde 11'inde ünite üzerinde reklam bulunduğu saptandı. Bu bilgiler yönetmeliğin uygulanmadığını ve denetimlerin yetersiz olduğunu gösteriyor. Reklam yasaklarına uyumun arttırılması gerekliliği ortadadır. Sigarayı bırakmanın güçlüğü göz önünde tutularak gençlerin başlamaması için var olan mevzuata uyumu arttırılmasını talep ediyoruz.

Yazının Devamını Oku

Süt Hangi Durumlarda Kansızlık Yapar?

16 Eylül 2010
Sütün fazlası da azı da zararlı. Denge kurmak şart!

İnek sütü, çocukların normal büyümesi ve gelişmesi için gerekli iyi bir protein ve kalsiyum kaynağı bir gıdadır. Annelerin en merak ettiği konu ise; sütün kansızlık yapıp yapmayacağıdır. Gelin hep birlikte bu sorunu netleştirelim!

Çok Fazla Süt İçilmesi Zararlı mıdır?

Çok süt tüketen çocukların diğer gıdalar için iştahları kalmaz. Yeterli kaloriyi almalarına rağmen dengeli bir diyet almamış olurlar. Bu nedenle çocukların günde 500 ml süt içmeleri, 750 ml yi aşmamaları önerilmektedir.

Çok süt içmek demir eksikliğine de neden olmaktadır. Demir büyüme ve gelişme için olduğu kadar kan yapımı için de gereklidir. İnek sütü yeterli demir içermemektedir. Var olan demir de barsaktan iyi emilmemektedir. İnek sütü hassasiyeti olan çocuklarda ise yavaş yavaş sızıntı barsaktan kanamaya neden olarak kansızlık yaratabilir.

Çok süt içerek diğer gıdaları tüketemeyen ve az demir alan çocuklar soluk renkli olur, çabuk yorulurlar, ilk yaşlarda psikomotor gelişme geriliği olabilir.

Süt, içinde bulunan yağ ve kalori, beyin ve sinir gelişmesi için elzemdir. Bu nedenle iki yaş altındaki çocukların yağsız süt içmesi doğru değildir.

Çözüm Önerileri Nelerdir?

İnek sütü çocukların büyümesi için yararlı bir gıdadır.

Yazının Devamını Oku