Ticaret İl Müdürlüğü’nden Türkiye’de bir ilk

BEBE ve çocuk konfeksiyonu sektörü, Bursa’nın özellikle son yıllarda yıldızı parlayan sektörlerinden. Vişne Caddesi’nde kümelenen firmalar, yaptıkları kaliteli üretim ve ihracat ile adlarından tüm dünyada söz ettiriyor.

Sektör yetkilileri, sahip olduğu bu potansiyeli, Ticaret Bakanlığı’nın desteği, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) - Bebe Çocuk Konfeksiyon Sektörü Sanayici ve İşadamları Derneği (BEKSİAD) işbirliği ile gerçekleştirilen 2 ayrı UR-GE projesi sayesinde doğru hamlelerle harekete geçirmeye çalışsa da özellikle Avrupa Birliği ülkelerine yapılan ihracatta zorlanıyor.
Bu sorunların başında AB’nin koymuş olduğu standartlar geliyor.
AB’nin güvenli olmayan tüketici ürünleri ve tüketicinin korunması için uyguladığı Rapid Exchange of Information System (Rapex) standardı var. Bu standarda uymayan ürünler hemen geri gönderiliyor.
Maalesef geri dönen malların yaklaşık yüzde 70’i Türkiye menşeli ve genelde bebe giyimi ile ilgili. İşte bu sorunu çözmek için ilk örnek proje Bursa’dan başlıyor.
Piyasa gözetimi görevi de olan Bursa Ticaret İl Müdürlüğü, Türkiye’de bir ilke imza atarak üreticilerin Avrupa standartlarına uygun üretim yapmalarını sağlamak amacıyla AB Projesi başlattı.
Bakanlığın da destek verdiği “Bebe ve çocuk giyiminde güvenli üretim” projesinin Türkiye’deki ortakları Gazi Üniversitesi, BTSO ve Bursa Valiliği.
İtalya ve İspanya’da da sektörle ilgili kuruluşlar projeye dahil edildi.
Projenin genel amacı; çocuk giyiminde güvenli üretim sağlayarak Avrupa Birliği’ne yönelik yapılacak ihracatta malların geri dönmemesi ve KOBİ’lerin rekabetçi yaklaşımını güçlendirmek, firmaların mesleki ve yönetimsel becerilerini artırmak, ihracat kapasitelerini yükseltmek, üreticilere AB ihracat politikalarına yönelik serbest dolaşıma gidecek ürünlerin mevzuat yönünden taşıması gereken kurallara uymasını sağlamak.
Proje 30 ay sürecek ve ocak ayının sonunda lansmanı yapılacak.
FARKLI BİR BÜROKRAT:

ZÜBEYİR TOKGÖZ

Ticaret İl Müdürlüğü’nden Türkiye’de bir ilk

Öte yandan Türkiye’de Ticaret İl Müdürlükleri arasında ilk ve tek AB hibe projesini başlatan Bursa Ticaret İl Müdürü Zübeyir Tokgöz’ün, pek bilinmeyen farklı bir yönü var.
Başarılı bürokrat, aynı zamanda yazarlık da yapıyor.
Tokgöz’ün bugüne kadar yazdığı 12 kitabı var. Ama bunların 7 tanesi dağıtımda.
Tokgöz’ün bu ay içinde yeni bir kitabı daha çıkıyor.
‘Göktürk Prensi İstemi Kağan’ın Buyruğu’ isimli çocuk romanı, Türkiye’de Göktürkler’i anlatan ilk çocuk romanı olma özelliği taşıyor.
Tokgöz, yazdığı romanlara ilişkin şunları söylüyor;
“Çocuk romanlarımda gök bilimini ve tarih yazıyorum. Profesyonel yazarım ama bu iş gönül işi aslında. Maddi çıkar söz konusu değil. Gök bilimi ile ilgili kitaplarda çocuklara bilim ve teknolojiyi hatırlatmak istiyorum. Çocuklar bunu okurken merak duygusunu, bilimi, araştırmayı öğrendiği zaman aramızdan belki Gökmen çıkabilir. Bu çok önemli. Çünkü Türkiye’nin kurtulması yüksek teknolojiye egemen olması ile olacak. Aramızdan bilim adamları icatçılar çıkacak ki biz ona erişebileceğiz.”

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Bursalı psikolog İsveçliye duygu öğretiyor

İsveç’in ilk Türk Psikoloğu Uzman Klinik Psikolog Dr. Zeliha Kasımova, aldığı eğitimleri, uluslararası deneyimlerini ve mesleğine olan aşkını kendi insanına da yansıtabilmek için İsveç ile eş zamanlı Bursa’da da hizmet vermeye başladı. İsveçlilere ‘duyguyu’ öğrettiğini söyleyen Kasımova, ‘Bana gelen iyileşmeden dönmeyecektir’ dedi.

Uzman Klinik Psikolog Dr. Zeliha Kasımova

PSİKOLOG Zeliha Kasımova’nın hikâyesi Bulgaristan’da başlıyor. Zorunlu göçle Türkiye’ye gelen Kasımova, ODTÜ’de psikoloji eğitimi aldığı sırada bir trafik kazası geçiriyor. Arkadaşını kaybettiği o kazada kendisinin de beli ve bacaklarında çoklu kırıklar oluşan Kasımova, adeta ölümün kıyısından dönüyor. “Benden hiçbir şey olmaz, okuyamam, her şey bitti’ deyip vazgeçebilirdim ancak işte ben o kazadan sonra aslında psikolog oldum” diyen Kasımova, kendi deyimiyle psikolojiyi sadece bilmiyor, yaşıyor. Hem Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etmiş, hem buranın kültürünü özümsemiş, hem de buradan İsveç’e göç etmiş biri olarak 3 farklı beyin olarak çalıştığını savunuyor. Kasımova ile uluslararası deneyimlerini, mesleğine olan aşkını ve uyguladığı bilişsel davranışçı terapi yöntemini konuştuk…
İsveç’te ilk Türk psikologsunuz, yurtdışında da bu mesleği yapmak sizce nasıl bir fark yarattı? Biraz oradaki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
- Evet, İsveç’te Türkçe konuşan ilk Türk psikoloğum. Ekim ayından itibaren de Bursa’da klinik açtım. Hem Türkiye, hem İsveç’te kliniğim olsun istiyorum. İsveç’te liseden sonra gençler üniversiteye gitmiyor okyanusa sörf yapmaya gidiyor. Eğitime çok önem veriyorlar ama hayat tecrübesine de önem veriyorlar. Ben onlara duygu öğretiyorum. Yataktan kalktığında sevgilisine ne demesi gerektiğini öğretiyorum. Ben psikolojiyi sadece bilmiyorum, yaşıyorum. Tercümanla da seans yapıyorum. Ben 3 farklı beyin olarak çalışıyorum. Hem Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etmiş, hem buranın kültürünü özümsemiş, hem de buradan İsveç’e göç etmiş bir beyin.

MASRAFLARI BELEDİYE ÖDÜYOR

Sağlık sistemi nasıl orada?

Yazının Devamını Oku

Üzerinde güneş batmayan şirket

Birleşik Krallık, sahip olduğu topraklar nedeniyle ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ diye anılır.

Bursa’da da öyle bir şirket var. Çin’den Brezilya’ya 6 kıtada fabrikaları olan Aktaş Holding’in üzerinde güneş batmıyor. Şirkette tam 17 dil konuşuluyor.
NİLSİAD ve NOSAB’ın düzenlediği ‘Değerler Buluşuyor, Tecrübe Konuşuyor’ söyleşilerinin bu ayki konuğu Aktaş Holding Yönetim Kurulu Onursal Başkanı Şahap Aktaş oldu.
Aktaş’ın tecrübelerini dinlerken, vizyonun ne demek olduğunu, ne işe yaradığını bir kez daha anladık. Aktaş’ın çok önemli mesajları vardı söyleşide. Onlara geçmeden önce, habercilik refleksi gereği şirketiyle ilgili verdiği yeni bilgileri paylaşalım önce.
Aktaş Holding, radyasyon geçirmeyen kauçuk üretmiş. Bu da milli savunma sanayisinde kullanılacakmış. Atom santrallerinde kullanılacak boya da üretmiş Aktaş Holding. Bunun da onayları alınmış. Helikopterden atılan ve 13 kilometre giden roketin menzilini 46 kilometreye çıkarmayı başarmışlar. Bunlar Türkiye açısından heyecan verici gelişmeler.
Gelelim Şahap Aktaş’ın mesajlarına. Öncelikle şunu söyleyeyim; dünyanın dört bir yanında iş yapan Şahap Aktaş’ın sevdası Türkiye ve Türk insanı. Buna çok inanıyor ve güveniyor ve ekliyor; “Paranız yetmiyorsa paralı adamlar bulun ama Türkiye’den bulun. ‘Paranın dini imanı olmaz’ derler ancak biz ‘Türk olsun, imanlı olsun’ da gayret edelim. Olmuyorsa ondan sonra bakalım.”
*
Türkiye sevdası, çok zor olmasına rağmen, bayrağımızın rengi kırmızı körük bile yaptırmış Şahap Aktaş’a. Söyleşi Cumhuriyet’in kuruluş yıldönümünden 1 gün önce olunca şu mesajı da verdi Aktaş:

Yazının Devamını Oku

Çevreci üretimde bir rol model: İpeker Tekstil

Bir kumaş düşünün. Dokusunda zeytin ağacı tohumu var. Kumaş kullanılıp toprağa gömüldükten sonra üç ay içerisinde doğaya hiçbir zarar vermeden yok olurken, üzerindeki tohum ise toprak ile buluşup fidan olarak çıkıyor.

“Hadi canım” dediğinizi duyar gibiyim. Ama gerçek ve bu kumaş nerede üretiliyor biliyor musunuz? Bursa’da. Yanlış okumadınız.
Bursa’nın asırlık aile şirketi İpeker, dünyanın ilk ‘vegan sertifikalı’ kumaşını üretti. Kumaş, Avrupa Vejetaryen Birliği’nce verilen V-Label Vegan Kumaş Sertifikası’nı aldı. İpeker’in ürettiği kumaşlarda hayvansal bir içerik yani protein bulunmuyor.
Üretim süreçlerinde doğaya ve canlılara zarar vermeden devamlılık sağlanıyor.
Yenilikçi yapısının yanı sıra sürdürülebilirliği de iş modeline entegre etmeyi amaçlayan İpeker, Blue Balance Sustainability Program adı altında topladığı bu çalışmaları ödüllerle de taçlandırıyor.
Okyanus ve atmosfer arasında yaşayan her canlı için dengeyi hedefleyen program sayesinde 2017 yılında Sürdürülebilir İş Ödülleri yarışmasında Sürdürülebilir İnovasyon kategorisinde ödüle layık görülen İpeker, Vegan Tekstil Prosesi çalışmasını bir adım daha öteye taşıyıp kullanılan doğal kaynakların kullanımını büyük ölçüde azaltarak bu yıl da aynı dalda ödülün sahibi oldu.
İpeker, Sürdürülebilirlik Akademisi tarafından 6.’sı düzenlenen Sürdürülebilir İş Ödülleri yarışmasında Blue Balance -Vegan Tekstil Prosesleri ile Sürdürülebilir İnovasyon dalında ödüle layık görüldü.
Kentimizi ulusal ve uluslararası arenada başarıyla temsil eden İpeker, ‘Blue Balance Sustainability Programme-BBSP’ sayesinde daha nice ödüllerin sahibi olacağa benziyor.

NOSAB’DAN ÖRNEK PROJE

Yazının Devamını Oku

BALKANTÜRKSİAD çözüm odaklı çalışıyor

Bursa, güçlü sanayi ve ekonomisini güçlü ekonomik STK’larla da destekleyen bir şehir.

Bursa’da iş insanlarının bir araya gelerek oluşturduğu çok sayıda SİAD var. Bu SİAD’lar, özellikle son yıllarda ekonominin yanı sıra kentin sosyal ve kültürel hayatına da büyük katkı sağlıyor. Sosyal sorumluluk projeleri hayata geçiriyor.
BALKANTÜRKSİAD da kökleri Balkanlar’a dayanan iş insanlarının bir araya gelerek kurduğu bir SİAD. Bursa Ekonomi Gazetecileri Derneği (BEGD) yönetimi ve üyeleri olarak BALKANTÜRKSİAD yöneticilerinin konuğu olduk. Bursa ve Türkiye ekonomisini konuştuk. Derneğin hedeflerini dinledik.
Başkan Berat Tunakan amaçlarının, 415’e ulaşan üyeleri arasında sinerjiyi, ekonomik ilişkileri artırmak olduğunu belirterek, karşılaşılan ekonomik sorunları kamuoyuna taşıyıp çözüm bulmanın birinci öncelikleri olduğunu söyledi. Üyeleriyle güçlü bir BALKANTÜRKSİAD’ın Bursa ve Türkiye ekonomisine faydası olacağının altını çizen Tunakan, “BTSO, ‘Bursa Büyürse Türkiye Büyür’ dedi. Biz de, ‘Üyelerimiz büyürse Bursa ekonomisi büyür’ diyoruz. Bu hedef için çalışıyoruz” dedi.
*
Sohbetimizde, geçen hafta açıklanan Yeni Ekonomik Programı da değerlendiren Tunakan, öngörülen hedeflere ulaşmak için yapılması gerekenler hakkında şu açıklamalarda bulundu:
“Gelecek 3 yıla ilişkin bir büyüme beklentisi var. Peki bu nasıl gerçekleşecek? Öncelikle özel tüketimin artırılması hedefleniyor. Net ihracat artışının da büyümeye katkısının hedeflendiği bir program. Hizmet sektörünün, yine büyümenin sürükleyici parçası olması bekleniliyor. Sanayi üretiminde verimlilik odaklı politikalarla büyüme hedefleniyor. Cari denge ve enflasyon ile ilgili de pozitif hedefler ortaya konulmuş. Peki bu tahminler olur mu? Biz bunun alınan kararların uygulanmasına bağlı olduğuna inanıyoruz. Çıkış yolumuz, kesinlikle yerli üretim ve yeni yatırımlar. Finans sektörünün de alınan bu tedbirlere uygun halde işlevini göstermesi şart.”
*

Yazının Devamını Oku

Bursa yeni bir hikâye yazabilecek mi?

Ergun Kağıtçıbaşı…Bursa’nın ticaret ve sanayide geldiği noktanın canlı hafızası.

Türkiye’nin ilk OSB’si olan Bursa OSB’nin kuruluşuna büyük emek vermiş ve daha sonra aktif olarak bugüne kadar iş dünyasının içinde olmuş. Bursa’yı ve Bursa’nın sanayileşme serüvenini çok iyi biliyor. Prof. Dr. Necmi Gürsakal… Uzun yıllar Uludağ Üniversitesi’nde yürüttüğü akademisyenlik görevini şimdi Fenerbahçe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde sürdürüyor. Bu iki güçlü isim, Bursa’nın ekonomi tarihine farklı bir bakış açısıyla mercek tutan yeni bir esere birlikte imza attı. ‘Sanayileşmeyi Anlamak: Bursa’nın Sanayileşme Serüveni’ adlı kitap raflarda yerini alırken, Kağıtçıbaşı ve Gürsakal, kitaplarını düzenledikleri bir toplantı ile tanıttı. Kitap, Osmanlı’nın 1790’lı yıllarda başlayan sanayi devrimlerine geç kalması ve bu durumun alışkanlık haline dönüşmesini çarpıcı örneklerle anlatırken, Bursa’nın da hâlâ 1960’lı yılların sonunda olduğu gibi tekstil, otomotiv ve makine sektörlerinin ötesine, yani elektrik-elektroniğe geçemediğine vurgu yaparak, ‘Endüstri 4.0’ devrimini ıskalamamak için ülke ve Bursa olarak yapmamız gereken çok iş var’ mesajı veriyor. Son sözü ‘Umarız bu kez geç kalmayız’ olan kitap, Bursa’da sanayileşme sürecini ekonomi, ekonomi tarihi, uluslararası ilişkiler, istatistik, biyografi, edebiyat gibi disiplinler arası bir yaklaşımla anlamaya, onun köklerini bulmaya çalışıyor.
Kitabı alır okursunuz ama ben bazı ipuçları vermek adına toplantıda Ergun Kağıtçıbaşı ile Necmi Gürsakal’ın hepsi çok çarpıcı sözlerinden aldığım notları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ergun Kağıtçıbaşı:
- Sanayileşme bir gelişme, kalkınma meselesidir. Bir zenginleşme meselesi değildir. Her zengin toplum sanayici olmayabilir, ama her sanayici toplum zengindir.
- Sanayileşme bir dünya görüşü, yaşam biçimidir. Bugün şu kadar milyar teknoloji almak bir güç değil, şu kadar milyar dolara teknoloji üretip satmak bir güçtür.
- Bursa, ilk siftahını kervan ticaretiyle yapmış ve Bursa fevkalade zengin bir duruma gelmiş. Fakat zamanla Osmanlı’nın sanayileşmede geç kalması, geri kalması, yanlış anlaması nedeniyle bu parlak başlangıç sürdürülememiş ve sanayileşmede büyük hatalar yapılmıştır.
- Teknoloji ve sanayileşme gelişmeleri, artık yıllara, hatta aylara döner hale geldi.

Yazının Devamını Oku

Yalçın aras’ın resimleri okul olacak!

İş dünyasının başarılı isimlerinin hayatlarının sadece çalışmaktan ibaret olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

 Çünkü onların da tutku halini almış hobileri var ve bu hobileri için her zaman fırsat kolluyorlar. Yorgun bedenlerini ve ruhlarını hobileriyle dinlendiriyorlar. Hobi sahibi olmak aynı zamanda iş yaşantısında baskı ve stresle başa çıkabilmeyi, çözüm üretebilmeyi ve yaratıcı olabilmeyi de beraberinde getiriyor.

*

NİLSİAD Yönetim Kurulu Başkanı, NOSAB Müteşebbis Heyeti Başkanı ve Gökçelik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Aras’da da aynı etki söz konusu. Bursa Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi’nin (NOSAB) Türkiye’nin 183. organize sanayi bölgesi olarak tüm zorluklara rağmen kurulmasında büyük emeği geçen ve tam bir proje adamı olan Aras, 20 yıldır hobi olarak yapmaya başladığı resimlerden güzel sanatlar lisesi gibi önemli ve daha büyük bir tablo ortaya çıkaracak. Projenin detaylarına gelince;
Yalçın Aras’ı sosyal medyada da takip eden Bursalılar, sürekli yaptığı resimleri paylaştığını bilir. Ortaokulda öğrendiği perspektiften yola çıkarak raf sektöründe mesleğe başladığında kataloğunu da kendi çizerek para kazanmaya başlayan Aras, 20 yıldır resim yapıyor. Şimdiye kadar 5 binin üzerinde resim yapan ancak çoğunu da saklamayan Aras, bir yabancı müşterisinin “Niye atıyorsun, bunlar değerli şeyler, seni anlatıyor” uyarısı üzerine kendine gelmiş. Bir resim öğretmeni olan Nuri Altun’un da “Hiçbir akımı taklit etmeden kendi içinizden geldiği gibi yapılan resimler olduğu için bütün resimlerden daha değerli, senin şahsına münhasır resimler bunlar” demesiyle yaptıklarını biriktirmeye ve sosyal medyada paylaşmaya başlamış. Bezle, falçatayla, süngerle, kurşun kalem, suluboya ya da yağlı boya ile yapıp paylaştığı resimleri satın almak ya da almak isteyenlerin sayısı artınca da kafasında bir proje şekillenmiş.

*

Aras yaptığı resimleri satışa çıkaracak. Satıştan elde edilecek gelirle de bir güzel sanatlar lisesi inşa edecek. Satın alınan resimler seramik üzerine de bastırılacak ve altında seramiğe basılan resmi satın alan hayırseverin ismi yazılacak, resmin orijinali de satın alanda kalacak. Ve bu seramikler birer tuğla işlevi görerek, güzel sanatlar okulunun sınıflarının, salonlarının duvarlarını oluşturacak. Hem resmi satın alıp okula katkı koyanın ismi yaşatılırken resim de sürekli sergilenmiş olacak. Türkiye’de ilk olacak Okul-Galeri projesi kapsamında resimlerin seramik bardak altlığı gibi hediyelik eşyaları da olacak. Okulu gezenlerin bu eşyaları satın almaları ile bir döner sermaye sistemi de kurulmuş olacak ve okul kimseye ihtiyacı olmadan faaliyetlerini sürdürebilecek. Yaklaşık 4-5 milyon TL’ye mal olması beklenen ve en az 16 derslikli planlanan okulun inşaat giderlerinin büyük bir kısmı Yalçın Aras’ın 20 yıldır yaptığı resimlerin satışından bir kısmı da kendi bütçesinden karşılanacak. Arsayı ise Nilüfer Belediyesi’nden talep edecek olan Aras, ardından da okulu Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağışlayacak. “Peki Aras projeyi hayata geçirmek için neyi bekliyor?” derseniz ekonomik sıkıntıların atlatılmasını… Biz de bir an önce ekonominin bu zorlu dönemeci bir an önce atlatmasını ve güzel bir sanatla bir güzel sanatlar lisesinin kurulmasını diliyoruz…

Yazının Devamını Oku

BTSO’dan coğrafi işaret atağı

Ülkemizde veya yurtdışında bir yöreye gittiğimizde ilk sorduğumuz sorulardan biri ‘Buranın neyi meşhur?’ olur.

Soruyu genellikle daha önce oraya gidenlere sorarız. Ama artık günümüz bilgi çağında durum farklı. İnternete girdiğimizde gideceğimiz yerle ilgili her türlü bilgiye ulaşabiliyoruz. Bir yörenin neyinin meşhur olduğu konusunda ise ‘coğrafi işaret’ bize yol gösteriyor.
Peki, nedir coğrafi işaret?
Bir ürün veya hizmet, bulunduğu yöreden etkilenerek bir özellik kazanıyorsa ve bundan dolayı da ünü artıyorsa buna “coğrafi işarete konu ürün” deniliyor. Coğrafi işaretler, Avrupa’daki ülkelerin 100-150 yıldır uyguladığı yöresel kalkınma sistemi olmakla birlikte, bu şekilde yöreye özel ürüne olan talebi koruma altına alırken, bu sayede oluşacak ekonomik refahı da bölgeye aktarmayı amaçlıyor. Bu sistemin bir diğer önemli kısmı da taklit ve tağşişi engellemesi. Taklit ve tağşişi engelleyince piyasada benzerleri ortadan kalkıyor. Sadece o yörede bu işi gerçekten yapan kişiler nemalanmaya başlıyor.

BURSA’DA DURUM NE?

Coğrafi işaret konusunda ülkemizde ve Bursa’da özellikle son yıllarda çalışmalar yapılmaya başlandı. Türkiye genelinde Şanlıurfa 28 değeri ile en fazla coğrafi tescil işaretine sahipken, onu 25 ile Gaziantep takip ediyor. Bursa ise Bursa İpeği, Bursa Bıçağı, Gemlik Atı, İznik Çinisi, İnegöl Köfte, Gemlik Zeytini, Karacabey Soğanı, Orhangazi Gedelek Turşusu, Bursa Şeftalisi, Bursa Siyah İnciri’ne son olarak eklediği Gürsu Deveci Armudu ile birlikte toplam 11 coğrafi işarete sahip. Bursa Kestane Şekeri, Hasanağa Enginarı, İnegöl Ayçekirdeği, İnegöl Pırasası, Mustafakemalpaşa Peynir Tatlısı başvuru süreci tamamlanıp coğrafi işaret tescilini beklerken, Karacabey Domatesi, Harmancık Cevizi, Keles Dağ Çileği, Nilüfer Ahududusu, Yenişehir Biberi, Mihaliç Peyniri, Bursa Kebabı gibi ürünler de başvuru sürecinin başlatılması için sırada bekliyor.

UNLU MAMÜLLERDE ÖNEMLİ ÇALIŞMA

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO), geç kalınmış olsa da mart ayı sonunda Bursa Kestane Şekeri için Türk Patent ve Marka Kurumu’na yaptığı coğrafi işaret tescil belgesi başvurusunun ardından unlu mamüller tarafında da önemli bir çalışma başlattı. BTSO Gıda Komitesi, halk arasında tahanlı olarak bilinen Tahinli Pide, Süt Helvası, Cevizli Lokum, Cantık ve Pideli Köfte gibi geçmişten kalan değerleri nesiller boyunca muhafaza etmek, ekonomik değerlerini mümkün olan en yüksek seviyeye çıkarmak için harekete geçti.

Yazının Devamını Oku

Hedef, kentle bütünleşmiş ulaşılabilir üniversite

Bursa Uludağ Üniversitesi, 44 yıllık bir kurum. 76 bin öğrencisi, 2 bin 500 akademisyeni, 4 bin çalışanı ile Türkiye’deki ilk 5 üniversiteden biri.

Kampüsü de Türkiye’nin en büyük 2. kampüsü. Ancak, özellikle son yıllarda akademik olarak istenilen yerde değil ve büyük bir düşüş yaşıyor. Bildiğiniz gibi Bursa Uludağ Üniversitesi’nde geçen nisan ayında bir yönetim değişikliği oldu. Prof. Dr. Ahmet Saim Kılavuz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörlüğü görevine atandı.
Kılavuz, Bursa’nın özellikle akademik camianın yakından tanıdığı bir isim. Tam 42 yıldır Bursa’da görev yapıyor. Bursa Uludağ Üniversitesi’nde dekan yardımcılığı, dekanlık, rektör yardımcılığı görevlerinde bulunan Kılavuz, kendi deyimiyle ‘rektörlük’ ile akademik hayatını taçlandırdı.
Rektör Hoca, dün basının karşısına çıkarak Bursa Uludağ Üniversitesi’nin genel fotoğrafını çekti, 1 dönem sürecek görev süresinde hedeflerini bizlerle paylaştı. En başta yönetim şekline ilişkin çok önemli mesajlar verdi. Üniversiteyi ortak akılla yönetme hedefiyle yola çıktıklarını dile getiren Kılavuz’un ‘danışan yanılmaz, danışmayan yolunu şaşırır’ sözü yönetim yönteminin de ipucuydu.

“KABUL EDİLEBİLİR DEĞİL”

Bursa Uludağ Üniversitesi’nin bilimsel olarak arzu ettikleri noktada olmadığını vurgulayan Kılavuz’un şu sözleri çok çarpıcıydı:
“Bursa çok nitelikli bir şehir. Ama Türkiye’deki üniversiteler sıralamasında 26.’yız. Dünyada ise kimine göre 1226, kimine göre ise 1100. sırada yer alıyoruz. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Sayın Prof. Dr. Kamil Dilek döneminde 848’inci sıradaydık. Amacımız eskiyi kötülemek değil. ‘Bursa Uludağ Üniversitesi’ni en kısa zamanda ilk 500’ün içine sokacağım’ dersem sizleri pembe bulutlar üzerinde dolaştırmış olurum. Bu durumun 1-2 yıl içinde toparlanması inandırıcı olmaz. 2021, 2022 ve 2023’te daha ciddi iyileştirme olacağını göreceğiz. 2019 bizim için restorasyon ve rehabilitasyon yılı. Üniversitemizi kentiyle bütünleştirerek, eskileri tedavi edip yeni bir heyecanla çalışacağız. Benim dönemimin sonunda üniversitemiz ilk 1000’in içine girecektir. Bursa Uludağ Üniversitesi’ni geçmişten daha iyi bir noktaya getireceğiz.”
Bursa Uludağ Üniversitesi’nin 16 araştırma üniversitesi adaylarının içinde olduğunu da anlatan Prof. Dr. Kılavuz, çok önemli üniversitelerle yarışacaklarını, kazandıkları takdirde başta akademik kadro sayısı olmak üzere imkânlarının artacağını söyledi.

Yazının Devamını Oku