Paylaş
Doğayla kurulan bağ
Gürcistan’daki Tsinandali Estate Radisson Collection’da yediğim yemekler doğayla kurulan bağın ve yerel mutfağın hâlâ ne kadar güçlü bir anlatı olabildiğini hatırlattı. Burada sofra Kafkas Dağları’nın gölgesinde, toprağın ritmiyle sizi de içine dahil ederek kuruluyor. Cevizli sucuğumuzu andıran geleneksel lezzetleri churchkhela’yı üzüm suyunun unla pelte haline getirildiği sıcak karışımın içine ipe dizilmiş cevizleri batırarak hazırladık. Bu, tatlıdan çok bir saklama tekniği, üzümle ceviz arasında kurulan kadim bir denge. Ardından melgheni usulü khachapuri geldi:
Bölgeye özgü yuvarlak ve kapalı formdaki pidenin içi neredeyse taşacak kadar sulguni peyniriyle doluydu.
Khinkali’yse (bir çeşit mantı) tanıdık ama daha iri; kıymalı harcı suluydu, ağzı tek hamlede büzülüp kapatılıyordu. “İçi asla kuru olmayacak” diyordu baş aşçı İrma. Yediklerimiz, Gürcü mutfağının temel cümlesini kuruyordu: Doğru ürün, sade teknik ve paylaşmaya açık bir masa. Tsinandali’de, doğanın ortasında anladım ki; iyi bir sofra, bir bölgenin hafızasını ayakta tutmanın en güçlü yolu.

Pişirmenin ustalığı
Şu anda dünyanın en iyi ikinci restoranı olan Etxebarri’deki et, bana yemeğin hâlâ en saf haliyle insanı sarsabileceğini hatırlattı. Tek malzeme, tek teknik, ama mutlak ustalık. Masaya gelen dry-aged (kuru dinlendirme) pirzola gösterişsiz ama ezici bir etki yaratıyor. Dışında ince bir karamel kabuğu oluşturulmuş, içiyse yağı liflerin arasına dağılmış, tam lokum kıvamında. Bu kusursuz denge, etten çok ateşle ilgili. Victor Arguinzoniz ateşi bir şov unsuru olarak değil, milimetrik bir kontrol aracı olarak kullanıyor. Etxebarri’nin World’s 101 Best Steak Restaurants (Dünyanın En İyi 101 Et Restoranı) listesinde zirvede olmasının nedeni, etin kalitesi kadar, ateşin terbiye ediliş biçimi.
Mutfağın kimyası
Madrid’deki DSTAgE’te yediğim tabaklar, yaratıcılığın yalnızca ‘farklı olmak’ değil, mutfağın kimyasını bilerek sınırları zorlamak olduğunu hatırlattı. İspanyol şeflerin bu alandaki ustalığı burada çok net hissediliyordu. En çarpıcı tabaklardan biri ‘kırılmış yumurta’: Yumurta beyazı yok; onun yerini, dokusu neredeyse yaprak inceliğine getirilmiş kalamar alıyor. Metal bulaşık süngeri üzerinde gelen lokmada, sünger görünümlü formun altı balkabağından, ortası hafif yanık tereyağından. Üstüyse siyah havyarla tamamlanıyor. Diego Guerrero’nun mutfağı için en doğru tanım ‘trompe l’oeil’: Gözü yanıltan ama damağı ikna eden tabaklar.

1,5 saatlik kahve ritüeli
Tokyo’da içtiğim kahve, tek bir içeceğin bile insanı ne kadar özel hissettirebileceğini gösteriyordu. Burada mesele kahve değil; dikkat, ritüel ve zaman. Cokuun’da ilk yudumdan önce deneyim başlıyor. Omotesando’nun arka sokaklarında, gizli bir geçitten girilen bu küçük mekânda kahve içmek, bir servis değil bir tören. Tek seansta yalnızca dört kişiye yer var. Ayakkabılar çıkarılıyor, küre formundaki oturma alanına geçiliyor ve 1,5 saatlik sessiz bir yolculuk başlıyor. Tezgâhta 2014 Dünya Barista Şampiyonu Hidenori Izaki var. Kullanılan su, Fukuşima’daki bir sake üreticisinin kaynağından haftalık geliyor. Kahve çekirdeğiyse bir hammadde değil, kökeni ve yorumu olan bir anlatı.
Özünü bozmadan yükseltmek
Çırağan Palace Kempinski’de açılan Rüya’da masaya gelen trüflü suböreği tanıdık bir yemeğin nasıl yeni bir dile çevrilebileceğini anlatıyordu. Hamur katmanları hâlâ suböreği kadar yumuşak, peynir hâlâ merkezde ama trüf, bu hafızayı bastırmadan lezzeti derinleştiriyor. Ne fazla iddialı ne de çekingen. Umut Özkanca’nın yurtdışında fark ettiği o eksik algı -Türk mutfağının kebap ve dönerle sınırlanması- burada sessizce ama çok net bir cevap buluyor. Rüya’nın yaptığı şey füzyon değil; DNA’sına sadık bir mutfağı çağdaş bir anlatıyla yeniden kurmak. Mantı, simit-havyar ya da isli patlıcan gibi tabaklarda da aynı yaklaşım var.

En anlamlı tabak
Kopenhag, Jordnær’de yediğim yemek lezzetin ötesinde bir hayat hikâyesi taşıdığı için bu yıl aklımda kalan en anlamlı deneyimlerden biri oldu. Masaya gelen kerevit bulyonu, bir yemekten çok bir itiraf gibiydi. Eric Vildgaard’ın mutfağı teknik ustalıktan önce duyguyla konuşuyor. O çatlak kâsede sunulan bulyon tabağı için Eric kendini anlattığını söylüyor; kâse onun kırık geçmişi, saatler süren zahmetli hazırlık yıllarca verdiği mücadele, berrak ama derin lezzetse bugün kurduğu hayat.
Kültürel adanmışlık
Dubai, Tresind Studio bir mutfağın köklerine sadık kalarak nasıl evrensel bir dile çevrilebileceğini ve gastronominin güçlü bir kültürel temsil aracına dönüşebileceğini en berrak haliyle gösterdiği için 2025’te aklımda kalanlardandı. Tresind Studio dünyanın ilk ve halen tek 3 Michelin yıldızlı Hint restoranı. Burası, modern gastronomi diliyle yazılmış güçlü bir kültürel çeviri. Burada Hindistan’ı dinliyor, anlıyor ve onunla bağ kuruyorsunuz. Şef Himanshu Saini, ülkesini baharat klişelerinden kurtarıp coğrafyası, iklimi ve hafızasıyla tabağa taşıyor.
Paylaş