Ebru Erke

Ebru Erke

ebru.erke@hurriyet.com.tr

“Aranızda yüksek sesle konuşmayın, sipariş alamıyorum”

Balık tavernalarının akşam doluluk oranlarından fırınların sabah simit satışına kadar Yunan adalarının ekonomisi Türk turistlerden besleniyor. Ancak mekânlarda bir bıkkınlık var. Rodos’ta bir restoranda azarlandık, Patmos’ta dört kişilik masaya altı kişi sıkıştırıldık. Hoşumuza giden, hatta çok beğendiğimiz yerler de yok muydu, elbette vardı...

Haberin Devamı

Yunan lokantacılar ve işletmeciler Türk turistten bıkmış. Dört günlük adalar turu sonunda izlenimim net olarak bu. Garsonundan mekân sahibine herkeste bir surat, bir tersleme hali. Rodos’ta bir restoranda “Aranızda yüksek sesle konuşmayın, sipariş alamıyorum” diye azarlandık. Samos’ta bir lokantada onların yemeklerine bayıldığımı hatta gazetede yazdığımı söylediğimde mekân sahibi “Yazı falan yazmayın bizimle alakalı, istemiyorum” diyerek, Türk yoğunluğundan bıkkınlığını, nedenini anlamadığımız sert bir şekilde dile getirdi. Patmos’ta başka bir lokantada -yan masa boş ve rezervasyonsuz olmasına rağmen- dört kişilik minik bir masaya yandaki iki kişiliği eklemek yerine altı kişiyi sıkıştırmaya çalışmaları da başka bir anlamsızlıktı.

Sezon sonu yorgunluğu

Haberin Devamı

İşin tuhaf tarafı bu insanlar kazançlarının büyük bir çoğunluğunu Türk turistten sağlıyor. Her yıl adaların belediye başkanlarının kapı vizesinin kolaylaştırılması için Atina hükümetiyle pazarlık yaptığı biliniyor. Çünkü rakamlar ortada, 1 milyonun üzerinde giriş ve bunun karşılığında 1 milyar euro’ya yaklaşan ekonomik hacim. Özellikle Rodos, Kos, Midilli ve Sakız gibi adalarda Türk misafirlerin yarattığı hareketlilik olmadan restoranların, otellerin ve küçük esnafın ayakta kalması neredeyse imkânsız. Balık tavernalarının akşam doluluk oranlarından fırınların sabah simit satışına ve marketlerin günlük cirosuna kadar ada ekonomisinin damarlarında Türk turistin nefesi dolaşıyor.

Elbette sezon sonunun getirdiği yorgunluk, sınırlı sayıda çalışanla yüksek tempoda hizmet verme çabası bu davranışlarda rol oynuyor olabilir. Zira Yunan servis anlayışının, bizim alışageldiğimiz hızlı ve kalabalık servis kadrolarından farklı olduğu da bir gerçek. Türk misafirler daha talepkâr görünebilir gözlerine. Ama bütün bunlar, yadsınamayacak bir çelişkiyi ortadan kaldırmıyor: Adaların ekonomisinin büyük ölçüde Türk turistlerden beslenmesi.

Gastronomi sadece yemek değil; bir kültürün insanı karşılama biçimi, dostluğa kapı aralayan ilk bakış ve özünde ‘insana bakma biçimi’dir. Eğer bu incelik kaybolursa sofralar sadece karın doyurur; ama asla gönül doyurmaz. Omuz silken bir garson, boş vermiş bir servis, masaya yansıyan yorgunluk, aslında sadece bir masayı değil, bir ülkenin mutfak imajını dahi gölgeleyebilir. Aramızda bu kadar derin bir kültürel ortaklık varken, soğuyan bir bakış ya da isteksizce servis edilen bir yemek, sofranın anlamını eksiltir. Ama hoşumuza giden hatta çok beğendiğimiz yerler de yok muydu, elbette vardı. Patmos’ta önünde kuyruklar olan, saatlerce dakika dinlenmeden çalışıp her şeyi tam zamanında yapan elemanları, mutfaktan çıkan her şeyin parmak yedirttiği, hesabınsa şaşırtıcı derecede uygun olduğu Taverna Trehantiri gibi...

Haberin Devamı

Bu dört günlük ada turunu kruvaziyerle gerçekleştirdim. Epeyce bir zamandır Schengen sorunsalı yaşıyoruz malum. Belirli bir süre için Yunanistan’la yapılan kapı vizesi anlaşması işleri biraz rahatlattı ama aldığınız vizeyle tek bir adada kalabiliyorsunuz. Yani her adanın kapısında ayrı vize gerekiyor, öyle adadan adaya geçeyim yok. Bu durumun en makul alternatifiyse kruvaziyer seyahatleri. Zira kruvaziyerde vizenizden de sizden de onlar sorumlu. İstedikleri birkaç evrakı gönderdikten sonra başka hiçbir şeye karışmıyorsunuz. Giriş yapılan kapıda pasaportunuza bir damga vurdurup ilerliyor ve sonraki adalarda başka bir işlem yapmıyorsunuz. Bunu yapan bir firma var o da yerli ve milli ilk Türk kruvaziyer markası olan Selectum Blu Cruises.

Haberin Devamı

Bu arada biz her fırsatta adalarda yemeye çalıştık ama kruvaziyer tam pansiyon ve gördüğüm kadarıyla çocuklu aileler başta olmak üzere hemen herkes yemeğini beş yıldızlı otel standardında kurulan açık büfede yedi. Gemide Uzakdoğu’dan İtalya’na restoran alternatifleri de mevcut ama özellikle Türk mutfağı açık büfede oldukça iyi. E, bir de bunun üzerine güler yüz eklenince...

Keşke bizde de olsa

  1. Fiyat-performans dengesi: Türk turistin Yunan adalarını tercih etmesinin en büyük nedenlerinden biri fiyatlar. Türkiye’de aynı standarttaki bir yemeğe ödediğiniz hesap çoğu zaman birkaç kat daha fazla. Keşke kıyılarımızdaki restoran ve oteller fiyatlandırmada daha şeffaf, adil ve sürdürülebilir bir politika izlese; ‘turist kazıklama’ algısı ortadan kalksa.
  2. Yerel ve özgün gastronomi deneyimi: Yunan adalarının en güçlü silahı otantik mutfak ve kasmayan ortam. Basit bir taverna bile taze balık, iyi zeytinyağı ve bölgesel otları sofraya koyuyor. Bizdeyse pek çok sahil kasabası, birbirinin kopyası ‘şatafatlı ama ruhsuz’ menülere sıkışmış durumda.
  3. Şeffaflık ve güven: Yunan adalarında Türk turist kendini hesap sürprizi yaşamayacağına ikna etmiş durumda. Türkiye sahillerindeyse hâlâ “Masaya gelen suyun fiyatı neden bu kadar yüksek” sorusu akıllarda.
  4. Kültürel ve gastronomik etkinlikler: Yunan adaları sadece deniz ve güneşle değil; her yaz onlarca küçük festival, köy panayırı, şarap ya da balık şenliğiyle de turist çekiyor. Bizim sahillerimizde bu kültürel zenginlik olmasına rağmen yeterince markalaştırılmıyor.
  5. İletişim ve algı yönetimi: Yunan adalarının sosyal medyadaki hesaplı ve huzurlu tatil imajı, Türk turistin zihninde güçlü bir marka oluşturuyor. Bizim sahillerimizse ‘pahalı, kalabalık, karmaşık’ etiketleriyle anılıyor.
Yazarın Tüm Yazıları