Ebru Doğdu

Ebru Doğdu

ufedlondon@gmail.com

İki ülke arasında kalmak değil iki dünyayı birden taşımak

Bugün pek çok aile bunu “iki ülke arasında asılı kalmak” olarak tanımlıyor. Oysa ben bunun adını farklı koyuyorum: İki ülke arasında şekillenen, çoğalan ve güçlenen bir hayat.

Haberin Devamı

Doğru yönlendirme olduğunda bu çocuklar arada kalmıyor; tam tersine iki dünyanın da avantajlarını sırtlanıyor. Küreselleşen dünyada artık tek bir coğrafyaya, tek bir eğitim sistemine ya da tek bir bakış açısına mahkûm bir gelecekten söz etmiyoruz. Eğitim, kariyer ve hatta aidiyet kavramı sınırların çok ötesine geçti. Ancak bu geçiş süreci, özellikle çocuklar ve aileler için çoğu zaman kaygıyla anılıyor. “Çocuğum burada mı kalmalı, yoksa gitmeli mi?”, “Kendi kültüründen kopar mı?”, “Arada mı kalır?” gibi sorular, ebeveynlerin zihninde yankılanıp duruyor. Asıl mesele tam da burada başlıyor. Çünkü biz bu süreci yanlış tanımladığımızda, çocuklara da yanlış bir hikâye anlatmış oluyoruz.

***

İki ülke arasında eğitim alan bir çocuğu “arada kalmış” olarak etiketlemek, onun potansiyelini baştan sınırlandırmak anlamına geliyor. Oysa gerçek şu ki; doğru destek, doğru okul ve doğru rehberlik olduğunda bu çocuklar ne arada kalıyor ne de savruluyor. Aksine, çok daha sağlam bir zeminde durmayı öğreniyorlar. İki ülke arasında büyüyen çocuklar erken yaşta uyum sağlamayı öğrenir. Farklı kültürlere saygı duymayı, farklı bakış açılarını anlamayı ve en önemlisi kendilerini ifade etmeyi geliştirirler. Bu çocuklar için dünya daha geniştir; seçenekler daha fazladır. Zorluklarla erken tanışmaları onları kırılgan değil, dayanıklı kılar. Çünkü belirsizlikle baş etmeyi, değişimi yönetmeyi ve kendi yollarını çizmeyi öğrenirler.

Haberin Devamı

İki ülke arasında kalmak değil iki dünyayı birden taşımak

***

Elbette bu yolculuk kendiliğinden kolaylaşmaz. “Nasıl olsa yurt dışına gidiyor, gerisi gelir” anlayışı, çocukları en çok yalnız bırakan bakış açısıdır. İşte tam bu noktada danışmanlık, rehberlik ve aile-çocuk-okul üçgeni hayati önem taşır. Çocuğun akademik seviyesinin yanı sıra duygusal dayanıklılığı, sosyal uyumu ve kişisel hedefleri göz ardı edilmemelidir. Çünkü uluslararası eğitim yalnızca bir okul değişikliği değil, bir yaşam biçimi değişikliğidir. Bugün başarılı üniversitelerde okuyan, uluslararası şirketlerde çalışan ya da kendi girişimini kuran pek çok gençle konuştuğunuzda benzer bir şey söylüyorlar: “İki ülke arasında büyümek bana zorluklar yaşattı ama beni ben yaptı.” İşte bu cümle, meselenin özünü anlatıyor. Arada kalmak değil; iki dünyayı bir arada taşıyabilmek...

***

Haberin Devamı

Ailelerin en büyük korkularından biri de aidiyet meselesi. “Ne buraya ait olacak ne oraya” düşüncesi, çoğu zaman gerçeği yansıtmıyor. Aidiyet tek bir ülkeye sıkışan bir kavram değil. Bugünün gençleri birden fazla yere, kültüre ve değere aynı anda ait olabiliyor. Bu da onları köksüz değil, çok köklü bireyler haline getiriyor. Belki de artık dili değiştirmemiz gerekiyor. “Asılı kalmak”, “arada kalmak”, “kopmak” gibi kelimeler yerine; “şekillenmek”, “çoğalmak”, “güçlenmek” demeliyiz. Çünkü kelimeler bakış açımızı, bakış açımız ise çocukların yolculuğunu belirliyor.

***

İki ülke arasında eğitim alan bir çocuk, aslında geleceğin dünyasına bugünden hazırlanıyor. Farklı sistemleri tanıyor, farklı insanlarla çalışmayı öğreniyor ve en önemlisi kendine güvenmeyi... Bu bir risk değil; doğru yönetildiğinde büyük bir avantaj.

 

Haberin Devamı

Mesele iki ülke arasında kalmak değil. Mesele, iki ülke arasında kurulan o ince dengeyi doğru okumak ve bu dengeyi bir güce dönüştürmek. Çocuklar arada kalmıyor; biz onları doğru yerde tutabildiğimiz sürece, iki dünyanın da en iyisini yanlarında taşıyarak yollarına devam ediyorlar.

***

Bu satırları yazarken mesele benim için teorik bir tartışma değil. Çünkü ben de o “iki ülke arasında” denilen hayatın tam içinden geçtim. Sekiz yıldır İngiltere’deyim. Yanımda sadece 23 kiloluk bir bavul vardı. O bavula tüm cesaretimi, yıllarca biriktirdiğim mesleki deneyimimi, korkularımı, başarısızlık endişelerimi ve belirsizliğe dair ne varsa sığdırmaya çalıştım. Amerika ilk planımdı ama hayat çoğu zaman planları değil, başka yerlerde yazılmış olanları önümüze koyar. Ve siz fark etmeden oraya doğru çekilirsiniz.

***

Haberin Devamı

Bir bavul hazırlarken insanı en çok acıtan, içine koyamadıklarıdır. Aileniz... Sonradan hayatınızdan çıkacağını bilmeden vedalaştığınız dostlar... Bir evin kokusu, bir koltuk, bir fincan bile geride bırakılırken insanın içi sızlar. Göç dediğiniz şey yalnızca bir ülke değiştirmek değildir; bir hayatın parçalarını bilinçli olarak geride bırakmaktır.

***

Gurbette, ince bir vicdan azabıyla yeni bağlar kurarsınız. Yeni arkadaşlıklar edinirsiniz ama o bağlar eskisi gibi hoyrat değildir; daha temkinli, daha seçici olur. Uzaklaştıkça, memleketteki hayatınızı daha net görmeye başlarsınız. Sanki gözünüz kulağınız açılır. Kim gerçekten yanınızdaydı, kim alışkanlıktı... Ve fark etmeden ayıklamaya başlarsınız.

***

Haberin Devamı

Yıllar sonra aynaya baktığınızda, bambaşka bir insan görürsünüz. İlk his gururdur. Ardından ince, tarif edemediğiniz bir yorgunluk sızısı gelir. Bir türlü geçmeyen bir özlem vardır içinizde. Sabah yataktan kalkarken fark edersiniz; hızınız biraz azalmıştır. Anlarsınız ki bu yolda yaşlanmışsınızdır. Ve içinizden sessizce geçer: Giden, ömürdenmiş. Ama yine de dönüp baktığınızda şunu bilirsiniz: Arada kalmadınız. İki ülke arasında kaybolmadınız. İki dünyayı da taşıyan biri oldunuz. Ve bu, her şeye rağmen, ağır ama çok kıymetli bir kazanımdır.

 Günün Sözü: “Eğitim kafayı geliştirmek demektir belleği doldurmak değil.” (Mark Twain)

 EĞİTİMDEN, BİLİMDEN, BAŞÖĞRETMENİN İZİNDEN AYRILMADIĞINIZ AYDINLIK GÜNLERİNİZ OLSUN.

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları