Ebru Doğdu

Ebru Doğdu

ufedlondon@gmail.com

Yaz okulu için çok geç

26 Mayıs 2026
Yaz okulu için mayıs ayı çok geç olabilir. Her yıl aynı cümleyi yüzlerce aileden duyuyorum: “Yaz okuluna göndermeye karar verdik, hemen başvuru yapabilir miyiz?” Ne yazık ki bu sorunun cevabı çoğu zaman ailelerin beklediği kadar kolay olmuyor.

Çünkü özellikle İngiltere başta olmak üzere yurt dışındaki prestijli yaz okullarında süreç, birçok kişinin düşündüğünden çok daha erken başlıyor. Hatta işin gerçeği şu ki; bazı aileler mayıs ayında düşünmeye başladığında, birçok iyi programın kontenjanı aylar öncesinden dolmuş oluyor.
***
Türkiye’de velilerin önemli bir kısmı yaz okulu planlamasını hâlâ “yaz yaklaşınca yapılacak bir aktivite” gibi görüyor. Oysa İngiltere, İsviçre, Amerika veya Kanada’daki kaliteli yaz okulları için süreç neredeyse bir üniversite başvurusu ciddiyetinde ilerliyor. Çünkü bu programlar yalnızca İngilizce kursu değil; aynı zamanda akademik gelişim, sosyal çevre, özgüven, kültürel deneyim ve gelecekteki eğitim vizyonu açısından da çok önemli fırsatlar sunuyor.
***



Özellikle İngiltere’deki yaz okulları neden bu kadar erken doluyor? Bunun birkaç temel sebebi var. Birincisi, dünya artık çok daha rekabetçi. Eskiden yalnızca birkaç ülkeden öğrenci gelirken bugün aynı yaz okuluna Türkiye’den, Çin’den, Dubai’den, İtalya’dan, Brezilya’dan ve Suudi Arabistan’dan başvurular geliyor. Prestijli okullar uluslararası öğrenci çeşitliliğini korumak istediği için her ülkeye belirli kontenjanlar ayırıyor. Yani sadece okulun genel kapasitesi değil, ülke bazlı kapasite de önem taşıyor.

Yazının Devamını Oku

Modern dünyanın imece hareketi: AİP Vakfı

19 Mayıs 2026
Sizleri bugün AİP vakfı ile tanıştırmak istiyorum. Acil İhtiyaç Projesi Vakfı, kısa adıyla AİP Vakfı, İstanbul merkezli bir sivil toplum kuruluşudur.

İlk olarak 1990’ların başında gönüllü bir dayanışma hareketi olarak başlamış, ardından 1995 yılında resmi vakıf statüsüne kavuşmuştur. Kurucusu olarak Ebru Nurluoğlu öne çıkmaktadır.

Vakfın temel çalışma alanları:

* Gıda yardımları
* Eğitim bursları
* Sağlık destekleri
* Yetim destek programları

Yazının Devamını Oku

Yaşam için 12 kural – Jordan Peterson

12 Mayıs 2026
Jordan Peterson’ın dünyaca ses getiren 12 Rules for Life kitabı (Yaşam için 12 Kural), modern insanın kaotik dünyada nasıl daha güçlü, daha disiplinli ve daha anlamlı bir yaşam kurabileceğine dair önemli mesajlar veriyor.

Peterson’ın kuralları aslında sadece bireysel gelişim reçetesi değil; aynı zamanda karakter inşasının, sorumluluk bilincinin ve hayatta sağlam durabilmenin manifestosu niteliğinde. Peterson’ın en dikkat çekici mesajlarından biri şu: “Omuzlarını dik tut ve dimdik ayakta dur.” İlk bakışta basit bir beden dili önerisi gibi görünse de aslında hayatın merkezine yerleşen bir psikolojik duruşu temsil ediyor. Çünkü insanın hayata karşı tavrı, çoğu zaman kaderini de belirliyor. Sürekli şikâyet eden, kendisini kurban gibi gören ve sorumluluk almaktan kaçan bireyler zamanla hayatın akışında kaybolurken; disiplinli, mücadele eden ve ayağa kalkmayı bilen insanlar fark yaratıyor.



***
Bir diğer önemli kural ise “Kendine yardım etmekle yükümlü olduğun biriymişsin gibi davran.” Modern dünyada insanlar başkalarına gösterdikleri özeni çoğu zaman kendilerine göstermiyor. Fiziksel ve ruhsal sağlık ihmal ediliyor, hedefler erteleniyor, potansiyeller yarım bırakılıyor. Peterson’a göre insan önce kendi hayatını düzene koymalı. Odasını toplamak bile aslında zihni toparlamanın sembolü haline geliyor. Çünkü büyük başarılar, küçük disiplinlerin üst üste eklenmesiyle oluşuyor. Peterson ayrıca insanın sürekli kendisini başkalarıyla kıyaslamasının yıkıcı etkisine dikkat çekiyor. Ona göre önemli olan, “Dünkü halinden daha iyi biri olmak.” Sosyal medyanın sürekli başarı vitrini sunduğu bir çağda bu yaklaşım çok kıymetli. Çünkü gerçek gelişim, başkalarının alkışından değil, insanın kendi sınırlarını aşmasından doğuyor. Kitaptaki kuralların ortak noktası; sorumluluk, disiplin, dürüstlük ve anlam arayışı. Peterson gençlere kolay yollar vaat etmiyor. Tam tersine, hayatın zor olduğunu kabul ederek güçlü kalmayı öğütlüyor. Belki de bu yüzden milyonlarca insan onun söylediklerinde kendinden bir parça buluyor. Çünkü başarı çoğu zaman yetenekten önce karakter meselesi haline geliyor.

TEBRİKLER BEYZA

Tam da bu noktada geçtiğimiz hafta sonu ülkemiz adına gurur verici bir başarı haberi geldi. Hafta sonu Çekya’da düzenlenen ve salon danslarında dans sporunun en prestijli organizasyonlarından biri olan L’Oreal Paris Czech Dance Cup 2026 kapsamında gerçekleştirilen WDSF Avrupa Şampiyonası Solo Latin Gençler kategorisinde, 24 ülkenin en iyi 144 sporcusunun yarıştığı organizasyonda ülkemizi temsil eden milli sporcumuz Beyza Mermutluoğlu Avrupa üçüncüsü olarak bronz madalya ile yurda döndü. Dans sporu; estetik, disiplin, zihinsel dayanıklılık ve fiziksel gücü aynı potada eriten çok özel bir branş. Üstelik Beyza’nın yalnızca beş yıl içerisinde Avrupa’nın zirvesine yükselmesi, Peterson’ın kitapta anlattığı “istikrarlı emek” kavramının adeta canlı örneği niteliğinde. Çünkü böylesine büyük başarılar tesadüflerle değil; her gün tekrar edilen disiplinle, vazgeçmemekle ve insanın kendi potansiyeline inanmasıyla geliyor.

Yazının Devamını Oku

Bu haftalık kısa bir ara

5 Mayıs 2026
Sevgili Hürriyet okurları... Rahatsız olmam sebebiyle bu haftalık izninizi istiyorum.

Haftaya kaldığımız yerden devam...

EĞİTİMDEN, BİLİMDEN, BAŞÖĞRETMEN’İN İZİNDEN AYRILMADIĞINIZ AYDINLIK GÜNLERİNİZ OLSUN.

Yazının Devamını Oku

Her şiddetin arkasında duyulmamış bir hikâye vardır

28 Nisan 2026
Ergenlerde şiddet artık münferit bir sorun değil, toplumsal bir alarm. Peki bu öfke nereden geliyor ve kim sorumlu? Aile mi, okul mu, yoksa hepimiz mi?

Son yıllarda ergenlerde şiddet eğiliminin arttığına dair haberleri daha sık görmeye başladık. Okul koridorlarında yaşanan kavgalar, sosyal medyada yayılan zorbalık videoları ve giderek sertleşen gençlik dili... Bunlar sadece “ergenlik dönemi geçiş sancıları” ile açıklanabilecek kadar basit değil. Aksine, bu tablo bize derin ve çok katmanlı bir sorunun işaretlerini veriyor. Öncelikle şunu kabul etmeliyiz: Şiddet öğrenilen bir davranıştır. Hiçbir genç doğuştan saldırgan değildir. Ancak çevresel faktörler, aile dinamikleri ve toplumsal etkiler bu davranışı şekillendirir. Bugünün ergeni, her zamankinden daha fazla uyaranın içinde büyüyor. Dijital dünya, kontrolsüz içerik akışı ve sosyal medyanın “beğeni odaklı” yapısı, gençlerin kendilerini ifade etme biçimlerini kökten değiştiriyor. Özellikle şiddetin normalleştirildiği içerikler, empati gelişimini zayıflatırken, “güçlü olan kazanır” algısını besliyor.



***
Bir diğer önemli neden ise duygusal ihmal. Modern hayatın temposunda ebeveynler çoğu zaman fiziksel ihtiyaçları karşılamayı yeterli görüyor. Oysa bir ergenin en çok ihtiyacı olan şey, anlaşılmak ve görülmektir. Duygularını ifade edemeyen, sürekli eleştirilen ya da kıyaslanan gençler, içlerinde biriken öfkeyi sağlıklı yollarla dışa vuramaz. Bu birikim, çoğu zaman patlayıcı bir şekilde şiddet olarak ortaya çıkar. Aile içi ilişkiler de bu denklemde kritik bir rol oynar. Sürekli tartışmaların yaşandığı, iletişimin kopuk olduğu ya da otoritenin baskıya dönüştüğü evlerde büyüyen çocuklar, ya içine kapanır ya da agresifleşir. Özellikle otoriter ebeveyn tutumu, çocuğun kendi sınırlarını sağlıklı bir şekilde geliştirmesini engeller. Baskı altında büyüyen bir ergen, ya tamamen pasifleşir ya da bu baskıyı dış dünyaya yansıtır. Okul ortamı ise bu sürecin ikinci önemli sahnesidir. Ne yazık ki birçok okulda akademik başarı, öğrencinin psikolojik iyi oluşunun önüne geçiyor. Not odaklı sistem, başarısızlık korkusunu artırırken, öğrenciler arasında rekabeti körüklüyor. Bu ortamda kendini yetersiz hisseden genç, ya zorbalığın hedefi olur ya da zorba haline gelir. Okullarda rehberlik sistemlerinin yetersizliği, bu sorunların erken aşamada fark edilmesini de zorlaştırıyor.
***
Peki çözüm nerede? Ebeveynlerin rolü burada hayati önem taşıyor. Öncelikle çocuklarıyla gerçek bir iletişim kurmaları gerekiyor. Bu, sadece “nasılsın?” demekle değil, gerçekten dinlemekle başlar. Yargılamadan, eleştirmeden ve küçümsemeden dinlemek... Bir ergenin kendini güvende hissetmesi için en temel şart budur. Ayrıca ebeveynlerin kendi davranışlarıyla model olmaları gerekir. Evde şiddetin, bağırmanın ya da aşağılamanın olduğu bir ortamda büyüyen bir çocuktan sakin ve sağduyulu olmasını beklemek gerçekçi değildir. Ebeveynler aynı zamanda sınır koymayı da bilmelidir. Sevgi ve disiplin dengesi, sağlıklı bir birey yetiştirmenin temelidir. Sınırsız özgürlük de aşırı baskı kadar zararlıdır. Çocuklar, net ve tutarlı kurallar içinde kendilerini daha güvende hissederler.

Yazının Devamını Oku

Sınırların ötesinde bir gelecek: Yurt dışı eğitim yolculuğunda finansal pusula

21 Nisan 2026
Gelecek artık sadece yerel değil, küresel bir perspektifle inşa ediliyor. Gençlerimizin dünya vatandaşı olma arzusu, farklı kültürleri tanıma ve evrensel bir eğitimle donanma isteği her geçen gün artıyor.

“Ebru & Burak ile Yurt Dışı Eğitim Programı” süresince en çok karşılaştığımız sorulardan biri, bu sürecin lojistik ve finansal zorlukları oluyor. Evet, bir hayal kurmak güzeldir ancak bu hayali sağlam temellere oturtmak, doğru bir finansal planlama ve güçlü bir teknolojik altyapı ile mümkün. Özellikle uluslararası finans ve dış ticaret süreçlerinde dijitalleşmeye odaklanan yeni nesil bankacılık, artık eğitimi de küresel ölçekte yeniden şekillendiriyor. Golden Global Yatırım Bankası, faizsiz yatırım bankacılığı alanındaki öncü vizyonu ile öğrencilerin ve ailelerin yurt dışı eğitim yolculuğunu kolaylaştıracak dijital ve yenilikçi çözümler sunuyor. Teknolojiyi, operasyonel verimliliği ve uzman insan kaynağını bir araya getiren banka, hız, güçlü altyapı ve mükemmeliyet ilkeleriyle uluslararası standartlarda destek sağlıyor. Böylece, küresel eğitim hayalleriniz hem güvenli hem de erişilebilir hale geliyor.

EĞİTİM HAYALLERİNE DİJİTAL BİR KÖPRÜ: EĞİTİM FİNANSMANI

Yurt dışı eğitim kararı alındığında ilk durak genellikle bütçe planlaması oluyor. Eğitim ücretleri, konaklama masrafları ve yaşam giderleri bir araya geldiğinde, ailelerin karşısına ciddi bir finansal yük çıkabiliyor. İşte bu noktada Golden Global Yatırım Bankası, süreci geleneksel bankacılık yavaşlığından kurtaran “Eğitim Finansmanı” çözümüyle devreye giriyor. Bu sistemin en etkileyici yanı, tamamen dijital, hızlı ve kullanıcı dostu bir iş akışına sahip olması. Yurt dışı eğitim danışmanlığı alan öğrenciler ve aileleri için acenteler aracılığıyla sunulan bu destek, eğitim yolculuğunun önündeki finansal engelleri kaldırmayı hedefliyor. Başvuru süreci oldukça yalın kurgulanmış; özel olarak geliştirilen platform üzerinden temel bilgilerle hızlıca başvuru başlatılabiliyor ve finansman onayı yine aynı platform üzerinden şeffaf bir şekilde takip edilebiliyor. Üstelik onaylanan finansman, bankanın mobil uygulaması üzerinden tek tıkla kullanıma hazır hale geliyor. Bu model yalnızca finansman sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda kullanıcı deneyimini merkezine alan bir yapı sunuyor. Başvuru, değerlendirme ve kullandırım süreçlerinin tamamının dijital ortamda ilerlemesi, özellikle zaman baskısı altında olan öğrenciler için büyük bir avantaj sağlıyor. Geleneksel bankacılık süreçlerinde günler sürebilecek işlemler, bu yapı sayesinde çok daha kısa sürede sonuçlanarak eğitim planlarının aksamasının önüne geçiyor. Faizsiz bankacılık ilke ve standartları çerçevesinde sunulan bu ürünün, finansman tutarını doğrudan ilgili eğitim kurumuna ödeme yapılabilmesi için başvuru sahibinin hesabına aktarması ise sürecin amacına uygunluğunu pekiştiriyor.

KURUMSAL KOLAYLIK VE ŞEFFAFLIK: VISA B2B CONNECT

Eğitim süreci sadece bireysel ödemelerden ibaret değil. Danışmanlık şirketleri, okullar ve aracı kurumlar arasındaki para trafiği, uluslararası ticaretin karmaşık ağlarını içeriyor. Geçmişte günler süren, muhabir banka masrafları nedeniyle tutarın eksik ulaştığı veya takibi zor olan transferler, bugün VISA B2B Connect platformuyla önemli ölçüde dönüşmüş durumda.
Golden Global Yatırım Bankası’nın sunduğu bu teknolojik altyapı, uluslararası ticaret ödemelerini VISA’nın küresel ağı üzerinden dijital ortama taşıyor. 120’den fazla ülkedeki bankalara hızlı ve güvenilir ödeme imkânı sunan bu sistem, özellikle USD, EUR, GBP, JPY ve benzeri farklı döviz cinslerinde yapılan transferlerde büyük kolaylık sağlıyor. Sistemin en önemli avantajlarından biri, toplam maliyetin baştan öngörülebilir olması. Ödemenin alıcı hesabına net olarak ulaşması sağlanırken, aradaki muhabir bankalar olmayacağı için ek masraflar minimize edilir ve sürpriz maliyetlerin önüne geçilir. Bununla birlikte sistemin sunduğu hız da dikkat çekici. Gelişmiş altyapısı sayesinde işlemler çoğu zaman aynı gün içerisinde tamamlanabilirken, entegre AML (kara para aklama karşıtı) kontrolleri sayesinde güvenlikten ödün verilmiyor. Bu durum, özellikle yüksek tutarlı eğitim ödemelerinde hem kurumlar hem de aileler için önemli bir güven unsuru oluşturuyor. Aynı zamanda dijital kanallar üzerinden kolayca başlatılabilen ve anlık takip edilebilen işlem süreçleri, operasyonel verimliliği de önemli ölçüde artırıyor.

MESAFELERİ KISALTAN HIZ: ULUSLARARASI KARTTAN KARTA PARA TRANSFERİ

Yazının Devamını Oku

Aynadaki çocuklar: Narsist ebeveynlerin gölgesinde büyümek

14 Nisan 2026
Toplumda başarı, öz güven ve güçlü kişilik çoğu zaman alkışlanır. Ancak bu özelliklerin aşırı ve sağlıksız bir biçime dönüştüğü bir yapı var: Narsisizm.

Daha tehlikelisi ise, bu yapının ebeveynlik rolüyle birleşmesi. Çünkü narsist bir anne ya da baba, sadece kendi hayatını değil, çocuğunun ve eşinin hayatını da derinden şekillendirir. Narsist ebeveynler dışarıdan bakıldığında çoğu zaman “mükemmel” görünür. Başarılıdırlar, sosyal çevrelerinde dikkat çekerler, çocuklarını da vitrinlerinin bir parçası gibi sunarlar. Ancak kapalı kapılar ardında bambaşka bir gerçek vardır: Kontrol, manipülasyon ve duygusal ihmal.

* Narsist ebeveyn nasıl davranır?

Narsist bir ebeveyn için çocuk, bağımsız bir birey değil, kendi uzantısıdır. Çocuğun başarısı, ebeveynin başarısıdır. Çocuğun hatası ise bir utanç kaynağı. Bu yüzden çocuk sürekli olarak ya yüceltilir ya da değersizleştirilir. Ortası yoktur. Bu ebeveynler genellikle empati kurmakta zorlanır. Çocuğun duyguları, ihtiyaçları ya görmezden gelinir ya da küçümsenir. “Abartıyorsun”, “Senin derdin ne ki?” gibi cümleler sıkça duyulur. Çocuk ağladığında teselli edilmez; aksine susturulur. Çünkü o an önemli olan çocuğun hisleri değil, ebeveynin konforudur. Bir diğer önemli özellik ise kontrol ihtiyacıdır. Narsist ebeveyn, çocuğun hayatını en ince detayına kadar yönetmek ister: Hangi okula gidecek, hangi arkadaşlarla görüşecek, hatta ileride ne meslek seçecek. Çocuk kendi kararlarını vermeye çalıştığında ise suçluluk duygusuyla karşılaşır. “Ben senin için bu kadar şey yaparken...” cümlesi bir silah gibi kullanılır.

* Peki bu çocuklar nasıl bireyler olur?

Narsist ebeveynlerin çocukları genellikle iki uçtan birine savrulur. Birinci grup, sürekli onay arayan, öz güveni kırılgan bireylerdir. Kendilerini yeterli hissetmezler çünkü çocuklukları boyunca koşullu sevgi görmüşlerdir. “Başarırsan sevilirsin” mesajı bilinç altlarına kazınmıştır. Bu yüzden hayatları boyunca mükemmel olmaya çalışır, en küçük hatada kendilerini değersiz hissederler. İkinci grup ise ebeveynlerini model alarak narsistik özellikler geliştirebilir. Empati kurmakta zorlanan, sürekli ilgi bekleyen, ilişkilerde yüzeysel kalan bireyler haline gelebilirler. Çünkü sağlıklı bir duygusal bağlanma deneyimi yaşamamışlardır. Her iki durumda da ortak bir gerçek vardır: İçsel boşluk. Dışarıdan güçlü, başarılı, hatta mutlu görünen bu bireylerin içinde çoğu zaman derin bir yalnızlık vardır.

* Narsist ebeveyn eşine nasıl davranır?

Bu hikâyenin bir diğer görünmeyen kahramanı ise eştir. Narsist bir anne ya da babanın partneri, çoğu zaman duygusal olarak yıpranmış bir bireydir. Narsist bireyler ilişkilerde başlangıçta son derece etkileyicidir. İlgi dolu, karizmatik ve cazibeli görünürler. Ancak zamanla bu tablo değişir. Eleştiri, küçümseme ve manipülasyon devreye girer. Eş, yavaş yavaş kendi gerçekliğini sorgulamaya başlar. “Acaba ben mi abartıyorum?” düşüncesi sıkça görülür. Bu durum psikolojide “gaslighting” olarak adlandırılır. Narsist eş, partnerini kontrol altında tutmak ister. Maddi, duygusal veya sosyal olarak bağımlı hale getirmeye çalışır. Sevgi ise çoğu zaman bir ödül-ceza mekanizmasıdır. İstediğini yaptığınızda yakın, yapmadığınızda uzak. En zor kısmı ise şudur: Narsist bireyler çoğu zaman sorun olduğunu kabul etmez. Bu yüzden ilişkiyi düzeltmek isteyen taraf hep karşısındaki olur.

Yazının Devamını Oku

Çeşme’de yükselen ortak akıl: YEDAB 4. Çeşme Summit sektörün geleceğine ışık tuttu

7 Nisan 2026
Dünya hızla değişiyor. Bu değişimin en güçlü yansımalarından biri ise eğitim alanında yaşanıyor. Artık ülkeler sadece ekonomik ya da askeri güçleriyle değil,  aynı zamanda eğitimdeki konumlarıyla da küresel rekabette yer alıyor.

Tam da bu noktada, bu yıl dördüncüsü düzenlenen YEDAB Çeşme Summit, Türkiye’nin eğitim vizyonu açısından dikkatle okunması gereken güçlü mesajlar verdi.

***

Çeşme’de gerçekleşen zirve, klasik bir sektör buluşmasının çok ötesine geçerek, eğitim danışmanlığı alanında yeni bir dönemin kapılarını araladı. Türkiye’nin dört bir yanından gelen sektör temsilcileri ile uluslararası eğitim kurumlarının bir araya gelmesi, aslında daha büyük bir dönüşümün işaretiydi: Türkiye, artık sadece öğrenci gönderen bir ülke olmanın ötesine geçmek zorunda.

***

Bugün dünya genelinde ülkeler, uluslararası öğrencileri çekebilmek için ciddi yatırımlar yapıyor, yeni politikalar geliştiriyor ve eğitim sektörünü ekonomik büyümenin önemli bir parçası haline getiriyor. Eğitim, artık yalnızca bireysel bir kazanım değil; aynı zamanda ülkelerin rekabet gücünü belirleyen stratejik bir alan haline gelmiş durumda. Bu nedenle eğitim danışmanlığı sektörü, sadece bir hizmet alanı değil, doğrudan bir gelecek inşası sürecinin önemli bir parçasıdır.

***

Zirvede öne çıkan en önemli başlıklardan biri, eğitim danışmanlığının dönüşen rolüydü. Artık bu alan, basit bir yönlendirme hizmeti değil; öğrencilerin hayatını şekillendiren stratejik bir rehberlik mekanizmasına dönüşmüş durumda. Bu değişim, sektörde faaliyet gösteren tüm paydaşların sorumluluğunu artırırken, kalite ve güven kavramlarını da her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Zirvede söz alan YEDAB Başkanı Osman Yılmaz’ın yaptığı değerlendirmeler ise bu dönüşümün altını net bir şekilde çizdi. Yılmaz, eğitim danışmanlığının yalnızca bir sektör değil, aynı zamanda gençlerin geleceğine yön veren kritik bir alan olduğunu vurgularken, Türkiye’nin bu alandaki potansiyelini doğru stratejilerle çok daha ileriye taşıyabileceğine dikkat çekti. Bu yaklaşım, sektörün geldiği noktayı anlamak açısından son derece önemli bir perspektif sunuyor.

Yazının Devamını Oku