Ebru Alper

Postmenopozal Kanama: Menopoz Sonrası Kanama

23 Şubat 2021
Menopozdaki bir kadında ortaya çıkan beklenmedik kanama hemen her zaman endişe kaynağı olur ve kadınların yaklaşık %4-11’inde görülür. Jinekoloğa gitme nedenlerinin yaklaşık %5’ini bu tür şikayetler oluşturur.

Postmenopozal kanama insidansı menopozdan beri geçen süreyle ilişkilidir. Son adet kanamasını takip eden ilk 2 yılda aralıklı olarak bu tür kanamalar görülebilir, ancak zaman geçtikçe sıklığı azalır. Anormal kanama olunca akla ilk olarak rahimden kaynaklandığı gelse de, kanama rahim ağzı, vajina ve vulvadan olabilir. Hatta yumurtalık ve tüplerden kaynaklanan bir patolojinin yansıması da bu şekilde kendini gösterebilir.

Endometrial atrofi (yani östrojenin düşüklüğüne bağlı rahim iç zarı ve vajina mukozasında incelme) ve endometrial polipler, postmenopozal kanamanın en sık nedenidir.

Atrofi: Hipoöstrojenizm, rahim içi ve vajinada atrofiye neden olur. Rahim iç boşluğunu örten endometrium epitelinde östrojen düzeyinin çok düşük olması nedeniyle incelme ve mikroerozyonlar meydana gelir ve az miktardaki kanamaların nedeni de sıklıkla budur. Aynı şekilde, vajina epitelindeki incelme de burada kuruluk, inflamasyon ve erozyona yol açar. Küçük bir travma, kaşıntı ya da temas bu incelmiş epitelden kanamaya neden olur.

Polipler: Rahim boşluğu içinde oluşan, nedeni bilinmeyen endometrial büyümedir. Lekelenme tarzı kanamaya neden olur. Genellikle benign olmakla birlikte, postmenopozal dönemde yüzeyinde hücre değişikliği olma riski olduğundan, tanı konulduğunda çıkartılması önerilir. 

Kanser: Endometrial kanser, kanama olgularının sadece %9’unda etkendir ve kanser riski ilerleyen yaşla birlikte artar.

Postmenopozal hormon tedavisi: Verilen hormonal tedavi rejiminin özelliğine göre zaman zaman düzensiz kanamalar görülebilir.

Endometrial hiperplazi (Rahim zarının kalınlaşması): Menopoz sonrası rahim iç zarı kalınlığının 5 mm’nin altında olması istenir. Yapılan rutin jinekolojik kontrollerde de doktorunuz bunu değerlendirir. Bu kalınlığın artmış olması dikkat çekicidir ve mutlaka açıklanması gereken bir durumdur. Hiperplaziler genellikle karşımıza kanama şikayetiyle gelir.

Miyomlar:

Yazının Devamını Oku

Gebelik ve Postpartum (Doğum Sonrası) Dönemde Egzersiz

17 Şubat 2021
Gebelik her türlü sağlıklı yaşam tarzı modifikasyonu için kadının son derece motive olduğu bir dönemdir. İşte bu süreci fırsata çevirip egzersiz alışkanlığı kazanmak sizin elinizde...

Gebelikte egzersizin minimal riskleri olsa da, gösterilmiş pek çok yararı var; fiziksel güçlenme, kilo kontrolü, bel ve kasık ağrısı gibi kas iskelet sistemiyle ilgili yakınmaların azalması, gestasyonel diyabet ve preeklempsi gelişme riskinin azaltılması gibi. Orta dereceli egzersiz, gebede herhangi bir olumsuz sonuca neden olmaz, ancak gebelerin burkulma, düşme ve karna alınacak bir travma riskine karşı daha korumasız oldukları unutulmamalıdır.

Herhangi bir egzersiz programına alınmadan önce gebenin genel sağlık ve riskler açısından değerlendirilmesi ve egzersiz için herhangi bir medikal ya da obstetrik kontrendikasyonun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Genellikle ilk 3 aydan sonra egzersize izin verilir.

Egzersiz sırasında su içmek, vücudun hidrate edilmesi ve hipoglisemiyi önlemek için yeterli kalori alımı önem taşır. Dehidrasyon yani su kaybı, özellikle sıcak ya da nemli ortamda uzun süre yapılan egzersizlerde risk oluşturur. Bu nedenle, hem egzersiz öncesi hem de spor yaparken mutlaka yeterli su içilmelidir.

Egzersiz sıklığı gebeye özel faktörlere göre belirlenir. Pek çok sağlıklı gebe için orta yoğunlukta (egzersiz sırasında normal konuşmaya devam edebilecek durumda olmalı), günlük 30 dakikalık, haftada 5-7 kez yapılan aerobik egzersiz ve fitness çalışmaları içeren programlar uygun olacaktır. Hamilelere özel ve bir eğitmen gözetiminde yapılacak pilates ya da yoga programları tercih edilebilir. Bu tür egzersizler vücudun normal doğum için de hazırlanmasına yardımcı olur.

Daha önce sedanter yaşayan, spor yapmayan gebelerin öncelikle haftada 3 kez, 20 dakika ile başlayıp, ilerleyen dönemde sıklık ve yoğunluğu artırmaları önerilir. Yapılmış retrospektif çalışmalarda, sağlıklı ve komplike olmayan gebeliklerde hafif-orta yoğunluktaki egzersizin düşük ya da erken doğuma neden olmadığı gösterilmiştir.

Gebelikte ne tür egzersizler yapılabilir?

Genellikle geniş kas gruplarını ritmik ve sürekli şekilde çalıştıran (yürüyüş, yüzme, aerobik dans, bisiklet), ayrıca kas gücünü de artıran (elastik bant)  egzersizler tercih edilmelidir.

Gebelik öncesinde de spor yapan gebeler, programlarını gebeliğe uyarlayarak devam edebilirler.

Yazının Devamını Oku

Gebelik Öncesi ve Gebelikte Beslenme, Vitamin ve Mineral Kullanımı

11 Şubat 2021
Gebelik, annedeki fizyolojik pek çok değişikliğe hızlı bir fetal büyüme ve gelişmenin eşlik ettiği bir süreçtir.

Besinlerin, vitamin ve minerallerin yeterli alınması bu süreci desteklerken, yetersiz ya da aşırı beslenmek olumsuz sonuçlara neden olabilmektedir. Bu nedenle annenin beslenmesi daha gebelik öncesinden başlanarak değerlendirilmeli, gerekirse düzeltilmeli ve gebelik süresince de monitörize edilmelidir. Anne adayının nutrisyonel riskleri ve alışkanlıkları değerlendirildikten sonra, ortaya çıkabilecek ve konunun uzmanı bir diyetisyenle birlikte takibini gerektirecek durumlar şunlardır:

Gebelik süresince “iki kişilik yemek” günümüzde geçerliliğini yitirmiş, yanlış bir inanıştır. Gebenin günlük kalori gereksinimi ilk 3 ayda değişmediği gibi, sonraki süreçte de çok az artar (340 kcal/gün’den 450 kcal/gün). Bu nedenle, çok miktarda değil de, sağlıklı ve yeterli porsiyonlarda yemek önemlidir. Gebelikte “sağlıklı diyet” dediğimizde şunları anlıyoruz; taze meyve, sebze (tabii ki porsiyon ölçüsünde), tam tahıllı ürünler, düşük yağ içeren süt ürünleri ve protein çeşitliliği. Besin değeri olmayan, gereksiz kalori veren gıdalardan uzak durulması yerinde olacaktır.

Gebelikte sağlıklı beslenmenin 5 anahtarı vardır:

Gebelik öncesi kilo ve gebelikte kilo alımı

Sağlıklı, normal kiloda bir annede tüm gebelik boyunca kilo alımı 11.5-16 kg arasında değişir. İlk üç ayda 2 kg’a kadar alınması tavsiye edilirken, sonraki süreçte haftalık ortalama en çok 500 gr alınması hedeflenmelidir. Annenin gebelik öncesi kilosu düşükse, gebelik süresince alınmasına izin verilen kilo 18 kg olurken, kilolu annelerde bu sınır 9 kg’dır. Kilo alımı yetersiz, düşük kilodaki gebelerin bebeklerinin düşük doğum tartısıyla doğma riski artarken, aşırı beslenen ve kilo alan gebelerin bebeklerinin de doğumdan sonraki yaşamlarında obezite riskinin artmış olduğu çalışmalarda gösterilmiştir.

Gebelikte besin alımı

Kilogram başına günlük protein alımı 1.1 gr, karbonhidrat 175 gr olmalıdır. En bazal protein kaynağı yumurtadır ve gebenin diyetinde mutlaka bulunmalıdır. Kırmızı et ve balık, diğer önemli protein kaynaklarıdır ve Toxoplasma ve Listeria gibi gıda kaynaklı enfeksiyonlardan korunmak için mutlaka çok iyi pişirilerek tüketilmelidir.

Balık seçiminde de dikkat edilmesi gereken en önemli detay, cıva birikiminin fazla olabileceği kirli denizlerin balıklarından uzak durmaktır. Buna dikkat ederek haftada 2-3 porsiyon balık yenilmesi tavsiye edilir.

Yazının Devamını Oku

Genital Estetik: Neden, Nasıl?

2 Şubat 2021
Son 10 yılda tüm dünyada, özellikle kadınlar arasında her türlü estetik girişime olan talebin arttığını görmekteyiz. Internet ortamının kolaylıkla erişim sağladığı bilgi ve görsel paylaşımlar, kadınların da kendi vücutlarını daha yakından incelemesine ve kendi vücutlarında rahatsız oldukları noktaları değiştirmek konusunda daha talepkar olmasına yol açtı.

Bunun jinekolojideki yansıması olan “Kadın Kozmetik Genital Cerrahisi” son dönemin en popüler ve en hızlı gelişen alanı ve kadın genital organlarında estetik ve fonksiyonel amaçlı yapılan cerrahi ve cerrahi olmayan tüm uygulamaları içermekte. Başlangıçta bu uygulamalarla ilgili çekinceler varken, hızlı bir şekilde artan talepler sonucunda ve biriken bilimsel verilerle, artık doktorlar da hastalarına güvenilir tedavi seçeneklerini sunabiliyorlar.

Genellikle estetik kaygılarla dış görünüşü değiştirmek amacıyla yapılsa da, vajina ya da dış genitallerin boyutlarından, şeklinden duyulan memnuniyetsizlik, cinsel fonksiyonun düzeltilmesi ve ilişkideki uyumun artırılması, en önemli motivatörler.

En çok talep edilen iç dudakların küçültülmesi (labiaplasti) ve vajinal daraltma (vajinoplasti) olurken, mons pubis bölgesinden yağ alınması, vulvaya daha genç bir görünüm vermek için büyük dudaklara yağ enjeksiyonu yapılması, klitoral duyarlılığı artırmak için klitoris çevresindeki fazla ve kalın cildin çıkartılması (hudektomi) gibi işlemler de sıklıkla yapılmaktadır.

İşte bunlardan bazıları:

İç Dudak Küçültülmesi (Labiaplasti)

İç dudakların boyutlarının küçültülmesi, belirginliğinin azaltılması ve asimetrisinin düzeltilmesi gibi bir dizi prosedürü içermektedir. En sık görülen neden, estetik kaygılardır. Şekli ya da büyüklüğü kişiyi rahatsız edebileceği gibi, giyilen tayt, mayo, pantolon gibi kıyafetlerden iç dudakların kabarıklık yaparak belli olması da bu ameliyatın en sık nedenidir. Spor yaparken, bisiklet ya da at binerken hipertrofik labiaların vereceği rahatsızlık ya da ilişki sırasında yaşanan penetrasyon güçlüğü de fonksiyonel nedenler arasında sayılabilir.

Labiaplasti için farklı teknikler vardır. Her hastaya aynı teknik uygulanamaz, kişinin tercihleri ve anatomik yapısı göz önünde bulundurulmalıdır. Uygulanan teknikler; Lineer rezeksiyon, Z-plasti, V-plasti, modifiye V-plasti gibi tekniklerdir. En sık rastlanan komplikasyon, yara ayrışmasıdır. Tabii ki her cerrahi işlemde olduğu gibi, enfeksiyon ve kanama riski de vardır.

Operasyon lokal ya da genel anestezi altında yapılır. Dikişler genellikle sorunsuz iyileşir ve iz kalmaz. Operasyon sonrası bakım çok önemlidir. Sigara yara iyileşmesini olumsuz yönden etkileyebileceğinden, kesinlikle içilmemesi gerekir. Kişisel hijyene özen gösterilmesi, doktorlarca önerilen bakım ve uygulamaların düzenli olarak yapılması yeterli olacaktır. Ameliyat ciddi bir ağrıya sebep olmamakla birlikte, birkaç gün hafif ağrı, şişlik ve hafif lekelenme tarzında kanama olması normaldir.

Yazının Devamını Oku

Gebelik ve Covid-19: Şimdiye Kadar Ne Biliyoruz?

26 Ocak 2021
Tüm dünya için ciddi bir tehdit oluşturan ve hayatlarımızın akışını değiştiren Covid-19 hastalığıyla Aralık 2019’da tanıştık. Hastalık hepimiz için yeni ve bilinmezlerle dolu. Ancak vaka sayıları arttıkça, tabii ki bilgi birikimi de artıyor ve bugün özel gruplar üzerindeki etkileriyle ilgili artık daha çok şey biliyoruz. Bu özel grupların en önemlisi de, tabii ki gebeler...

Gebelerde influenza enfeksiyonunun oldukça ağır geçebildiğini, ölümlere neden olduğunu biliyoruz. Hatta bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü gebelere influenza aşısını zorunlu kıldı. Covid-19 ise aynı şeyi yapmadı. Gebelikte daha ağır bir tablo oluşması, genellikle kronik hastalıkları ya da eşlik eden sağlık problemleri olan gebelerde görüldü.

Yoğun bakıma giriş oranı genel popülasyondan farklı değil. Pek çoğu hastalığı asemptomatik olarak, yani belirti vermeden geçirebiliyor. Bir çalışmada, her 10 gebeden 2’sinin asemptomatik olduğu vurgulanmış. Hastalığı hafif bulgularla geçiren gebelerin oranı %85, ağır vakalar %2-7 arasında ki, bu da genel popülasyonla aynı.

Ancak, elbette gebelerin daha riskli olduğu bazı noktaları da göz ardı etmemek lazım. Bunların en önemlisi, tromboembolik komplikasyonlar, yani damar içi pıhtılaşma sonucu bir damarın tıkanması ve buna bağlı organ hasarı meydana gelmesi. Gebelik tek başına zaten pıhtılaşmanın artmış olduğu, tromboembolik olaylara zemin hazırlayan bir süreç. Bunun üzerine yüksek ateş ve akciğer bulgularıyla seyreden, hatta hastaneye yatmayı gerektiren bir Covid-19 enfeksiyonu eklendiğinde, bu risk katlanarak artacaktır. Bu nedenle, hastalığı çok hafif şikayetlerle geçirenler dışında ve tabii ki doktor kontrolünde olmak kaydıyla, kan sulandırıcı iğne tedavisi verilmesi gerekir.

Tanı için yapılan PCR testinin duyarlılığının %60-80 arasında değiştiğini biliyoruz. Ancak yine de tanıda altın standart, PCR testinin pozitif olmasıdır. Gebelerde yaklaşım biraz daha farklı olmalı, bir gebe kadın Covid-19 semptomlarıyla başvurduğunda, -testi negatif olsa bile- hasta olarak kabul edilmeli ve takibi ona göre yapılmalıdır.

Gebeliğin özellikle ilk 3 ayındaki yüksek ateş, bebekte yarık damak-dudak ve nöral tüp defekti gibi doğumsal defektlere yol açabiliyor. Ayrıca, düşükler intrauterin gelişme kısıtlılığına da neden olabiliyor. Ancak, pek çok viral enfeksiyonla görebildiğimiz ve COVID-19’da da beklediğimiz bu sorunlarda herhangi bir artış tespit edilmedi. Elbette ki bu veriler sadece şimdiye kadar kaydedilen vakalardan elde ettiklerimiz. Bilgi birikimi arttıkça, bulgular da değişebilir.

SARS-CoV-2 ile enfekte bir gebenin bebeğine anne karnındayken hastalık geçer mi?

Bu sorunun cevabını hepimiz çok merak ediyoruz. Şimdiye kadar elimizde SARS-CoV-2 virüsünün plasentayı geçip bebeği enfekte ettiğine dair kesin kanıtlanmış bir bilgi yok. Ancak şüpheli 3 vaka bildirildi.

Anne karnında bebek ölümü ve yenidoğan ölümlerinde COVID-19’la ilişkili bir artış tespit edilmese de, ağır vakalarda bebek ölümleri gözlenebilir.

Yazının Devamını Oku