GeriDr. Hüseyin H. SERDAR Yazlık sinema, Ediz Hun, Süleyman Turan ve sükûnet
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yazlık sinema, Ediz Hun, Süleyman Turan ve sükûnet

İstense de olmuyor, bilenler de yavaş yavaş terk-i diyar ediyor dünyayı

Yazlık sinema, Ediz Hun, Süleyman Turan ve sükûnet
Yazlık sinema keyfini nasıl anlatırız genç kuşaklara?
Anlatamayız!

YAZLIK SİNEMALAR

Geldi geçti. Bir daha da gelmez o günler.
Yazlık sinemalarımız bir kere aile öncelikliydi.
Çekirdek çitleyip, gazozu leblebiyle götürmek bir başkaydı.
Alkışlar, ıslıklar, yaşalar, bravvolar birbirine karışır, seyirci de adeta rol kapardı filmlerden.
Bu sinemaların sandalyeleri de özeldi, ahşap, katlanır, konforsuz…

ESAS OĞLAN, ESAS KIZ

Halkımız daha modern, daha bir sinemaya yatkındı.
Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Filiz Akın,
Ayhan Işık, Cüneyt Arkın, Fikret Hakan, Ediz Hun filmleri iple çekilirdi.
‘Esas kız’, ‘Esas oğlan’, esas kız ve esas oğlanın yardımcıları, figüranlar, dublörler ve daha niceleri...
Sinema emekçileri…
Acı tatlı nice hatıraları geride bırakarak bir bir göçüyorlar bu dünyadan.

Yazlık sinema, Ediz Hun, Süleyman Turan ve sükûnet
LİMAK HOLDİNG YAZLIK SİNEMA DEDİ

Sanata ve sanatçıya değer veren firmalar hatıraları tazeliyor.
Emeğe değer, sanata ve sanatçıya saygı gereği çeşitli etkinlikler yapıyorlar.
Limak Holding kuruluşları olan Limak Enerji ve Uludağ Elektrik Dağıtım AŞ ‘Yazlık Sinema’ için adım attı.

*

Şirket çalışanları ve yakınları için geçen hafta, 1970’li yılların ‘Güllü’sünü oynattı.
Başrolleri Türkan Şoray ve Ediz Hun’un paylaştığı film ilgiyle izlendi. Nostalji sineması tadında keyifli anlar yaşayan çalışanlar, ‘Yazlık Sinema’ uygulamasının devamını istedi.

*

Başrol oyuncusu Ediz Hun, filmi her iki firmanın genel müdürleri Gökay Fatih Danacı ve Ali Erman Aytaç ile birlikte izledi. Gösterimin sonunda filmin çekildiği ortamı, teknik imkanları, sanatçıların özverilerini, sette yaşanan ilginç olayları seyircilerle paylaşan Ediz Hun, “Bursa’yı çok eskiden tanıyan biri olarak 60’lı, 70’li , 80’li yıllarını çok iyi bilirim. Bu şehirde filmler çektik ve çok anılarımız oldu. Gerek tarihi gerek tabiatıyla özel olan bir şehirde bulunmaktan oldukça mutluyum. Limak Enerji Grubu’nun bu nazik davetinden büyük onur duydum. Biz bugün varız, yarın olmayabiliriz” dedi.
Genç çalışanlara, ‘yaptığınız işi sevin, sevdiğiniz işi yapın ve çok çalışın, çalışmaktan yılmayın’ önerilerinde bulundu.
Yaşamından kesitler vererek Kanada’da yükseköğrenim gördüğünü, akademisyen olarak üniversite de ders verdiğini, hala çok çalıştığını, bu aralar yoğun bir şekilde tiyatro eseri sahnelemek için çabaladığını söyledi.

*

Yazlık sinema, Ediz Hun, Süleyman Turan ve sükûnet
79 yaşında olmasına karşın oldukça aktif bir yaşam sürdüren Hun, yaşam sırlarını hayranlarıyla paylaştı.
‘Güllü’ ile yediden yetmişe herkesin beğenisini kazanan Türk sinemasının efsane sanatçısı Türkan Şoray’ın hem kişilik hem sanatçılığıyla çok üst düzeyde olduğunu, filmin Türk halkı tarafından çok beğenildiğini, bunun için ‘Güllü Geliyor Güllü’ filminin çekildiğini ilave etti.
Başrol yardımcısı Süleyman Turan’dan da övgüyle bahsedip, onun sinemaya tutkulu, başarılı ve çalışkan bir sanatçı olduğunu anlattı.

*

Limak Enerji ve UEDAŞ çalışanları, bir dönem milletvekili olarak TBMM ‘nde de görev yapan sinemamızın kibar sanatçısı Ediz Hun ile sohbet ederken fotoğraf da çektirdi.
Hun, bu arada yeni bir filmin gösterimi için de söz verdi…

*

‘Yazlık Sinema’yı özleyenler için mutlu ve keyifli bir gece olduğu kesin.
Sanat için diğer kurum ve kuruluşlarımızın da böylesi etkinliklere imza atmasını bekliyoruz.

Yazlık sinema, Ediz Hun, Süleyman Turan ve sükûnet
SÜLEYMAN TURAN DA VEDA ETTİ

İki gün önce ajanslara sanatçı Süleyman Turan‘ın yaşama veda ettiği haberi düştü. 83 yaşındaki Turan, İstanbul’da yalnız yaşadığı evde iki üç gün önce vefat ettiği sanılıyor!
Çok acı tabii…
Allah rahmet eylesin.

*

Süleyman Turan‘ı gazeteci rolüyle, filmin ana karakterini oynarken, biz Güllü‘yü izlerken, ecel de aynı esnada ona bir oyun oynuyor.
Onu alkışlarken sanatçımız evinde kalp krizi geçiriyordu.
Çok kolay kaybediyoruz, hiçbir şey gelmiyor elimizden.
Değerlerimiz teker teker kayıp gidiyor elimizden.
Sonra buna kader diyoruz.

BAŞTANBAŞA HÜZÜN

Sonbahar geldi, yapraklar dökülüyor, her yer hüzün…
Ülke baştan başa keyifsiz…

*

Dışarıda savaş, operasyon, içeride çatışma,
Ha bire şehit haberleri,
Şehirlerde tinerci dehşeti…
Tecavüzcüler, magandalar, kanunsuzlar, şiddet eğilimliler, cahiller, uyuşturucu müptelaları, hapishane kaçkınları, yankesiciler, dümenciler, soyguncular, dolandırıcılar, cep telefonu ve internet üçkâğıtçıları, trafik canavarları, kadın cinayetleri, hayvanlara saldırılar, emek hırsızları…
Say sayabildiğin kadar.
Bangır bangır bağırıyoruz, bir huzursuzluk hali bu,
Toplumsal cinnet…

*

İyi değiliz!
Toparlanmalıyız.
Acilen sulh ve sükûnete kavuşmaya, birbirimizi anlamaya mecburuz.

*

Her yer, memleketin dört bir köşesi yazlık sinemalarla dolsa, sanatçılarla içli dışlı olunsa yine de çözülmez bu sıkıntı!

*

Sanmayın eylül melankolisi bu…
Tamam, günlerden 12 Eylül, sevmem bu günü ama mevzu da bu değil!
Kış gelmeden halkın derdine bir çare bulmalı…

X

 Kışa girerken hava kirliliği  

Akşam serinliği üşütmeye de başladı.  Hem eski, hem de yeni takvime göre mevsim artık sonbahar.

Eski takvim derken, Miladi’ye göre 13 gün geriden gelen, bu toprakların ‘Rumi’sinden bahsediyorum. Miladi takvimde ayın 14’ü olduğunda Rumi’de ayın 1 ‘i oluyor.  

TAKVİMLERİN DİLİ 

Rumi takvime Kocakarı takvimi diyen de çoktur. 
Rüzgarları, soğukları, yağmurları, fırtınaları, gündönümleri, cemreleri, mart 9’ları, april 5’leri, kırkikindi yağmurları, hıdırellez’leri, zemheri soğukları, daha nicelerini biliriz. 
“Korkma zemheri kışından, kork nisan’ın beşinden, öküzü ayırır eşinden.” 

Meteorolojik gelişmeleri takvimlerden takip etmek, haberdar olmak merak işi olsa da denizciler, balıkçılar, havacılar, çiftçiler, turizmciler, gezginler ve kampçılar için rehber, hatta iyi bir erken uyarı sistemidir. 

Yazının Devamını Oku

Eğitimde istenen başarı yakalandı mı?

Gelişmenin yolu eğitimden geçiyor. Bilişim ve yazılımda, teknolojide, gıda, tarım ve hayvancılık, endüstri ve sanayide, sağlık, tıp, eczacılık, veterinerlik, yol, köprü, baraj, inşaat, medya, ulaşım ve haberleşme alanlarında ilerleme isteniyorsa, bunların da yolu eğitimden geçiyor. 


Sanat, kültür, spor, estetik kavramlarının, doğa ve çevrenin korunması, canlı ve cansız tüm varlıklara verilen değerin, el sanatları, imalat, bakım hizmetlerinde de nitelik aranıyorsa; doğruluk, dürüstlük, iyilik, dayanışma, yardımlaşma, ahlak, erdem, gurur, saygı, sevgi ve etik değerler aranıyorsa bunların da yolu eğitimden geçiyor. Sanat, kültür, spor, estetik kavramlarının, doğa ve çevrenin korunması, canlı ve cansız tüm varlıklara verilen değerin, el sanatları, imalat, bakım hizmetlerinde de nitelik aranıyorsa; doğruluk, dürüstlük, iyilik, dayanışma, yardımlaşma, ahlak, erdem, gurur, saygı, sevgi ve etik değerler aranıyorsa bunların da yolu eğitimden geçiyor. 

YAŞAM KALİTESİ VE EĞİTİM 

Bir toplumun yaşam kalitesi de tamamen eğitimle ilgilidir. Her işin başı sağlıktır ama onun için de iyi bir eğitim gerekiyor. 
Değerli bir yaşam için kaliteli bir eğitim anlayışına ve sistemine ihtiyaç var. Eğitimi desteklemeyen, iyi bir yöntem geliştirmeyen, gerekli olan eğitici ve öğreticileri, ustaları yetiştirmeyen, yeterli sayıda bulunduramayan, derslik, laboratuvar, bahçe, spor ve müzik salonlarını hazır edemeyen, araç gereçleri ve okulları, fiziki yapıyı tamamlayamayan, akla, demokrasi ve hukuka dayalı bir akademik öğretimi inşa edemeyen bir ülke gelişme ve kalkınmasını asla sağlayamaz. 

BİLİM YOLU 

Öğretmenler ve eğitimciler çocuklar için ışık olacak.  Akademisyenler o ışığı sonsuz bir aydınlığa dönüştürecek. Doktorlar, sağlık görevlileri nesilleri bedenen, ruhen ve sosyal yönden iyi hazırlayacak, mühendisler, mimarlar, teknik meslekler sağlıklı hayat için akıl ve bilimin aydınlığında inşa edecek, yaratıcı olacaklar. Bilimin yolundan yürüyecekler. 

Yazının Devamını Oku

Tarihi Cuma Pazarı, Yörük Türkmen gelenekleri  

Geçmişini yüzyıllara yaslamış, yeterince de tanınmamış bir mekana, Cuma Pazarına düştü yolumuz. 


Dile kolay, 500 yıldır varlığını sürdürüyor. Yapının en dikkat çekici yanı çatısı. Kocaman çatı yüzyıllık ağaçlardan, karışık ve ilginç ustalıkla yapılmış. 

Bu çatının altında eski yıllarda çarşı kurulurmuş. Bildiğiniz AVM gibi… Giyimden tarım araçlarına, incik boncuktan yeme içmeye kadar, onlarca esnaf tezgah açarmış.  
Civar köylerin ve bölge insanlarının bir nevi buluşma noktasıymış.  

TARİH KOKULU PAZAR  

Zaman değişmiş. Değişince de burada her hafta kurulan hayvan pazarında sadece kavurma ve güveçler yapılmaya başlanmış. 

Yazının Devamını Oku

Büyüyen kent Bursa’nın projeleri tamamlanıyor

Bursa’da birçok proje tamamlanma aşamasına geldi. Halkın yaşamına doğrudan etki edecek işler bunlar.

Eleştiriyoruz, çarpık çurpuk diyoruz ama Bursa hala çekici bir kent. 
Tarihi ve doğal yapısıyla, tarım ve endüstrisiyle, konumuyla sadece ülkemizin değil, Balkanların da önemli bir kentidir.  
Yüzü batıya dönük kent son zamanlarda aldığı anormal Suriyeli Arap göçüyle de dikkat çekiyor. Adeta kentin tam merkezinde, Çarşamba’da ‘getto’larını kurdular. Çarşamba tam bir Arap şehri olmuş…  

BÜYÜYEN KENT BURSA 

Birkaç yıl sonra nüfusu 4 milyon olacak bir zamanların ‘yeşil Bursa’sı kendisini yenilemeye, geleceğini kurmaya, insanlarını mutlu etmeye, huzur yerleşimi olmaya odaklanmalı. 

Yeşil Bursa’dan Beton Bursa’ya evrilmenin ayıbını yaşarken panoramik bir yaklaşım ile Bursa’nın en büyük üç merkezi ilçesinden ikisi Yıldırım ile Nilüfer Belediyeleri sanki bu kentin belediyeleri değil görüntüsü veriyorlar. 

Yazının Devamını Oku

Hazır olalım büyük acılar çekmeyelim

Hafızalarımız ve hatıralarımız bırakmaz bizi;- Kimse yok mu?- Sesimi duyan var mı?- Nerede bu devlet?

Sormuyoruz efendim, siz bakmayın o soru işaretlerine, bunlar soru değil...
Bunlar insanlığın tüm zamanlarda, dil, din, inanç, ırk, milliyet, cinsiyet farkı olmaksızın her ülkede imdat, yardım ve beni kurtarın feryatlarıdır.
Çaresizliğimizdir.
Yardım edin çağrımızdır.
Help, Help, Help’imizdir.

YARDIM ÇAĞRILARI

Depremden bahsedeceğiz ama önce orman yangınlarından iki satır edelim.

Yazının Devamını Oku

Bursa yangına ve depreme hazır mı?  

Deprem, yangın, sel, heyelan, çığ, taşkın, endüstriyel kazalar, toplu ani göçler, nüfus hareketleri gibi afet ve acil durumlarla mücadelede etkin ve organize olunmalı. 

Bunun için AFAD var. 
Yeni planlamalar, çalışmalar, hazırlıklar yapıldı, TAMP dönemi başladı.  
TAMP; Türkiye Afet Müdahale Planı… 

AFAD, TAMP Projesinde de İçişleri, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme, Sağlık, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çevre ve Şehircilik, Aile ve Sosyal Politikalar, Gıda Tarım ve Hayvancılık, Maliye Bakanlıkları ve Türk Kızılayı birlikte çalışıyor. 

28 hizmet grubu oluşturan AFAD, kurumun web sitesinde diyor ki;  “Afet ve acil durumlara çok daha hazırız. Daha kısa zamanda, daha geniş alanda, daha çok hayat kurtarılacak. Kaynakların etkin kullanımı ile müdahale çalışmaları hızlı bir şekilde gerçekleştirilecek. Ekonomik ve sosyal kayıplar en aza indirilecek. Kesintiye uğrayan yaşam faaliyetleri en kısa sürede normale dönecek.” 

BURSA AFETLERE HAZIR MI? 

Yazının Devamını Oku

Bilime ve eğitime inanmalı 

İnsanlığı huzur, mutluluk ve refaha bilimin aydınlık kavuşturur. 

Bugün insanlar önce ki yüzyıllarda olduğu gibi ortalama 40’ında, 50’sinde yaşamlarını yitirmiyorlarsa bunu sağlayan en önemli etken o aydınlık yoldur. 
Özellikle tıp ve sağlık alanı…  Aşılar, ilaçlar, serumlar.  Sağlık destek elemanları. Teşhis, tedavi ve laboratuvar, girişim teknikleri.  Bulaşıcı hastalıkların azalması. Biyonik ve robotik cihazlar, donanımlar.  Her alanda kendini gösteren ileri teknolojiler… 

BİLİM DÜNYASININ BAŞARISI 

Efendim, Covid-19 bulaşıcı hastalık değil mi? 
Evet, bulaşıcı ve öldürücü…  
Ancak dünya bilimin ve tekniğin o ışıklı yolunda ilerlemeseydi, geçen yüzyılda İspanyol gribinde olduğu gibi 50-100 milyon değil, 500 milyon ile 1 milyar insanın ölümüne sahne olurdu. Bu pandemide, bir buçuk yılda 4-5 milyon insan kaybı ile bugüne gelmek başarıdır. Ve bu başarı tek kelimeyle bilim dünyasına aittir. 

Yazının Devamını Oku

Afetler sebepsiz değil

Son zamanlarda doğu Karadeniz’den haberler yapılıyor. Havadisler ağırlıklı olarak Rize ve Artvin’den geliyor. Havadisler de yüz güldüren cinsten değil.

Çoğunlukla ağaçların kesilmesi, ormanların yok edilmesi, doğal yapının değiştirilmesine karşı bölge halkının tepkisi ve direnişini içeriyordu. İnsanlar müteahhitlere karşı doğa ve çevreyi savunuyor, yaşam alanlarının tahribatına itiraz ediyorlardı.
Derelerin taşması, evlerin ve köprülerin yıkılması, iş yerlerini su basması.
Yani sel, taşkın, heyelan ve ölümler.
Haberlerinin en üzücü yanı elbette can kayıpları.
Yurttaşlarımız ‘tabi afetler’ ile ölüyorlar…
*

Yazının Devamını Oku

Bizim diyarlar, yaylalar yaylalar 

Ülkemizin her köşesi, bizim diyarlar cennet. Doğu Anadolu’sundan batısına, kuzeyinden güneyine, bir ucundan diğer ucuna… Tabiatıyla, tarihi ve kültürel değerleriyle eşsiz bir coğrafyada yaşıyoruz.  

Bayramı, ardından gelen haftayla birleştirip doğu Karadeniz’de gezi yapmayı planlıyordum. Evdeki hesap çarşıya uymadı, yeğenimin düğünü bayram öncesine denk geldi.  
Erkenden Trabzon’a geldim.  

MERKEZ EL DEĞİŞTİRMİŞ 

Çocukluğumuzun geçtiği Trabzon’un da birçok tarihi kent gibi hem olumlu, hem olumsuz yönde değiştiği belli oluyor. 
Kentler de insanlar gibi değişim yaşarlar. 

Yazının Devamını Oku

Nuri Bey’in üniversiteli çocukları

Nuri Bayraktar’ısizlere ‘babalar günü’nde tanıtmak isterdim ama kurban bayramına denk geldi. Örnek bir babanın çocuklarını yetiştirmede gösterdiği azim ve kararlılığı, fedakarlığı sohbet kıvamında bir röportaj ile yansıtmaya çalışacağım.

Zaten anne ve babalar kendilerini ihmal edip, iyi yetişmeleri için hayatlarını çocuklarına adamazlar mı, kurban etmezler mi…

- Altısı kız, biri erkek yedi çocuk yetiştirdiğinizi, hepsinin lisans düzeyinde öğrenim gördüklerini, akademik meslekler edindiklerini biliyorum. Bunu nasıl başardınız?
- Şebinkarahisar’da dünyaya geldim. Osmanlı Türk devleti, yararlılıkları sebebiyle atalarımızı Alemdar olarak buraya, Sipahi köyüne yerleştirdi. Yörük’üz. Dokuz yaşına geldiğimde babam vefat etti. Üç kız kardeşim, ben ve annem, beş kişi olarak çileli bir yaşamımız oldu. Annem hizmetçilikle ailemizi geçindirmeye başladı. Çalışkan öğrenciydim. Tek kurtuluşum okumaktı. 1968’de İstanbul’da Yapı Sanat Enstitüsü ‘Yapıcılık Bölümü’ne kayıt oldum. Ardından Yıldız Teknik Üniversitesi (İDMMA) İnşaat Fakültesi’ne geçtim. Yetim ve yoksuldum, hizmetçi annenin çocuğu olarak okuduğumun şuurundaydım. Gece okuyup, gündüz inşaatlarda çalışarak okuluma ve aileme katkı veriyordum. İstanbul Sanayi Odası’nda ‘yevmiyeli memur’ olarak da çalıştım. İş kurdum ama tutmadı, sonra minibüs aldım, servis çektim.
 
- Okumak için ciddi mücadeleler vermişsiniz. O yıllarda, özellikle İstanbul’da öğrenci olayları da başlamıştı. Etkilenmediniz mi?
- Türkçü faaliyetlerin içerisinde oldum. Bir yandan çalışma, diğer yandan fikir hareketleri derken zaman zaman öğrenime ara verdim, okulu on yılda bitirebildim.

Yazının Devamını Oku

Bursa’dan Bosna’ya Srebrenitsa dayanışması

20. yüzyılın son büyük soykırımı 1992 - 1995 yılları arasında Avrupa’nın tam orta yerinde sahnelendi. Dağılan Yugoslavya Federasyonu’nun tüm silah ve donanımını devir alan Sırplar bu üstünlüğe dayanarak Müslüman Boşnaklara karşı taarruza geçip, katliama girişti. Üç yıl içerisinde 100 binden fazla Boşnak hayatını kaybetmişti. 

Sırplar ‘Büyük Sırbistan’ hayaliyle Boşnakları bölgede yok etmeye başladı. Onlarca köyün tüm halkını öldürdüler. Boşnaklar Hırvatlarla da savaş yaptı. Ama Sırpların hedefi sadece yok etmekti... 1995’e gelindiğinde Srebrenitsa’da silahsız sivilleri koyun gibi boğazladılar.  

Bosna Savaşı’nda Srebranitsa ile birlikte Birleşmiş Milletler, altı yerleşimi ‘güvenli bölge’ olarak ilan etmişti. Uluslararası güvenceyle koruma altına alınan Srebranitsa kenti, korumadan sorumlu Hollanda askerlerinin 11 Temmuz 1995 tarihinde Sırp milis, asker ve keskin nişancıların baskısıyla geri çekilmiş, masum halkı savunmasız bırakmıştı.  
Eli silah tutabilecek tüm erkekleri gruplar halinde işkence ile öldürüp değişik bölgelerde oluşturulan toplu mezarlara gömdüler.  
Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar güvenli bölgelere doğru kaçmaya başladılar.  
Ağır silahlarla saldıran Sırp milisler bir yandan, keskin nişancılar diğer yandan ölüm kusuyordu. Bu kaçışa ‘ölüm yolculuğu’ adı verildi.  

Yazının Devamını Oku

Marş mira

Yugoslavya dağıldıktan sonra, Avrupa’nın orta yeri savaş alanına dönmüştü. Birleşmiş Milletler de Bosna Hersek’in çeşitli yerleşim yerlerine koruma gücü yerleştirerek silahlı Sırp milis ve ordu güçlerine karşı Boşnaklar için güvenli bölgeler oluşturmuştu. 

BM koruma gücünün silahları topladığı Srebrenitsa kenti de güvenli bölgelerden birisiydi. 1995 yılının temmuz ayında burada büyük bir katliam yaşandı. 
Sırplar şehrin kendilerine teslim edilmesini istediler. Baskıya karşı direnmeyen Hollandalı BM koruma güçleri çekildiler. Sivil halk ortada kaldı.  
‘Çetnikler’, gözü dönmüş Sırp çeteleri 14 - 70 yaş arasındaki Müslüman Boşnak erkekleri toplayıp götürdüler. Çukurlara bazen diri diri, bazen de parçalayıp attılar. Sayısız ‘gizli toplu mezar’ oluşturdular. 

SREBRENİTSA KATLİAMI  

Tarihe ‘Srebrenitsa katliamı’ olarak geçen bu insanlık dramında 20 bin civarında insan katledildi. Geride kalan siviller çoluk çocuk, kadın ihtiyar canlarını kurtarmak için yollara düştüler, güvenli bölge olan Tuzla’ya ulaşmak için gece yürüdüler, gündüz saklandılar…  
Hala her yıl ceset parçaları bulunuyor ve DNA analizleriyle isimlendirmeler yapılıyor.  

Yazının Devamını Oku

Yeşil nohut sever misiniz

Birçoğunuz ‘küçükken alır yerdik, şimdi göremiyoruz ki alalım’ diyeceksiniz, biliyorum. Ben de severdim, ama göremiyordum. 

Dün Bursa’nın meşhur Cumhuriyet caddesinde yürürken sokak başında el arabasında görünce çocuklar gibi sevindim. 
Aklıma kolumun altına bir bağ nohut sıkıştırıp, koparıp koparıp yediğim Konya günlerim geldi. 
*  
Satıcıyla selamlaştık.  
Bir iki laf edebilir miyiz ağam?  
Tabii dedi, çay söyledi. 

GURURLU ‘SEYYAR’ BABALAR 

Yazının Devamını Oku

Zübeyde Hanımı’ı da yıktık! 

Bursa genelindeki tüm doğumların yarısı, yılda 14-15 bin civarında doğum ile bu hastanede gerçekleşti. 


Zübeyde Hanım Doğumevi’nin bu kentte özel bir yeri vardır, yüz binlerce Bursalı burada dünyaya gözlerini açtı.  

İLKLERİN HASTANESİ 

Bursalıların Zübeyde Hanım Doğumevi’yle duygusal bağları vardır.  
1981 yılında açılan Bursa’nın ilk branş hastanesiydi. 
Birçok ilk bu hastanede gerçekleşmişti.  
20 yıl önce ülkemizin ilk ‘bebek dostu’ hastanelerinden olmuş, genetik laboratuvarını da yine o yıllarda kurulmuştu.  

Yazının Devamını Oku

Marmara nasıl kurtulur

Her gün yeni bir olay, farklı bir gelişmeyle uyanıyoruz.Haliyle konu sıkıntısı da olmuyor. Ortaya çıkan her yeni gelişme esas mevzuyu unutturuveriyor.  

 

Türkiye güzel bir yer!.. 

Pandemiyle başlayan süreçte yaşanan olağandışı hadiselerle yıpranan insanlarımız işsizlik, geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, Türk lirasının döviz karşısında erimesi, ücret azlığı, enflasyon, atama bekleyen öğretmenler, emeklilikte yaşa yakılanlar, 3600 ek gösterge beklentisi, iflaslar, icralar, intiharlar gibi sorunlarla karşılaşıyor. Listeyi uzatmayalım… 
Ekonomik, sosyal ve siyasi yönden bir daralma yaşanıyor. Ruhsal açıdan da iyi olunmadığı aşikar, geniş halk kesimlerinin iyice daraldığı görülüyor. 


Yazının Devamını Oku

Bandırma Balık Pazarı esnafının imdat çığlığı 

Marmara denizinde yaşanan çevre felaketi birçok yönüyle etkilerini sürdürüyor.  

Tabakalar şeklinde deniz yüzeyini kaplayan müsilaj ortamın biyolojik yaşamını ve çeşitliliğini etkilemekle kalmıyor deniz ürünlerinin sağlığı üzerine de tartışmaları beraberinde getiriyor. 

MARMARA DENİZİ EYLEM PLANI 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı nihayet Marmara bölgesi kentlerini, valilikler ve belediyelerini bir araya getirerek sorunu gidermeye karar verdi. 
Etkin işbirliği sağlanmalı, uzun süreli politikalar sürdürmeli, denetlenmeli. 
Küresel etkilerin dışında denizi kirleterek bu hale getiren kanalizasyon, evsel, endüstriyel ve zirai atıklar sorununu bütüncül bir yaklaşımla, arıtmalarla çözmeyi başarmalı, bölgenin imar düzenlemeleri, nüfus artışları, yerleşim oluşumları da hep birlikte ele alınmalı. 
Marmara Denizi Eylem Planıyla denizi, balığı, eko ekosistemi öldüren ve sağlığı etkileyen bu kötü gidişe dur denilecek.

EKOSİSTEM ÖLÜRSE BALIKÇILIK DA ÖLÜR 

Yazının Devamını Oku

Deniz salyası mavi vatan'a engel

İki, üç aydan beri deniz salyası haber ve yorumları yapılıyor. 

Deniz salyası nedir ki? 
*  
Efendim, Marmara Denizi’nin özellikle kıyı bölgelerine suyun üzerini halı gibi kaplayan sümüğe benzeyen, jel kıvamında peydahlanan organik bir katmanı konuşuyoruz.  

Deniz ve göllerdeki ortam şartlarına tepki olarak, mikroskobik bitkimsi canlıların, fitoplankton denilen mikro alglerin aşırı çoğalmasıyla ürettikleri salgıya bilim insanları müsilaj diyorlar. 
Deniz salyası ya da müsilaj... 

Yazının Devamını Oku

Toprak, gıda, su sağlık korunmalıdır 

Günümüz sorunlarının çoğu doğa ve çevre kaynaklı.  Doğal kaynakların yönetilmemesi sorunuyla karşı karşıyayız.  Hem yönetilemiyor hem de zarar veriliyor. 

Türkiye hızla kuraklaşıyor, bu büyük bir problem. 
Yıllık yağış miktarı yıldan yıla azalıyor. Beklenen yağışlar, zamanında gelmiyor, ürünler ‘yanıyor’, üretim düşüyor.  
‘Su kenti’, tarım ve gıda başkenti Bursa da bunu yaşıyor.  

SUYA ULAŞMAK  

Yeraltı su kaynaklarımız alarm veriyor.  
20 yıl önce 20-30 metreden su çıkan yerlerde şimdi 130-140 metrelere inmek gerekiyor. Ova yer altı suyu tehlike seviyesinde.  

Yazının Devamını Oku

19 Mayıs 1919; Mirasa saygı yapılanlara vefa

Dün, milli egemenlik mücadelesinin ‘ilk adım’ının atıldığı günün yıl dönümüydü.

102 yıl önce, egemenliğini yitiren Osmanlı devletine el koyan, işgal kuvvetlerinin yönetimindeki başkent İstanbul’dan bir vapur içerisinde; Mustafa Kemal Paşa, 22 subay, 25 er ve erbaş, 8 katip ve 21 gemi personeliyle yol alır ve 19 Mayıs 1919’da Samsun’a varır. 
Hedef belliydi;  
“İşgal edilen Osmanlı imparatorluğu içerisinden bir Türk devleti çıkartmak!” 
Türk milletinin bağımsızlık hikayesinin tarihi bile estetik; 19 Mayıs 1919… 

ONA BORÇLUYUZ 

İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan başta olmak üzere istilacı devletlerin heveslerini kursaklarında bırakan, hayallerini yıkan Mustafa Kemal Atatürk, az sayıda ki arkadaşıyla; Libya, Mısır, Filistin, Suriye, Yemen, Arabistan, Balkan, Rumeli, Kırım, Kafkas ile öz yurdumuz Anadolu coğrafyalarında Çanakkale’den Kars’, İzmir’den Gaziantep’e kadar onlarca kentimizde yıllarca süren savaşlarla adeta nüfusu kırılıp, yok olmaya giden, hasta ve yorgun garip Türk insanını ‘ya istiklal, ya ölüm’ parolasıyla ayağa kaldırmayı başardı. 

Yazının Devamını Oku

Hekim göçü hızlanıyor emekli hekimler göreve çağrılıyor

Kamuoyu fazla ilgilenmedi ama Sağlık Bakanlığı ilk defa hekimler için ‘65-72 Yaş Yeniden Atama Kurası’ düzenledi. Sağlık Bakanlığı’ndan emekli olmuş veya yaş haddinden emekli edilmiş tabip ve uzman tabiplerin atamaları 24 Mayıs’ta yapılacak.

Devletin çok hekime ihtiyacı var.
Sadece hekim değil, hemşire ve diğer alanlarda sağlık çalışanı açığı oluşmuş.
Kamu hastanelerinde hizmetlerin daha etkin verilmesi için binlerce doktor, hemşire ve sağlık personeli gerekiyor. Sayısal eksiklik bir yana, pandemi sürecinde sağlık çalışanlarının tamamı bitap düştü. Moral ve motivasyonları kayboldu, stres, kaygı, yorgunluk, yılgınlık ve tükenmişlik ön plana çıktı.

HEKİM AÇIĞI MI VAR?

Yüzlerce sağlık çalışanını COVID-19’a kurban verdik, şehit oldular. COVID’e yakalananlar da hasta hasta çalışmaya devam ediyorlar.
*
Hekim açığı nasıl oluştu?

Yazının Devamını Oku