GeriDr. Hüseyin H. SERDAR Pandemi uzun sürecek
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Pandemi uzun sürecek

COVID-19 pandemisi hakkında her gün yeni bir şey söyleniyor, çarpıcı iddialar ortaya atılıyor, hikayeler uyduruluyor. 

 

COVID’in suyunu çıkardık... 

Okumuşlar, mektep medrese görmüşler, eğitimliler, sosyoekonomik düzeyi iyi olanlar işin ciddiyetini biliyorlar. Biliyorlar ama sıra tedbirlerin uygulamasına gelince büyük çoğunluk yan çiziyor. 
Havalı, pahalı ve sosyetik mekanları tıklım tıklım dolduruyorlar. Bademli ve Özlüce’nin restoranları, kafelerine bakınca anlaşılıyor.  
Sahiller ve plajlarda farklı değil... 

SEMTTEN SEMTE ANLAYIŞ FARKI 

Eğitimsizler, göçle gelenler kentin varoşlarında tutunup hayat kavgası verenler, açlık sınırının bir tık yukarısında yaşayanlara bakıldığında onların da hiçbir şeyi umursamadıklarını, virüsü ve ölümü dikkate almadıklarını görürsünüz. 
Karapınar, Esenevler, Şirinevler, Mevlana, Ulus daha onlarca mahalle. 
Bursa iliyle, ilçesiyle böyle de diğerleri farklı mı? Değil elbette... 
Bursa’nın Yıldırım ile Nilüfer’i, Ankara’nın Çankaya ile Sincan’ı, İstanbul’un Başakşehir’i ile Esenyurt, İzmir’in Karşıyaka ile Karabağlar bir olur mu?.. 

Bölgeden bölgeye, kentten kente, semtten semte halkın sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik farkllılıkları, yaşam biçimleri koronavirüs salgını mücadelesini olumlu ya da olumsuz olarak etkiliyor. 
Bu durum o kadar net ki... 
Vatandaşlarımız hala olayın ciddiyetine sahip değil; hele daha çok sorumlu olması gereken yöneticilerin, idarecilerin halleri!.. 
Düğün dernek gırla... 

SAĞLIK ÇALIŞANLARI PERİŞAN 

Sağlık çalışanlarının tümü endişeli, korkuyorlar, sosyal hayatları, aile yaşamları çökmüş, hayatları kararmış durumdalar. 
Pandemiyle mücadelenin sadece tedavi edici tarafında kalan hekimler, hemşireler, diğer sağlık çalışanları, idari personeller, temizlik görevlileri yoğunluğun, kalabalığın, kargaşanın, düzensizliğin, yetersizliğin altında eziliyorlar. 
Yazıktır, günahtır... 

Geçtiğimiz günlerde bir hastaneye uğradım, cerrah arkadaşımın yaşadığı paniği ve gözünde ki korkuyu gördüm. Dehşet bir şey... Ölüm korkusu denilen cinsten... Acil bir ameliyata girmiş, hastanın COVID pozitif olduğu anlaşılmış!.. 
Acil ameliyat işte... 
Daha nice acı öykü var konuşup yazamadığımız! 

Sağlık çalışanları bir yandan salgınla mücadele ediyorlar, bir yandan da azgınlaşan terörle... 
Sağlık çalışanına, hekimlere yönelen terör!.. 
Bir fotoğraf var.., O fotoğraf varya o fotoğraf, her şeyi bir güzel özetliyor. 
Başkent Ankara’da, ateşli silahla yaralanan bir hasta Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’ne getirilir. Resüsitasyon (canlandırma) bölümünde müdahale edilir, ancak kurtarılamaz ve ölür. Kalabalık hasta yakınları, saldırıya geçerler. Cam çerçeve dökülür, ortalık dağıtılır, dışarıdan polis ekipleri gelir, sağlık çalışanları içeride kapıları kapalı tutarak saldırgan hasta yakınlarını engellemeye çalışırlar... 
Feci bir durum!.. 

Saldırganlara karşı sağlık çalışanı arkadaşların yaşadıkları panik, endişe ve öldürülme korkusu nasıl telafi edilebilir? 
Buna kimsenin hakkı yok! 
Böyle gitmemeli. Bunun önüne geçilmeli. 
Doruğa çıkan terör süslü laflarla da önlemez. 
Söz bitti.  
Önerim şudur; 
Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri hastane, aile sağlığı merkezleri ve tüm ve sağlık alanlarında meydana gelen şiddet olaylarında faillere uygulanan cezaları ağırlaştırmalı, paraya çevrilmesinin ve ertelenmesinin yolu kapatılmalı, denetimli serbestlik uygulamasından yararlandırılmamalı ve af kapsamına alınmaması şeklinde yeniden düzenlenmeli. 

HEKİMLER ŞEHİT SAYILMALI

Bir yanda COVID-19, diğer yandan da sağlıkçılara yönelen terör onlarca doktorun ve sağlık çalışanının vefatına yol açtı.  
Yeri gelmişken artık yüksek sesle ifade etmeliyiz, COVID pandemisinde adeta cephenin en ön saflarında savaşan ve hayatlarını kaybeden hekimlere ‘Şehitlik’ statüsü verilmeli, sağlıkçılar bu onurdan yararlandırılmalı. 
Bunu hak ediyorlar. 

Doktorların can güvenliği sağlanmadan toplum sağlığının korunamayacağı bilinmeli, buna göre yeni uygulamalar geliştirilmeli. 
Bu anlaşıldı, peki methiyeler dizmeye, güzellemeler yapmaya kalktığımızda öve öve bitiremediğimiz ‘asil millet’e ne oldu? 
‘Bu millet’ nasıl bu kadar saldırgan ve şiddet yanlısı oldu?.. 
‘Ümmet’ niçin hoşgörü ve merhamet duygularını kaybetti? 
Bunun üzerinde çalışmak devlet ve hükümet görevlilerine düşüversin... 

TABİP ODASI DİYOR Kİ 

Ülke olarak büyük bir salgınla mücadele ediyoruz. Başta sağlık çalışanları olmak üzere kamu ve özel sektörün ilgili yapıları da bu çabaya destek oluyorlar. 
Emniyet ve Jandarma’nın da gayretini dile getirmeliyim. 

Halk desteğinin yetersiz kaldığı, bunu olumsuz durumu düzeltmeden koronavirüs salgınıyla başa çıkmanın gecikeceğini söylemekle sanırım moralleriniz bozulmaz!... 
Umut bağladığımız aşıyı bekliyoruz ama pandemi en az 1-1 buçuk yıl daha etkisini şiddetli bir biçimde göstereceğini hatırımızdan çıkartmayalım... 

Geçtiğimiz günlerde Bursa Tabip Odası seçimleri yapıldı. Sınıf arkadaşım sevgili Doç. Dr. Alpaslan Türkkan başkan seçildi. Hem kendisini tebrik etmek hem de salgını konuşmak için ziyaret ettim. Şehit hekimlerimizi, Bursa’mızı, ülkemizi ve dünyayı konuştuk. Öğrencilik yıllarımızı, hocalarımızı yâd ettik. Eğrileri, doğruları tartıştık. 

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalında Öğretim Üyesi olan Türkkan, “Ekip anlayışıyla sağlık sistemi çok büyük bir mücadele veriyor. Onlarca meslektaşımızın, sağlık çalışanının virüse karşı ön saflarda savaşırken hayatlarını kaybetmesi bizleri üzüyor. Hekimlerimiz ve tüm sağlık çalışanlarımız büyük bir fedakarlık içerisinde çalışıyorlar. Kendi canlarını değil, halkın sağlığını düşünüyorlar. Bu fedakarlık toplumun ve yönetimin her kademesinde takdir görmeli. Saldırı ve şiddet olaylarını anlamlandırmakta güçlük çekiyoruz” dedi.
COVID-19 pandemisinin etkilerini bir yıldan daha uzun süre göstermeye devam edeceğini söyleyen Türkkan, “Ülke kaynaklarını yerli yerinde değerlendirmeli. Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının çalışma şartları iyileşmeli, istifaların önüne geçilmeli, hemşire ve personel alımı yapılmalı, yatak ve yoğunbakım ünitelerinin kapasiteleri artırılmalı. Kapatılan hastanelerin yeniden açılması gündemde olmalı. BTO olarak İl Hıfzıssıhha Kurulu’nda görev alarak halkımızın sağlığın korunması için birikimimizin kullanılmasını istiyoruz. Meslektaşlarımızdan gelen bilgilere göre vaka sayılarının söylenenden daha fazla olduğunu ifade edebilir, bazı hastanelerde yatak sıkıntısının çekildiğini söyleyebilirim. Toplumun doğru bilgiye ulaşmasıyla COVID-19 pandemisine karşı daha etkili olacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. BTO olarak bu süreçte üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz” şeklinde görüşlerini açıkladı. 
Sayın Türkkan mücadelenin röntgenini çekmiş, söylediklerine kulak verilmeli. 

Odamızdan elimiz boş çıkmadım, çok değerli bir çalışma olan Multidispliner COVID-19 kitabını emeği geçen tüm meslektaşlarımıza teşekkür ederek aldım.

X

İş sağlığı ve güvenliği iş kazalarını önler 

Bir iş inanarak yapılmalı. Yapıyormuş gibi yapmamalı... 


Başa gelen bütün aksiliklerin altında böyle bir yaklaşımlar var; 
Yapıyormuş gibi yapmak. 
Yapılıyormuş gibi göstermek... 

İşleri usulünce, kural ve kaidesine göre yapıyor muyuz? 
‘Evet, yapıyoruz’ diyebilen kaç sanayici, kaç İSG profesyoneli, kaç eğitimci, kaç yönetici çıkar ortaya acaba? 

FABRİKADA PATLAMA 

Yazının Devamını Oku

İşgal edilen kaldırımlar ve kırık camlar!

Aman bana ne! Bana zararı yok ki! Romanya’nın ufak bir şehrinde, İnegöl kadar bir kentinde bile kaldırıma birkaç masa, sandalye atan esnaf bile belediyeye her ay 250-300 Euro ödeme yapıyor.

Bursa‘da ise durum tamamen kontrolden çıkmış durumda. 
Her yer işgal altında.  

ADIM ADIM İŞGAL 

Denetim, kontrol, kural, yaptırım, ceza hak getire... 
Tüm yaya yolları, kaldırımlar parsellenmiş. 
Bunun adı işgal. 

Yazının Devamını Oku

Okulda salgın, hamileye aşı ve...

Hayatı normalleştirme çabalarıyla doğrultusunda yüz yüze eğitime geçildi. Başka alanlar için farklı yorumlar yapılabilir ama eğitim her koşulda devam etmeli. 

Sınıf mevcutlarının azaltılması, derslik, laboratuvar, spor salonu, kantin, tuvalet, bahçe ve etkinlikler için tıbbi gerçeklikler dikkate alınarak düzenlenmesi, maske, dezenfektan ve temizlik malzemesi tedarikleri, temizlik görevlisi sayılarının artırılması, öğrenci servislerinin önlem kurallarına uymalarının sağlanmasıyla okullar açık kalmalı. 
Akıl ve bilim ile okul sağlığı korunmalı. 

Salgını, idari bakış değil ancak koruyucu sağlık yaklaşımları durdurabilir. 
Sınıfların kalabalık oluşu büyük sorun.  
Bir öğrenci Covid-19 hastası olsa karantina ve izolasyon kararı alınmıyor, öğrenime devam ediliyor. İki öğrenci hasta olursa sınıf kapatılıyor, öğrenciler evlerinde karantinaya alınıyor. 

OKULDA COVID

Yazının Devamını Oku

Haydi Türkiye göreyim seni

Okullar açıldı, öğrenciler öğretmenleriyle buluştu. Her yer cıvıl cıvıl, kentler canlandı. Trafik fena sıkışıyor ama olsun, çocukların eğitiminin yüz yüze, sınıf ortamında olması işin ruhuna uygun. 

Eğitim sancılı, eğitim sorunlu. 
Derslik sayısı yetersiz, sınıflar çok kalabalık. 
Okulların çoğunda spor salonu, laboratuvar ve bahçe yok. 
Velilerden hala temizlik, dezenfektan, A4 kağıt gibi çeşitli ihtiyaçlar adı altında para alınıyor. 
Güvenlik ve temizlik görevlileri için bile ‘pamuk eller cebe’ deniyor. 

Yazının Devamını Oku

 Kışa girerken hava kirliliği  

Akşam serinliği üşütmeye de başladı.  Hem eski, hem de yeni takvime göre mevsim artık sonbahar.

Eski takvim derken, Miladi’ye göre 13 gün geriden gelen, bu toprakların ‘Rumi’sinden bahsediyorum. Miladi takvimde ayın 14’ü olduğunda Rumi’de ayın 1 ‘i oluyor.  

TAKVİMLERİN DİLİ 

Rumi takvime Kocakarı takvimi diyen de çoktur. 
Rüzgarları, soğukları, yağmurları, fırtınaları, gündönümleri, cemreleri, mart 9’ları, april 5’leri, kırkikindi yağmurları, hıdırellez’leri, zemheri soğukları, daha nicelerini biliriz. 
“Korkma zemheri kışından, kork nisan’ın beşinden, öküzü ayırır eşinden.” 

Meteorolojik gelişmeleri takvimlerden takip etmek, haberdar olmak merak işi olsa da denizciler, balıkçılar, havacılar, çiftçiler, turizmciler, gezginler ve kampçılar için rehber, hatta iyi bir erken uyarı sistemidir. 

Yazının Devamını Oku

Eğitimde istenen başarı yakalandı mı?

Gelişmenin yolu eğitimden geçiyor. Bilişim ve yazılımda, teknolojide, gıda, tarım ve hayvancılık, endüstri ve sanayide, sağlık, tıp, eczacılık, veterinerlik, yol, köprü, baraj, inşaat, medya, ulaşım ve haberleşme alanlarında ilerleme isteniyorsa, bunların da yolu eğitimden geçiyor. 


Sanat, kültür, spor, estetik kavramlarının, doğa ve çevrenin korunması, canlı ve cansız tüm varlıklara verilen değerin, el sanatları, imalat, bakım hizmetlerinde de nitelik aranıyorsa; doğruluk, dürüstlük, iyilik, dayanışma, yardımlaşma, ahlak, erdem, gurur, saygı, sevgi ve etik değerler aranıyorsa bunların da yolu eğitimden geçiyor. Sanat, kültür, spor, estetik kavramlarının, doğa ve çevrenin korunması, canlı ve cansız tüm varlıklara verilen değerin, el sanatları, imalat, bakım hizmetlerinde de nitelik aranıyorsa; doğruluk, dürüstlük, iyilik, dayanışma, yardımlaşma, ahlak, erdem, gurur, saygı, sevgi ve etik değerler aranıyorsa bunların da yolu eğitimden geçiyor. 

YAŞAM KALİTESİ VE EĞİTİM 

Bir toplumun yaşam kalitesi de tamamen eğitimle ilgilidir. Her işin başı sağlıktır ama onun için de iyi bir eğitim gerekiyor. 
Değerli bir yaşam için kaliteli bir eğitim anlayışına ve sistemine ihtiyaç var. Eğitimi desteklemeyen, iyi bir yöntem geliştirmeyen, gerekli olan eğitici ve öğreticileri, ustaları yetiştirmeyen, yeterli sayıda bulunduramayan, derslik, laboratuvar, bahçe, spor ve müzik salonlarını hazır edemeyen, araç gereçleri ve okulları, fiziki yapıyı tamamlayamayan, akla, demokrasi ve hukuka dayalı bir akademik öğretimi inşa edemeyen bir ülke gelişme ve kalkınmasını asla sağlayamaz. 

BİLİM YOLU 

Öğretmenler ve eğitimciler çocuklar için ışık olacak.  Akademisyenler o ışığı sonsuz bir aydınlığa dönüştürecek. Doktorlar, sağlık görevlileri nesilleri bedenen, ruhen ve sosyal yönden iyi hazırlayacak, mühendisler, mimarlar, teknik meslekler sağlıklı hayat için akıl ve bilimin aydınlığında inşa edecek, yaratıcı olacaklar. Bilimin yolundan yürüyecekler. 

Yazının Devamını Oku

Tarihi Cuma Pazarı, Yörük Türkmen gelenekleri  

Geçmişini yüzyıllara yaslamış, yeterince de tanınmamış bir mekana, Cuma Pazarına düştü yolumuz. 


Dile kolay, 500 yıldır varlığını sürdürüyor. Yapının en dikkat çekici yanı çatısı. Kocaman çatı yüzyıllık ağaçlardan, karışık ve ilginç ustalıkla yapılmış. 

Bu çatının altında eski yıllarda çarşı kurulurmuş. Bildiğiniz AVM gibi… Giyimden tarım araçlarına, incik boncuktan yeme içmeye kadar, onlarca esnaf tezgah açarmış.  
Civar köylerin ve bölge insanlarının bir nevi buluşma noktasıymış.  

TARİH KOKULU PAZAR  

Zaman değişmiş. Değişince de burada her hafta kurulan hayvan pazarında sadece kavurma ve güveçler yapılmaya başlanmış. 

Yazının Devamını Oku

Büyüyen kent Bursa’nın projeleri tamamlanıyor

Bursa’da birçok proje tamamlanma aşamasına geldi. Halkın yaşamına doğrudan etki edecek işler bunlar.

Eleştiriyoruz, çarpık çurpuk diyoruz ama Bursa hala çekici bir kent. 
Tarihi ve doğal yapısıyla, tarım ve endüstrisiyle, konumuyla sadece ülkemizin değil, Balkanların da önemli bir kentidir.  
Yüzü batıya dönük kent son zamanlarda aldığı anormal Suriyeli Arap göçüyle de dikkat çekiyor. Adeta kentin tam merkezinde, Çarşamba’da ‘getto’larını kurdular. Çarşamba tam bir Arap şehri olmuş…  

BÜYÜYEN KENT BURSA 

Birkaç yıl sonra nüfusu 4 milyon olacak bir zamanların ‘yeşil Bursa’sı kendisini yenilemeye, geleceğini kurmaya, insanlarını mutlu etmeye, huzur yerleşimi olmaya odaklanmalı. 

Yeşil Bursa’dan Beton Bursa’ya evrilmenin ayıbını yaşarken panoramik bir yaklaşım ile Bursa’nın en büyük üç merkezi ilçesinden ikisi Yıldırım ile Nilüfer Belediyeleri sanki bu kentin belediyeleri değil görüntüsü veriyorlar. 

Yazının Devamını Oku

Hazır olalım büyük acılar çekmeyelim

Hafızalarımız ve hatıralarımız bırakmaz bizi;- Kimse yok mu?- Sesimi duyan var mı?- Nerede bu devlet?

Sormuyoruz efendim, siz bakmayın o soru işaretlerine, bunlar soru değil...
Bunlar insanlığın tüm zamanlarda, dil, din, inanç, ırk, milliyet, cinsiyet farkı olmaksızın her ülkede imdat, yardım ve beni kurtarın feryatlarıdır.
Çaresizliğimizdir.
Yardım edin çağrımızdır.
Help, Help, Help’imizdir.

YARDIM ÇAĞRILARI

Depremden bahsedeceğiz ama önce orman yangınlarından iki satır edelim.

Yazının Devamını Oku

Bursa yangına ve depreme hazır mı?  

Deprem, yangın, sel, heyelan, çığ, taşkın, endüstriyel kazalar, toplu ani göçler, nüfus hareketleri gibi afet ve acil durumlarla mücadelede etkin ve organize olunmalı. 

Bunun için AFAD var. 
Yeni planlamalar, çalışmalar, hazırlıklar yapıldı, TAMP dönemi başladı.  
TAMP; Türkiye Afet Müdahale Planı… 

AFAD, TAMP Projesinde de İçişleri, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme, Sağlık, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çevre ve Şehircilik, Aile ve Sosyal Politikalar, Gıda Tarım ve Hayvancılık, Maliye Bakanlıkları ve Türk Kızılayı birlikte çalışıyor. 

28 hizmet grubu oluşturan AFAD, kurumun web sitesinde diyor ki;  “Afet ve acil durumlara çok daha hazırız. Daha kısa zamanda, daha geniş alanda, daha çok hayat kurtarılacak. Kaynakların etkin kullanımı ile müdahale çalışmaları hızlı bir şekilde gerçekleştirilecek. Ekonomik ve sosyal kayıplar en aza indirilecek. Kesintiye uğrayan yaşam faaliyetleri en kısa sürede normale dönecek.” 

BURSA AFETLERE HAZIR MI? 

Yazının Devamını Oku

Bilime ve eğitime inanmalı 

İnsanlığı huzur, mutluluk ve refaha bilimin aydınlık kavuşturur. 

Bugün insanlar önce ki yüzyıllarda olduğu gibi ortalama 40’ında, 50’sinde yaşamlarını yitirmiyorlarsa bunu sağlayan en önemli etken o aydınlık yoldur. 
Özellikle tıp ve sağlık alanı…  Aşılar, ilaçlar, serumlar.  Sağlık destek elemanları. Teşhis, tedavi ve laboratuvar, girişim teknikleri.  Bulaşıcı hastalıkların azalması. Biyonik ve robotik cihazlar, donanımlar.  Her alanda kendini gösteren ileri teknolojiler… 

BİLİM DÜNYASININ BAŞARISI 

Efendim, Covid-19 bulaşıcı hastalık değil mi? 
Evet, bulaşıcı ve öldürücü…  
Ancak dünya bilimin ve tekniğin o ışıklı yolunda ilerlemeseydi, geçen yüzyılda İspanyol gribinde olduğu gibi 50-100 milyon değil, 500 milyon ile 1 milyar insanın ölümüne sahne olurdu. Bu pandemide, bir buçuk yılda 4-5 milyon insan kaybı ile bugüne gelmek başarıdır. Ve bu başarı tek kelimeyle bilim dünyasına aittir. 

Yazının Devamını Oku

Afetler sebepsiz değil

Son zamanlarda doğu Karadeniz’den haberler yapılıyor. Havadisler ağırlıklı olarak Rize ve Artvin’den geliyor. Havadisler de yüz güldüren cinsten değil.

Çoğunlukla ağaçların kesilmesi, ormanların yok edilmesi, doğal yapının değiştirilmesine karşı bölge halkının tepkisi ve direnişini içeriyordu. İnsanlar müteahhitlere karşı doğa ve çevreyi savunuyor, yaşam alanlarının tahribatına itiraz ediyorlardı.
Derelerin taşması, evlerin ve köprülerin yıkılması, iş yerlerini su basması.
Yani sel, taşkın, heyelan ve ölümler.
Haberlerinin en üzücü yanı elbette can kayıpları.
Yurttaşlarımız ‘tabi afetler’ ile ölüyorlar…
*

Yazının Devamını Oku

Bizim diyarlar, yaylalar yaylalar 

Ülkemizin her köşesi, bizim diyarlar cennet. Doğu Anadolu’sundan batısına, kuzeyinden güneyine, bir ucundan diğer ucuna… Tabiatıyla, tarihi ve kültürel değerleriyle eşsiz bir coğrafyada yaşıyoruz.  

Bayramı, ardından gelen haftayla birleştirip doğu Karadeniz’de gezi yapmayı planlıyordum. Evdeki hesap çarşıya uymadı, yeğenimin düğünü bayram öncesine denk geldi.  
Erkenden Trabzon’a geldim.  

MERKEZ EL DEĞİŞTİRMİŞ 

Çocukluğumuzun geçtiği Trabzon’un da birçok tarihi kent gibi hem olumlu, hem olumsuz yönde değiştiği belli oluyor. 
Kentler de insanlar gibi değişim yaşarlar. 

Yazının Devamını Oku

Nuri Bey’in üniversiteli çocukları

Nuri Bayraktar’ısizlere ‘babalar günü’nde tanıtmak isterdim ama kurban bayramına denk geldi. Örnek bir babanın çocuklarını yetiştirmede gösterdiği azim ve kararlılığı, fedakarlığı sohbet kıvamında bir röportaj ile yansıtmaya çalışacağım.

Zaten anne ve babalar kendilerini ihmal edip, iyi yetişmeleri için hayatlarını çocuklarına adamazlar mı, kurban etmezler mi…

- Altısı kız, biri erkek yedi çocuk yetiştirdiğinizi, hepsinin lisans düzeyinde öğrenim gördüklerini, akademik meslekler edindiklerini biliyorum. Bunu nasıl başardınız?
- Şebinkarahisar’da dünyaya geldim. Osmanlı Türk devleti, yararlılıkları sebebiyle atalarımızı Alemdar olarak buraya, Sipahi köyüne yerleştirdi. Yörük’üz. Dokuz yaşına geldiğimde babam vefat etti. Üç kız kardeşim, ben ve annem, beş kişi olarak çileli bir yaşamımız oldu. Annem hizmetçilikle ailemizi geçindirmeye başladı. Çalışkan öğrenciydim. Tek kurtuluşum okumaktı. 1968’de İstanbul’da Yapı Sanat Enstitüsü ‘Yapıcılık Bölümü’ne kayıt oldum. Ardından Yıldız Teknik Üniversitesi (İDMMA) İnşaat Fakültesi’ne geçtim. Yetim ve yoksuldum, hizmetçi annenin çocuğu olarak okuduğumun şuurundaydım. Gece okuyup, gündüz inşaatlarda çalışarak okuluma ve aileme katkı veriyordum. İstanbul Sanayi Odası’nda ‘yevmiyeli memur’ olarak da çalıştım. İş kurdum ama tutmadı, sonra minibüs aldım, servis çektim.
 
- Okumak için ciddi mücadeleler vermişsiniz. O yıllarda, özellikle İstanbul’da öğrenci olayları da başlamıştı. Etkilenmediniz mi?
- Türkçü faaliyetlerin içerisinde oldum. Bir yandan çalışma, diğer yandan fikir hareketleri derken zaman zaman öğrenime ara verdim, okulu on yılda bitirebildim.

Yazının Devamını Oku

Bursa’dan Bosna’ya Srebrenitsa dayanışması

20. yüzyılın son büyük soykırımı 1992 - 1995 yılları arasında Avrupa’nın tam orta yerinde sahnelendi. Dağılan Yugoslavya Federasyonu’nun tüm silah ve donanımını devir alan Sırplar bu üstünlüğe dayanarak Müslüman Boşnaklara karşı taarruza geçip, katliama girişti. Üç yıl içerisinde 100 binden fazla Boşnak hayatını kaybetmişti. 

Sırplar ‘Büyük Sırbistan’ hayaliyle Boşnakları bölgede yok etmeye başladı. Onlarca köyün tüm halkını öldürdüler. Boşnaklar Hırvatlarla da savaş yaptı. Ama Sırpların hedefi sadece yok etmekti... 1995’e gelindiğinde Srebrenitsa’da silahsız sivilleri koyun gibi boğazladılar.  

Bosna Savaşı’nda Srebranitsa ile birlikte Birleşmiş Milletler, altı yerleşimi ‘güvenli bölge’ olarak ilan etmişti. Uluslararası güvenceyle koruma altına alınan Srebranitsa kenti, korumadan sorumlu Hollanda askerlerinin 11 Temmuz 1995 tarihinde Sırp milis, asker ve keskin nişancıların baskısıyla geri çekilmiş, masum halkı savunmasız bırakmıştı.  
Eli silah tutabilecek tüm erkekleri gruplar halinde işkence ile öldürüp değişik bölgelerde oluşturulan toplu mezarlara gömdüler.  
Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar güvenli bölgelere doğru kaçmaya başladılar.  
Ağır silahlarla saldıran Sırp milisler bir yandan, keskin nişancılar diğer yandan ölüm kusuyordu. Bu kaçışa ‘ölüm yolculuğu’ adı verildi.  

Yazının Devamını Oku

Marş mira

Yugoslavya dağıldıktan sonra, Avrupa’nın orta yeri savaş alanına dönmüştü. Birleşmiş Milletler de Bosna Hersek’in çeşitli yerleşim yerlerine koruma gücü yerleştirerek silahlı Sırp milis ve ordu güçlerine karşı Boşnaklar için güvenli bölgeler oluşturmuştu. 

BM koruma gücünün silahları topladığı Srebrenitsa kenti de güvenli bölgelerden birisiydi. 1995 yılının temmuz ayında burada büyük bir katliam yaşandı. 
Sırplar şehrin kendilerine teslim edilmesini istediler. Baskıya karşı direnmeyen Hollandalı BM koruma güçleri çekildiler. Sivil halk ortada kaldı.  
‘Çetnikler’, gözü dönmüş Sırp çeteleri 14 - 70 yaş arasındaki Müslüman Boşnak erkekleri toplayıp götürdüler. Çukurlara bazen diri diri, bazen de parçalayıp attılar. Sayısız ‘gizli toplu mezar’ oluşturdular. 

SREBRENİTSA KATLİAMI  

Tarihe ‘Srebrenitsa katliamı’ olarak geçen bu insanlık dramında 20 bin civarında insan katledildi. Geride kalan siviller çoluk çocuk, kadın ihtiyar canlarını kurtarmak için yollara düştüler, güvenli bölge olan Tuzla’ya ulaşmak için gece yürüdüler, gündüz saklandılar…  
Hala her yıl ceset parçaları bulunuyor ve DNA analizleriyle isimlendirmeler yapılıyor.  

Yazının Devamını Oku

Yeşil nohut sever misiniz

Birçoğunuz ‘küçükken alır yerdik, şimdi göremiyoruz ki alalım’ diyeceksiniz, biliyorum. Ben de severdim, ama göremiyordum. 

Dün Bursa’nın meşhur Cumhuriyet caddesinde yürürken sokak başında el arabasında görünce çocuklar gibi sevindim. 
Aklıma kolumun altına bir bağ nohut sıkıştırıp, koparıp koparıp yediğim Konya günlerim geldi. 
*  
Satıcıyla selamlaştık.  
Bir iki laf edebilir miyiz ağam?  
Tabii dedi, çay söyledi. 

GURURLU ‘SEYYAR’ BABALAR 

Yazının Devamını Oku

Zübeyde Hanımı’ı da yıktık! 

Bursa genelindeki tüm doğumların yarısı, yılda 14-15 bin civarında doğum ile bu hastanede gerçekleşti. 


Zübeyde Hanım Doğumevi’nin bu kentte özel bir yeri vardır, yüz binlerce Bursalı burada dünyaya gözlerini açtı.  

İLKLERİN HASTANESİ 

Bursalıların Zübeyde Hanım Doğumevi’yle duygusal bağları vardır.  
1981 yılında açılan Bursa’nın ilk branş hastanesiydi. 
Birçok ilk bu hastanede gerçekleşmişti.  
20 yıl önce ülkemizin ilk ‘bebek dostu’ hastanelerinden olmuş, genetik laboratuvarını da yine o yıllarda kurulmuştu.  

Yazının Devamını Oku

Marmara nasıl kurtulur

Her gün yeni bir olay, farklı bir gelişmeyle uyanıyoruz.Haliyle konu sıkıntısı da olmuyor. Ortaya çıkan her yeni gelişme esas mevzuyu unutturuveriyor.  

 

Türkiye güzel bir yer!.. 

Pandemiyle başlayan süreçte yaşanan olağandışı hadiselerle yıpranan insanlarımız işsizlik, geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, Türk lirasının döviz karşısında erimesi, ücret azlığı, enflasyon, atama bekleyen öğretmenler, emeklilikte yaşa yakılanlar, 3600 ek gösterge beklentisi, iflaslar, icralar, intiharlar gibi sorunlarla karşılaşıyor. Listeyi uzatmayalım… 
Ekonomik, sosyal ve siyasi yönden bir daralma yaşanıyor. Ruhsal açıdan da iyi olunmadığı aşikar, geniş halk kesimlerinin iyice daraldığı görülüyor. 


Yazının Devamını Oku

Bandırma Balık Pazarı esnafının imdat çığlığı 

Marmara denizinde yaşanan çevre felaketi birçok yönüyle etkilerini sürdürüyor.  

Tabakalar şeklinde deniz yüzeyini kaplayan müsilaj ortamın biyolojik yaşamını ve çeşitliliğini etkilemekle kalmıyor deniz ürünlerinin sağlığı üzerine de tartışmaları beraberinde getiriyor. 

MARMARA DENİZİ EYLEM PLANI 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı nihayet Marmara bölgesi kentlerini, valilikler ve belediyelerini bir araya getirerek sorunu gidermeye karar verdi. 
Etkin işbirliği sağlanmalı, uzun süreli politikalar sürdürmeli, denetlenmeli. 
Küresel etkilerin dışında denizi kirleterek bu hale getiren kanalizasyon, evsel, endüstriyel ve zirai atıklar sorununu bütüncül bir yaklaşımla, arıtmalarla çözmeyi başarmalı, bölgenin imar düzenlemeleri, nüfus artışları, yerleşim oluşumları da hep birlikte ele alınmalı. 
Marmara Denizi Eylem Planıyla denizi, balığı, eko ekosistemi öldüren ve sağlığı etkileyen bu kötü gidişe dur denilecek.

EKOSİSTEM ÖLÜRSE BALIKÇILIK DA ÖLÜR 

Yazının Devamını Oku