GeriDr. Hüseyin H. SERDAR Normalleşme çabaları cesur adımlar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Normalleşme çabaları cesur adımlar

Dünya devlerinin oynadığı satranca dahil değilken şimdi ülke olarak zor telafi edilir bedeller ödüyoruz.

 

Yaşlıların ve gençlerin içeride, diğer yaş grubunun dışarıda kalması, hafta sonları ve bayram günleri gelen sokağa çıkma yasağının devam etmesine, koronavirüs pandemisi için bir mücadele ve korunma metodu olmasına itirazımız yok.
Ama kabul edelim ki, hem kafalar karışık, hem yasak trafiği karışık.
Açık alanlarda yürüyüş yasak, çarşı pazar ve AVM’lerde dolaşmak serbest!..
İlginç...

*

Herkes canını koruma derdinde.
Bayramda bile gönül rahatlığıyla sarılıp kucaklaşamadık, el öpemedik.
Olan çocuklarımıza oldu, büyüklerin elini öpemediler, harçlık alamadılar.
Ramazanda teravih, bayram namazı yasak.
Tadı tuzu yoktu bayramın.
Yaradan bir daha böyle bayramlar yaşatmasın...
COVID-19 TABLOSU AĞIR
Koronavirüs nedeniyle 6 ay içerisinde dünyada 346 bin kişi hayatını kaybetmiş.
5 milyon 468 bin hasta tespit edilmiş.
2 milyon 253 bin kişi de hastalığı yenmiş.

*

Peki, Türkiye’de durum ne?
Mart, Nisan, Mayıs; 3 ayda 1 milyon 900 bin test çalışılmış.
159 bin kişide COVID-19 pozitif çıkmış.
121 bin 600 hasta iyileşmiş.
4 bin 400 kadar yurttaşımız hayatını kaybetmiş.
Çok acı...
Bir enfeksiyon etkeni adeta biçiyor insanları.
Bağışıklığı zayıf, akciğer, şeker, kalp ve damar hastalığı ve siagara, alkol, madde kullanımı olanları kolaylıkla etkisi altına alan virüs en çok İstanbul, Ankara ve İzmir’de etkisini hissettirdi.
YA VİRÜS, YA EKONOMİ
Virüs canları biçerken iktisadi, ticari, sosyal, kültürel, turistik ve sportif yaşamı da perişan etti.
İşsizlik, durgunluk ve iflas haberleri kimseyi şaşırtmıyor.
Dükkan ve ev kiralarının ödenmesinde sorunlar yaşandığı, bankalara kredilerin aksadığı, çek ve senetlerle ilgili problemlerin de can yaktığı biliniyor.

*

Devletin veya hayırseverlerin yaptığı yardımlar da bir yere kadar.
Kim ne derse desin ülke olarak zorlanıyoruz.
Bu kötü tabloyu acilen değiştirmeli, yeni bir kalkınma hikayesi yazmalı,
Üretim
Üretim
Üretim
İlla da üretim ile çıkmalı bu girdaptan.

*

* Tarım, hayvancılık ve sanayii ön almalı.
* Abuk sabuk vergiler kaldırılmalı.
* Üretici için kredi, sigorta, akaryakıt ve enerji teşvikleri gelmeli, halk moral bulmalı.
* Bir yandan devlet, diğer yandan da vatandaş yatırım yapmalı.
* İş alanı açmalı, ithalatı sınırlayarak yerli üretimi teşvik etmeli.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk ile yaptık bunu;
Yine yapabiliriz!
Başka bir yolu var mı?..

NORMALLEŞEREK İŞE DÖNÜŞ

Yılı yarıladık sayılır.
Haziran başından itibaren işe dönüş süreçlerini başlatıp ‘normalleşme’ için tutarlı adımlar atacağız.
Karar bu...
Zira esnaf batıyor!..
Günü birlik çalışıp, evlerini geçindirenler aylardır işsiz...

*

Evden çalışmalar bitecek.
Hasta ve engellilerin durumu yeniden değerlendirilecek.
Dört elle işe başlayacağız.

*

Sokaklara, caddelere, imalathanelere, fabrikalara dolacağız yine.
Arı gibi çalışmalı, üretmeliyiz...
Ama virüsün de şakası olmadığını unutmayacağız;
1. El temizliği ve hijyenine özen göstereceğiz,
2. Havalandırmaya dikkat edeceğiz, klima bakımı yaptıracağız, dış ortam havası kullanacağız,
3. Temas etmeyeceğiz, dokunmayacağız, sarılmayacağız ve tokalaşmayacağız,
4. Fiziksel mesafeleri koruyacağız. En az 1,5 metre kuralını uygulayacağız,
5. Maske ve eldiven takacağız,
6. Ortam temizliği ve dezenfeksiyonunu sürdüreceğiz,
7. Kalabalık yerlere uğramayacağız.

BU BİR UYARIDIR

Normalleşme süreci ile cesur adımların atıldığı bir çok faaliyetin başlatıldığı bir ortamda önlemleri ihmal edenleri uyaralım;
Kendinizin öldüğünüzü asla fark etmeyeceksiniz. Lakin sevdiklerinizin kaybına neden olarak, vicdan azabıyla yaşayabilecek misiniz?..

YA KORONAVİRÜS, YA EKONOMİ

Devlet, işverenler ve çalışanlar tüm önlemleri alacak, hayat yeniden canlanacak.
Yoksa virüs değil ama ekonomi milleti perişan edecek!..
Ya korona, ya ekonomi...

*

Salgının biraz abartıldığı, çeşitli senaryoların yazıldığı, virüs üzerinden dünya devlerinin paylaşım savaşı yaptığı ve ilginç tartışmaların devam ettiği bir ortamda önce sağlık demeliyiz.
Yüzyılda bir yaşanan bir olayla karşı karşıya kalan insanlar olarak korku ve panik tablosunu da aşmış bulunuyoruz.
Bundan sonra sanırım basit düşünüp, basit yaşayacağız...

X

Afetler sebepsiz değil

Son zamanlarda doğu Karadeniz’den haberler yapılıyor. Havadisler ağırlıklı olarak Rize ve Artvin’den geliyor. Havadisler de yüz güldüren cinsten değil.

Çoğunlukla ağaçların kesilmesi, ormanların yok edilmesi, doğal yapının değiştirilmesine karşı bölge halkının tepkisi ve direnişini içeriyordu. İnsanlar müteahhitlere karşı doğa ve çevreyi savunuyor, yaşam alanlarının tahribatına itiraz ediyorlardı.
Derelerin taşması, evlerin ve köprülerin yıkılması, iş yerlerini su basması.
Yani sel, taşkın, heyelan ve ölümler.
Haberlerinin en üzücü yanı elbette can kayıpları.
Yurttaşlarımız ‘tabi afetler’ ile ölüyorlar…
*

Yazının Devamını Oku

Bizim diyarlar, yaylalar yaylalar 

Ülkemizin her köşesi, bizim diyarlar cennet. Doğu Anadolu’sundan batısına, kuzeyinden güneyine, bir ucundan diğer ucuna… Tabiatıyla, tarihi ve kültürel değerleriyle eşsiz bir coğrafyada yaşıyoruz.  

Bayramı, ardından gelen haftayla birleştirip doğu Karadeniz’de gezi yapmayı planlıyordum. Evdeki hesap çarşıya uymadı, yeğenimin düğünü bayram öncesine denk geldi.  
Erkenden Trabzon’a geldim.  

MERKEZ EL DEĞİŞTİRMİŞ 

Çocukluğumuzun geçtiği Trabzon’un da birçok tarihi kent gibi hem olumlu, hem olumsuz yönde değiştiği belli oluyor. 
Kentler de insanlar gibi değişim yaşarlar. 

Yazının Devamını Oku

Nuri Bey’in üniversiteli çocukları

Nuri Bayraktar’ısizlere ‘babalar günü’nde tanıtmak isterdim ama kurban bayramına denk geldi. Örnek bir babanın çocuklarını yetiştirmede gösterdiği azim ve kararlılığı, fedakarlığı sohbet kıvamında bir röportaj ile yansıtmaya çalışacağım.

Zaten anne ve babalar kendilerini ihmal edip, iyi yetişmeleri için hayatlarını çocuklarına adamazlar mı, kurban etmezler mi…

- Altısı kız, biri erkek yedi çocuk yetiştirdiğinizi, hepsinin lisans düzeyinde öğrenim gördüklerini, akademik meslekler edindiklerini biliyorum. Bunu nasıl başardınız?
- Şebinkarahisar’da dünyaya geldim. Osmanlı Türk devleti, yararlılıkları sebebiyle atalarımızı Alemdar olarak buraya, Sipahi köyüne yerleştirdi. Yörük’üz. Dokuz yaşına geldiğimde babam vefat etti. Üç kız kardeşim, ben ve annem, beş kişi olarak çileli bir yaşamımız oldu. Annem hizmetçilikle ailemizi geçindirmeye başladı. Çalışkan öğrenciydim. Tek kurtuluşum okumaktı. 1968’de İstanbul’da Yapı Sanat Enstitüsü ‘Yapıcılık Bölümü’ne kayıt oldum. Ardından Yıldız Teknik Üniversitesi (İDMMA) İnşaat Fakültesi’ne geçtim. Yetim ve yoksuldum, hizmetçi annenin çocuğu olarak okuduğumun şuurundaydım. Gece okuyup, gündüz inşaatlarda çalışarak okuluma ve aileme katkı veriyordum. İstanbul Sanayi Odası’nda ‘yevmiyeli memur’ olarak da çalıştım. İş kurdum ama tutmadı, sonra minibüs aldım, servis çektim.
 
- Okumak için ciddi mücadeleler vermişsiniz. O yıllarda, özellikle İstanbul’da öğrenci olayları da başlamıştı. Etkilenmediniz mi?
- Türkçü faaliyetlerin içerisinde oldum. Bir yandan çalışma, diğer yandan fikir hareketleri derken zaman zaman öğrenime ara verdim, okulu on yılda bitirebildim.

Yazının Devamını Oku

Bursa’dan Bosna’ya Srebrenitsa dayanışması

20. yüzyılın son büyük soykırımı 1992 - 1995 yılları arasında Avrupa’nın tam orta yerinde sahnelendi. Dağılan Yugoslavya Federasyonu’nun tüm silah ve donanımını devir alan Sırplar bu üstünlüğe dayanarak Müslüman Boşnaklara karşı taarruza geçip, katliama girişti. Üç yıl içerisinde 100 binden fazla Boşnak hayatını kaybetmişti. 

Sırplar ‘Büyük Sırbistan’ hayaliyle Boşnakları bölgede yok etmeye başladı. Onlarca köyün tüm halkını öldürdüler. Boşnaklar Hırvatlarla da savaş yaptı. Ama Sırpların hedefi sadece yok etmekti... 1995’e gelindiğinde Srebrenitsa’da silahsız sivilleri koyun gibi boğazladılar.  

Bosna Savaşı’nda Srebranitsa ile birlikte Birleşmiş Milletler, altı yerleşimi ‘güvenli bölge’ olarak ilan etmişti. Uluslararası güvenceyle koruma altına alınan Srebranitsa kenti, korumadan sorumlu Hollanda askerlerinin 11 Temmuz 1995 tarihinde Sırp milis, asker ve keskin nişancıların baskısıyla geri çekilmiş, masum halkı savunmasız bırakmıştı.  
Eli silah tutabilecek tüm erkekleri gruplar halinde işkence ile öldürüp değişik bölgelerde oluşturulan toplu mezarlara gömdüler.  
Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar güvenli bölgelere doğru kaçmaya başladılar.  
Ağır silahlarla saldıran Sırp milisler bir yandan, keskin nişancılar diğer yandan ölüm kusuyordu. Bu kaçışa ‘ölüm yolculuğu’ adı verildi.  

Yazının Devamını Oku

Marş mira

Yugoslavya dağıldıktan sonra, Avrupa’nın orta yeri savaş alanına dönmüştü. Birleşmiş Milletler de Bosna Hersek’in çeşitli yerleşim yerlerine koruma gücü yerleştirerek silahlı Sırp milis ve ordu güçlerine karşı Boşnaklar için güvenli bölgeler oluşturmuştu. 

BM koruma gücünün silahları topladığı Srebrenitsa kenti de güvenli bölgelerden birisiydi. 1995 yılının temmuz ayında burada büyük bir katliam yaşandı. 
Sırplar şehrin kendilerine teslim edilmesini istediler. Baskıya karşı direnmeyen Hollandalı BM koruma güçleri çekildiler. Sivil halk ortada kaldı.  
‘Çetnikler’, gözü dönmüş Sırp çeteleri 14 - 70 yaş arasındaki Müslüman Boşnak erkekleri toplayıp götürdüler. Çukurlara bazen diri diri, bazen de parçalayıp attılar. Sayısız ‘gizli toplu mezar’ oluşturdular. 

SREBRENİTSA KATLİAMI  

Tarihe ‘Srebrenitsa katliamı’ olarak geçen bu insanlık dramında 20 bin civarında insan katledildi. Geride kalan siviller çoluk çocuk, kadın ihtiyar canlarını kurtarmak için yollara düştüler, güvenli bölge olan Tuzla’ya ulaşmak için gece yürüdüler, gündüz saklandılar…  
Hala her yıl ceset parçaları bulunuyor ve DNA analizleriyle isimlendirmeler yapılıyor.  

Yazının Devamını Oku

Yeşil nohut sever misiniz

Birçoğunuz ‘küçükken alır yerdik, şimdi göremiyoruz ki alalım’ diyeceksiniz, biliyorum. Ben de severdim, ama göremiyordum. 

Dün Bursa’nın meşhur Cumhuriyet caddesinde yürürken sokak başında el arabasında görünce çocuklar gibi sevindim. 
Aklıma kolumun altına bir bağ nohut sıkıştırıp, koparıp koparıp yediğim Konya günlerim geldi. 
*  
Satıcıyla selamlaştık.  
Bir iki laf edebilir miyiz ağam?  
Tabii dedi, çay söyledi. 

GURURLU ‘SEYYAR’ BABALAR 

Yazının Devamını Oku

Zübeyde Hanımı’ı da yıktık! 

Bursa genelindeki tüm doğumların yarısı, yılda 14-15 bin civarında doğum ile bu hastanede gerçekleşti. 


Zübeyde Hanım Doğumevi’nin bu kentte özel bir yeri vardır, yüz binlerce Bursalı burada dünyaya gözlerini açtı.  

İLKLERİN HASTANESİ 

Bursalıların Zübeyde Hanım Doğumevi’yle duygusal bağları vardır.  
1981 yılında açılan Bursa’nın ilk branş hastanesiydi. 
Birçok ilk bu hastanede gerçekleşmişti.  
20 yıl önce ülkemizin ilk ‘bebek dostu’ hastanelerinden olmuş, genetik laboratuvarını da yine o yıllarda kurulmuştu.  

Yazının Devamını Oku

Marmara nasıl kurtulur

Her gün yeni bir olay, farklı bir gelişmeyle uyanıyoruz.Haliyle konu sıkıntısı da olmuyor. Ortaya çıkan her yeni gelişme esas mevzuyu unutturuveriyor.  

 

Türkiye güzel bir yer!.. 

Pandemiyle başlayan süreçte yaşanan olağandışı hadiselerle yıpranan insanlarımız işsizlik, geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, Türk lirasının döviz karşısında erimesi, ücret azlığı, enflasyon, atama bekleyen öğretmenler, emeklilikte yaşa yakılanlar, 3600 ek gösterge beklentisi, iflaslar, icralar, intiharlar gibi sorunlarla karşılaşıyor. Listeyi uzatmayalım… 
Ekonomik, sosyal ve siyasi yönden bir daralma yaşanıyor. Ruhsal açıdan da iyi olunmadığı aşikar, geniş halk kesimlerinin iyice daraldığı görülüyor. 


Yazının Devamını Oku

Bandırma Balık Pazarı esnafının imdat çığlığı 

Marmara denizinde yaşanan çevre felaketi birçok yönüyle etkilerini sürdürüyor.  

Tabakalar şeklinde deniz yüzeyini kaplayan müsilaj ortamın biyolojik yaşamını ve çeşitliliğini etkilemekle kalmıyor deniz ürünlerinin sağlığı üzerine de tartışmaları beraberinde getiriyor. 

MARMARA DENİZİ EYLEM PLANI 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı nihayet Marmara bölgesi kentlerini, valilikler ve belediyelerini bir araya getirerek sorunu gidermeye karar verdi. 
Etkin işbirliği sağlanmalı, uzun süreli politikalar sürdürmeli, denetlenmeli. 
Küresel etkilerin dışında denizi kirleterek bu hale getiren kanalizasyon, evsel, endüstriyel ve zirai atıklar sorununu bütüncül bir yaklaşımla, arıtmalarla çözmeyi başarmalı, bölgenin imar düzenlemeleri, nüfus artışları, yerleşim oluşumları da hep birlikte ele alınmalı. 
Marmara Denizi Eylem Planıyla denizi, balığı, eko ekosistemi öldüren ve sağlığı etkileyen bu kötü gidişe dur denilecek.

EKOSİSTEM ÖLÜRSE BALIKÇILIK DA ÖLÜR 

Yazının Devamını Oku

Deniz salyası mavi vatan'a engel

İki, üç aydan beri deniz salyası haber ve yorumları yapılıyor. 

Deniz salyası nedir ki? 
*  
Efendim, Marmara Denizi’nin özellikle kıyı bölgelerine suyun üzerini halı gibi kaplayan sümüğe benzeyen, jel kıvamında peydahlanan organik bir katmanı konuşuyoruz.  

Deniz ve göllerdeki ortam şartlarına tepki olarak, mikroskobik bitkimsi canlıların, fitoplankton denilen mikro alglerin aşırı çoğalmasıyla ürettikleri salgıya bilim insanları müsilaj diyorlar. 
Deniz salyası ya da müsilaj... 

Yazının Devamını Oku

Toprak, gıda, su sağlık korunmalıdır 

Günümüz sorunlarının çoğu doğa ve çevre kaynaklı.  Doğal kaynakların yönetilmemesi sorunuyla karşı karşıyayız.  Hem yönetilemiyor hem de zarar veriliyor. 

Türkiye hızla kuraklaşıyor, bu büyük bir problem. 
Yıllık yağış miktarı yıldan yıla azalıyor. Beklenen yağışlar, zamanında gelmiyor, ürünler ‘yanıyor’, üretim düşüyor.  
‘Su kenti’, tarım ve gıda başkenti Bursa da bunu yaşıyor.  

SUYA ULAŞMAK  

Yeraltı su kaynaklarımız alarm veriyor.  
20 yıl önce 20-30 metreden su çıkan yerlerde şimdi 130-140 metrelere inmek gerekiyor. Ova yer altı suyu tehlike seviyesinde.  

Yazının Devamını Oku

19 Mayıs 1919; Mirasa saygı yapılanlara vefa

Dün, milli egemenlik mücadelesinin ‘ilk adım’ının atıldığı günün yıl dönümüydü.

102 yıl önce, egemenliğini yitiren Osmanlı devletine el koyan, işgal kuvvetlerinin yönetimindeki başkent İstanbul’dan bir vapur içerisinde; Mustafa Kemal Paşa, 22 subay, 25 er ve erbaş, 8 katip ve 21 gemi personeliyle yol alır ve 19 Mayıs 1919’da Samsun’a varır. 
Hedef belliydi;  
“İşgal edilen Osmanlı imparatorluğu içerisinden bir Türk devleti çıkartmak!” 
Türk milletinin bağımsızlık hikayesinin tarihi bile estetik; 19 Mayıs 1919… 

ONA BORÇLUYUZ 

İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan başta olmak üzere istilacı devletlerin heveslerini kursaklarında bırakan, hayallerini yıkan Mustafa Kemal Atatürk, az sayıda ki arkadaşıyla; Libya, Mısır, Filistin, Suriye, Yemen, Arabistan, Balkan, Rumeli, Kırım, Kafkas ile öz yurdumuz Anadolu coğrafyalarında Çanakkale’den Kars’, İzmir’den Gaziantep’e kadar onlarca kentimizde yıllarca süren savaşlarla adeta nüfusu kırılıp, yok olmaya giden, hasta ve yorgun garip Türk insanını ‘ya istiklal, ya ölüm’ parolasıyla ayağa kaldırmayı başardı. 

Yazının Devamını Oku

Hekim göçü hızlanıyor emekli hekimler göreve çağrılıyor

Kamuoyu fazla ilgilenmedi ama Sağlık Bakanlığı ilk defa hekimler için ‘65-72 Yaş Yeniden Atama Kurası’ düzenledi. Sağlık Bakanlığı’ndan emekli olmuş veya yaş haddinden emekli edilmiş tabip ve uzman tabiplerin atamaları 24 Mayıs’ta yapılacak.

Devletin çok hekime ihtiyacı var.
Sadece hekim değil, hemşire ve diğer alanlarda sağlık çalışanı açığı oluşmuş.
Kamu hastanelerinde hizmetlerin daha etkin verilmesi için binlerce doktor, hemşire ve sağlık personeli gerekiyor. Sayısal eksiklik bir yana, pandemi sürecinde sağlık çalışanlarının tamamı bitap düştü. Moral ve motivasyonları kayboldu, stres, kaygı, yorgunluk, yılgınlık ve tükenmişlik ön plana çıktı.

HEKİM AÇIĞI MI VAR?

Yüzlerce sağlık çalışanını COVID-19’a kurban verdik, şehit oldular. COVID’e yakalananlar da hasta hasta çalışmaya devam ediyorlar.
*
Hekim açığı nasıl oluştu?

Yazının Devamını Oku

İhtiyaçların farkında mısınız?

Ünlüler ünsüzler, artistler siyasetçiler, sanatçılar sporcular, köylüler kentliler, okumuşlar okumamışlar, baylar bayanlar, daha kimler kimler bir anda 20 yaş fotoğraflarını sosyal medyada paylaşmaya başladılar. 

Ortalık yıkılıyor. 

‘20yearschallenge’, 20’li yaşlar challenge akımı salgına dönüştü. 
Zaman tüneli gibi, 1960‘lar, 70’ler, 80’ler… 
O yılların kazakları, ceketleri, mantoları, paltoları, etekleri, bluzları, saç sakalı, makyajı, modası, daha neler neleri…  
Eski Türkiye’ye dair siyah beyaz hikayeler…  

‘20 yıllık meydan okuma’ ile kimileri “uçan 20’li yaşlar” diyor zamanın vefasızlığına, kimileri “20 yaşı hiç fark edemedim ki” diye hayıflanıyor, kimileri “20‘li yıllar hızlı geçmiş”, bir arkadaşım da şöyle yazmış, “herkes 20‘li yaşlardaki fotoğraflarını paylaşmaya başlayınca yüreğim burkuldu. 20 yaş öncesi emniyette kayboldu, 30‘lu yaşların ise cazibesi yok oldu.” 

Yazının Devamını Oku

Bursa için imar zamanı

Kentler zaman içerisinde dönüşüm yaşar.  Sadece savaşlar değil, sanayileşme, turizm, nüfus artışı, göçler de kentlerde gelişme ve kalkınmayı etkiler. Sosyal ve ekonomik yaşam kentlerdeki değişimleri hızlandıracağı gibi yavaşlatabilir de... 

Kırsal bölgelerden ve küçük Anadolu kentlerinden daha büyük şehirlere doğru olan kitlesel akın ve göçlerin etkilerini ilk önce İstanbul, Ankara ve İzmir de görmüştük.  
Ülke ilk defa böylesine bir ‘gecekondu’ gerçeğiyle karşılaşmıştı.  
Gecekondu da bir ‘varoş kültürü’ oluşturmuştu. 

Sonrasını hep birlikte gördük.  
Varoş kültürü zaman içerisinde tüm alanlarda etkilerini genişletip kentlere ve ülkeye egemen oldu. 
Yüzyıllar içerisinde gelişen kent ve kır kültürünün bir anda nasıl değiştiğine şahit olduk. 

Yazının Devamını Oku

Yarın 23 Nisan neşe doluyor insan! 

Sabah sabah yurt dışında yaşayan bir dostum aradı, ne var ne yok dedi memlekette... 

Almanya gibi sakin, şaşırtıcı bir gelişmenin olmadığı, her şeyin rutininde yürüdüğü bir ülke olsaydık cevapta basit olurdu;  
- ‘Ep aynı beyaa, ep ayni...’ der geçerdik. 
Ama burası canım Türkiyem... 

Bu memleketin ahvali nasıl anlatılabilir ki! Detay versen anlamaz, boşuna yoruluruz. Ben de kolayını seçtim; 
Atları kaybettik, 
Kargayı uçurduk, 

Yazının Devamını Oku

  Herkese COVID’li muamelesi yapmalı 

Salgın almış başını gidiyor. Günlük 60 bin vaka ile Avrupa birincisi, dünya ikincisi ülkeyiz. 


Acılar elbette sayılarla ifade edilmez.  
Durumumuzu başka türlü anlatamıyorken Kovid-19 da dalgasına bakıyor…  
Bu kaçıncı dalga?  
Sanırım 3. 
Böyle devam ederse dalgalar tsunamiye dönüşecek. 


Yazının Devamını Oku

Sıfır atık, sıfır çözüm olmamalı..!

Toprağın, suyun ve havanın kirlenmemesini sağlamak devletin asli görevleri arasında. Anayasamıza yazmışız bunu.

56. maddesinde ‘sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması’ ile ilgilidir demişiz ve; “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” diye de lafı çakmışız. 

Ödev!.. Devlete ve vatandaşa birlikte yüklenmiş. 
Çevrenin geliştirilmesi, çevre sağlığının korunması ve kirlenmesini önlemek işinin yerine getirilmesi veya yapılması kişinin vicdanından doğar.  
Yasa açısında da gerekli ve zorunlu görülen bu durum ‘iş ve davranış olarak’ devlete yüklenmiştir. 

DOĞAYI KORUMADA ROLLER 

Ödevin yerine getirilmesinde, işin gerçekleştirilmesinde roller sırasıyla şöyle paylaşılıyor; 

Yazının Devamını Oku

  Türk tipi pandemi yönetimi

 Haritalardaki kıpkırmızı hallerimize bakmayın, aslında ‘salgın böyle yönetilir’ diye ders veriyoruz dünyaya...  Büyük bir gururla buna ‘Türk tipi salgın yönetimi’ diyebiliriz!  

Birçok şeye ‘Türk tipi’ demeye nasılsa alıştık, mesela ‘Türk tipi başkanlık sistemi’ gibi. 
Hala yerli yerine oturmasa da, giderilemeyen bir takım eksiklikleri ve tıkandığı yerler olsa da sonuçta ‘Türk tipi’, bizim icadımız… 

AKIL, BİLİM VE PANDEMİ 

Pandemiyle mücadeleyi deneme yanılmayla sürdürüyoruz. 
Bilim Kurulunun bu süreçte çok etkin olduğunu iddia etmek yanıltıcı olabilir. 
Önlemler vatandaşlara güven vermedi, vermiyor. 

Yazının Devamını Oku

Kadrolu sorunumuz Yenişehir Havalimanı  

Dönüp dolaşıp yine havaalanından uçak kaldırma, sefer düzenleme mevzusuna geldik. 

Efendim;
Bursa’mızın Yunuseli Havaalanı varken zamanın rantçıları tarım kenti Yenişehir ilçemizden toprak toplamaya başlamışlar, sonra da kentin turizmini, sanayisini, ekonomisini uçurtmak propagandasıyla 1944 yılından beri askeri üs ve havaalanı olarak kullanılan tesislere ilave pist ve donanımlar yapılmasını teşvik etmişler. 
Pistler yapılmış. 
2001 yılında da “askeri - sivil havaalanı” olarak yolcu taşımacılığına başlamış. 

İLK AÇILIŞ TÖRENİ 

Bursa Yenişehir Havalimanı’nın açılışı için yapılan sade törene ben de katılmıştım. 

Yazının Devamını Oku