Kâtip arzuhalim yaz yare böyle… 

Tarihte sert uygulamalara başvuran Hızır Paşa’ya isyanını dile getiren Pir Sultan Abdal’ın ‘Katip arzuhalim yaz Şaha böyle’ eserini yıllar sonra düzenleyip seslendiren Aşık Veysel‘in seslendirdiği türkünün TRT denetiminden geçmesi zordu. Dize değiştirilip ‘Katip arzuhalim yaz yare böyle’ yapılmış, engel aşılmış. Katip arzuhalim yaz yare böyle… 

Kâtip arzuhalim yaz yare böyle…

Arzuhalci kimdir? 
Adliye, kaymakamlık, valilik, belediye, tapu gibi devlet dairelerine ya da özel kişilere başkaları için mektup veya dilekçe yazandır.
Şikayet, itiraz, istek… 
‘Bir masa, bir daktilo’ olarak gördüğümüz arzuhalcilerin hikayesi eskidir. 
Osmanlı’ya dayanır.  
1762 yılında padişah fermanıyla usule bağlanır. Loncası oluşturulur. 
Kuralı, kaidesi, imtihanı vardı, zor işmiş anlayacağımız. 

Bugün tükenen mesleklerden biri haline geldi. 
Her ilin sorunları olanı, dertlileri var.
Bir yandan eğitim seviyesinin yükselmesi ve gelişen teknoloji, diğer yandan ‘Avukatlık Kanunu’ bu mesleğin de sonunu getiriyor… 

BURSALI ARZUHALCİLER 

Bursa Adliyesi geniş ve açık bir arazi üzerine modern bir yapı olarak inşa edildi.  
Sadece ‘adliye’ dediğimiz o hakkın, hukukun sahibine teslim edildiği binalar ‘adliye sarayı’ oldular. 
Saray… 
Zenginlik, ihtişam ifadesiyle dilimize de yakıştı ama mevzu adliye sarayı değil. 

Mevzu arzuhalciler. 
Sayıları bir elin parmakları kadar. 
Adliye sarayı civarında olmaları istenmiyor.  
Sizin devriniz geçti artık, daktilonuzu, masanızı alın gidin buralardan demeye getiriliyor. 
Sıkıntıları büyük… 

Bursa’nın Arzuhalcileri eski adliyenin duvarları dibinde, köşesinde, bir büfenin önünde dilekçe yazarlar, gariban, yoksul, eğitimsiz ve muhtaç insanlara yardımcı olurlar, yol yordam gösterirlerdi. 
Hukuk bürolarına, avukatlara gitmeye bütçeleri yetmeyen insanların imdadına yetişirler, halden anlarlardı. 
Tecrübeli ve filozofi insanlardı. 

Adliye sarayının civarı rüzgara açık, soğuk ve ayaz, buz gibi bugünlerde. 
Vatandaş otoparkının girişinde ‘dilekçe’ yazıları asılmış birkaç minibüs içerisinde ekmek parası derdindeki arzuhalcileri uzaktan seyrettim. 
Gelen giden var mı diye baktım, yoktu… 

İKİ YİRMİLİK ÇIKARDI 

Kâtip arzuhalim yaz yare böyle…

Bastonuna yaslanıp, daktilosunun başında müşteri yolu gözleyen, yetmişine basamak dayamış Arzuhalci Osman Bey’e selam verip hal hatır sordum.  
İşler nasıl falan dedim, klasik laflarla muhabbeti başlattım.  
Üç çocuk okuttuğunu, evinin kira olduğunu, hasta hasta buraya geldiğini, bastonu olmasa ayakta duramayacağını söyledi. Birden elini cebine atıp, iki yirmilik çıkarttı, hepsi bu dedi, gözleri doldu. İş yok. Burada kırk elli lira alamazsam sürünürüz, nasıl yaşarız diye dert yandı.  

O arada diğer arzuhalci de sohbete katıldı. 
Yedikleri cezalardan canları yandığını, araçlarının bağlandığını, sadece kendisine 50-60 bin TL, diğer arkadaşlara da cezalar yazıldığını, İdare Mahkemeye başvurduklarını, adliyede ilgililerle konuştuklarını, bu aralar sıkıştırılmadıklarını ama bunun çözüm olmadığını söyledi. 

Yok etmesinler bizi, sahip çıksınlar, burada yer göstersinler istiyorlar.
‘Arzuhalcilik yapmak, kimlik göstermemek ve memura zorluk çıkartmaktan zabıtalar işlem yapmışlar. 

Arzuhalcilerimiz öyle sıradan insanlar değiller, okumuş adamlar, müdürlük, amirlik yapmışlar, fakülte eğitimi almışlar. 
Dilekçe sayfa sayısına göre 20 ila 100 lira arasında ücret alıp yaşam çarkını döndürmeye çalışırken garibanları da gözetiyorlarmış. Garip insanlar geliyor ‘abi, nesinden ücret alayım!’ diyorlar!.. 
Dedim ya okuma yazması olmayan, yol yordam bilmeyen, imza atamayan insanlar için sadece dilekçe yazmaz, hangi mahkemeye başvurması gerektiğini de söylerler… 

Topu topu beş kişiler. 
Geçim derdindeki bu nesli tükenen arzuhalcilerimiz kendilerine yer gösterilmesini bekliyorlar.
Merhametli bir insan olduğunu işittiğim Milli Emlak Müdürümüz uygun bir yer gösterip, sorunu çözer diye düşünüyorum. 
Modern dünyanın yasaları arzuhalcilerimizi sıkıştırıyor.  
Bursa Barosu’da bunca sorunun arasında üç beş insan ile uğraşmaz herhalde... 

BEN DE KARDAN ADAM YAPACAĞIM 

Kâtip arzuhalim yaz yare böyle…

Kar, kış, kıyameti yaşadık birkaç gün. 
Kar Bursa’ya ne de güzel yakıştı ama… 
Toprak suya kanacak, sadece barajlar değil yer altı su seviyeleri de yükselecek. 

Bursa’nın en güzel köşelerinden olan Kültürpark’ta gezintiye çıktım. 
Çocuklar ne kadar da mutlu, soğuğa aldırış etmeden kartopu oynuyorlar, kardan adam yapıyor.
Gençler fotoğraf çekiliyor, kardan adamla öz çekim yapıyorlar. 

İÇİMİZDEKİ ÇOCUKLAR 

Uzaktan bakınca baba ve kızın kardan adam yaptığı görünüyor. 
Yaklaştığımda genç kızımız babasına, 
- Baba bırak ben yapayım diye birkaç kez söylendiğini duyunca durup izlemeye başladım. Baba kendini kaptırmış neşe içerisinde kardan adamın kaşını gözünü yapıyor, kızımız da ha bire “baba ya, bırak ben yapayım” diye seslenmeye devam ediyordu… 
Dayanamadım, şakayla karışık babaya; 
- Bırakta çocuk yapsın! dedim… 
Baba ne cevap verse beğenirsiniz? 
- Ama ben de çocuğum..! 
Böyle bir cevap gelince hepimiz birden gülmeye başladık tabi…  
Yaşımız ne olursa olsun içimizde daima bir çocuk vardır. Onu hiç büyütmeyelim, hep çocuk kalsın… 
Sevgili baba Ramazan beye ve güzel kızı Sudenur’a sağlıklı, neşeli ve mutlu bir yaşam dilerim. 

 VETERİNER HEKİMLER VE AŞI 

Kâtip arzuhalim yaz yare böyle…Geldi gelecek derken COVID-19 aşısı gecikmeyle de olsa geldi ve tüm sağlık çalışanları ‘öncelikli statü’ ile aşılarını olmaya başladılar. Diş hekimleri, eczacılar ve bu alanın çalışanları da aynı öncelik içerisinde bu kapsamda aşılarını yaptırıyorlar. 

Sağlık Bakanlığı bürokrasisi sağlık sistemimizin önemli unsuru olan veteriner hekimlerimizi ve bu sahanın çalışanlarını öncelikli statüye almadı! 

Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konsey Başkanı sevgili dostum Ali Eroğlu bu yanlışlık ve ihmalin düzeltilmesi konusunda Sağlık Bakanlığı’nın ilgilileriyle görüşmeler yapıyor.  
Sayın Eroğlu ‘COVID-19 aşısının uygulanmasında kamuda, özel sektörde çalışan ve mesleğini serbest olarak icra eden veteriner hekim meslek grubunun öncelikli ve riskli grup olarak değerlendirilerek ilk etapta aşılanması, COVID-19 enfeksiyonunun bulaşma riskinin azaltılmasına ve söz konusu salgının eradikasyonuna önemli ve ciddi katkılar sağlayacaktır’ diyor.  
Veteriner hekimler ülkemizin sağlık çalışanlarıdır.  
Veteriner hekim kökenli virologlarımızın yerli COVID-19 aşı çalışmaları yaptıklarını görmezden gelebilir miyiz? 

Ayrım yapmaksızın tüm sağlık çalıyanlarına aşı yapılmalı ve bütünlük zarar görmemeli.

X

Kim engelli olmak ister

El kol, ayak bacak, kafa kalça. Kıran kırana… On günce yağan kar yolları kapatıp trafiği, ulaşımı kilitlemeye yetti. Hazırlıksız mıyız, yoksa gamsız mıyız bilemiyorum. 

Hastane acilleri buzda düşüp yaralananlar ile doldu. 
Kırıklar, çıkıklar. 
Yaralananlar ölenler. 
Alçılar, ateller, askılar. 
Koltuk değnekleri, tekerlekli sandalyeler. 
Sedyeler, ambulanslar, tabutlar… 

Yazının Devamını Oku

Kar yolları kapadı YSİ niye kapatıldı?

Bekliyorduk.Hem de dört gözle, hatta mecburduk.Barajlar alarm veriyordu.Su kaynaklarımız hızla tükeniyordu.Özellikle yeraltı suyu... Çekildikçe çekilmişti.

Bursa ovalarında 20 yıl önce 30-40 metreden gürül gürül çıkan su, son yıllarda ancak 140-150 metrelerde yakalanıyordu.
Durum o kadar kritik yani.
Yeraltı suyunu da hoyrat ve kontrolsüz kullandık.

SU KAYNAKLARINA DOKUNMA

Su kaynaklarına doğrudan müdahale etmemek gerek. Dokunulacaksa uygunsuzluk yapanlara dokunulmalı!..
- Ruhsatlı ya da ruhsatsız açılan kuyular,
- Bilinçsiz tarım sulaması,

Yazının Devamını Oku

Bir yanda lodos, diğer yanda virüs

Kaç gündür tüm kuvvetiyle esen rüzgar sinirlerimizi bozmaya devam ediyor. Lodosun Bursa ve bölge kentler için özel bir yeri var.  

Birkaç gün estirdiğinde havayı tertemiz edip manzarayı güzelleştirir. Görüş açımızı genişletir. 
Dağlarda zar zor biriken karları eritiyor.  
Gözüm Uludağ’ın yamaçlarındaki beyazlıklarda; ama günbegün eriyip kayboluyor. 
Çatılar uçuyor, kiremitler savruluyor, ağaçlar kırılıyor, birçok şey oradan oraya savruluyor… 
Tabii bir de uyutmuyor… 

SESSİZ ÖLÜM 

Lodos Bursa için ‘sessiz ölüm’ demektir. 

Yazının Devamını Oku

Lokanta yasak, kongre serbest! 65 yaşa özgürlük

Bir yıl önce Dünya Sağlık Örgütü-WHO yaş dilimlerini yeniden düzenledi. Buna göre;

-0-17 yaş: Ergen
-18-65 yaş: Genç
-66-79 yaş: Orta yaşlı
- 80-99 yaş: Yaşlı olarak kabul ediliyor. 100 ve üzerini de artık ileri yaşlı sayalım gitsin.
Ancak DSÖ 65 yaş’ı hala genç olarak görüyor.

ÖMÜR UZUYOR

Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri yaşam sürelerini belirliyor.

Yazının Devamını Oku

Camiler, kubbeler, minareler ve bitmeyen onarımlar

Marmara bölgesi kentlerinde geziyorum. Tatil gezisi değil, işlerimi hallettikten sonra dünya gözüyle sağı solu dolaşıyor, görüyor, anlamaya çalışıyor ve fotoğraflıyorum.Gezme, görme, öğrenme, fotoğraflama ve yazma tarifsiz bir keyif.

Yıkılmış, viraneye dönmüş bir evin önünde durup, bir zamanlar oradaki canlılığı, sevinçleri, hüzünleri hayal edip fotoğraflayıp oradan ayrılmak… Ayrılsanız bile aklınız orada tutuklu kalıyor.
Malikhane, yalı, saray,
Cami, türbe, han, hamam, kervansaray, köprü,
Çeşme, sarnıç, şadırvan,
Kilise, havra,
Mezarlık, kabir,
Çarşı, pazar,

Yazının Devamını Oku

Kömürün var mı ısınacak?

Kuraklığı konuşuyoruz. Barajların dibi göründü, göletler kurudu. Derelerin suyu çoktan çekilmişti…

Susuz bir sonbahar yaşadık. 
Bu kış da sıcak ve yağışsız geçiyor. 
Güneyi kuzeyi, doğusu batısı her bölgesiyle Türkiye yağmur bekliyor. 
Pandemi, ekonomi, bir de yağışsız mevsimi konuşuyorduk kaç gündür. 
Yüce Tanrı acıdı da yağışları gönderdi. 
Teşekkür ederiz. 

YOKSULLAR ÜŞÜR 

Şiddetli kar yağışında, sağanak yağmurlarda, iliklerimizi donduran ayazlarda fakirleri ve yoksulları düşünürüm. 

Yazının Devamını Oku

Koza Han ve tarihi eserler hepimizindir 

Günün ihtiyaçlarını karşılamak gerekiyordu. Sultan 2. Beyazıd ferman eyledi, mimar Abdülula Bin Pulat Şah işe koyuldu, 1489 da başlanan Koza Han 1491 yılında tamamlandı. 

530 yıl önce iyi bir mimar, çalışkan ve yetenekli ustalar, kalfalar ve işçilerin emekleriyle inşa edilen, ipekböceği kozasının alınıp satıldığı ticaretinin döndüğü, konaklamaların yapıldığı eser günümüze kadar ufak tefek onarımlarla geldi. 
Taş gibi bir eserdir Koza Han. 

Hanlar o günün ticaret merkezleri. 
Tüccarlar, yolcular konaklar, kervanlar, develer, atlar bağlanır, mal alınır satılır, yenilir içilir… 
Ticaret merkezi işte… 

Hanın üst ve alt katları bir medeniyetin hayata bakışını yansıtır.  

Yazının Devamını Oku

Hoşgeldin 2021, Bursa Hürriyet çizgisi

Yeni yıla girdik. İyi seneleriniz olsun sevgili okuyucularım. Ben de yılın ilk yazısını yazıyorum, ama kolay olmuyor!

Öyle bir yılı geride bıraktık ki tek kelimeyle felaketti. 
2020 soğuk algınlığı, nezle, grip şikayetleriyle başladı. 
Türkiye gripten kırılırken dünya da koronavirüsü konuşuyordu. 

KITADAN KITAYA PANDEMİ 

2019 ‘un Kasım, Aralık aylarında Çin’de yarasadan, yılan çıyandan insana bulaşan, sonra da insandan insana, devletten devlete, coğrafyadan coğrafyaya, kıtadan kıtaya yayılan virüs Türkiye’ye değmeden geçiyordu. 
Koronavirüs yakın komşularımız Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Rusya, İran, Irak, Suriye’de can almaya başlamış ama bize bulaşmamıştı! 
İtalya, Avusturya, Almanya, İngiltere, Fransa, Polonya, Avusturalya, Amerika ve Kanada da vardı ama o lanet virüs Türkiye’de yoktu! 

Yazının Devamını Oku

Hüzün yılı, Eyüp sabrı

Zor zamanlardan geçe geçe geldik yılın son gününe. Hastalık, ölüm, karantina, izolasyon, sokağa çıkma yasağı, yaş kısıtlılığı, seyahat engelleri, ticari hayatın yavaşlaması, iflaslar, işsiz kalanlar, geçim sıkıntısı gibi durumlar içimizi acıtıyor. 

Çok büyük can kayıpları verdik, vermeye devam ediyoruz. 
Hüzün yılı diyelim en iyisi bu yıla. 
Hüzün yılı… 


Başımıza pandemi geldi.  
Madem geldi başa katlanmalıyız dostlar. 


Yazının Devamını Oku

2021’e sayılı günler kaldı

2021 ‘e sayılı günler kaldı. Tam tamına yedi gün. Koca bir hafta. Girince ne olacak sanki! Belli değil… 

Nasıl bir yıl olacak acaba, merak ediyor musunuz? 
Mesela bu yılı bile arar mıyız? 
İnşallah öyle bir şey olmaz… 
Yine de ihtiyatlı olmalı. 
Boşuna mı demiş eskiler, ‘gelen gideni aratır!’ diye… 

Koca bir hafta var demiştim. 

Yazının Devamını Oku

Kar Bursa’ya Bursa kışa yakışırdı

Bu günlerde şehir boydan boya beyaza boyanır, kiremit kırmızısı çatılar bir süre kaybolur, bacalarından yükselen dumanlar izlenirdi.  

Geçmiş yılların destansı hikayelerini fısıldayan heybetli Çınarları, mezarlıklarda yükselen selvileri, tarihimizin şahitleri Muradiye ve Yıldırım külliyeleri, Yeşil Türbe, Ulucami, Emirsultan, Üftade, Murat Hüdavendigar camileri beyaza bulanır, çatılardan mızrak gibi sarkıtlar sallanır, daracık sokaklar kapanırdı. 
Mahallenin düşkünleri, yoksulları, hastaları, ihtiyarları, yalnız yaşayanları korunur, gözlenir, ihtiyaçları giderilirdi.  
Tıpkı sokak kedileri, köpekleri ve kuşların merhametli Bursalılar tarafından kollandığı gibi... 

KAR VE BURSA 

Çekirge, Muradiye, Pınarbaşı, Tophane, Hisar, Yeşil, Işıklar’dan ne muhteşem görüntüler yansırdı... 
Hele hele Uludağ’ın yamaçlarına yaslanan o yorgun orta sınıfın gariban ama vakarlı mahalleleri Alacahırka, İvazpaşa, Mollafenari, Kuştepe’nin büründükleri harika manzaralar... 

Yazının Devamını Oku

Can pazarı prosedür, kural tanımaz

Böylesine büyük ve yaygın bir acı yaşamamıştık. Hastalık ve hastalanma korkusu sarmış her yeri. Ölümler, ölüm ilanları, ıssız ve cemaatsiz cenazeler. Sanal taziyeler. Matem havasındayız… 

Yaşama, umuda dair ne varda hepsi örselendi.  
Kapanan iş yerleri, iflaslar, işsizlik, geçim sıkıntısı. 
Ekonomik durgunluk ve kriz...  
Eğitimden ulaştırmaya, tarımdan hayvancılığa, imalattan ticarete her sektör derin sıkıntılar içinde kıvranıyor. 
Sağlık… 

Kora kor bir mücadele içerisindeyiz. 

Yazının Devamını Oku

COVID fırsatçıları

Aylardır yazıyorduk, çiziyorduk.  Diyorduk ki; “devlet yalan konuşmaz, ama Sağlık Bakanlığı aylardır eksik bilgiler yayınlıyor.” Böyle diyorduk. 

Kızıyordular bize… 
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar misali sorumluluğu gereği halkı aydınlatan hekimler ve meslek örgütü alenen linç edilmeye çalışıldı. 
Neymiş halkı paniğe sürüklemek, kargaşa çıkarmaya çalışmak..! 

DOĞRUYU SÖYLEMELİ 

Şaşmamak gerek, pandeminin daha ilk günlerinde Çin’de virüs konusunda meslektaşlarını uyaran Dr. Li Venliang ‘a da hükümet ve sağlık bakanlığı soruşturma açtırmamış mıydı? 
Açtırmıştı… 

Yazının Devamını Oku

COVID-19'un bizden götürdükleri

Memleket cenaze evine döndü. Yüzler asık. Kimsenin konuşası yok. Endişeli. Kaygılı. Yastayız.  

Hüzünlüyüz... 
Her gün uzaktan yakından, dosttan arkadaştan, can evinden bir acı dağlıyor yürekleri. 
Bu nasıl bir zaman, bu nasıl bir acı... 
Sevdiklerimiz, canlarımız, cananlarımız. 
Offf off... Bakmaya kıyamadıklarımız, koklamaya doyamadıklarımız. 
Ciğerlerimiz yanıyor. 
Bu ne beladır? Ocaklar söndü, bu nasıl devrandır?.. 

Yazının Devamını Oku

Kapalı hastaneler açılsın, kapasite yaratılsın

Koronavirüs salgınını ya da artık ezberlenen şekliyle Covid-19 Pandemisi yazmak benim için de, okuyucu için de sıkıntılı bir hal.


Toplumda büyük bir bıkkınlık olduğu kesin.
Ancak gündemi de es geçmemek gerek…
*
‘Yeni normal’ ile başlayan ‘gevşeklik’ geride kaldı.
İçinde bulunduğumuz endişe verici durumu ‘ikinci dalga’ olarak adlandırmanın da çözüme bir katkısı yok.
Tanımlamalarla hastalık önlenmiyor…

SALGIN RAKAMLARI KONUŞUYOR

Yazının Devamını Oku

Türkiye’ye geç gelen COVID-19

2019 ‘un Kasım ayının sonuna doğru Çin ‘in Hubei / Wuhan ‘ında ortaya çıkan ve tedavi edilemeyen zatürre benzeri belirtiler gösteren bir hastalık etkeni konuşmaya başlandı.

Koronavirüs…

Bilinen ve üzerinde çalışmalar yapılan bir mikrobiyolojik etken. Sığır, köpek, kedi, tavuk ve hayvanlarda enfeksiyonlar oluşturan bu virüsün dünyayı derinden etkileyeceğini kim düşünebilirdi?..
Bu virüs ailesinin bazı tipleri 2002-2003 yıllarında yine Çin’de SARS, daha sonrada MERS adıyla Çin ve yakın coğrafyasında salgın yapmış, bin civarında insanın ölümüne yol açmıştı.

İLK COVID SORUŞTURMASI

Hayvanlarda görülen bu virüsün hayvandan insana, daha sonra da insandan insana bulaşması, bir kaç ay içerisinde de tüm kıtalar da görülmesi, 21. Yüzyılın en büyük Pandemisini oluşturması insanlık için talihsizlik sayılmalı. Ancak yüzyıl önceye, 1918-1920 yıllarına gidip, İspanyol gribinin 100 milyona yakın ölüme neden olduğu hatırlanınca buna da şükür demek geliyor içimizden…

*

Hastalık etkeni olan koronavirüsün hayvan pazarından yayıldığı söylendi.

Yazının Devamını Oku

Kaza, deprem ve yardım

AFAD‘ın resmi internet sitesinde deniliyor ki; “Ülkemiz depremlerde insan kaybı açısından dünyada üçüncü, etkilenen insan sayısı açısından sekizinci sırada. Ortalama olarak her yıl büyüklüğü 5 ila 6 arasında değişen en az bir deprem yaşanmakta.” Demek ki yapılan çalışmalar fos çıktı...

Türkiye, afet ve kazalarda ağır bedeller ödüyor. Ölen, yaralanan ve sakat kalanlar bakımından ortada kara bir tablo var. İşin birde ekonomik kayıplar kısmı var ki onunla hiç mi hiç ilgilenmiyoruz.
*
Tabloya bakar mısınız;
Deprem ölümlerinde dünya 3.’sü
Trafik kazası ölümlerinde Avrupa 1.’si
Kaza sayısı açısından Avrupa 2.’si.
Her yıl dünyada 1 milyon 300 bin, Türkiye’de 5-6 bin hayatını kaybediyor.

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyet Bayramı ve milletine sevdalı Bakan 

Bugün genç devletimizin yönetim şeklinin belirlendiği tarihin yıl dönümü. 1923 yılının 29 Ekim günü, henüz 3 yaşında olan Ankara Hükümeti, aile saltanatı değil, Türk milletinin egemenliğini benimsedi. 

28 Ekim günü Gazi Mustafa Kemal Atatürk Çankaya Köşkü’nde milletvekillerini toplayarak “Efendiler, yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz” söylemiyle ülkenin rotasını belirledi. 
Milletine ve özellikle gençliğe güveniyor; 
“Ey yükselen yeni nesil! gelecek sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz” diyordu.  

Mustafa Kemal, geleceği önceden gören kabiliyete sahipti ve “Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz.” sözlerini söylerken demokrasi kavramının artık dünyada yaygın bir idare şekli olacağını da biliyordu. 

Gazipaşa’nın vefatından sonra işbaşına gelen Cumhuriyet yönetimleri devletin ‘kuruluş felsefesi’ni örseleye örseleye bugünlere gelindi. 

Yazının Devamını Oku

Bizi bu hale getiren kim?

Nüfusumuzun büyük bir bölümü kentlerde yaşıyor. Köylerde ve kırsalda yaşayan insan sayısı hızla azaldı. Yüzde 90 kent, yüzde 10 kırsal gibi nüfus oranı oluştu. 

Sanayileşme ve kentleşme sonucudur da diyebiliriz bu duruma. 
Bu duruma yılların yanlış yönetim anlayışları da sebep oldu denilebilir. 
Son tahlilde ‘Büyükşehir yasası’ köyleri mahalle yaptı.  
O mahallelerde köy yaşamı bir şekilde, zorlukla devam ediyor.  
Kırsal köy ve mahallelerde genç nüfus kalmadı. ‘Çocuk sesine hasret köylerimiz’den bahsetmiştim bir yazımda. Yaşlılar, herhangi bir üretim, hayvancılık ve zirai faaliyet yapmadan yaşam mücadelesi veriyorlar buralarda.  
Yapanlar da ancak kendilerine yetecek, oyalanacak kadar… 
Üretim genç ister, çalışacak güç ister. 

DEVLET BÖYLE İSTEDİ 

Yazının Devamını Oku