GeriDr. Hüseyin H. SERDAR Kadına şiddet sürerken iyi olamayız!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kadına şiddet sürerken iyi olamayız!

Bu hafta 8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘nü konuştuk. Ardından Pandemi yasakları ve vakaların artışı, işsizlik, geçim sıkıntısı, paramızın yabancı paralar karşısında yine değer yitirmesi geldi. 

Karanfiller dağıtıldı, süslü açıklamalar yapıldı. 
Çentikli günlerden olduğu için rutine bağlanan konuşmalar, kutlamalar, anmalar, yer yer de protestolar yapıldı. 
Şunu söylemeliyim ki Türkiye’de “kadın meselesi” politikacıların propaganda malzemesi olmamalıdır. 
Toplumsaldır, geniş ve derin, köklü bir sorundur.  
Kadın için dezavantaj olan konuların düzeltilebilmesi için uzun süreli ve istikrarlı süreçlere ihtiyaç vardır. 

Herkesin kafasında farklı kadın olgusu var; 
Kimi ana  
Kimi sevgili, eş, kardeş  
Kimi çocukların anası 
Kimi hizmetçi, temizlikçi, aşçı, bakıcı  
Kimi cinsel ihtiyaç giderici 
Kimi ucuz işçi 
Kimi köle 
Kimi şeytan 
Kimi cennet 
Kimi toprak, bayrak, vatan, devlet 
Kimi medeniyet 
Kimi emeğin, sevginin, şefkatin, merhametin, insanlığın beşiği olarak görüyor. 
Dinlerin, kültürlerin, coğrafyaların kendilerine has tanımları da var. 
Doğrusu kadın her şeydir, eşsizdir ve hayatın ta kendisidir. 

8 Mart Dünya kadınlar Günü’nü kutlandı. 
Bakanlar, milletvekilleri, valiler, kaymakamlar, müdürler, yöneticiler süslü ve cafcaflı laflar yaptılar. 
Onlara bakarsanız her şey tastamam, ortalık güllük gülistanlık!  
Milyonlarca kadına iş verilmiş, aş verilmiş, huzurları yerinde, mutlular. Hatta kadına sadece dönemlerinde değer verilmiş, kendilerinden önce kadının adı yokmuş, mış mış mış… 

Kadına şiddet sürerken iyi olamayız

SORUN CİDDİ, İŞİMİZ KOLAY DEĞİL 

Ama ortada ciddi bir sorun var arkadaş! 
Kadına yönelen şiddet var, kadın cinayetleri var. 
Organize bir şekilde özellikle toplumun eğitimsiz alanlarında, sosyo-ekonomik düzeyin düşük olduğu kent varoşları ve kırsal bölgelerinde meydanı sahiplenen tarikat, cemaat ve dini yapılanmaların hatta aşiret gelenekleri doğrultusunda kadının okumaması, çalışmaması, evden dışarı çıkmaması ve aydınlanmaması için sistemli faaliyetlerin yapıldığını nasıl görmezden gelebiliriz? 
Kadını cahil ve sinik bırakan tüm toplumlar yok olurlar. 
Kadın aydın olmadan, mutlu olmadan, hür ve eşit olmadan bir toplum gelişemez, kalkınamaz ve ilerleyemez ki...  
*  
Şiddet konusuna da bir göz atalım. 
Son yıllarda kadına, çocuğa, hayvana ve insan haklarına yönelen şiddet artıyor. Aklın almayacağı hadiseler yaşanıyor. 
92 yaşındaki bir kadının tecavüz edildikten sonra katledilmesini nasıl izah edeceğiz? 
Katil, uzaklardan değil, tanıdık; 23 yaşında komşu çocuğu…  
Vardığımız nokta burasıdır.  
İşimiz kolay değildir! 

Kadının bedenen, ruhen ve cinsel açıdan zarar görmesi veya acı çekmesi ile kadına yönelen şiddet tanımlanır. 
Fiziksel olan daha belirgindir, en çok görülendir. Sözel, ekonomik ve taciz, tecavüz, zorlama gibi cinsel şiddet eylemleri de birbirini takip eder. 

Türkiye genelinde 2020’de 527 kadın cinayeti olmuş. Bu 248’i ateşli silahlarla, 124’ü kesici aletlerle, 155’i de boğulma, darp edilme, yüksekten atılma, yakılma şekliyle işlenmiş. 
2021’in Ocak ve Şubat’ında da 70’ten fazla kadın öldürülmüş. 
Saçma sapan sebeplerden dolayı kadınlar öldürülüyor. 

ÇİLEYİ KADINLAR ÇEKİYOR 

Dünya Kadınlar Günü’nü kutladık ama ülkemizde ve dünyada kadınlar büyük sıkıntılar çekiyorlar. 
Yoksulluğun, fakirliğin, işsizliğin, cahilliğin, eğitimsizliğin, eşitsizliğin, adaletsizliğin, göçün, savaşın, kuraklığın, salgın hastalığın çilesini ve zorluğunu kadınlar çekiyor. 
Hele hele Covid-19 Pandemisi önlemleriyle, sokağa çıkma yasakları uygulamalarıyla aile içi şiddetin tüm dünyada arttığını da görmeliyiz.  

Basına yansıyan haberlere göre ülkemizde son 6 yılda 2 bin 851 kadın cinayete kurban gitmiş. 
Marmara bölgesi 2020 verilerine göre 150 olayla 1. sırada yer almış. 91 ölüm, 94 yaralama vakası olmuş. 
53 kadın cinayeti ile İstanbul’da meydana gelirken Yalova‘da kadın cinayeti olmamış. 
Bursa ‘da durum ne? 
Kayıtlara 19 olay geçmiş, 9 kadın hayatını kaybetmiş. 

Bu konuda UMUT Vakfı ciddi çalışmalar yapıyor, raporlar ve sonuçlar yayınlıyor. Vakfın yayınladığı ‘2020 yılı Kadın Cinayetleri Raporu’ toplumun sorunla yüzleşmesine fırsat tanıyor!.. 

SORUNU ÇÖZMEK 

Aı̇lenı̇n Korunması ve Kadına Karşı Şı̇ddetı̇n Önlenmesı̇ne Daı̇r 6284 sayılı Kanunumuz var. Ancak yükümlülüklerin tam olarak yerine getirildiğini söylemek mümkün değil. 
Bir de ‘İstanbul Sözleşmesi’ meselesi var.  
Çok tartışılıyor ama Devlet kurumlarımız bununun gereklerini ihmal etmeden, hassasiyetle uygulamalı. 
Bu sorunu çözmek için hükümet eylem planları yapıyor, genelgeler yayınlıyor, çalıştaylar düzenliyor ama sorun hala sıcaklığını ve can yakıcılığını korumaya devam ediyor. 
Sorun, binlerce bekçi, polis ve jandarma ile çözülmüyor, 
Sorun kadın sığınma evlerinin sayısını ve kapasitesini artırmakla da çözülmüyor… 

Aile içi şiddet başlı başına büyük problem… Toplumsal cinsiyet eşitsizliği giderilmeden ilerlemek çok güç… 
Pandemi sürecini de yabana atmayalım, aile içi şiddetin sebepleri arasında sayılmaya başlandı. 
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bir konuşmasında Koronavirüs önlemleriyle birlikte aile içi şiddet vakalarında bir artış olduğu ve kadına yönelik şiddete karşı yeni önlemler alınması gerektiğini belirtmiş. 
Şiddet dünyanın da bir sorunu… 

TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ GÜÇLENDİRİLMELİ 

Bazı kriterleri gözden geçirerek neler yapmalıyız konusunda yeniden politikalar oluşturmalıyız. Toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendirmeliyiz; 
Kadınların eğitilmesi 
Kamu ve siyaset hayatına öncelikli katılması 
Aile içi kararların birlikte alınması 
Sorumlulukların birlikte paylaşılması 
Hak ve sorumluluklarda eşitlik oluşturulması 
Çocuk yetiştirmede ailedeki kız ve erkek çocuklara eşit davranılması 
Kadınların toplumda görev almasının sağlaması, desteklemesi  
Kadın istihdamının arttırılması  
Kadının yaşamıyla iş ve çalışma hayatının örtüştürülmesi 
Kadınların şiddete uğramasının engellenmesi 
Ayrımcılığın yasaklanması  
Ayrımcılıkla mücadele konusunun genişletilmesi ve geliştirilmesi 
Eşit fırsatların sağlanması 
Olumlu ayrımcılığın uygulanması 
Kadınların rol ve sorumluluklarına ilişkin olumsuz kalıp ve yargılarla mücadele edilmesi konularında yol almalıyız. 

Bunları yapabilmek için de ‘erkek farkındalığını artırmak’ gerekiyor.  
Bir hekim olarak görüşüm; Erkeklerin eğitilmesi toplumsal cinsiyet eşitliğini ortadan kaldırmak için zaruridir. 
Eğitim önemlidir. 
Yasaların etkin uygulanması ve caydırıcı yöntemlerin alınması kadına yönelen şiddeti önlemede daha etkilidir. 

Kadına yönelen şiddet devam ederken nasıl iyi olalım! 

 

 

X

  Herkese COVID’li muamelesi yapmalı 

Salgın almış başını gidiyor. Günlük 60 bin vaka ile Avrupa birincisi, dünya ikincisi ülkeyiz. 


Acılar elbette sayılarla ifade edilmez.  
Durumumuzu başka türlü anlatamıyorken Kovid-19 da dalgasına bakıyor…  
Bu kaçıncı dalga?  
Sanırım 3. 
Böyle devam ederse dalgalar tsunamiye dönüşecek. 


Yazının Devamını Oku

Sıfır atık, sıfır çözüm olmamalı..!

Toprağın, suyun ve havanın kirlenmemesini sağlamak devletin asli görevleri arasında. Anayasamıza yazmışız bunu.

56. maddesinde ‘sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması’ ile ilgilidir demişiz ve; “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” diye de lafı çakmışız. 

Ödev!.. Devlete ve vatandaşa birlikte yüklenmiş. 
Çevrenin geliştirilmesi, çevre sağlığının korunması ve kirlenmesini önlemek işinin yerine getirilmesi veya yapılması kişinin vicdanından doğar.  
Yasa açısında da gerekli ve zorunlu görülen bu durum ‘iş ve davranış olarak’ devlete yüklenmiştir. 

DOĞAYI KORUMADA ROLLER 

Ödevin yerine getirilmesinde, işin gerçekleştirilmesinde roller sırasıyla şöyle paylaşılıyor; 

Yazının Devamını Oku

  Türk tipi pandemi yönetimi

 Haritalardaki kıpkırmızı hallerimize bakmayın, aslında ‘salgın böyle yönetilir’ diye ders veriyoruz dünyaya...  Büyük bir gururla buna ‘Türk tipi salgın yönetimi’ diyebiliriz!  

Birçok şeye ‘Türk tipi’ demeye nasılsa alıştık, mesela ‘Türk tipi başkanlık sistemi’ gibi. 
Hala yerli yerine oturmasa da, giderilemeyen bir takım eksiklikleri ve tıkandığı yerler olsa da sonuçta ‘Türk tipi’, bizim icadımız… 

AKIL, BİLİM VE PANDEMİ 

Pandemiyle mücadeleyi deneme yanılmayla sürdürüyoruz. 
Bilim Kurulunun bu süreçte çok etkin olduğunu iddia etmek yanıltıcı olabilir. 
Önlemler vatandaşlara güven vermedi, vermiyor. 

Yazının Devamını Oku

Kadrolu sorunumuz Yenişehir Havalimanı  

Dönüp dolaşıp yine havaalanından uçak kaldırma, sefer düzenleme mevzusuna geldik. 

Efendim;
Bursa’mızın Yunuseli Havaalanı varken zamanın rantçıları tarım kenti Yenişehir ilçemizden toprak toplamaya başlamışlar, sonra da kentin turizmini, sanayisini, ekonomisini uçurtmak propagandasıyla 1944 yılından beri askeri üs ve havaalanı olarak kullanılan tesislere ilave pist ve donanımlar yapılmasını teşvik etmişler. 
Pistler yapılmış. 
2001 yılında da “askeri - sivil havaalanı” olarak yolcu taşımacılığına başlamış. 

İLK AÇILIŞ TÖRENİ 

Bursa Yenişehir Havalimanı’nın açılışı için yapılan sade törene ben de katılmıştım. 

Yazının Devamını Oku

Aklıma gelen başıma geldi; Evrene mesaj verdim 

Biraz moda deyimle evrene mesaj verirken dikkatli olmalı. Ya mesaj vermeyeceksin ya da verdiğin mesajın sonucuna katlanacaksın. 

Mutlu, sağlıklı, huzurlu, şanslı ve başarılı insanlar nasıl düşünürler, nasıl dilekte bulunurlar meselesi ince bir konu. Sanırım onlar iyimser olmayı, pozitif ve olumlu düşünmeyi alışkanlık haline getirmişler. 
Yaşamda karamsarlığa yer vermemeli. 
Hayata olumlu bakan insanlar genellikle; 
Strese girmez. 
Sakin olur. 
Mide krampları olmaz. 

Yazının Devamını Oku

Yeni kontrollü normalleşme etik davranışlar

İnsanlık son bir yıldır ruhen, bedenen ve sosyal yönden büyük bir çöküntü yaşıyor. İnsanlığın sağlığı bozuk. 

Dünyanın dört bir köşesi Covid-19 salgınından az veya çok etkilendi. 
‘Birlikte Türkiyeyiz’, ‘Biz Türkiyeyiz’ ve ‘Biz bize yeteriz’ sözleri kulağa çok hoş geliyor. 
Keşke öyle olsa… 

İYİ DEĞİLİZ 

İyi değiliz. 
Hekim olarak söylüyorum bunu, iyi değiliz!.. 
Virüs ve hayat pahalılığı, 

Yazının Devamını Oku

Kim engelli olmak ister

El kol, ayak bacak, kafa kalça. Kıran kırana… On günce yağan kar yolları kapatıp trafiği, ulaşımı kilitlemeye yetti. Hazırlıksız mıyız, yoksa gamsız mıyız bilemiyorum. 

Hastane acilleri buzda düşüp yaralananlar ile doldu. 
Kırıklar, çıkıklar. 
Yaralananlar ölenler. 
Alçılar, ateller, askılar. 
Koltuk değnekleri, tekerlekli sandalyeler. 
Sedyeler, ambulanslar, tabutlar… 

Yazının Devamını Oku

Kar yolları kapadı YSİ niye kapatıldı?

Bekliyorduk.Hem de dört gözle, hatta mecburduk.Barajlar alarm veriyordu.Su kaynaklarımız hızla tükeniyordu.Özellikle yeraltı suyu... Çekildikçe çekilmişti.

Bursa ovalarında 20 yıl önce 30-40 metreden gürül gürül çıkan su, son yıllarda ancak 140-150 metrelerde yakalanıyordu.
Durum o kadar kritik yani.
Yeraltı suyunu da hoyrat ve kontrolsüz kullandık.

SU KAYNAKLARINA DOKUNMA

Su kaynaklarına doğrudan müdahale etmemek gerek. Dokunulacaksa uygunsuzluk yapanlara dokunulmalı!..
- Ruhsatlı ya da ruhsatsız açılan kuyular,
- Bilinçsiz tarım sulaması,

Yazının Devamını Oku

Bir yanda lodos, diğer yanda virüs

Kaç gündür tüm kuvvetiyle esen rüzgar sinirlerimizi bozmaya devam ediyor. Lodosun Bursa ve bölge kentler için özel bir yeri var.  

Birkaç gün estirdiğinde havayı tertemiz edip manzarayı güzelleştirir. Görüş açımızı genişletir. 
Dağlarda zar zor biriken karları eritiyor.  
Gözüm Uludağ’ın yamaçlarındaki beyazlıklarda; ama günbegün eriyip kayboluyor. 
Çatılar uçuyor, kiremitler savruluyor, ağaçlar kırılıyor, birçok şey oradan oraya savruluyor… 
Tabii bir de uyutmuyor… 

SESSİZ ÖLÜM 

Lodos Bursa için ‘sessiz ölüm’ demektir. 

Yazının Devamını Oku

Lokanta yasak, kongre serbest! 65 yaşa özgürlük

Bir yıl önce Dünya Sağlık Örgütü-WHO yaş dilimlerini yeniden düzenledi. Buna göre;

-0-17 yaş: Ergen
-18-65 yaş: Genç
-66-79 yaş: Orta yaşlı
- 80-99 yaş: Yaşlı olarak kabul ediliyor. 100 ve üzerini de artık ileri yaşlı sayalım gitsin.
Ancak DSÖ 65 yaş’ı hala genç olarak görüyor.

ÖMÜR UZUYOR

Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri yaşam sürelerini belirliyor.

Yazının Devamını Oku

Camiler, kubbeler, minareler ve bitmeyen onarımlar

Marmara bölgesi kentlerinde geziyorum. Tatil gezisi değil, işlerimi hallettikten sonra dünya gözüyle sağı solu dolaşıyor, görüyor, anlamaya çalışıyor ve fotoğraflıyorum.Gezme, görme, öğrenme, fotoğraflama ve yazma tarifsiz bir keyif.

Yıkılmış, viraneye dönmüş bir evin önünde durup, bir zamanlar oradaki canlılığı, sevinçleri, hüzünleri hayal edip fotoğraflayıp oradan ayrılmak… Ayrılsanız bile aklınız orada tutuklu kalıyor.
Malikhane, yalı, saray,
Cami, türbe, han, hamam, kervansaray, köprü,
Çeşme, sarnıç, şadırvan,
Kilise, havra,
Mezarlık, kabir,
Çarşı, pazar,

Yazının Devamını Oku

Kâtip arzuhalim yaz yare böyle… 

Tarihte sert uygulamalara başvuran Hızır Paşa’ya isyanını dile getiren Pir Sultan Abdal’ın ‘Katip arzuhalim yaz Şaha böyle’ eserini yıllar sonra düzenleyip seslendiren Aşık Veysel‘in seslendirdiği türkünün TRT denetiminden geçmesi zordu. Dize değiştirilip ‘Katip arzuhalim yaz yare böyle’ yapılmış, engel aşılmış. Katip arzuhalim yaz yare böyle… 

Arzuhalci kimdir? 
Adliye, kaymakamlık, valilik, belediye, tapu gibi devlet dairelerine ya da özel kişilere başkaları için mektup veya dilekçe yazandır.
Şikayet, itiraz, istek… 
‘Bir masa, bir daktilo’ olarak gördüğümüz arzuhalcilerin hikayesi eskidir. 
Osmanlı’ya dayanır.  
1762 yılında padişah fermanıyla usule bağlanır. Loncası oluşturulur. 

Yazının Devamını Oku

Kömürün var mı ısınacak?

Kuraklığı konuşuyoruz. Barajların dibi göründü, göletler kurudu. Derelerin suyu çoktan çekilmişti…

Susuz bir sonbahar yaşadık. 
Bu kış da sıcak ve yağışsız geçiyor. 
Güneyi kuzeyi, doğusu batısı her bölgesiyle Türkiye yağmur bekliyor. 
Pandemi, ekonomi, bir de yağışsız mevsimi konuşuyorduk kaç gündür. 
Yüce Tanrı acıdı da yağışları gönderdi. 
Teşekkür ederiz. 

YOKSULLAR ÜŞÜR 

Şiddetli kar yağışında, sağanak yağmurlarda, iliklerimizi donduran ayazlarda fakirleri ve yoksulları düşünürüm. 

Yazının Devamını Oku

Koza Han ve tarihi eserler hepimizindir 

Günün ihtiyaçlarını karşılamak gerekiyordu. Sultan 2. Beyazıd ferman eyledi, mimar Abdülula Bin Pulat Şah işe koyuldu, 1489 da başlanan Koza Han 1491 yılında tamamlandı. 

530 yıl önce iyi bir mimar, çalışkan ve yetenekli ustalar, kalfalar ve işçilerin emekleriyle inşa edilen, ipekböceği kozasının alınıp satıldığı ticaretinin döndüğü, konaklamaların yapıldığı eser günümüze kadar ufak tefek onarımlarla geldi. 
Taş gibi bir eserdir Koza Han. 

Hanlar o günün ticaret merkezleri. 
Tüccarlar, yolcular konaklar, kervanlar, develer, atlar bağlanır, mal alınır satılır, yenilir içilir… 
Ticaret merkezi işte… 

Hanın üst ve alt katları bir medeniyetin hayata bakışını yansıtır.  

Yazının Devamını Oku

Hoşgeldin 2021, Bursa Hürriyet çizgisi

Yeni yıla girdik. İyi seneleriniz olsun sevgili okuyucularım. Ben de yılın ilk yazısını yazıyorum, ama kolay olmuyor!

Öyle bir yılı geride bıraktık ki tek kelimeyle felaketti. 
2020 soğuk algınlığı, nezle, grip şikayetleriyle başladı. 
Türkiye gripten kırılırken dünya da koronavirüsü konuşuyordu. 

KITADAN KITAYA PANDEMİ 

2019 ‘un Kasım, Aralık aylarında Çin’de yarasadan, yılan çıyandan insana bulaşan, sonra da insandan insana, devletten devlete, coğrafyadan coğrafyaya, kıtadan kıtaya yayılan virüs Türkiye’ye değmeden geçiyordu. 
Koronavirüs yakın komşularımız Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Rusya, İran, Irak, Suriye’de can almaya başlamış ama bize bulaşmamıştı! 
İtalya, Avusturya, Almanya, İngiltere, Fransa, Polonya, Avusturalya, Amerika ve Kanada da vardı ama o lanet virüs Türkiye’de yoktu! 

Yazının Devamını Oku

Hüzün yılı, Eyüp sabrı

Zor zamanlardan geçe geçe geldik yılın son gününe. Hastalık, ölüm, karantina, izolasyon, sokağa çıkma yasağı, yaş kısıtlılığı, seyahat engelleri, ticari hayatın yavaşlaması, iflaslar, işsiz kalanlar, geçim sıkıntısı gibi durumlar içimizi acıtıyor. 

Çok büyük can kayıpları verdik, vermeye devam ediyoruz. 
Hüzün yılı diyelim en iyisi bu yıla. 
Hüzün yılı… 


Başımıza pandemi geldi.  
Madem geldi başa katlanmalıyız dostlar. 


Yazının Devamını Oku

2021’e sayılı günler kaldı

2021 ‘e sayılı günler kaldı. Tam tamına yedi gün. Koca bir hafta. Girince ne olacak sanki! Belli değil… 

Nasıl bir yıl olacak acaba, merak ediyor musunuz? 
Mesela bu yılı bile arar mıyız? 
İnşallah öyle bir şey olmaz… 
Yine de ihtiyatlı olmalı. 
Boşuna mı demiş eskiler, ‘gelen gideni aratır!’ diye… 

Koca bir hafta var demiştim. 

Yazının Devamını Oku

Kar Bursa’ya Bursa kışa yakışırdı

Bu günlerde şehir boydan boya beyaza boyanır, kiremit kırmızısı çatılar bir süre kaybolur, bacalarından yükselen dumanlar izlenirdi.  

Geçmiş yılların destansı hikayelerini fısıldayan heybetli Çınarları, mezarlıklarda yükselen selvileri, tarihimizin şahitleri Muradiye ve Yıldırım külliyeleri, Yeşil Türbe, Ulucami, Emirsultan, Üftade, Murat Hüdavendigar camileri beyaza bulanır, çatılardan mızrak gibi sarkıtlar sallanır, daracık sokaklar kapanırdı. 
Mahallenin düşkünleri, yoksulları, hastaları, ihtiyarları, yalnız yaşayanları korunur, gözlenir, ihtiyaçları giderilirdi.  
Tıpkı sokak kedileri, köpekleri ve kuşların merhametli Bursalılar tarafından kollandığı gibi... 

KAR VE BURSA 

Çekirge, Muradiye, Pınarbaşı, Tophane, Hisar, Yeşil, Işıklar’dan ne muhteşem görüntüler yansırdı... 
Hele hele Uludağ’ın yamaçlarına yaslanan o yorgun orta sınıfın gariban ama vakarlı mahalleleri Alacahırka, İvazpaşa, Mollafenari, Kuştepe’nin büründükleri harika manzaralar... 

Yazının Devamını Oku