GeriDr. Hüseyin H. SERDAR Gözden kaçmasın covid
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gözden kaçmasın covid

Asya, Avrupa, Afrika, Amerika ve Avusturalya kıtalarında aynı anda ortaya çıkıp, can kayıplarına neden olan salgını Sağlık Örgütü COVİD-19 Pandemisi olarak adlandırdı.

Virüs 170 ülke ve eyalette, 422 bin 920 insanda teşhis edilmiş.
108 bin 578 hastanın tedavisi gerçekleştirilmiş.
18 bin 920 kişi ise hayatını kaybetmiş.
En çok kaybı 6.820 ölüm ile İtalya vermiş.
Çin: 5.840 (Hubei kenti 3.160)
İspanya: 2.991
İran: 1.934
Fransa: 1.100
İngiltere: 422
Hollanda: 276
Liste, 18 bin 920 ‘ye kadar uzayıp gidiyor;

*

Bilgilerin tamamı dün’e ait.

ETRAFIMIZ ATEŞ ÇEMBERİ

Sıkıntılı zamanlar yaşıyoruz.
COVID-19 Virüsü İran, Irak, Suriye, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Moldova, Rusya, Gürcistan ve Ermenistan’da acı yüzünü gösterdi. İran’ın çok etkilendiği anlaşılıyor.
Canım ülkem…
Adana, Ankara, Antalya, Batman, Bursa, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kayseri, Konya, Samsun, Sivas, Trabzon, Van‘da da 44 vatandaşımızı yitirdik.
1.872 kişi de Virüs tespit edildi.
Sağlık Bakanı geceleri televizyonlarda bu bilgileri paylaşıyor.

*

Şimdi…
COVID-19 Pandemisini ciddiye almayan ve sonuçlarını öngöremeyen; kurumunda, işyerinde, evinde, ailesinde eylem planı geliştirmeyen, gelişmelere göre uygulama yapmayanlar sıkıntıda.
Devlet, belediye, işveren veya birey fark etmiyor; önlem almadan olmuyor!
Çin’de başlayan, İtalya’yı kasıp kavuran salgının altında bu hafife almalar var.
Yarınları hesap etmeden sağlık sistemini ticarileştiren idarecilerin sorumluluğu var.
Ve bunun bedelini İtalyanlar çok sayıda ölümle, ağır bir biçimde hem de doktor, hemşire ve yüzlerce sağlık çalışanı kaybederek ödüyorlar.
Ötesi yok!

*

Hani Akdenizliyiz ya,
Hani heyecan ve tepkilerimizle, iş yapma biçimlerimizle, gamsızlığımızla İtalyanlara benzeriz ya…
Onlar bedelini ödüyor, biz de ders almalıyız!
Sağlık bu…
Sorumlu olmalı, yarını düşünmeli, kurumlara sahip çıkmalı, günlük politik işlere alet ve malzeme etmemeli, yetkin insanları göreve getirmeli, hizmet ve kaliteyi etkileyen organizasyon yapılarıyla, kurumlarla uğraşılmamalı.
Sağlığın bir hizmet anlayışı var, içinde fedakarlık, insan sevgisi, ekip ruhu, canını bile feda etmek var…
Sağlıkçılarımızın gösterdiği çabalara teşekkür ve alkışlarla cevap veren Türkiye, umalım ki bunun farkına varmış olsun!

ANLAYIŞIMIZ GELİŞİYOR

Türkiye, sorunla başa çıkmak için Bilim Kurulu’nu topladı.
Biraz geç olsa da iyi başladığımızın bir işaretiydi bu.
Halkımız, Sağlık Bakanlığı’nın çabalarını değerli buluyor.
Ancak Sağlık Bakanlığı’nın çabalarıyla küresel bir salgının önlenemeyeceği bilinmeli.
Sağlık personelinin güvenli çalışabilmesi için maske, eldiven, tulum, gözlük gibi kişisel koruyucu donanımlara, hastanelerin de etkin tedavi için yeterli sayıda yoğun bakım yatağına, araç, gereç, tıbbi malzeme, serum ve ilaç ile personele ihtiyacı oluyor.
Salgından en az kayıpla çıkabilmek için sağlık tarafında eksik bırakmamalı.

*

Diğerleri de adım adım olmalı…
Onlar da keseye, kasaya ve hazineye dokunuyor tabii.
Devlet büyüklerimiz; kapanan işletmelerin, önemli ölçüde duran üretimin, ‘evde kal’ uyarılarıyla evlerine çekilen halkın ihtiyacının neler olduğunu iyi biliyorlar…
Türk halkı moralini de iyi tutmalı…
Cemaatin virüsten korunması, halk sağlığı açısından bulaştırıcı ve hasta olmaması için camilerimizin cuma namazlarına ve kandil gecesi ibadetine kapatılması alışık olmadığımız bir durumdu. Alışmak zordu.
90 yaşında ki hacı babamı bile ikna etmekte zorlanıyorum. Bana;
- ‘Sanki hayatımda bir eksiklik var, bir yerim kopmuş gibiyim uşağum‘ diyor…

*

Moral değerler önemli…
Minarelerden yükselen ezanlar, dualar ve tekbirler belki bir çok insanı rahatlatacak, katkı verecek.
Yaşlılarımızın işi gençlerden daha zor.
Bunu anlamalı, 65 yaş üzerini bunaltmayalım…

*

Bu salgın hiçbir kimseye; sağlık, hastalık ve ölüm üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar hesapları yapmaması, rant devşirmemesi gerektiğini daha iyi anlattı sanırım.
Üç günlük dünya işte, değmez…

ÜÇ KONU SORGULAMALI

Birincisi: Biz nasıl 10 kuruşluk maskeyi 5, 5 liralık kolonyayı 35 liraya, 15 liralık el dezenfektanını 80 liraya satacak, ‘ölüm ve yaşam’ çizgisinde ‘kefen soyucusu’ bir hale geldik!
Karaborsa çok eski yıllarda kaldı sanıyordum, hortlamış; yanılmışım!
İkincisi: Türkiye’de ki salgının sebebi sayarak, Suudi Arabistan’dan umreden gelen yurttaşlarımızı ve dini kurumları hedef tahtasına oturtup kitlesel öfke saçacak bir hale nasıl geldik?
Tavrın bu hale gelmesinde ‘yanlışı yapanlar’ mı suçlu?.. Elbette hayır.
Bu ortamda umre organizasyonlarına müsaade eden vurdumduymazlığın payı yok mu?..
Bu bir trafik kazası değil, ‘salgın!’
Bakın Fransa’dan Trabzon’a düğüne gelen bir vatandaşımız, orada aldığı virüsün yol açtığı hastalık sebebiyle yaşamını yitirdi.
Benzeri çok örnek var.
Dini yaşam biçimlerini taşlayarak çözüm bulamayız!..
Birbirimizi sevelim, saygı duyalım…

*

Üçüncüsü: Haliyle her yerde bir ‘korunma telaşı’ var.
Haşere İlaçlama ve dezenfeksiyon firmaları talebe yetişemiyorlar. Her yer ilaçlanıyor, dezenfekte ediliyor. Yapılan uygulamaların büyük çoğunluğu gerekli değil, kullanılan biyosidal ürünler de ‘uygun değil.’
Korku aklın önüne geçince ‘vole zamanları’ kaçınılmaz oluyor!…
‘Sıfır Denetim’ ortamında pazarlanan dezenfektan, el temizlik losyonu, kolonya, maske, eldiven, tulumların ‘sorunlu’ olduğu, yarın bunların sağlık sorunlarına yol açacağı aşikar.
Neden hala yeterli denetim yapılmıyor?..
BURSA DA KAYIP VERDİ
Ülke genelinde olduğu gibi Bursa’da Korona Virüs salgını hayatı her noktada etkiledi. Yavaşlatılmış şehre dönüldü adeta.
Yaşam durdu…
Bilecik kaynaklı bir vakası, bir can kaybı var Bursa’nın…

HASTANELER DİKKAT

Hastane acillerinin, yoğun bakım servislerinin, görüntüleme ve laboratuvarların yükü çok ağır. Sağlık çalışanları da baskı ve stres içerisinde, özveriyle görev yapıyorlar.

*

Dikkatli olmalı. Tanı almış COVID’li kişilerle temaslı olan yurttaşlarımızda protokoller atlanmamalı. Hatır gönül işi yapılmamalı.
Covid temaslı ve şikayeti olan kişi bir doktor bile olsa, Sağlık Bakanlığı prosedürleri uygulanmalı. Akciğer tomografisi çekilip, 4 saat iki Covid19 şüpheli iki kişiyle daha havasız, penceresiz bir ‘izolasyon odası’nda, eski deyimle ‘tecrit odası’nda tutulduktan sonra evine gönderilmemeli…
Üstelik kan alınmadan, test yapılmadan hiç gönderilmemeli!

*

Kriz zamanlarında belirginleşen acillerdeki yoğunluk ve izdihamın, hekim ve hemşire yetersizliğinin ‘vaka atlanması’na neden olabileceği, salgınla mücadelede başarısızlığa yol açabileceği unutulmamalı…
Ne olur, gözden kaçırmayalım bu Covidi.
Ne olur inisiyatiflere değil, standart protokollere göre uygulama yapalım...!

X

Sıfır atık, sıfır çözüm olmamalı..!

Toprağın, suyun ve havanın kirlenmemesini sağlamak devletin asli görevleri arasında. Anayasamıza yazmışız bunu.

56. maddesinde ‘sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması’ ile ilgilidir demişiz ve; “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” diye de lafı çakmışız. 

Ödev!.. Devlete ve vatandaşa birlikte yüklenmiş. 
Çevrenin geliştirilmesi, çevre sağlığının korunması ve kirlenmesini önlemek işinin yerine getirilmesi veya yapılması kişinin vicdanından doğar.  
Yasa açısında da gerekli ve zorunlu görülen bu durum ‘iş ve davranış olarak’ devlete yüklenmiştir. 

DOĞAYI KORUMADA ROLLER 

Ödevin yerine getirilmesinde, işin gerçekleştirilmesinde roller sırasıyla şöyle paylaşılıyor; 

Yazının Devamını Oku

  Türk tipi pandemi yönetimi

 Haritalardaki kıpkırmızı hallerimize bakmayın, aslında ‘salgın böyle yönetilir’ diye ders veriyoruz dünyaya...  Büyük bir gururla buna ‘Türk tipi salgın yönetimi’ diyebiliriz!  

Birçok şeye ‘Türk tipi’ demeye nasılsa alıştık, mesela ‘Türk tipi başkanlık sistemi’ gibi. 
Hala yerli yerine oturmasa da, giderilemeyen bir takım eksiklikleri ve tıkandığı yerler olsa da sonuçta ‘Türk tipi’, bizim icadımız… 

AKIL, BİLİM VE PANDEMİ 

Pandemiyle mücadeleyi deneme yanılmayla sürdürüyoruz. 
Bilim Kurulunun bu süreçte çok etkin olduğunu iddia etmek yanıltıcı olabilir. 
Önlemler vatandaşlara güven vermedi, vermiyor. 

Yazının Devamını Oku

Kadrolu sorunumuz Yenişehir Havalimanı  

Dönüp dolaşıp yine havaalanından uçak kaldırma, sefer düzenleme mevzusuna geldik. 

Efendim;
Bursa’mızın Yunuseli Havaalanı varken zamanın rantçıları tarım kenti Yenişehir ilçemizden toprak toplamaya başlamışlar, sonra da kentin turizmini, sanayisini, ekonomisini uçurtmak propagandasıyla 1944 yılından beri askeri üs ve havaalanı olarak kullanılan tesislere ilave pist ve donanımlar yapılmasını teşvik etmişler. 
Pistler yapılmış. 
2001 yılında da “askeri - sivil havaalanı” olarak yolcu taşımacılığına başlamış. 

İLK AÇILIŞ TÖRENİ 

Bursa Yenişehir Havalimanı’nın açılışı için yapılan sade törene ben de katılmıştım. 

Yazının Devamını Oku

Aklıma gelen başıma geldi; Evrene mesaj verdim 

Biraz moda deyimle evrene mesaj verirken dikkatli olmalı. Ya mesaj vermeyeceksin ya da verdiğin mesajın sonucuna katlanacaksın. 

Mutlu, sağlıklı, huzurlu, şanslı ve başarılı insanlar nasıl düşünürler, nasıl dilekte bulunurlar meselesi ince bir konu. Sanırım onlar iyimser olmayı, pozitif ve olumlu düşünmeyi alışkanlık haline getirmişler. 
Yaşamda karamsarlığa yer vermemeli. 
Hayata olumlu bakan insanlar genellikle; 
Strese girmez. 
Sakin olur. 
Mide krampları olmaz. 

Yazının Devamını Oku

Kadına şiddet sürerken iyi olamayız!

Bu hafta 8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘nü konuştuk. Ardından Pandemi yasakları ve vakaların artışı, işsizlik, geçim sıkıntısı, paramızın yabancı paralar karşısında yine değer yitirmesi geldi. 

Karanfiller dağıtıldı, süslü açıklamalar yapıldı. 
Çentikli günlerden olduğu için rutine bağlanan konuşmalar, kutlamalar, anmalar, yer yer de protestolar yapıldı. 
Şunu söylemeliyim ki Türkiye’de “kadın meselesi” politikacıların propaganda malzemesi olmamalıdır. 
Toplumsaldır, geniş ve derin, köklü bir sorundur.  
Kadın için dezavantaj olan konuların düzeltilebilmesi için uzun süreli ve istikrarlı süreçlere ihtiyaç vardır. 

Herkesin kafasında farklı kadın olgusu var; 

Yazının Devamını Oku

Yeni kontrollü normalleşme etik davranışlar

İnsanlık son bir yıldır ruhen, bedenen ve sosyal yönden büyük bir çöküntü yaşıyor. İnsanlığın sağlığı bozuk. 

Dünyanın dört bir köşesi Covid-19 salgınından az veya çok etkilendi. 
‘Birlikte Türkiyeyiz’, ‘Biz Türkiyeyiz’ ve ‘Biz bize yeteriz’ sözleri kulağa çok hoş geliyor. 
Keşke öyle olsa… 

İYİ DEĞİLİZ 

İyi değiliz. 
Hekim olarak söylüyorum bunu, iyi değiliz!.. 
Virüs ve hayat pahalılığı, 

Yazının Devamını Oku

Kim engelli olmak ister

El kol, ayak bacak, kafa kalça. Kıran kırana… On günce yağan kar yolları kapatıp trafiği, ulaşımı kilitlemeye yetti. Hazırlıksız mıyız, yoksa gamsız mıyız bilemiyorum. 

Hastane acilleri buzda düşüp yaralananlar ile doldu. 
Kırıklar, çıkıklar. 
Yaralananlar ölenler. 
Alçılar, ateller, askılar. 
Koltuk değnekleri, tekerlekli sandalyeler. 
Sedyeler, ambulanslar, tabutlar… 

Yazının Devamını Oku

Kar yolları kapadı YSİ niye kapatıldı?

Bekliyorduk.Hem de dört gözle, hatta mecburduk.Barajlar alarm veriyordu.Su kaynaklarımız hızla tükeniyordu.Özellikle yeraltı suyu... Çekildikçe çekilmişti.

Bursa ovalarında 20 yıl önce 30-40 metreden gürül gürül çıkan su, son yıllarda ancak 140-150 metrelerde yakalanıyordu.
Durum o kadar kritik yani.
Yeraltı suyunu da hoyrat ve kontrolsüz kullandık.

SU KAYNAKLARINA DOKUNMA

Su kaynaklarına doğrudan müdahale etmemek gerek. Dokunulacaksa uygunsuzluk yapanlara dokunulmalı!..
- Ruhsatlı ya da ruhsatsız açılan kuyular,
- Bilinçsiz tarım sulaması,

Yazının Devamını Oku

Bir yanda lodos, diğer yanda virüs

Kaç gündür tüm kuvvetiyle esen rüzgar sinirlerimizi bozmaya devam ediyor. Lodosun Bursa ve bölge kentler için özel bir yeri var.  

Birkaç gün estirdiğinde havayı tertemiz edip manzarayı güzelleştirir. Görüş açımızı genişletir. 
Dağlarda zar zor biriken karları eritiyor.  
Gözüm Uludağ’ın yamaçlarındaki beyazlıklarda; ama günbegün eriyip kayboluyor. 
Çatılar uçuyor, kiremitler savruluyor, ağaçlar kırılıyor, birçok şey oradan oraya savruluyor… 
Tabii bir de uyutmuyor… 

SESSİZ ÖLÜM 

Lodos Bursa için ‘sessiz ölüm’ demektir. 

Yazının Devamını Oku

Lokanta yasak, kongre serbest! 65 yaşa özgürlük

Bir yıl önce Dünya Sağlık Örgütü-WHO yaş dilimlerini yeniden düzenledi. Buna göre;

-0-17 yaş: Ergen
-18-65 yaş: Genç
-66-79 yaş: Orta yaşlı
- 80-99 yaş: Yaşlı olarak kabul ediliyor. 100 ve üzerini de artık ileri yaşlı sayalım gitsin.
Ancak DSÖ 65 yaş’ı hala genç olarak görüyor.

ÖMÜR UZUYOR

Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri yaşam sürelerini belirliyor.

Yazının Devamını Oku

Camiler, kubbeler, minareler ve bitmeyen onarımlar

Marmara bölgesi kentlerinde geziyorum. Tatil gezisi değil, işlerimi hallettikten sonra dünya gözüyle sağı solu dolaşıyor, görüyor, anlamaya çalışıyor ve fotoğraflıyorum.Gezme, görme, öğrenme, fotoğraflama ve yazma tarifsiz bir keyif.

Yıkılmış, viraneye dönmüş bir evin önünde durup, bir zamanlar oradaki canlılığı, sevinçleri, hüzünleri hayal edip fotoğraflayıp oradan ayrılmak… Ayrılsanız bile aklınız orada tutuklu kalıyor.
Malikhane, yalı, saray,
Cami, türbe, han, hamam, kervansaray, köprü,
Çeşme, sarnıç, şadırvan,
Kilise, havra,
Mezarlık, kabir,
Çarşı, pazar,

Yazının Devamını Oku

Kâtip arzuhalim yaz yare böyle… 

Tarihte sert uygulamalara başvuran Hızır Paşa’ya isyanını dile getiren Pir Sultan Abdal’ın ‘Katip arzuhalim yaz Şaha böyle’ eserini yıllar sonra düzenleyip seslendiren Aşık Veysel‘in seslendirdiği türkünün TRT denetiminden geçmesi zordu. Dize değiştirilip ‘Katip arzuhalim yaz yare böyle’ yapılmış, engel aşılmış. Katip arzuhalim yaz yare böyle… 

Arzuhalci kimdir? 
Adliye, kaymakamlık, valilik, belediye, tapu gibi devlet dairelerine ya da özel kişilere başkaları için mektup veya dilekçe yazandır.
Şikayet, itiraz, istek… 
‘Bir masa, bir daktilo’ olarak gördüğümüz arzuhalcilerin hikayesi eskidir. 
Osmanlı’ya dayanır.  
1762 yılında padişah fermanıyla usule bağlanır. Loncası oluşturulur. 

Yazının Devamını Oku

Kömürün var mı ısınacak?

Kuraklığı konuşuyoruz. Barajların dibi göründü, göletler kurudu. Derelerin suyu çoktan çekilmişti…

Susuz bir sonbahar yaşadık. 
Bu kış da sıcak ve yağışsız geçiyor. 
Güneyi kuzeyi, doğusu batısı her bölgesiyle Türkiye yağmur bekliyor. 
Pandemi, ekonomi, bir de yağışsız mevsimi konuşuyorduk kaç gündür. 
Yüce Tanrı acıdı da yağışları gönderdi. 
Teşekkür ederiz. 

YOKSULLAR ÜŞÜR 

Şiddetli kar yağışında, sağanak yağmurlarda, iliklerimizi donduran ayazlarda fakirleri ve yoksulları düşünürüm. 

Yazının Devamını Oku

Koza Han ve tarihi eserler hepimizindir 

Günün ihtiyaçlarını karşılamak gerekiyordu. Sultan 2. Beyazıd ferman eyledi, mimar Abdülula Bin Pulat Şah işe koyuldu, 1489 da başlanan Koza Han 1491 yılında tamamlandı. 

530 yıl önce iyi bir mimar, çalışkan ve yetenekli ustalar, kalfalar ve işçilerin emekleriyle inşa edilen, ipekböceği kozasının alınıp satıldığı ticaretinin döndüğü, konaklamaların yapıldığı eser günümüze kadar ufak tefek onarımlarla geldi. 
Taş gibi bir eserdir Koza Han. 

Hanlar o günün ticaret merkezleri. 
Tüccarlar, yolcular konaklar, kervanlar, develer, atlar bağlanır, mal alınır satılır, yenilir içilir… 
Ticaret merkezi işte… 

Hanın üst ve alt katları bir medeniyetin hayata bakışını yansıtır.  

Yazının Devamını Oku

Hoşgeldin 2021, Bursa Hürriyet çizgisi

Yeni yıla girdik. İyi seneleriniz olsun sevgili okuyucularım. Ben de yılın ilk yazısını yazıyorum, ama kolay olmuyor!

Öyle bir yılı geride bıraktık ki tek kelimeyle felaketti. 
2020 soğuk algınlığı, nezle, grip şikayetleriyle başladı. 
Türkiye gripten kırılırken dünya da koronavirüsü konuşuyordu. 

KITADAN KITAYA PANDEMİ 

2019 ‘un Kasım, Aralık aylarında Çin’de yarasadan, yılan çıyandan insana bulaşan, sonra da insandan insana, devletten devlete, coğrafyadan coğrafyaya, kıtadan kıtaya yayılan virüs Türkiye’ye değmeden geçiyordu. 
Koronavirüs yakın komşularımız Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Rusya, İran, Irak, Suriye’de can almaya başlamış ama bize bulaşmamıştı! 
İtalya, Avusturya, Almanya, İngiltere, Fransa, Polonya, Avusturalya, Amerika ve Kanada da vardı ama o lanet virüs Türkiye’de yoktu! 

Yazının Devamını Oku

Hüzün yılı, Eyüp sabrı

Zor zamanlardan geçe geçe geldik yılın son gününe. Hastalık, ölüm, karantina, izolasyon, sokağa çıkma yasağı, yaş kısıtlılığı, seyahat engelleri, ticari hayatın yavaşlaması, iflaslar, işsiz kalanlar, geçim sıkıntısı gibi durumlar içimizi acıtıyor. 

Çok büyük can kayıpları verdik, vermeye devam ediyoruz. 
Hüzün yılı diyelim en iyisi bu yıla. 
Hüzün yılı… 


Başımıza pandemi geldi.  
Madem geldi başa katlanmalıyız dostlar. 


Yazının Devamını Oku

2021’e sayılı günler kaldı

2021 ‘e sayılı günler kaldı. Tam tamına yedi gün. Koca bir hafta. Girince ne olacak sanki! Belli değil… 

Nasıl bir yıl olacak acaba, merak ediyor musunuz? 
Mesela bu yılı bile arar mıyız? 
İnşallah öyle bir şey olmaz… 
Yine de ihtiyatlı olmalı. 
Boşuna mı demiş eskiler, ‘gelen gideni aratır!’ diye… 

Koca bir hafta var demiştim. 

Yazının Devamını Oku

Can pazarı prosedür, kural tanımaz

Böylesine büyük ve yaygın bir acı yaşamamıştık. Hastalık ve hastalanma korkusu sarmış her yeri. Ölümler, ölüm ilanları, ıssız ve cemaatsiz cenazeler. Sanal taziyeler. Matem havasındayız… 

Yaşama, umuda dair ne varda hepsi örselendi.  
Kapanan iş yerleri, iflaslar, işsizlik, geçim sıkıntısı. 
Ekonomik durgunluk ve kriz...  
Eğitimden ulaştırmaya, tarımdan hayvancılığa, imalattan ticarete her sektör derin sıkıntılar içinde kıvranıyor. 
Sağlık… 

Kora kor bir mücadele içerisindeyiz. 

Yazının Devamını Oku

COVID fırsatçıları

Aylardır yazıyorduk, çiziyorduk.  Diyorduk ki; “devlet yalan konuşmaz, ama Sağlık Bakanlığı aylardır eksik bilgiler yayınlıyor.” Böyle diyorduk. 

Kızıyordular bize… 
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar misali sorumluluğu gereği halkı aydınlatan hekimler ve meslek örgütü alenen linç edilmeye çalışıldı. 
Neymiş halkı paniğe sürüklemek, kargaşa çıkarmaya çalışmak..! 

DOĞRUYU SÖYLEMELİ 

Şaşmamak gerek, pandeminin daha ilk günlerinde Çin’de virüs konusunda meslektaşlarını uyaran Dr. Li Venliang ‘a da hükümet ve sağlık bakanlığı soruşturma açtırmamış mıydı? 
Açtırmıştı… 

Yazının Devamını Oku