GeriDr. Hüseyin H. SERDAR Bursa için imar zamanı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bursa için imar zamanı

Kentler zaman içerisinde dönüşüm yaşar.  Sadece savaşlar değil, sanayileşme, turizm, nüfus artışı, göçler de kentlerde gelişme ve kalkınmayı etkiler. Sosyal ve ekonomik yaşam kentlerdeki değişimleri hızlandıracağı gibi yavaşlatabilir de... 

Kırsal bölgelerden ve küçük Anadolu kentlerinden daha büyük şehirlere doğru olan kitlesel akın ve göçlerin etkilerini ilk önce İstanbul, Ankara ve İzmir de görmüştük.  
Ülke ilk defa böylesine bir ‘gecekondu’ gerçeğiyle karşılaşmıştı.  
Gecekondu da bir ‘varoş kültürü’ oluşturmuştu. 

Sonrasını hep birlikte gördük.  
Varoş kültürü zaman içerisinde tüm alanlarda etkilerini genişletip kentlere ve ülkeye egemen oldu. 
Yüzyıllar içerisinde gelişen kent ve kır kültürünün bir anda nasıl değiştiğine şahit olduk. 
Tabii ki buna da kentsel dönüşüm diyebiliriz. 

KENT, İNSAN, YAŞAM 

Bugünlerde de kentlerin imar planları, konut ve sanayi alanları oluşturuluyor. Ancak bu oluşturma kent ve insan odaklı olmuyor çoğunlukla. 
Rant odaklı planlamalar ise kentlerin dokusunu değiştiriyor. 
Bursa için konuşacak olursak imar planlarını değiştirip SİT, park, spor, sağlık, eğitim, ibadet ve kamu hizmet alanları bir anda ticaret ve konut alanı haline getirebiliyorlar.  
Köyler, ovalar, en verimli araziler kapalı kapılar arkasında planlanıp anında ihtiyaç yokken bile sanayi bölgesi, maden sahası ve turizm alanı oluyor. 
Rant burada. 
Rant betonda. 
Rant maden sahasında… 

FERYAT YÜKSELİYOR 

Bursa ve ilçelerinde de dünyanın en verimli tarım arazilerini yitiriyoruz. 
Dağları, tepeleri maden sahası ilan ederek binlerce ruhsat vererek kırsalı cehenneme çeviriyoruz. 
Her gün bir köyden ve yerleşimden feryatlar yükseliyor. 
Halk suyunu, tarlasını, ağacını, bahçesini, ürününü ve yaşamını korumak için direniyor. 
Dünyanın en uysal, en sakin, devlet ve kanunlarına bağlı halkı polis ve jandarmayla karşı karşıya getiriliyor. 


Kentler bu şekilde dönüşmemeli.  
Kent ve insan, kültür ve yaşam, kalkınma ve gelişme odaklı devlet yönetimi böyle olmamalı. 
Halkın refahı ve mutluluğu böyle tesis edilmez ki! 

Tarihi derinlikleri olan, medeniyetlere ev sahipliği yapan Bursa da son yıllarda göç alarak hızlı, acayip ve çarpık bir değişime uğradı. Nüfusu da yüzbinleri geçip 3 milyonu aştı. 

BURSANIN İMAR GÜNDEMİ 

Bursa’nın gündemine gelmeyen ama öncelikli olarak ele alınması gereken kent imarını, dolaysıyla geleceğini ilgilendiren iki derin konu var. Birincisi Yunuseli Havaalanı, ikincisi de Paşa Çiftliğinin geleceği! 

Teknik detayları geçiyorum. 
Çok çok kıymetli bu alanlar imara açılacak…
Bin 400 dönümlük Yunuseli Havaalanı ile tırtıklana tırtıklana en son kalan parçası ile 191 dönüm olan Paşa Çiftliği rantseverlerin iştahını açıyor…  
Bursa dışında ve içerisinde planlar yıllar önce yapılmış, Doğal SİT Alanı’ndan çıkartılmış, TOKİdevreye sokulmuş. 
Bursa Büyükşehir Belediyemiz havaalanı arazisinin 750 dönümünü çoktan Ankara’ya, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına vermiş...  

İMAR BURSADA YAPILMALI 

Kent dinamikleri arasında ise bilgili olanlar yetkili değil, yetkili olanlar da kent yönetimi açısından etkisiz ve vefasız!.. 
Kentin ve insanlarının geleceğini düşünen birkaç gazeteci yazıp çiziyor, muhalefet partilerinin dördü beşi bir araya gelip ‘yanlıştır, yapmayın’ diyorlar ama sesleri ranta karşı tesirli olmuyor.  
İmar planlamaları kapalı kapılar ardından devam ediyor. 

Bursa’nın imarı Bursa’da yapılmalı, kent dinamikleri ve akademik odalarıyla birlikte, Belediyenin komisyonlarında oluşturulmalı, Ankara’da değil!.. 

DOĞANBEY TOKİ UNUTULMADI 

Bursa da kötü imar örnekleri oldukça çok… Hatta bir tanesi var ki dünyaya mal oldu;  
Doğanbey TOKİ çok katlı yapıları… 
Hani şu Bursa’nın kalbine saplanan paslı hançer!... 
Stadın yıkılması ve hala bitirilemeyen yeni stat da öyle… 
*

X

Marmara nasıl kurtulur

Her gün yeni bir olay, farklı bir gelişmeyle uyanıyoruz.Haliyle konu sıkıntısı da olmuyor. Ortaya çıkan her yeni gelişme esas mevzuyu unutturuveriyor.  

 

Türkiye güzel bir yer!.. 

Pandemiyle başlayan süreçte yaşanan olağandışı hadiselerle yıpranan insanlarımız işsizlik, geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, Türk lirasının döviz karşısında erimesi, ücret azlığı, enflasyon, atama bekleyen öğretmenler, emeklilikte yaşa yakılanlar, 3600 ek gösterge beklentisi, iflaslar, icralar, intiharlar gibi sorunlarla karşılaşıyor. Listeyi uzatmayalım… 
Ekonomik, sosyal ve siyasi yönden bir daralma yaşanıyor. Ruhsal açıdan da iyi olunmadığı aşikar, geniş halk kesimlerinin iyice daraldığı görülüyor. 


Yazının Devamını Oku

Bandırma Balık Pazarı esnafının imdat çığlığı 

Marmara denizinde yaşanan çevre felaketi birçok yönüyle etkilerini sürdürüyor.  

Tabakalar şeklinde deniz yüzeyini kaplayan müsilaj ortamın biyolojik yaşamını ve çeşitliliğini etkilemekle kalmıyor deniz ürünlerinin sağlığı üzerine de tartışmaları beraberinde getiriyor. 

MARMARA DENİZİ EYLEM PLANI 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı nihayet Marmara bölgesi kentlerini, valilikler ve belediyelerini bir araya getirerek sorunu gidermeye karar verdi. 
Etkin işbirliği sağlanmalı, uzun süreli politikalar sürdürmeli, denetlenmeli. 
Küresel etkilerin dışında denizi kirleterek bu hale getiren kanalizasyon, evsel, endüstriyel ve zirai atıklar sorununu bütüncül bir yaklaşımla, arıtmalarla çözmeyi başarmalı, bölgenin imar düzenlemeleri, nüfus artışları, yerleşim oluşumları da hep birlikte ele alınmalı. 
Marmara Denizi Eylem Planıyla denizi, balığı, eko ekosistemi öldüren ve sağlığı etkileyen bu kötü gidişe dur denilecek.

EKOSİSTEM ÖLÜRSE BALIKÇILIK DA ÖLÜR 

Yazının Devamını Oku

Deniz salyası mavi vatan'a engel

İki, üç aydan beri deniz salyası haber ve yorumları yapılıyor. 

Deniz salyası nedir ki? 
*  
Efendim, Marmara Denizi’nin özellikle kıyı bölgelerine suyun üzerini halı gibi kaplayan sümüğe benzeyen, jel kıvamında peydahlanan organik bir katmanı konuşuyoruz.  

Deniz ve göllerdeki ortam şartlarına tepki olarak, mikroskobik bitkimsi canlıların, fitoplankton denilen mikro alglerin aşırı çoğalmasıyla ürettikleri salgıya bilim insanları müsilaj diyorlar. 
Deniz salyası ya da müsilaj... 

Yazının Devamını Oku

Toprak, gıda, su sağlık korunmalıdır 

Günümüz sorunlarının çoğu doğa ve çevre kaynaklı.  Doğal kaynakların yönetilmemesi sorunuyla karşı karşıyayız.  Hem yönetilemiyor hem de zarar veriliyor. 

Türkiye hızla kuraklaşıyor, bu büyük bir problem. 
Yıllık yağış miktarı yıldan yıla azalıyor. Beklenen yağışlar, zamanında gelmiyor, ürünler ‘yanıyor’, üretim düşüyor.  
‘Su kenti’, tarım ve gıda başkenti Bursa da bunu yaşıyor.  

SUYA ULAŞMAK  

Yeraltı su kaynaklarımız alarm veriyor.  
20 yıl önce 20-30 metreden su çıkan yerlerde şimdi 130-140 metrelere inmek gerekiyor. Ova yer altı suyu tehlike seviyesinde.  

Yazının Devamını Oku

19 Mayıs 1919; Mirasa saygı yapılanlara vefa

Dün, milli egemenlik mücadelesinin ‘ilk adım’ının atıldığı günün yıl dönümüydü.

102 yıl önce, egemenliğini yitiren Osmanlı devletine el koyan, işgal kuvvetlerinin yönetimindeki başkent İstanbul’dan bir vapur içerisinde; Mustafa Kemal Paşa, 22 subay, 25 er ve erbaş, 8 katip ve 21 gemi personeliyle yol alır ve 19 Mayıs 1919’da Samsun’a varır. 
Hedef belliydi;  
“İşgal edilen Osmanlı imparatorluğu içerisinden bir Türk devleti çıkartmak!” 
Türk milletinin bağımsızlık hikayesinin tarihi bile estetik; 19 Mayıs 1919… 

ONA BORÇLUYUZ 

İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan başta olmak üzere istilacı devletlerin heveslerini kursaklarında bırakan, hayallerini yıkan Mustafa Kemal Atatürk, az sayıda ki arkadaşıyla; Libya, Mısır, Filistin, Suriye, Yemen, Arabistan, Balkan, Rumeli, Kırım, Kafkas ile öz yurdumuz Anadolu coğrafyalarında Çanakkale’den Kars’, İzmir’den Gaziantep’e kadar onlarca kentimizde yıllarca süren savaşlarla adeta nüfusu kırılıp, yok olmaya giden, hasta ve yorgun garip Türk insanını ‘ya istiklal, ya ölüm’ parolasıyla ayağa kaldırmayı başardı. 

Yazının Devamını Oku

Hekim göçü hızlanıyor emekli hekimler göreve çağrılıyor

Kamuoyu fazla ilgilenmedi ama Sağlık Bakanlığı ilk defa hekimler için ‘65-72 Yaş Yeniden Atama Kurası’ düzenledi. Sağlık Bakanlığı’ndan emekli olmuş veya yaş haddinden emekli edilmiş tabip ve uzman tabiplerin atamaları 24 Mayıs’ta yapılacak.

Devletin çok hekime ihtiyacı var.
Sadece hekim değil, hemşire ve diğer alanlarda sağlık çalışanı açığı oluşmuş.
Kamu hastanelerinde hizmetlerin daha etkin verilmesi için binlerce doktor, hemşire ve sağlık personeli gerekiyor. Sayısal eksiklik bir yana, pandemi sürecinde sağlık çalışanlarının tamamı bitap düştü. Moral ve motivasyonları kayboldu, stres, kaygı, yorgunluk, yılgınlık ve tükenmişlik ön plana çıktı.

HEKİM AÇIĞI MI VAR?

Yüzlerce sağlık çalışanını COVID-19’a kurban verdik, şehit oldular. COVID’e yakalananlar da hasta hasta çalışmaya devam ediyorlar.
*
Hekim açığı nasıl oluştu?

Yazının Devamını Oku

İhtiyaçların farkında mısınız?

Ünlüler ünsüzler, artistler siyasetçiler, sanatçılar sporcular, köylüler kentliler, okumuşlar okumamışlar, baylar bayanlar, daha kimler kimler bir anda 20 yaş fotoğraflarını sosyal medyada paylaşmaya başladılar. 

Ortalık yıkılıyor. 

‘20yearschallenge’, 20’li yaşlar challenge akımı salgına dönüştü. 
Zaman tüneli gibi, 1960‘lar, 70’ler, 80’ler… 
O yılların kazakları, ceketleri, mantoları, paltoları, etekleri, bluzları, saç sakalı, makyajı, modası, daha neler neleri…  
Eski Türkiye’ye dair siyah beyaz hikayeler…  

‘20 yıllık meydan okuma’ ile kimileri “uçan 20’li yaşlar” diyor zamanın vefasızlığına, kimileri “20 yaşı hiç fark edemedim ki” diye hayıflanıyor, kimileri “20‘li yıllar hızlı geçmiş”, bir arkadaşım da şöyle yazmış, “herkes 20‘li yaşlardaki fotoğraflarını paylaşmaya başlayınca yüreğim burkuldu. 20 yaş öncesi emniyette kayboldu, 30‘lu yaşların ise cazibesi yok oldu.” 

Yazının Devamını Oku

Yarın 23 Nisan neşe doluyor insan! 

Sabah sabah yurt dışında yaşayan bir dostum aradı, ne var ne yok dedi memlekette... 

Almanya gibi sakin, şaşırtıcı bir gelişmenin olmadığı, her şeyin rutininde yürüdüğü bir ülke olsaydık cevapta basit olurdu;  
- ‘Ep aynı beyaa, ep ayni...’ der geçerdik. 
Ama burası canım Türkiyem... 

Bu memleketin ahvali nasıl anlatılabilir ki! Detay versen anlamaz, boşuna yoruluruz. Ben de kolayını seçtim; 
Atları kaybettik, 
Kargayı uçurduk, 

Yazının Devamını Oku

  Herkese COVID’li muamelesi yapmalı 

Salgın almış başını gidiyor. Günlük 60 bin vaka ile Avrupa birincisi, dünya ikincisi ülkeyiz. 


Acılar elbette sayılarla ifade edilmez.  
Durumumuzu başka türlü anlatamıyorken Kovid-19 da dalgasına bakıyor…  
Bu kaçıncı dalga?  
Sanırım 3. 
Böyle devam ederse dalgalar tsunamiye dönüşecek. 


Yazının Devamını Oku

Sıfır atık, sıfır çözüm olmamalı..!

Toprağın, suyun ve havanın kirlenmemesini sağlamak devletin asli görevleri arasında. Anayasamıza yazmışız bunu.

56. maddesinde ‘sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması’ ile ilgilidir demişiz ve; “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” diye de lafı çakmışız. 

Ödev!.. Devlete ve vatandaşa birlikte yüklenmiş. 
Çevrenin geliştirilmesi, çevre sağlığının korunması ve kirlenmesini önlemek işinin yerine getirilmesi veya yapılması kişinin vicdanından doğar.  
Yasa açısında da gerekli ve zorunlu görülen bu durum ‘iş ve davranış olarak’ devlete yüklenmiştir. 

DOĞAYI KORUMADA ROLLER 

Ödevin yerine getirilmesinde, işin gerçekleştirilmesinde roller sırasıyla şöyle paylaşılıyor; 

Yazının Devamını Oku

  Türk tipi pandemi yönetimi

 Haritalardaki kıpkırmızı hallerimize bakmayın, aslında ‘salgın böyle yönetilir’ diye ders veriyoruz dünyaya...  Büyük bir gururla buna ‘Türk tipi salgın yönetimi’ diyebiliriz!  

Birçok şeye ‘Türk tipi’ demeye nasılsa alıştık, mesela ‘Türk tipi başkanlık sistemi’ gibi. 
Hala yerli yerine oturmasa da, giderilemeyen bir takım eksiklikleri ve tıkandığı yerler olsa da sonuçta ‘Türk tipi’, bizim icadımız… 

AKIL, BİLİM VE PANDEMİ 

Pandemiyle mücadeleyi deneme yanılmayla sürdürüyoruz. 
Bilim Kurulunun bu süreçte çok etkin olduğunu iddia etmek yanıltıcı olabilir. 
Önlemler vatandaşlara güven vermedi, vermiyor. 

Yazının Devamını Oku

Kadrolu sorunumuz Yenişehir Havalimanı  

Dönüp dolaşıp yine havaalanından uçak kaldırma, sefer düzenleme mevzusuna geldik. 

Efendim;
Bursa’mızın Yunuseli Havaalanı varken zamanın rantçıları tarım kenti Yenişehir ilçemizden toprak toplamaya başlamışlar, sonra da kentin turizmini, sanayisini, ekonomisini uçurtmak propagandasıyla 1944 yılından beri askeri üs ve havaalanı olarak kullanılan tesislere ilave pist ve donanımlar yapılmasını teşvik etmişler. 
Pistler yapılmış. 
2001 yılında da “askeri - sivil havaalanı” olarak yolcu taşımacılığına başlamış. 

İLK AÇILIŞ TÖRENİ 

Bursa Yenişehir Havalimanı’nın açılışı için yapılan sade törene ben de katılmıştım. 

Yazının Devamını Oku

Aklıma gelen başıma geldi; Evrene mesaj verdim 

Biraz moda deyimle evrene mesaj verirken dikkatli olmalı. Ya mesaj vermeyeceksin ya da verdiğin mesajın sonucuna katlanacaksın. 

Mutlu, sağlıklı, huzurlu, şanslı ve başarılı insanlar nasıl düşünürler, nasıl dilekte bulunurlar meselesi ince bir konu. Sanırım onlar iyimser olmayı, pozitif ve olumlu düşünmeyi alışkanlık haline getirmişler. 
Yaşamda karamsarlığa yer vermemeli. 
Hayata olumlu bakan insanlar genellikle; 
Strese girmez. 
Sakin olur. 
Mide krampları olmaz. 

Yazının Devamını Oku

Kadına şiddet sürerken iyi olamayız!

Bu hafta 8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘nü konuştuk. Ardından Pandemi yasakları ve vakaların artışı, işsizlik, geçim sıkıntısı, paramızın yabancı paralar karşısında yine değer yitirmesi geldi. 

Karanfiller dağıtıldı, süslü açıklamalar yapıldı. 
Çentikli günlerden olduğu için rutine bağlanan konuşmalar, kutlamalar, anmalar, yer yer de protestolar yapıldı. 
Şunu söylemeliyim ki Türkiye’de “kadın meselesi” politikacıların propaganda malzemesi olmamalıdır. 
Toplumsaldır, geniş ve derin, köklü bir sorundur.  
Kadın için dezavantaj olan konuların düzeltilebilmesi için uzun süreli ve istikrarlı süreçlere ihtiyaç vardır. 

Herkesin kafasında farklı kadın olgusu var; 

Yazının Devamını Oku

Yeni kontrollü normalleşme etik davranışlar

İnsanlık son bir yıldır ruhen, bedenen ve sosyal yönden büyük bir çöküntü yaşıyor. İnsanlığın sağlığı bozuk. 

Dünyanın dört bir köşesi Covid-19 salgınından az veya çok etkilendi. 
‘Birlikte Türkiyeyiz’, ‘Biz Türkiyeyiz’ ve ‘Biz bize yeteriz’ sözleri kulağa çok hoş geliyor. 
Keşke öyle olsa… 

İYİ DEĞİLİZ 

İyi değiliz. 
Hekim olarak söylüyorum bunu, iyi değiliz!.. 
Virüs ve hayat pahalılığı, 

Yazının Devamını Oku

Kim engelli olmak ister

El kol, ayak bacak, kafa kalça. Kıran kırana… On günce yağan kar yolları kapatıp trafiği, ulaşımı kilitlemeye yetti. Hazırlıksız mıyız, yoksa gamsız mıyız bilemiyorum. 

Hastane acilleri buzda düşüp yaralananlar ile doldu. 
Kırıklar, çıkıklar. 
Yaralananlar ölenler. 
Alçılar, ateller, askılar. 
Koltuk değnekleri, tekerlekli sandalyeler. 
Sedyeler, ambulanslar, tabutlar… 

Yazının Devamını Oku

Kar yolları kapadı YSİ niye kapatıldı?

Bekliyorduk.Hem de dört gözle, hatta mecburduk.Barajlar alarm veriyordu.Su kaynaklarımız hızla tükeniyordu.Özellikle yeraltı suyu... Çekildikçe çekilmişti.

Bursa ovalarında 20 yıl önce 30-40 metreden gürül gürül çıkan su, son yıllarda ancak 140-150 metrelerde yakalanıyordu.
Durum o kadar kritik yani.
Yeraltı suyunu da hoyrat ve kontrolsüz kullandık.

SU KAYNAKLARINA DOKUNMA

Su kaynaklarına doğrudan müdahale etmemek gerek. Dokunulacaksa uygunsuzluk yapanlara dokunulmalı!..
- Ruhsatlı ya da ruhsatsız açılan kuyular,
- Bilinçsiz tarım sulaması,

Yazının Devamını Oku

Bir yanda lodos, diğer yanda virüs

Kaç gündür tüm kuvvetiyle esen rüzgar sinirlerimizi bozmaya devam ediyor. Lodosun Bursa ve bölge kentler için özel bir yeri var.  

Birkaç gün estirdiğinde havayı tertemiz edip manzarayı güzelleştirir. Görüş açımızı genişletir. 
Dağlarda zar zor biriken karları eritiyor.  
Gözüm Uludağ’ın yamaçlarındaki beyazlıklarda; ama günbegün eriyip kayboluyor. 
Çatılar uçuyor, kiremitler savruluyor, ağaçlar kırılıyor, birçok şey oradan oraya savruluyor… 
Tabii bir de uyutmuyor… 

SESSİZ ÖLÜM 

Lodos Bursa için ‘sessiz ölüm’ demektir. 

Yazının Devamını Oku

Lokanta yasak, kongre serbest! 65 yaşa özgürlük

Bir yıl önce Dünya Sağlık Örgütü-WHO yaş dilimlerini yeniden düzenledi. Buna göre;

-0-17 yaş: Ergen
-18-65 yaş: Genç
-66-79 yaş: Orta yaşlı
- 80-99 yaş: Yaşlı olarak kabul ediliyor. 100 ve üzerini de artık ileri yaşlı sayalım gitsin.
Ancak DSÖ 65 yaş’ı hala genç olarak görüyor.

ÖMÜR UZUYOR

Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri yaşam sürelerini belirliyor.

Yazının Devamını Oku