Bizi bu hale getiren kim?

Nüfusumuzun büyük bir bölümü kentlerde yaşıyor. Köylerde ve kırsalda yaşayan insan sayısı hızla azaldı. Yüzde 90 kent, yüzde 10 kırsal gibi nüfus oranı oluştu. 

Sanayileşme ve kentleşme sonucudur da diyebiliriz bu duruma. 
Bu duruma yılların yanlış yönetim anlayışları da sebep oldu denilebilir. 
Son tahlilde ‘Büyükşehir yasası’ köyleri mahalle yaptı.  
O mahallelerde köy yaşamı bir şekilde, zorlukla devam ediyor.  
Kırsal köy ve mahallelerde genç nüfus kalmadı. ‘Çocuk sesine hasret köylerimiz’den bahsetmiştim bir yazımda. Yaşlılar, herhangi bir üretim, hayvancılık ve zirai faaliyet yapmadan yaşam mücadelesi veriyorlar buralarda.  
Yapanlar da ancak kendilerine yetecek, oyalanacak kadar… 
Üretim genç ister, çalışacak güç ister. 

DEVLET BÖYLE İSTEDİ 

Bursa gibi batı kentlerinde köylerde toplam nüfusun %10 ‘u ancak yaşıyor. 
Kırsalda nüfus azalması kendiliğinden olmadı.  
Devlet böyle istedi!.. 

Kentlere ucuz ve çalışkan iş gücü gerekiyordu…  
Sokakların çöpünü toplayacak, inşaatlarda amele olacak, fabrikaları, vardiyaları çevirecek ucuz iş gücü… 
Hem itaatkar, hem kanaatkar. 
Hem güçlü, hem çalışkan. 
Hem saygılı, hem sessiz. 
Örgütlenme talebi olmayan sendikasız… 
Türk köylüsü ve çiftçisinin delikanlıları, kızları böyle ‘uysal çocuklar’...  
Sanayi için bundan iyisi olamaz! 

Uysal çocuklar’ı değeri ve önemini önce Avrupa ülkeleri fark etmişti. 
1960 ‘lı, 70‘li yıllar şahittir, Türk gençlerinin Belçika’dan Almanya’ya, Fransa’dan Hollanda’ya iş için, para için, çalışmak için gidişlerine. 
Ve milyonlarca Anadolu insanı dördüncü, beşinci kuşaklarıyla oraları yurt bellediler.  Kaldılar oralarda… 

ALARM ZİLLERİ 

Bugün de iş ve çalışma imkanı bulacak, emek ve alın terinin karşılığını alacak yerler arıyor insanımız. 
Tarımsal faaliyetlerimiz ve hayvancılık hiç olmadığı kadar azaldı.  
Bilinçli olarak yıllardır sürdürülen ucuz ithalat sonunda şimdi yere serildik. 
Sektörde alarm zilleri çalınıyor... 
Hem üretim yok, hem üretilen para etmiyor… 
Fabrikaların çarkları daha az dönüyor. Çoğu kapasite düşürdü, işçi çıkardı. Kapatanlar da az sayılmaz.  
Nereden mi belli sanayinin kullandığı enerjiden belli… Enerji tüketimi artmadığı gibi azalıyor… 

İşsiz kervanı çığ gibi… 
COVID-19 pandemi dönemi de bu durumu ağırlaştırdı ama zaten ülke üretim açısından büyük bir dar boğaza girmişti zaten. 
İthalata dayalı üretim yapılıyordu. 
İhraç ettiğimiz ürünlerin bile %70 ‘ini dışarıdan alıyorduk, ithal ediyorduk… 
Velhasıl günümüzde millet iş arıyor. 
İşsizlik rekor kırıyor... 

FIRSAT KOLLANIYOR 

60 ‘lı, 70‘ li yıllarda olduğu gibi bu ülkenin genç insanları gözünü yabancı memleketlere çevirmişler okumak ve çalışmak için fırsat ve imkan kolluyorlar. 
Huzur ve güven içinde yaşamak isteyen insanlar da, acaba oralarda yapabilir miyiz diye düşünüyorlar… 
Hal böyledir kısaca! 

İyiyiz, çok iyiyiz deyip duruluyor; bugün dünden iyi, yarın da bugünden iyi olacak, nisan marttan, mayıs nisandan iyi olacak sözleri ile karın doymuyor, fabrika çarkları dönmüyor, tarlalar yeşermiyor, cüzdanlara para dolmuyor… 
Kışa gireceğimiz bu günlerde halk nasıl ısınacağız diye kara kara düşünüyor. 
Doğalgaz, elektrik ve su faturalarını ödemekte güçlük çeken vatandaşlara Allah yardım eylesin. 

Hayat devam ediyor.  
Bir yandan salgınla mücadele, bir yandan işsizlik, geçim sıkıntısı ve hızla artan yoksulluk ile mücadele etmek elbette kolay değil. 
Devlet yönetim anlayışını revize etmeli!.. 

İYİSİN, ÇOK İYİSİN 

Millet halinden şikayet edip sızlandığında, canı yanıp, çaresiz kalıp feryat ettiğinde; ‘halinize şükredin, eski yoklukları ve kuyrukları unuttunuz mu?’ hatırlatması yapılıp, ‘şimdi öyle bir durum yok, her şeyiniz var, hatta evlerde üç dört adet pahalı ve modelli cep telefonlarınız bile var, nankörlük etmeyin!’ diye de paylanıyor!.. 
Sonra da ‘İyisiniz, iyisiniz’ diye de gaz veriliyor. 
Bilirsiniz işte… 

BU HALE GELMEK  

Hikayeler, fıkralar vardır, yeri geldiğinde anlatılmadan geçilemez. 
Tam yerine geldi ben de anlatmadan geçmeyeyim… 

İki boksör ringe çıkar, maç başlar.  
Taraflardan birisi fırtına gibidir. Birinci rauntla birlikte yumruklarını çalıştırmaya başlar. Kelebek gibi dans eder, arı gibi sokar yani… Bizimkinin gözü şişer, kaşı açılır. Gong çalar, köşeye gelir. Antrenörü ‘harikaydın, rakibini iyi hırpaladın’ derken diğer yandan da açılan kaş onarılır. 

İkinci, üçüncü rauntlar da aynı şekilde biter. Boksörümüzün gözü kapanmış, gözünün altı morarmıştır. Kenara geldiğinde antrenörü yine, ‘aferin oğlum adamı ezdin, muhteşemsin’ der.  
Yardımcılar teri siler, omuzlara masaj yapar.  
Dördüncü raunt başlar.  
Boksörümüz rakibi karşısında çaresiz ve etkisizdir, seri yumruklar yemeye devam eder. Değil yumruk atmak ayakta durmakta bile zorlanır. İyice sallanır, yıldızlar uçuşmaya, çevre dönmeye başlar. Ha düştü ha düşecek ama yine gong… Antrenör, ‘aferin oğlum… şahanesin, ringi adama dar ediyorsun, eziyorsun onu’ diye motivasyon yapmaya devam eder. 

PEKİ, BENİ KİM DÖVDÜ 

Son rauntlara doğru bizimki öyle dayak yemiştir ki kaşları açılmış, gözleri kapanmış, nefes alamaz, kolları kalkmaz olmuş, yıkıldı yıkılacak, tam nakavt olacakken gong imdada yetişir, köşeye gelir pelte halinde koltuğa yığılır.  
Bizim antrenör, ‘alacağız maçı aslanım, bırakma, dikkatli ol.., dağıttın, mahvettin, parçaladın, perişan ettin onu’ derken, konuşmakta güçlük çeken boksörümüz şişmiş dudaklarını zorlanarak açıp, hocam; ‘adamı ezmiş, perişan etmişsem beni bu hale kim getirdi?’ diye seslenir..! 

Sorumlulara işsizlik, yoksulluk, geçim sıkıntısı ve olumsuzluklara dair bir şey sorulamıyor. 
Sorulunca da cevap; her şey iyi, çok iyi, Avrupa’nın ve dünyanın en başarılı ülkesiyiz cevabı veriliyor... 
Peki o zaman bizi bu hale kim getiriyor?..

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Kapalı hastaneler açılsın, kapasite yaratılsın

Koronavirüs salgınını ya da artık ezberlenen şekliyle Covid-19 Pandemisi yazmak benim için de, okuyucu için de sıkıntılı bir hal.


Toplumda büyük bir bıkkınlık olduğu kesin.
Ancak gündemi de es geçmemek gerek…
*
‘Yeni normal’ ile başlayan ‘gevşeklik’ geride kaldı.
İçinde bulunduğumuz endişe verici durumu ‘ikinci dalga’ olarak adlandırmanın da çözüme bir katkısı yok.
Tanımlamalarla hastalık önlenmiyor…

SALGIN RAKAMLARI KONUŞUYOR

Yazının Devamını Oku

Türkiye’ye geç gelen COVID-19

2019 ‘un Kasım ayının sonuna doğru Çin ‘in Hubei / Wuhan ‘ında ortaya çıkan ve tedavi edilemeyen zatürre benzeri belirtiler gösteren bir hastalık etkeni konuşmaya başlandı.

Koronavirüs…

Bilinen ve üzerinde çalışmalar yapılan bir mikrobiyolojik etken. Sığır, köpek, kedi, tavuk ve hayvanlarda enfeksiyonlar oluşturan bu virüsün dünyayı derinden etkileyeceğini kim düşünebilirdi?..
Bu virüs ailesinin bazı tipleri 2002-2003 yıllarında yine Çin’de SARS, daha sonrada MERS adıyla Çin ve yakın coğrafyasında salgın yapmış, bin civarında insanın ölümüne yol açmıştı.

İLK COVID SORUŞTURMASI

Hayvanlarda görülen bu virüsün hayvandan insana, daha sonra da insandan insana bulaşması, bir kaç ay içerisinde de tüm kıtalar da görülmesi, 21. Yüzyılın en büyük Pandemisini oluşturması insanlık için talihsizlik sayılmalı. Ancak yüzyıl önceye, 1918-1920 yıllarına gidip, İspanyol gribinin 100 milyona yakın ölüme neden olduğu hatırlanınca buna da şükür demek geliyor içimizden…

*

Hastalık etkeni olan koronavirüsün hayvan pazarından yayıldığı söylendi.

Yazının Devamını Oku

Kaza, deprem ve yardım

AFAD‘ın resmi internet sitesinde deniliyor ki; “Ülkemiz depremlerde insan kaybı açısından dünyada üçüncü, etkilenen insan sayısı açısından sekizinci sırada. Ortalama olarak her yıl büyüklüğü 5 ila 6 arasında değişen en az bir deprem yaşanmakta.” Demek ki yapılan çalışmalar fos çıktı...

Türkiye, afet ve kazalarda ağır bedeller ödüyor. Ölen, yaralanan ve sakat kalanlar bakımından ortada kara bir tablo var. İşin birde ekonomik kayıplar kısmı var ki onunla hiç mi hiç ilgilenmiyoruz.
*
Tabloya bakar mısınız;
Deprem ölümlerinde dünya 3.’sü
Trafik kazası ölümlerinde Avrupa 1.’si
Kaza sayısı açısından Avrupa 2.’si.
Her yıl dünyada 1 milyon 300 bin, Türkiye’de 5-6 bin hayatını kaybediyor.

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyet Bayramı ve milletine sevdalı Bakan 

Bugün genç devletimizin yönetim şeklinin belirlendiği tarihin yıl dönümü. 1923 yılının 29 Ekim günü, henüz 3 yaşında olan Ankara Hükümeti, aile saltanatı değil, Türk milletinin egemenliğini benimsedi. 

28 Ekim günü Gazi Mustafa Kemal Atatürk Çankaya Köşkü’nde milletvekillerini toplayarak “Efendiler, yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz” söylemiyle ülkenin rotasını belirledi. 
Milletine ve özellikle gençliğe güveniyor; 
“Ey yükselen yeni nesil! gelecek sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz” diyordu.  

Mustafa Kemal, geleceği önceden gören kabiliyete sahipti ve “Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz.” sözlerini söylerken demokrasi kavramının artık dünyada yaygın bir idare şekli olacağını da biliyordu. 

Gazipaşa’nın vefatından sonra işbaşına gelen Cumhuriyet yönetimleri devletin ‘kuruluş felsefesi’ni örseleye örseleye bugünlere gelindi. 

Yazının Devamını Oku

Yanıyor dağı, taşı, ormanı yurdumun

Bir haftadır orman yangınlarını konuşuyoruz. Üzülüyor, öfkeleniyor, tepki veriyoruz. Endişeleniyor, kaygılanıyor, moralimiz bozuluyor. 

Sakin sakin oturup izlemek mümkün mü? 
Bir yandan ağaçlar, çalılıklar, otlaklar diğer yandan da tavşanlar, ceylanlar, kaplumbağalar, sincaplar ve böcekler yanıyor. 
Yani ciğerimiz yanıyor. 

Sebep arıyoruz, neden!? 
Rant çetesi parmağı, terör kafası var mı diye sorguluyoruz. 

CİĞERİMİZ YANARKEN 

Hatay, Trabzon, Kahramanmaraş ve Osmaniye aynı günlerde çıkan/çıkartılan orman yangınları hakkında çok şey yazıldı, çizildi... 

Yazının Devamını Oku

Ücretlere iyileşme isteyen sağlık çalışanına patates

Sağlık çalışanlarımızın sıkıntılar içerisinde olduklarını biliyoruz. Hekim, hemşire, laborant, röntgen teknikerlerinden tutun güvenlik, sekreter, şoför, temizlik görevlilerine kadar mutsuzlar. Sağlık hizmetleri ekip işi. Birinin mutsuzluğu hepsinin mutsuzluğu... 

Yüzden fazla sağlıkçı Covid-19 bulaşısı nedeniyle öldü, binlercesi de ‘Pozitif vaka’ oldu… 
Hatta öfkeli, kızgın ve kırgınlar… 

PERSONEL AÇIĞI 

Hastanelerin, sağlık kurumlarının personel açığı var. 
Açık varken, İl ve İlçe Sağlık Müdürlükleri, Toplum Sağlığı Merkezleri ile Hastanelerin idari kadrolarında da fazlalık, personel yığılması var! 
Bu ‘mesele’ şimdi halledilmeli, bir tarafta hatır, gönül ve kayırmayla ofislere çekilen ‘mutlu sağlıkçılar’, diğer tarafta ise ciddi açık sebebiyle oluşan yığılmalarla baş etmeye çabalayan ve hasta olan ‘mutsuz sağlıkçılar’… 
Nasıl olacak? 

Yazının Devamını Oku

Asırlık çınara müze yakışır

Yaşlanmak ve onlarca yılı geride bırakmak insan hayatı için kaçınılmaz bir durum. Ömür verirse Rabbim, herkes bu dönemi de yaşayacak…


Doğmak, emeklemek ve bebeklik dönemini tamamladıktan sonra çocukluk dönemi bir çırpıda geçiverir. Hayat basamaklarını insan nasıl çıktığını, yılları nasıl geride bıraktığını bile düşünemeden zaman akıp gidiyor. 
Bir bakmışsınız ki emeklilik konuşuyorsunuz. 
Ya da hemen her hafta cami avlusunda oluyorsunuz, bir dostunuzu, akrabanızı kabristanlığa uğurluyorsunuz… 
Hayatın gerçekleri işte, yaşlanmak kaçınılmazdır.

 * 

Muhteşem yaşlanan bazı örnek isimler çıkar karşımıza… 

Yazının Devamını Oku

Pandemi uzun sürecek

COVID-19 pandemisi hakkında her gün yeni bir şey söyleniyor, çarpıcı iddialar ortaya atılıyor, hikayeler uyduruluyor. 

 

COVID’in suyunu çıkardık... 

Okumuşlar, mektep medrese görmüşler, eğitimliler, sosyoekonomik düzeyi iyi olanlar işin ciddiyetini biliyorlar. Biliyorlar ama sıra tedbirlerin uygulamasına gelince büyük çoğunluk yan çiziyor. 
Havalı, pahalı ve sosyetik mekanları tıklım tıklım dolduruyorlar. Bademli ve Özlüce’nin restoranları, kafelerine bakınca anlaşılıyor.  
Sahiller ve plajlarda farklı değil... 

SEMTTEN SEMTE ANLAYIŞ FARKI 

Eğitimsizler, göçle gelenler kentin varoşlarında tutunup hayat kavgası verenler, açlık sınırının bir tık yukarısında yaşayanlara bakıldığında onların da hiçbir şeyi umursamadıklarını, virüsü ve ölümü dikkate almadıklarını görürsünüz. 

Yazının Devamını Oku

Hatıralar Teker Teker Yerle Yeksan 

Zaman vefasızdır derler, diyenler haklıymış. 


Kente ve insana değer katan, hatıra oluşturan fiziksel yapılar teker teker ortadan kaldırılıyor. Bu durum bazen kaçınılmaz bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor. 
Bazen de planlama ve projelendirme yanlışlarıyla birlikte… 
Keşke karşımıza hep doğru projeler çıksa… 

HER YIKIM CAN YAKAR 


Halkın yaşamına eğitim, sağlık, kültür, spor ve sanat etkinlikleriyle dokunan ve iz bırakan yapıların yıkılması canımızı yakıyor… 

Yazının Devamını Oku

Terminal güvenlik uygulamaları  

Sevgili okurlarım, dört beş yıl önce kentlerimizde bombaların patladığını, yüzlerce yurttaşımızın hayatlarını kaybettiğini, ciddi güvenlik sorunları yaşandığını hatırlarsınız… 

Canlı bombalar, bomba yüklü araçlar, silahla taramalar ve uzaktan kumanda patlayıcılar kullanılarak güzel ülkemiz kan gölüne döndürülmüştü. 
Katliamlardan IŞİD - DEAŞ, PKK, TAK, PYD gibi terör örgütleri sorumlu tutulmuştu. 
Sıkıntılı günler, üzüntü verici olaylardı… 
Hatay, Reyhanlı, 11 Mayıs 2013, Diyarbakır, 5 Haziran 2015, Şanlıurfa, Suruç, 20 Temmuz 2015: Iğdır, 8 Eylül 2015; Ankara, tren garı önü: 10 Ekim 2015; İstanbul, Sultanahmet Meydanı, 12 Ocak 2016; Ankara, TBMM yanı, 17 Şubat 2016; İstanbul, İstiklal Caddesi, 19 Mart 2016; Ankara, Kızılay, 13 Mart 2016; İstanbul, Vezneciler, 7 Haziran 2016; İstanbul, Atatürk Havalimanı, 29.06.2016
Küçük çaplı saldırıları ve cinayetleri listelemedim. 

BURSALI UNUTMAZ 

Bursalılar da 27 Nisan 2016 günü Bursa Ulu Cami kapı girişinde kendini patlatıp ölen canlı bombayı ve 13 kişinin yaralanmasını unutmamıştır. 

Yazının Devamını Oku

Sürpriz yok COVID bildiğini okuyor

Bulaşıcı hastalıklarla mücadelede yol bellidir. Bilimsel, sadece bilimsel yöntemlerle netice alınır. 

İnsanlık tarihine büyük acılarla yazılan felaketlerden ders çıkartan topluluklar salgınları en az kayıp ve hasarla atlatıyorlar. 
Toplumsal koruma anlayışını, halk sağlığını önemsemeyen devletler ise büyük kayıplar veriyorlar.

BİYOLOJİK TEHLİKELER 

Yaşamı etkileyen virüs, bakteri, mantar ve parazitlerin neden olduğu biyolojik tehlikelere karşı devletler akılcı ve kararlı tedbirler alırlar, kurumsal yapılar oluşturur ve salgını hafife almazlar.

 * 

Herkes ilan edilen, polis ve jandarma tarafından takip edilen, gerektiğinde de parasal cezai işlem yapılan süreçte maske, mesafe ve temizlik konusuna titizlikle riayet etmeli. 
Her sade birey gibi siyasetçiler ve devlet idarecileri de hassasiyet göstermeliler. Yoksa salgınla mücadele inandırıcılığını yitirir. 

YAZIK OLUYOR EMEKLERE

Yazının Devamını Oku

Hava, su, toprak, sel, heyelan, afet...

Küresel ısınma, iklim değişikliği, kuraklık 21. Yüzyılın önemli sorunu. Duyduklarınızı, gördüklerinizi unutun, aslında sorun yeni başlıyor. Daha yolun başındayız. 

Yazları sıcak ve kurak geçen ülkemiz ağustos ayında su taşkınları, sel ve heyelanları yaşıyor. 
Karadeniz Bölgesi, Rize, Trabzon, Giresun, Ordu ve Samsun’da tehlike büyük...  
Bir yanda Çin Seddi gibi sahil boyunca batıdan doğuya, Samsun’dan Sarp’a uzanan ve daha proje aşamasında ‘bu şekilde’ yapılmasına itiraz edilen ‘Karadeniz Oto Yolu’ diğer yanda ormanlarının yol, tünel, baraj, madencilik ve yerleşimler için doğal yapısının adeta tahrip edilmesi problemiyle başbaşa… 
Daha ne olsun!.. 

*

Bir hafta önce Giresun’da yağmurla gelen felaket çok sayıda yurttaşımızın ölümüne neden oldu. 
İlçeleri sel basmasına, yolların ve köprülerin çökmesine, evlerin, iş yerlerinin yıkılmasına, arabaların sele suya karışıp sürüklenmesine, hayvanların telef olmasına, maddi ve manevi kayıplar oluşmasına alıştık sanki!.. 

Yazının Devamını Oku

Ah o eski hocalar üniversiteler 

Cinci, üfürükçü hocalardan bahsetmiyorum. Onlar ziyadesiyle mevcutlar, çığ gibi ürüyorlar ve bir hayli de etkililer. 

Bahsetmek istediğim üniversite hocaları, akademik personel, ilim adamları... 
Üniversitelerimizin hali... 

HOCA OLMAK  

Nerede olursa olsun, ortamda bir üniversite hocası bulunduğu zaman en çok saygıyı gören insan olurdu. 
Hürmet edilendi. 
Düşüncelerine ve fikirlerine değer verilir, baş tacı edilirdi. 
Ama o hocaların da ağzından çıkan bir söz nice terazilerde tartılır, dirhem dirhem çıkardı. Lafları değerli ve yerli yerinde olurdu. 

Yazının Devamını Oku

Trafik kazalarına ulusal öncelik

Bir bayramı daha yolcu ettik. Pandemi gölgesinde bayramın tadı çıkmadı. AVM ’ler, tatil yerleri, sahiller, yaylalar, piknik alanları, kafeler, eğlence mekanlarında çoğunluğun maske, mesafe, temizlik kurallarını uymadığı görüldü. Bunun bir bedeli olacak elbette!.. 

Allah kabul etsin, kurbanlar kesildi ve dağıtıldı. 
2 milyon 700 bin küçükbaş ve 800 bin büyükbaş, toplam 3,5 milyon hayvan kesildi. Belki biraz daha fazlası… 
Umalım ki yoksul ve gariban kursakları biraz et görmüştür.

 YİNE ÇİRKİNLİK 

Kesim yerleri, her yıl iyileştiriliyor.  
Kesiciler, sertifikalı eğitimlere katılıyor. 
Çevre temizliği ve atıklar konusunda bilgiler paylaşılıyor. 

Yazının Devamını Oku

Kurban bayramı ve sertifikalı kesiciler

Ortalık kan revan içerisinde kalırdı. Cadde ve yeşil alanlarda kesilen hayvanların işkembesi, dışkısı, kellesi, ayakları, postları ilkel görüntüler oluşurdu. Kurban edilen hayvanlar acemi kasapların elinde acı çekerler, vahşet görüntüleri oluşurdu. 

İnsanın aklını başından alan o çirkin manzaralar gittikçe azalıyor. 
Belediyeler hayvan satış pazarları ve kesim yerleri oluşturuyor. 
Denetimler yapılıyor. 
Kurban kesimi artık daha bilinçli olarak gerçekleştiriliyor. 

Acemi kesici ve kasapların hayvanlara acı çektirmesine karşı bilincin yayılmasıyla ‘hayvan refahı’ kavramı toplum tarafından daha iyi anlaşılmaya başlandı. 
Hayvanın seçilmesi, nakledilmesi, kesime hazırlanması ve kesim esnasında hayvana şiddet uygulanmaması ve sakinleştirilmesinin ardından kesimin gerçekleştirilir. 

Yazının Devamını Oku

Futbol sadece futbol değildir

Süper lig sezonu tamamlandı.Futbol, erkeklerin oynadıkları, ilgilendikleri, takip ettikleri, üzerine tartıştıkları ve kavga ettikleri, günlerce konuştukları bir spor dalı.Milyonlarca insan için spordan öte bir aşk…


Futbol severler, doksan dakika oynanan maçın kritiklerini televizyonlardan üç gün boyunca bıkmadan, usanmadan takip eder. Doksan dakika maç, üç gün yorum... Bu böyle sürer gider.

ŞAMPİYON BELLİ

Süper lig sezonu tamamlandı.
Başından belliydi, ilan edildi.

*

Ancak ülke, şehirler ve meydanlar suskun…

Yazının Devamını Oku

Çevre ve doğa uyarıyor

Yaşlı dünyamız bugüne kadar nice badireler atlatmış. Yaşadığımız coğrafyada son büyük felaket Nuh Tufanı olmuş.

6 bin yıl önce gerçekleşen bu hadise önce Sümer tabletlerinde belirtilmiş, sonra Tevrat’ta, daha sonra da Kuran’da yer almış.
Tufanın nasıl ve nerelerde olduğuna dair yapılan bilimsel araştırmalar halkın ilgisini çekmeye devam ediyor.
Nuh’un gemisi haberleri dikkatleri daha çok çekiyor. Ağrı dağında mı, Cudi dağında mı? Yoksa Irak’ın bir şehrinde mi?
Kalıntılar, anlatılar, efsaneler birbirine giriyor… Gemi Ağrı’da mı acaba?..
*
Sular yükselmiş. Dev dalgalar olmuş, yükselen sular her yeri yutmuş. Nuh peygamber gemisine aldığı hayvanlarla suların çekilmesini beklemiş. Beş altı ay süren bu yolculuk geminin bir dağın tepesinde karaya oturmasıyla sona ermiş. Hayat yeniden başlamış.
*

Yazının Devamını Oku

 Kurallara uymayan kimler?

Komşularımız dahil çok ülke 2019 yılının Kasım, Türkiye ise Mart ayından itibaren Korona virüs salgını ile mücadele ediyor.

20. yüzyılda 50 milyondan fazla insanın ölümüne yol açan İspanyol gribine göre çok hafif görülse de dünya yeni bir bulaşıcı hastalık ile karşı karşıya kaldı.
540 bin kişi yaşamını yitirdi.
Bizde 5 binden fazla can kaybettik.
Kayıpları sayılarla izah etmek acı verse de başka türlü olmuyor…
Henüz trafik kazalarında bir yılda kaybettiğimiz 6-7 bin sayısına ulaşamadık!..
Dünya Sağlık Örgütü, ‘Pandemi’ ilan ettikten sonra başetmeyle ilgili güncelleyerek protokoller yayınlıyor.
Haliyle ülkelerin mücadele yöntemleri de birbirine benziyor.

KORONA VİRÜSLE MÜCADELEMİZ

Yazının Devamını Oku

Srebrenica Çiçeği'ni soldurdular

On gün sonra tarihe ‘Srebrenica katliamı’ olarak geçen bir mezalimi konuşacağız.2. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da yaşanan en büyük Müslüman katliamı olarak hafızalarda yerini alan caniliği hatırlayalım o zaman.

Yugoslavya’nın 1992’de dağılmasının ardından Balkanlar yine kan gölüne dönmüştü.
Hırvatlar, Sırplar, Boşnaklar ve Arnavutların ateş çemberine düştüğü doksanlı yıllardı…
1995 yılında Bosna Hersek’in Srebrenica (Srebrenitsa) kasabasında yaşayan Boşnakların Sırp askerleri tarafından canice katledilmesi ülkemizde de derin üzüntülere neden olmuştu.
Birleşmiş Milletler gözetiminde silahtan arındırılan ve Hollandalı askerlerce korunan ‘toplanma bölgesi’ Sırp asker ve milislerine teslim edildi. Sırplar da sayısı kesin olarak bilinmemekle birlikte silahsız ve savunmasız durumdaki 14-70 yaş arası 13 binden fazla erkeği öldürdü.
Cesetler ağaç kesme hızarlarıyla paramparça edilerek ’meçhul’ toplu mezarlara gömüldü.
Hala Boşnaklardan geriye kalan bir diş, bir kemik parçası aranıyor, bulunanlara DNA testleri yapılıyor ve kimlikleri tespit ediliyor.
Srebrenica katliamı dışında da Boşnak-Sırp savaşında binlerce Müslüman daha katledildi.

SREBRENİCA ÇİÇEĞİ

Yazının Devamını Oku