GeriDr. Hüseyin H. SERDAR Balkanlarda deprem, bursa’nın yüreği sızladı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Balkanlarda deprem, bursa’nın yüreği sızladı

Arnavutluk, deprem yaralarını sarmaya çalışıyor.

Balkanlarda deprem, bursa’nın yüreği sızladı

Bosna Hersek, Kosova, Karadağ, Hırvatistan, Sırbistan ile Kuzey Makedonya ‘da peş peşe gerçekleşen sarsıntılar bölge halkını kaygılandırıyor.
*
Bölge Rumeli, Batı Trakya, Balkanlar olarak adlandırılsa da esasen hepsi aynı anlama geliyor. İç içe geçmiş, eş kavramlar...
Balkanlar sallanıyor.
Sallanması bir yana, Balkan ülkelerinde yaşanan acılar Bursa’da yürekleri sızlatmaya yetiyor...
*
Başken Tiran ve civarında 30 kadar can kaybı var, umarız artmaz.
Enkaz altında kalanların varlığı da biliniyor.
Bölge halklarının acılarını, üzüntülerini paylaşıyoruz...

BİLİRİZ BU ACIYI

Biliriz bu acıyı...
1999’daki Marmara ve Düzce depremlerinin yarattığı acıları, oluşturduğu sosyo-ekonomik hasarı atlatabilmiş değiliz...
*
Üç gündür bölge ülkelerinde hatta Adriyatik’in karşı yakasında İtalya’da sarsıntılar endişeyle hissediliyor.
Ya biz de!..
Acaba son aylarda kıpırdama halinde ki Marmara fayları da etkilenir mi?
Gel de düşünme...

AFETLER KAYGILANDIRIR

Doğal afetler, depremler, heyelanlar, seller, taşkınlar, yanardağ patlamaları, yangınlar, dev dalgalar hayatın gerçeği...
Türkiye, özellikle Marmara, Ege ve Doğu Anadolu bölgelerimiz deprem ve sarsıntılar açısından ciddi riskler içeriyor.
Hazır olmalıyız!
Depremle yaşamasını bilmeliyiz!
Hazır mıyız?..
Reklamlara kanarsak; hazırız!..

KÜÇÜK KIYAMET

Bursa’daki son büyük depremler 1855 yılının Mart ve Nisan aylarında olmuş. Sadece deprem değil, ardından da şehri yok eden yangınlar çıkmış.
*
Bir dakika süren, yaşayanlara ise çok uzun gelen, Miladi 2 Mart 1855, Hicri takvime göre de 12 Cemaziyelahir 1271 depremini halk ‘Kıyamet-i Suğra’ yani Küçük Kıyamet olarak nitelendirmiş.
Deprem büyüklüğünün 7.5 olduğu düşünülüyor.
*
Yaşayanlar, 1509 senesinde meydana gelen ve 160 bin’lik nüfusun 13 bininin öldüğü Büyük İstanbul depremine de ‘Kıyamet-i Suğra’ demişler...
*
Bursa’nın küçük kıyametinde Bursa büyük bir tahribata uğradı, halk mağdur oldu.
Bursa Mahalli Meclisi’nce hazırlanan tutanaklarda “Akşam saat altı sıralarında hava birden kararmaya başlamıştı. Batı tarafından gelen kapkara bir bulut tüm gökyüzünü kapladı. Şiddetlice esen rüzgâr da her tarafı kasıp kavuruyordu. Şimşekler çakıyor, gök gürültüsü ile birlikte sağanak yağmur da bardaktan boşalırcasına yağmaya başlamıştı. Saatlerin 9.15 ‘i gösterdiği sırada yer altından sanki top seslerini andıran gürültüler işitilmeye başlanmıştı. Ahalinin belki de hiç birisinin o güne kadar rastlamadığı çok şiddetli bir deprem başladı...’ bilgileri görülür.
*
Keçecizade Fuad Paşa, İstanbul’da da hissedilen depremin ardından çıkan yangın için “Osmanlı tarihinin dibacesi (önsözü-başlangıç) yandı” diyerek çok üzülmüş.
*
İkinci deprem de Miladi 12 Nisan 1855, Hicri 24 Recep 1271, Perşembe günü akşamı olmuş.
Bu tam bir felaketti...
Deprem tutanağında, Perşembe gecesi, saat biri geçerken Bursa ‘da yine bir şiddetli depremin olduğunu ve ardından çarşının birkaç yerinde yangın çıktığı, yolların yıkıntılarla kapandığı, han ve hamamların harap olduğu, halkın canının ve başının kaygısına düştüğü, hanların ve dükkanların yandığı ifadeleri yer alır. Şehir adeta kül olur...
*
34 bin civarında olan Bursa nüfusunun yaklaşık 1500 kişisi hayatını kaybetmiş...

DEPREMDEN ÇOK ÇEKEN ŞEHİR

Bursa deprem ve yangınlardan çok çekti,
1491 Fidan Han, 1493 Çıra Pazarı, 1512 Tuz Pazarı, 1518-1519, 1521, 1544 Çarşı ve 1584 Kapalı Çarşı, 1589, 1608 Celali isyanlarında oluşan yangınlar, 1729 Kayan Çarşısı, 1743, 1755-1764 yılları arasında ki yangınlar, 1765, 1767 Çıra Pazarı, 1771 Kayan Çarşısı ve 1772 Setbaşı, 1773 Yangını ve 1801 Büyük Yangını sayılabilir.
*
1855 den önce de Bursa ve çevresinde; 1508, 1556, 1668, 1674, 1705, 1719, 1754, 1766, 1794 depremleri yaşandı.
Osmanlı’nın o yıllarda sıkıntıda olduğunu biliyoruz.
Ne kadar zorlansa da, istediği ölçüde gerçekleştiremese de devlet, halkın zarar ve ziyanını gidermek, ihtiyaçlarını karşılamak için yardım yapılmasına çalışmış.
Mesela, 1853 yılının 30 Kasım’ında Rus Karadeniz Filosu, Sinop Limanı’na girmiş, demirli donanmayı yakıp, batırmış. Müslüman mahallelerinde de yangınlar çıkartarak şehri yakmış...
*
Ardından Rusya ile yeni bir harbe tutuşmuşuz...
Hazinenin yükü her geçen gün artmış, devlet maddi krize girmiş.
Büyük zararlara ve insan kayıplarına sebep olan 1853’te İzmir ve İstanbul, 1854’te Amasya Yangını, İstanbul, İzmir ve Samandağ depremleri, 1855 yılında Laleli ve Bafra yangınları, Bosna, Tarsus, Fethiye, İzmir ve İstanbul depremlerinde çilekeş halkımız büyük fedakarlık ve gayret göstererek acıların azalmasına gayret etmiş.

DUYGUSAL FAY HATTI

Deprem, afet ve her türlü olağanüstü hallerde durumumuz nicedir diye düşünmeden edemezken, siyasi tartışmalar, boş lakırtılar ile parça parça bölünüyor, günleri ziyan ediyoruz...
*
Arnavutluk depreminden gelip Bursa’ya uzanan duygusal faylarımızın tetiklenmesinde bir beis yok. Ama deprem fay hatlarında bir hareketlenme olursa vay halimize..!

X

Marmara nasıl kurtulur

Her gün yeni bir olay, farklı bir gelişmeyle uyanıyoruz.Haliyle konu sıkıntısı da olmuyor. Ortaya çıkan her yeni gelişme esas mevzuyu unutturuveriyor.  

 

Türkiye güzel bir yer!.. 

Pandemiyle başlayan süreçte yaşanan olağandışı hadiselerle yıpranan insanlarımız işsizlik, geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, Türk lirasının döviz karşısında erimesi, ücret azlığı, enflasyon, atama bekleyen öğretmenler, emeklilikte yaşa yakılanlar, 3600 ek gösterge beklentisi, iflaslar, icralar, intiharlar gibi sorunlarla karşılaşıyor. Listeyi uzatmayalım… 
Ekonomik, sosyal ve siyasi yönden bir daralma yaşanıyor. Ruhsal açıdan da iyi olunmadığı aşikar, geniş halk kesimlerinin iyice daraldığı görülüyor. 


Yazının Devamını Oku

Bandırma Balık Pazarı esnafının imdat çığlığı 

Marmara denizinde yaşanan çevre felaketi birçok yönüyle etkilerini sürdürüyor.  

Tabakalar şeklinde deniz yüzeyini kaplayan müsilaj ortamın biyolojik yaşamını ve çeşitliliğini etkilemekle kalmıyor deniz ürünlerinin sağlığı üzerine de tartışmaları beraberinde getiriyor. 

MARMARA DENİZİ EYLEM PLANI 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı nihayet Marmara bölgesi kentlerini, valilikler ve belediyelerini bir araya getirerek sorunu gidermeye karar verdi. 
Etkin işbirliği sağlanmalı, uzun süreli politikalar sürdürmeli, denetlenmeli. 
Küresel etkilerin dışında denizi kirleterek bu hale getiren kanalizasyon, evsel, endüstriyel ve zirai atıklar sorununu bütüncül bir yaklaşımla, arıtmalarla çözmeyi başarmalı, bölgenin imar düzenlemeleri, nüfus artışları, yerleşim oluşumları da hep birlikte ele alınmalı. 
Marmara Denizi Eylem Planıyla denizi, balığı, eko ekosistemi öldüren ve sağlığı etkileyen bu kötü gidişe dur denilecek.

EKOSİSTEM ÖLÜRSE BALIKÇILIK DA ÖLÜR 

Yazının Devamını Oku

Deniz salyası mavi vatan'a engel

İki, üç aydan beri deniz salyası haber ve yorumları yapılıyor. 

Deniz salyası nedir ki? 
*  
Efendim, Marmara Denizi’nin özellikle kıyı bölgelerine suyun üzerini halı gibi kaplayan sümüğe benzeyen, jel kıvamında peydahlanan organik bir katmanı konuşuyoruz.  

Deniz ve göllerdeki ortam şartlarına tepki olarak, mikroskobik bitkimsi canlıların, fitoplankton denilen mikro alglerin aşırı çoğalmasıyla ürettikleri salgıya bilim insanları müsilaj diyorlar. 
Deniz salyası ya da müsilaj... 

Yazının Devamını Oku

Toprak, gıda, su sağlık korunmalıdır 

Günümüz sorunlarının çoğu doğa ve çevre kaynaklı.  Doğal kaynakların yönetilmemesi sorunuyla karşı karşıyayız.  Hem yönetilemiyor hem de zarar veriliyor. 

Türkiye hızla kuraklaşıyor, bu büyük bir problem. 
Yıllık yağış miktarı yıldan yıla azalıyor. Beklenen yağışlar, zamanında gelmiyor, ürünler ‘yanıyor’, üretim düşüyor.  
‘Su kenti’, tarım ve gıda başkenti Bursa da bunu yaşıyor.  

SUYA ULAŞMAK  

Yeraltı su kaynaklarımız alarm veriyor.  
20 yıl önce 20-30 metreden su çıkan yerlerde şimdi 130-140 metrelere inmek gerekiyor. Ova yer altı suyu tehlike seviyesinde.  

Yazının Devamını Oku

19 Mayıs 1919; Mirasa saygı yapılanlara vefa

Dün, milli egemenlik mücadelesinin ‘ilk adım’ının atıldığı günün yıl dönümüydü.

102 yıl önce, egemenliğini yitiren Osmanlı devletine el koyan, işgal kuvvetlerinin yönetimindeki başkent İstanbul’dan bir vapur içerisinde; Mustafa Kemal Paşa, 22 subay, 25 er ve erbaş, 8 katip ve 21 gemi personeliyle yol alır ve 19 Mayıs 1919’da Samsun’a varır. 
Hedef belliydi;  
“İşgal edilen Osmanlı imparatorluğu içerisinden bir Türk devleti çıkartmak!” 
Türk milletinin bağımsızlık hikayesinin tarihi bile estetik; 19 Mayıs 1919… 

ONA BORÇLUYUZ 

İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan başta olmak üzere istilacı devletlerin heveslerini kursaklarında bırakan, hayallerini yıkan Mustafa Kemal Atatürk, az sayıda ki arkadaşıyla; Libya, Mısır, Filistin, Suriye, Yemen, Arabistan, Balkan, Rumeli, Kırım, Kafkas ile öz yurdumuz Anadolu coğrafyalarında Çanakkale’den Kars’, İzmir’den Gaziantep’e kadar onlarca kentimizde yıllarca süren savaşlarla adeta nüfusu kırılıp, yok olmaya giden, hasta ve yorgun garip Türk insanını ‘ya istiklal, ya ölüm’ parolasıyla ayağa kaldırmayı başardı. 

Yazının Devamını Oku

Hekim göçü hızlanıyor emekli hekimler göreve çağrılıyor

Kamuoyu fazla ilgilenmedi ama Sağlık Bakanlığı ilk defa hekimler için ‘65-72 Yaş Yeniden Atama Kurası’ düzenledi. Sağlık Bakanlığı’ndan emekli olmuş veya yaş haddinden emekli edilmiş tabip ve uzman tabiplerin atamaları 24 Mayıs’ta yapılacak.

Devletin çok hekime ihtiyacı var.
Sadece hekim değil, hemşire ve diğer alanlarda sağlık çalışanı açığı oluşmuş.
Kamu hastanelerinde hizmetlerin daha etkin verilmesi için binlerce doktor, hemşire ve sağlık personeli gerekiyor. Sayısal eksiklik bir yana, pandemi sürecinde sağlık çalışanlarının tamamı bitap düştü. Moral ve motivasyonları kayboldu, stres, kaygı, yorgunluk, yılgınlık ve tükenmişlik ön plana çıktı.

HEKİM AÇIĞI MI VAR?

Yüzlerce sağlık çalışanını COVID-19’a kurban verdik, şehit oldular. COVID’e yakalananlar da hasta hasta çalışmaya devam ediyorlar.
*
Hekim açığı nasıl oluştu?

Yazının Devamını Oku

İhtiyaçların farkında mısınız?

Ünlüler ünsüzler, artistler siyasetçiler, sanatçılar sporcular, köylüler kentliler, okumuşlar okumamışlar, baylar bayanlar, daha kimler kimler bir anda 20 yaş fotoğraflarını sosyal medyada paylaşmaya başladılar. 

Ortalık yıkılıyor. 

‘20yearschallenge’, 20’li yaşlar challenge akımı salgına dönüştü. 
Zaman tüneli gibi, 1960‘lar, 70’ler, 80’ler… 
O yılların kazakları, ceketleri, mantoları, paltoları, etekleri, bluzları, saç sakalı, makyajı, modası, daha neler neleri…  
Eski Türkiye’ye dair siyah beyaz hikayeler…  

‘20 yıllık meydan okuma’ ile kimileri “uçan 20’li yaşlar” diyor zamanın vefasızlığına, kimileri “20 yaşı hiç fark edemedim ki” diye hayıflanıyor, kimileri “20‘li yıllar hızlı geçmiş”, bir arkadaşım da şöyle yazmış, “herkes 20‘li yaşlardaki fotoğraflarını paylaşmaya başlayınca yüreğim burkuldu. 20 yaş öncesi emniyette kayboldu, 30‘lu yaşların ise cazibesi yok oldu.” 

Yazının Devamını Oku

Bursa için imar zamanı

Kentler zaman içerisinde dönüşüm yaşar.  Sadece savaşlar değil, sanayileşme, turizm, nüfus artışı, göçler de kentlerde gelişme ve kalkınmayı etkiler. Sosyal ve ekonomik yaşam kentlerdeki değişimleri hızlandıracağı gibi yavaşlatabilir de... 

Kırsal bölgelerden ve küçük Anadolu kentlerinden daha büyük şehirlere doğru olan kitlesel akın ve göçlerin etkilerini ilk önce İstanbul, Ankara ve İzmir de görmüştük.  
Ülke ilk defa böylesine bir ‘gecekondu’ gerçeğiyle karşılaşmıştı.  
Gecekondu da bir ‘varoş kültürü’ oluşturmuştu. 

Sonrasını hep birlikte gördük.  
Varoş kültürü zaman içerisinde tüm alanlarda etkilerini genişletip kentlere ve ülkeye egemen oldu. 
Yüzyıllar içerisinde gelişen kent ve kır kültürünün bir anda nasıl değiştiğine şahit olduk. 

Yazının Devamını Oku

Yarın 23 Nisan neşe doluyor insan! 

Sabah sabah yurt dışında yaşayan bir dostum aradı, ne var ne yok dedi memlekette... 

Almanya gibi sakin, şaşırtıcı bir gelişmenin olmadığı, her şeyin rutininde yürüdüğü bir ülke olsaydık cevapta basit olurdu;  
- ‘Ep aynı beyaa, ep ayni...’ der geçerdik. 
Ama burası canım Türkiyem... 

Bu memleketin ahvali nasıl anlatılabilir ki! Detay versen anlamaz, boşuna yoruluruz. Ben de kolayını seçtim; 
Atları kaybettik, 
Kargayı uçurduk, 

Yazının Devamını Oku

  Herkese COVID’li muamelesi yapmalı 

Salgın almış başını gidiyor. Günlük 60 bin vaka ile Avrupa birincisi, dünya ikincisi ülkeyiz. 


Acılar elbette sayılarla ifade edilmez.  
Durumumuzu başka türlü anlatamıyorken Kovid-19 da dalgasına bakıyor…  
Bu kaçıncı dalga?  
Sanırım 3. 
Böyle devam ederse dalgalar tsunamiye dönüşecek. 


Yazının Devamını Oku

Sıfır atık, sıfır çözüm olmamalı..!

Toprağın, suyun ve havanın kirlenmemesini sağlamak devletin asli görevleri arasında. Anayasamıza yazmışız bunu.

56. maddesinde ‘sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması’ ile ilgilidir demişiz ve; “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” diye de lafı çakmışız. 

Ödev!.. Devlete ve vatandaşa birlikte yüklenmiş. 
Çevrenin geliştirilmesi, çevre sağlığının korunması ve kirlenmesini önlemek işinin yerine getirilmesi veya yapılması kişinin vicdanından doğar.  
Yasa açısında da gerekli ve zorunlu görülen bu durum ‘iş ve davranış olarak’ devlete yüklenmiştir. 

DOĞAYI KORUMADA ROLLER 

Ödevin yerine getirilmesinde, işin gerçekleştirilmesinde roller sırasıyla şöyle paylaşılıyor; 

Yazının Devamını Oku

  Türk tipi pandemi yönetimi

 Haritalardaki kıpkırmızı hallerimize bakmayın, aslında ‘salgın böyle yönetilir’ diye ders veriyoruz dünyaya...  Büyük bir gururla buna ‘Türk tipi salgın yönetimi’ diyebiliriz!  

Birçok şeye ‘Türk tipi’ demeye nasılsa alıştık, mesela ‘Türk tipi başkanlık sistemi’ gibi. 
Hala yerli yerine oturmasa da, giderilemeyen bir takım eksiklikleri ve tıkandığı yerler olsa da sonuçta ‘Türk tipi’, bizim icadımız… 

AKIL, BİLİM VE PANDEMİ 

Pandemiyle mücadeleyi deneme yanılmayla sürdürüyoruz. 
Bilim Kurulunun bu süreçte çok etkin olduğunu iddia etmek yanıltıcı olabilir. 
Önlemler vatandaşlara güven vermedi, vermiyor. 

Yazının Devamını Oku

Aklıma gelen başıma geldi; Evrene mesaj verdim 

Biraz moda deyimle evrene mesaj verirken dikkatli olmalı. Ya mesaj vermeyeceksin ya da verdiğin mesajın sonucuna katlanacaksın. 

Mutlu, sağlıklı, huzurlu, şanslı ve başarılı insanlar nasıl düşünürler, nasıl dilekte bulunurlar meselesi ince bir konu. Sanırım onlar iyimser olmayı, pozitif ve olumlu düşünmeyi alışkanlık haline getirmişler. 
Yaşamda karamsarlığa yer vermemeli. 
Hayata olumlu bakan insanlar genellikle; 
Strese girmez. 
Sakin olur. 
Mide krampları olmaz. 

Yazının Devamını Oku

Kadına şiddet sürerken iyi olamayız!

Bu hafta 8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘nü konuştuk. Ardından Pandemi yasakları ve vakaların artışı, işsizlik, geçim sıkıntısı, paramızın yabancı paralar karşısında yine değer yitirmesi geldi. 

Karanfiller dağıtıldı, süslü açıklamalar yapıldı. 
Çentikli günlerden olduğu için rutine bağlanan konuşmalar, kutlamalar, anmalar, yer yer de protestolar yapıldı. 
Şunu söylemeliyim ki Türkiye’de “kadın meselesi” politikacıların propaganda malzemesi olmamalıdır. 
Toplumsaldır, geniş ve derin, köklü bir sorundur.  
Kadın için dezavantaj olan konuların düzeltilebilmesi için uzun süreli ve istikrarlı süreçlere ihtiyaç vardır. 

Herkesin kafasında farklı kadın olgusu var; 

Yazının Devamını Oku

Yeni kontrollü normalleşme etik davranışlar

İnsanlık son bir yıldır ruhen, bedenen ve sosyal yönden büyük bir çöküntü yaşıyor. İnsanlığın sağlığı bozuk. 

Dünyanın dört bir köşesi Covid-19 salgınından az veya çok etkilendi. 
‘Birlikte Türkiyeyiz’, ‘Biz Türkiyeyiz’ ve ‘Biz bize yeteriz’ sözleri kulağa çok hoş geliyor. 
Keşke öyle olsa… 

İYİ DEĞİLİZ 

İyi değiliz. 
Hekim olarak söylüyorum bunu, iyi değiliz!.. 
Virüs ve hayat pahalılığı, 

Yazının Devamını Oku

Kim engelli olmak ister

El kol, ayak bacak, kafa kalça. Kıran kırana… On günce yağan kar yolları kapatıp trafiği, ulaşımı kilitlemeye yetti. Hazırlıksız mıyız, yoksa gamsız mıyız bilemiyorum. 

Hastane acilleri buzda düşüp yaralananlar ile doldu. 
Kırıklar, çıkıklar. 
Yaralananlar ölenler. 
Alçılar, ateller, askılar. 
Koltuk değnekleri, tekerlekli sandalyeler. 
Sedyeler, ambulanslar, tabutlar… 

Yazının Devamını Oku

Kar yolları kapadı YSİ niye kapatıldı?

Bekliyorduk.Hem de dört gözle, hatta mecburduk.Barajlar alarm veriyordu.Su kaynaklarımız hızla tükeniyordu.Özellikle yeraltı suyu... Çekildikçe çekilmişti.

Bursa ovalarında 20 yıl önce 30-40 metreden gürül gürül çıkan su, son yıllarda ancak 140-150 metrelerde yakalanıyordu.
Durum o kadar kritik yani.
Yeraltı suyunu da hoyrat ve kontrolsüz kullandık.

SU KAYNAKLARINA DOKUNMA

Su kaynaklarına doğrudan müdahale etmemek gerek. Dokunulacaksa uygunsuzluk yapanlara dokunulmalı!..
- Ruhsatlı ya da ruhsatsız açılan kuyular,
- Bilinçsiz tarım sulaması,

Yazının Devamını Oku

Lokanta yasak, kongre serbest! 65 yaşa özgürlük

Bir yıl önce Dünya Sağlık Örgütü-WHO yaş dilimlerini yeniden düzenledi. Buna göre;

-0-17 yaş: Ergen
-18-65 yaş: Genç
-66-79 yaş: Orta yaşlı
- 80-99 yaş: Yaşlı olarak kabul ediliyor. 100 ve üzerini de artık ileri yaşlı sayalım gitsin.
Ancak DSÖ 65 yaş’ı hala genç olarak görüyor.

ÖMÜR UZUYOR

Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri yaşam sürelerini belirliyor.

Yazının Devamını Oku