Dr. Gülseren Budayıcıoğlu
Dr. Gülseren Budayıcıoğlu
Dr. Gülseren BudayıcıoğluYazarın Tüm Yazıları

Gerçek olan hayaller

Merhaba sevgili okurlarım... Kadın cinayetlerinin, bitmek tükenmek bilmeyen COVID-19 salgınının, sellerin, yangınların ve bunlara bağlı ölümlerin ardı arkası kesilmezken, ben bugün sizlere biraz moralinizi yükseltecek, size pozitif enerji verecek bir kadın hikâyesi anlatmak istiyorum.

Haberin Devamı

Bir kadının içinde bulunduğu olumsuz koşullara rağmen okuyup meslek sahibi olması, ayakları üzerinde durabilmesi, hayata güvenle bakabilmesi ne güzel değil mi? İşte Özden Hanım da o kadınlardan biri... Ben Özden Hanım’a da, anlattıklarına da bayıldım. Umarım siz de beğenirsiniz.

Özden Hanım anlatıyor:

“Her çocuğa sorulan sorudur ‘Büyüyünce ne olacaksın?’... Kimi heyecanla “Doktor!” der boynunda stetoskop ve beyaz önlüğüyle kendini düşlerken, kimisi öğretmen olmak istediğini söyler gururlanarak. Bir yandan da kendini tahta önünde ders anlatırken, öğrencilerine sorular sorarken hayal edip gülümser. Kimi hemşire, kimi itfaiyeci, kimi polis, kimi de pilot olmak istediğini söyleyip gözlerinin içi gülerek o günlerin hayalini kurar.

Gerçek olan hayaller

Haberin Devamı

Benim çocukluğumda en nefret ettiğim soru ise tam da buydu: Büyüyünce ne olacaksın?

Bana bu soru sorulduğunda öyle üzülür, öyle mahzunlaşırdım ki anlatamam.

Öğretmen olmak istiyorum’ derdim üzgün bir ses tonuyla. Yutkunurdum...

Oysa bilirdim öğretmen olamayacağımı. Nasıl olabilirdim ki...

Daha okula başlarken ‘Beşinci sınıftan sonra okumak yok’ sözü ile okula başlayan bir kız çocuğu nasıl öğretmen olabilirdi, bunu nasıl hayal edebilirdi ki...

‘CEKETİMİ SATIP OKUTURUM’

Biz üç kardeşiz. Bir erkek (en büyüğümüz), iki kız. Annem de zamanında okumak istemiş ama okutmamışlar. 16 yaşında evlenmiş babamla. Aslında babam cahil bir insan değildi. Kamuda görevli bir memurdu. O günler aklıma geldikçe en çok babamın abime ‘Oğlum oku, gerekirse sırtımdaki ceketimi satar seni okuturum’ sözü yankılanıyor.

Biz kızlar senin çocuğun değil miyiz? Bizim erkek kardeşimizden ne farkımız var? O akıllı da biz aptal mıyız? Onun için ceketini bile satmaya razısın da, bize niye dönüp sormuyorsun; kızım siz de okumak istiyor musunuz diye...

OKUMAK SANKİ GÜNAHTI

Erkek evlat okuma özgürlüğüne sahip ama kız çocuğu okuyamaz. Okursa erkeklerle gezer, sevgilisi olur, ahlaksız olur. Hem sonra el ne der, halamlar ne der... Büyük suçlu olur babam onların nezdinde. Okumak sanki günahtı.

Gerçek olan hayaller

Haberin Devamı

Bizim küçük yaşta başımızı kapatıp evde koca beklememiz gerekirdi.

İÇİMDEKİ YARA ÖĞRETMENLİK

Ben 1974 doğumluyum. İlkokuldan mezun olduktan sonra kuran kursuna gönderdiler beni, daha sonra ise el nakışı kursunu bitirdim. Fakat içimde dinmeyen bir yara olarak kaldı öğretmenlik. Çok genç yaşta da evlendim ve arka arkaya iki çocuğum oldu. Biri oğlan, biri kız.

Çocuklarım arasında eşitliği hep sağlamaya gayret ettim, zamanında acısını çok çektiğim için kız erkek ayrımı hiç yapmadım.

DÜNYALAR BENİM OLDU

Otuzlu yaşlara geldiğimde bir arkadaşım ortaokula kaydını yaptırmış açıköğretimden. Onu görünce yıllardır bastırdığım okuma isteğim tekrar canlandı. Günlerce düşündüm, taşındım, sonra da eşimin karşısına geçtim; ‘Ben kaldığım yerden okumak istiyorum. Açıköğretime kayıt yaptıracağım’ dedim.

Gerçek olan hayaller

Haberin Devamı

Eşim bana demez mi, madem istiyorsun, hemen yaptır kaydını, oku, diye...

Açık söylemek gerekirse ondan böyle bir destek beklemiyordum. Dünyalar benim oldu. Zaten daha sonra da desteğini hiç esirgemedi. Allah razı olsun eşimden.

ONLAR DA PİŞMAN OLMUŞ

Tabii bu sefer de çevreden “Bu yaştan sonra okuyup ne olacaksın, neye lazım” vs. birçok söz duydum. Hiçbirine aldırmadım. Daha da ilginç olanı zamanında bu hakkımızı bize vermeyen babam ve annem de destekliyordu beni. Meğer sonradan onlar da bizi okutmadıklarına çok pişman olmuşlar.

Kızımla birlikte, aynı yıl ortaokula başladık. O okula gidiyor, ben de evde açıköğretimin derslerini dinliyorum. Beraber ödev yaptığımız da çok oldu. Kim daha yüksek not alacak diye yarışırdık kızımla. Öyle böyle derken önce ortayı, sonra da liseyi bitirdim.

Haberin Devamı

Artık evde iş güç, yemek faslı biter bitmez oturuyorum derslerin başına. Bazen kızım bana yardımcı oluyor, bazen de ben ona derken lise de bitti.

KOMŞULARIM GÜLÜYORDU

Ben böyle hız kesmeden her yıl sınıfı geçip seneye hazırlanırken çevremdeki arkadaşlarım ve konu komşu çok güldü halime. Sen deli misin bu saatten sonra kendini sıkıntıya sokuyorsun, diyen de oldu, aferin diyen de... Aferin diyenlerin çoğu bana bakıp gaza geldi, yarım bıraktıkları okulları onlar da bitirdi.

Liseyi bitirdiğimiz yıl, kızım da ben de çok heyecanlıydık. Oğlum o sıralar çoktan üniversiteye girmişti ve biz kızımla o yıl üniversite sınavlarına girecektik. Yazın gittiğimiz tatilde bile test kitapları elimizden düşmedi. Sonunda ana-kız el ele tutuşup üniversite sınavlarına beraber girdik.

Haberin Devamı

ÜNİVERSİTE MEZUNU OLDUM

Allah’ın hikmeti işte... Herkese nasip olmaz böyle bir şey. Heyecanla bekledik sonuçları. Ve müjdeli haber geldi sonunda. İkimiz de istediğimiz yeri kazanmıştık. Kızım da benim gibi öğretmen olmak istiyordu.

Benim sorumluluklarım ağır bastığı için uzaktan eğitimi tercih ettim. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’ne kaydımı yaptırdım ve onur öğrencisi olarak geçen yıl oradan mezun oldum.

Artık üniversite mezunuydum. Bir süre buna inanamadım. Sevinçten içim içime sığmaz oldu. Durup dururken, olur olmaz her şeye güler oldum. Oysa eskiden canım hiç gülmek istemezdi.

UMUTSUZLARA UMUT OLSUN

Giyimime, kuşamıma, ilişkilerime, evde yaptığım yemeğe bile daha çok özen gösterdiğimi fark ettim.

Sanki içinde yaşadığım hayatın bir anda rengi değişmişti. Artık ben de kendimle gurur duyuyordum. Sadece ben mi, bütün ailem her yerde beni anlatıyor, hepsi benimle gurur duyuyordu.

Hemen ardından ücretli öğretmenlik için başvuru yaptım. Başvurum kabul edildi ve evimin yakınında bir Anadolu lisesine öğretmen olarak görevlendirildim.

İnsanın hayallerinin gerçek olması meğer ne müthiş bir duyguymuş. İşe başlamadan önce 2-3 gün geceleri beni uyku tutmadı. Arada bir gözümden yaşlar aktığı bile oldu. Sonunda işe başladım.

Ve ben işte o tahtanın önündeydim ve öğrencilerime ders anlatıyordum.

Rabbim sesimi duymuş, emeklerimin karşılığını vermişti.

Ben bile, iki çocuk sahibi bir kadın olarak bunu yapabildiysem, başkaları neden yapmasın?

Benim hikâyem, umutsuzlara umut olur belki diye size yazıyorum, benim sevgili Gülseren Hocam...”

KADINLARIMIZ ARTIK UYANDI

Ben de buradan Özden Hanım’ı gönülden kutluyorum. Kendisiyle ne kadar gurur duysa az.

Hayatın içinde bu ve buna benzer örnekleri ben de çok görüyorum.

Kadınlarımız artık uyandı.

Üniversite giriş sınav sonuçları dikkatinizi çekiyor mu, bilmiyorum. Kızlarımız hep daha başarılı. Eskiden yani benim daha yeni doktor olduğum günlerde hastanelerde doktorların çoğu erkek olurdu. Fakültedeki hocalarımızın da çoğu hep erkekti. Şimdi devran değişti.

Doktorlarımızın, psikologlarımızın, üniversite hocalarının, öğretmenlerin, avukatların, mimar ve mühendislerin ve ünlü sanatçıların, edebiyatçıların çoğu kadın. Bu kadar da değil...

Bankaya gidiyorsunuz, karşınızda kadınlar, postaneye, hastaneye, adliyeye, alışveriş merkezlerine derken nereye giderseniz gidin, karşınızda kadınlar... İşlerini iyi yapıyor kadınlarımız.

Televizyonu açıyorsunuz, haberlerin de çoğunu kadınlar sunuyor, her programda, her filmde mutlaka kadınlar var. Sahnelerin çoğu yine kadınların.

KADINLARI GÜÇLÜ YAPAN NE

Kadınlar artık evde oturmak, birine bağımlı olarak yaşamak istemiyor.

Onlar “Anne de olurum, eş de... Ama yine de bir mesleğim olur, bilgim, görgüm olur, kendim çalışır ve hayatımı kazanırım” diyor.

Bir tek siyaset sahnesinde, özellikle bizim ülkemizde kadınlarımızı yeteri kadar göremiyoruz. Orada sayımız maalesef henüz çok az ama umarım yakında orada da görürüz kadınlarımızı.

Kadın neden bu kadar başarılı? Bunu hiç düşündünüz mü?

Ne oldu da binlerce yıldır kapı arkalarından, evlerinin cumbalarından hayatı izleyen kadınlar bir anda dünyanın merkezi haline geldi? Onları bu kadar güçlü, azimli ve çalışkan yapan nedir?

Bu soruyu kendime çok sordum ve konuyu uzun uzun araştırdım. Dünya ve insanlık tarihine olan merakım da bu konuda bana çok destek oldu.

‘KIZ KISMI ÖYLE YAPMAZ’

Hepinizin bildiği gibi “kadın kısmı!” var olduğu günden beri fizik gücü erkeğinkinden daha zayıf olduğu için, o zamanın şartlarında hep 2. de değil, 3. sınıf vatandaş olarak görülmüş. O zamanlar sıralama şöyleymiş: Erkekler, erkeklerin önemsediği hayvanlar ve sonra da kadınlar ve çocuklar...

Yukarıda yazdığım “kadın kısmı, kız kısmı” sözünü burada biraz açıklamak istiyorum. Rahmetli anneannem, sık kullanırdı bu sözü. Kız kısmı öyle yapmaz, böyle gülmez, şöyle oturmaz, böyle kalkmaz gibi... Biz kızlar sanki farklı bir ırk, farklı bir grup insandık. Erkeklerle eşit olmadığımız zaten baştan belliydi ama kız olmanın kuralları vardı. Erkek istediği gibi gülebilir, gezebilir, giyinebilir ama kızların her konuda kurallara itaat etmesi gerekirdi.

Peki, ya etmezsen? Etmezsen “kötü kız” olurdun. Kötü kız olmak ise bizim çocuk aklımızda reddedilmek, ayıplanmak, aşağılanmak, sevilmemek anlamına gelirdi. Biz kızlar da bütün bunlarla karşılaşmamak, hep iyi kız olmak için elimizden geleni yapardık.

KONDİSYONLARI ÇOK ARTMIŞ

Şimdi düşünüyorum da, anneannem hep iyi kız olmuş. Tüm kurallara uymuş, kız olmanın, kadın olmanın bedelini, yani cezasını fazlasıyla ödemiş. Hakkı da yenmiş, hayatı hep üzüntülerle, acılarla geçmiş ve sonunda iyi kız, iyi kadın olarak uzun süre kanserle mücadele edip 57 yaşında da ölmüş.

Onu kaybettiğimizde ben henüz 14 yaşındaydım. Memlekette yaşar, senede bir onu ya görürdük, ya görmezdik ama mahzun bakan yeşil gözleri daha dün gibi hatırımda. Nurlar içinde yatsın inşallah...

Kadınlarımız bugünlere gelebilmek, insan olduklarını kabul ettirebilmek için öyle uzun bir yoldan gelmişler ki, mücadele etmek, onların ruhuna işlemiş. Binlerce yıldır, tıpkı sürekli antrenman yapan sporcular gibi kondisyonları çok artmış.

Aslında erkek ve kadın arasında kas gücü dışında zekâ ve yetenek anlamında çok belirgin bir fark yoktur. Her iki cinsin de kendine özgü daha üstün, daha becerikli olduğu alanlar olsa da, erkek ve kadın bu anlamda eşittir. Kimse kimseden üstün değildir.

DÜNYA KADINI KEŞFETTİ

Bu dünya binlerce yıldır erkek dünyası olarak yaşandığı için, erkeklerin her konuda daha tecrübeli olduğunu kabul etmek gerekir. Ancak onlar kendilerini 1. sınıf insan olarak gördükleri için hayata belki de kadınlar kadar asılmıyorlar. Bu konuda kondisyonları kadınlar kadar yüksek değil. Şimdilerde kadının her alanda bu kadar başarılı olabilmesinin bir nedeni de bu işte.

Tecrübeye gelince; tecrübe de önemsendikçe daha hızlı kazanılır ve kadınlar her şeyi olduğu gibi bunu da çok ciddiye alıyorlar.

Önce kadın kendini keşfetti, sonra dünya kadını...

Erkeklerle el ele, omuz omuza nice güzel ve başarılı günlere inşallah...

Eğer siz de kendi hikâyelerinizi benimle paylaşmak isterseniz drgbudayiciogluiletisim@madalyonklinik.com mail adresinden bana yazabilirsiniz.

Haftaya görüşmek üzere,

Hoşça kalın,

Sevgiyle kalın...

Yazarın Tüm Yazıları