Paylaş
Ancak vücudunuz aslında aç olabilir. Sofralarda yeterince yemek olsa bile, milyonlarca insan sağlığı için gerekli vitamin ve mineralleri alamıyor. Bu duruma “gizli açlık” deniyor. Vücut kalori açısından doysa da hücreler düzeyinde temel besin maddelerinden yoksun kalıyor. Harvard Üniversitesi’nin öncülük ettiği ve prestijli bir tıp dergisinde yayımlanan yeni bir küresel analiz, dünya nüfusunun yarısından fazlasının sağlık için kritik öneme sahip mikro besinleri yeterli miktarda tüketmediğini gösterdi.

KÜRESEL TEHDİT: GİZLİ AÇLIK
Mikro besinler, yani vitaminler ve mineraller, vücudun enerji üretimi, bağışıklık, DNA onarımı ve sinir sistemi işleyişi için vazgeçilmezdir. Demir oksijen taşır, çinko bağışıklığı düzenler, folat DNA’yı onarır, magnezyum enerjiyi üretir, E vitamini hücre zarlarını korur, B12 birçok önemli tepkimeye aracılık eder, sinir sistemini canlı kılar, hafızayı tamamlar ve korur. Bu küçük elementler olmadan hiçbir metabolik süreç tam işlemez. Mikro besinler hastalık başlamadan önce biyokimyasal dengeyi korur.
Ancak Harvard çalışmasının sonuçları, dünyanın büyük bölümünün bu kritik bileşenleri gıdalar yoluyla yeterince alamadığını ortaya koyuyor.

Sonuçlar oldukça çarpıcı. Araştırmaya göre, dünya genelinde insanların yaklaşık üçte ikisi iyot, E vitamini, kalsiyum ve demiri yeterli miktarda almıyor. İyot yetersizliği oranı yüzde 68, E vitamini yüzde 67, kalsiyum yüzde 66 ve demir yüzde 65 düzeyinde. Riboflavin, folat, C vitamini ve B6 vitaminlerinin alımı da nüfusun yarısından fazlasında gereksinimin altında kalıyor. Üstelik “en iyi durumda” görünen besinlerde bile tablo pek de iyi değil: Niasin alımı küresel olarak yüzde 22, tiyamin yüzde 30 ve selenyum yüzde 37 oranında yetersiz.
Kadınlarda iyot, B12, demir ve selenyum eksiklikleri daha yaygınken; erkeklerde magnezyum, B6, çinko, A ve C vitamini, tiyamin ve niasin açıkları öne çıkıyor. 10–30 yaş arasında kalsiyum alımı en düşük seviyede.
GELİŞMİŞ ÜLKELERDE DE YAYGIN
Demir yetersizliği hâlâ dünyada en yaygın anemi nedeni. A vitamini eksikliği, çocuklarda önlenebilir körlüğün başlıca sebebi. Folat yetersizliği, gebelikte nöral tüp defektleri riskini artırıyor. İyot eksikliği, beyin gelişimini kalıcı biçimde etkiliyor. Ayrıca bulaşıcı hastalıklara karşı artan duyarlılıktan bağışıklık sisteminin zayıflamasına kadar geniş bir yelpazede sağlık problemleri ortaya çıkabiliyor.
Dahası, mikro besin yetersizlikleri yalnızca düşük gelirli ülkelerin sorunu değil. ABD ve Avrupa’da yapılan kapsamlı analizler, gelişmiş ülkelerde de yaygın olduğunu gösteriyor. ABD’de D vitamini, E vitamini, kalsiyum, magnezyum ve diyet lifi yetersizlikleri “halk sağlığı önceliği” olarak ilan edildi.
FAZLA YİYİP EKSİK BESLENMEK
Mikro besin yetersizlikleriyle obeziteyi ayrı uçlar olarak görmek yanlış. Mikro besin eksikliğinin sadece “zayıf” veya “hasta” görünen insanları etkilediği yanılgısı yıkılmalı. Normal kiloda, hatta fazla kilolu insanlar bile mikro besin eksikliği yaşayabiliyor. Artık biliyoruz ki “fazla yediği hâlde eksik beslenen” milyonlar var. Çocukluk çağı obezitesi üzerine yapılan bir derleme, yüksek kalorili ama düşük besin yoğunluklu diyetlerin, paradoksal malnütrisyon yarattığını vurguluyor. Aşırı yağ dokusu, inflamasyonu tetikleyip demir emilimini ve taşınımını engelliyor. Bu da obez çocuklarda sık görülen anemiye yol açıyor. E, A ve C vitaminleri düşüklüğü, B12 ve folat eksiklikleri de tabloya eşlik ediyor.

PEKİ NE YAPMALIYIZ
İlk olarak detaylı bir vitamin, mineral dengesi analizi hekim kontrolünde yapılmalı. Popülist vitamin takviyeleri yerine kişiselleştirilmiş takviye planları ile sadece eksik olanlar yerine konmalı. Bireysel düzeyde, beslenmemize daha fazla dikkat etmeliyiz. Çeşitli ve dengeli beslenme, farklı renklerdeki sebze ve meyveleri tüketmek, tam tahılları tercih etmek, yeterli protein almak önemli. Ancak bu her zaman yeterli olmayabiliyor. Bazı bölgelerde toprak kalitesinin düşmesi ve iklim değişikliği gıdaların besin değerini azaltabiliyor. Tek tip ürün yetiştiriciliği gibi modern tarım yöntemleri ve gıda işleme süreçleri de mikro besin kayıplarına yol açabiliyor.

İnsan sağlığını düzeltmek için bazen tonlarla değil, mikrogramlarla düşünmek gerekir. Özellikle risk gruplarına dikkat edilmel Hamile ve emziren kadınlar, çocuklar, yaşlılar, vejetaryen ve veganlar, kronik hastalığı olanlar mikro besin eksikliği açısından daha yüksek risk altında. Bu gruplar için takviye kullanımı her zaman gerekir, ancak bu mutlaka doktor kontrolünde olmalı.
DİYABETTEN KANSERE... PEK ÇOK HASTALIĞA DAVETİYE ÇIKARIYOR
Mikro besin eksiklikleri yalnızca gelişim değil, metabolizma hastalıklarını da şekillendiriyor. Yakın zamanda yapılan geniş kapsamlı bir meta-analiz, tip 2 diyabeti olan bireylerin yüzde 45’inde birden fazla mikro besin eksikliği olduğunu ortaya koydu. Bunların başında D vitamini (yüzde 60) ve magnezyum (yüzde 42) geliyor. Bu eksiklikler, diyabetin seyrini olumsuz etkileyebiliyor ve komplikasyon riskini artırabiliyor.

Benzer biçimde, mikro besin yetersizlikleri birçok kronik hastalıkla yakından ilişkilidir. K ve E vitamini eksiklikleri ateroskleroz dediğimiz damar sertliği ve oksidatif hasarı artırarak kalp-damar hastalıklarının gelişimini kolaylaştırır. Kalsiyum, D vitamini ve magnezyum eksiklikleri kemik yoğunluğunu azaltarak osteoporoz riskini yükseltir. Antioksidan savunma ve DNA onarımındaki zayıflık, bazı kanser türlerinin gelişme olasılığını artırır. B1, B6, B12 ve folat eksiklikleri sinir sistemi işlevlerini bozarak depresyon ve bilişsel gerilemeyle ilişkilidir. Magnezyum ve D vitamini dengesizlikleri kronik böbrek hastalığının ilerlemesini hızlandırabilir. Romatoid artrit gibi otoimmün hastalıklarda selenyum ve çinko eksiklikleri inflamasyonu artırarak semptomların şiddetini yükseltebilir.
Paylaş