Dr.Furkan Burak

Dr.Furkan Burak

Erkeklerde sessiz düşüş

Son yıllarda erkeklerde testosteron düzeylerinin dünya genelinde düşüş eğiliminde olduğuna dair güçlü veriler var.

Haberin Devamı

Bu düşüş yalnızca yaşla açıklanamıyor. Modern beslenme alışkanlıkları, artan obezite oranları ve çevresel faktörler hormonal dengeyi doğrudan etkiliyor.

Erkeklerde sessiz düşüş

Testosteron çoğu zaman kas gücü ya da cinsel performansla anılsa da, gerçekte kalp-damar sağlığından insülin direncine, kemik yoğunluğundan ruh haline kadar erkek metabolizmasının temel düzenleyicilerinden biridir. Ve bu hormonun seviyesi, sandığımızdan çok daha fazla yaşam tarzımıza bağlıdır.

YAĞSIZ DİYETİN ETKİSİ

Uzun yıllar “yağsız beslenme” sağlıklı yaşamın temel önerisi olarak sunuldu. Oysa testosteron kolesterolden sentezlenen bir hormondur. Vücudun bu üretimi sürdürebilmesi için yeterli ve kaliteli yağ alımı gerekir.

Haberin Devamı

2021 yılında yayımlanan kapsamlı bir meta-analiz, düşük yağlı diyetlerin erkeklerde total ve serbest testosteron düzeylerinde anlamlı düşüşe yol açabildiğini gösterdi. Buna karşılık zeytinyağı, avokado, kuruyemiş ve omega-3’ten zengin balık gibi doymamış yağ kaynaklarının hormonal dengeyi desteklediği vurgulanıyor.

Bu konuda en güçlü epidemiyolojik verilerden biri Finlandiya’da yürütülen araştırmadan geliyor.
2 bin 682 orta yaşlı erkek çalışmaya alındı ve 5 yıl izlendi. Uzun dönemli izlem sonuçları, doymamış sağlıklı yağlardan zengin beslenen erkeklerde testosteron düzeylerinin daha yüksek; işlenmiş ve düşük kaliteli yağ ağırlıklı beslenenlerde ise hormonal profilin daha olumsuz olduğunu ortaya koydu.

Sorun yağın kendisi değil; yağın türü ve beslenme bütünlüğü.

BEL ÇEVRESİ BELİRLEYİCİ

Testosteron dengesi yalnızca yağ tüketimiyle sınırlı değildir. Rafine karbonhidratlardan uzak, sebze, kaliteli protein ve sağlıklı yağ ağırlıklı beslenme modellerinin hormonal profili desteklediğini gösteren çalışmalar mevcut. Akdeniz tipi beslenme bu açıdan öne çıkıyor.

Erkeklerde sessiz düşüş

Bel çevresi ise hormonal dengenin en güçlü belirleyicilerinden biridir. Karın bölgesindeki yağ dokusunda bulunan aromataz enzimi testosteronu östrojene dönüştürür. Yağ arttıkça testosteron düşer; testosteron düştükçe yağlanma kolaylaşır. Bu biyolojik kısır döngü obezite ile testosteron düşüklüğü arasındaki güçlü ilişkiyi açıklar.

Haberin Devamı

Klinik veriler, vücut ağırlığının yaklaşık yüzde 10-15 azaltılmasının testosteron düzeylerinde anlamlı artış sağlayabildiğini gösteriyor.

EN BÜYÜK DÜŞMAN STRES VE UYKUSUZLUK 

Testosteron dengesini etkileyen unsurlar yalnızca tabaktaki besinlerle sınırlı değil. BPA, ftalatlar ve bazı pestisitler gibi endokrin bozucu kimyasallar hormonal sistemi etkileyebiliyor. Plastik temasını azaltmak ve işlenmiş gıdaları sınırlamak bu nedenle önem taşıyor. Beyin stres algıladığında savaşma refleksini aktive edip üreme sistemini baskılıyor ve beyinde testosteron salgılatan hormonları baskılıyor. Kronik stres durumlarında bu süre uzayınca göreceli bir testosteron eksikliği oluşmuş oluyor.

Haberin Devamı

Direnç egzersizleri testosteron üretimini fizyolojik olarak destekler. Yetersiz ve düzensiz uyku ise tam tersine, belirgin düşüşe yol açabilir. Testosteron üretiminin önemli bir kısmı gece uykusu sırasında gerçekleşir.

TESTOSTERON TEDAVİSİ İHTİYAÇ MI, TREND Mİ


Her testosteron düşüklüğü yaşlanmanın doğal sonucu değildir. Klinik olarak hipogonadizm tanısı, sabah saatlerinde yapılan en az iki ayrı ölçüm ve eşlik eden belirtilerle birlikte konur. Tıbbi olarak hipogonadizm tedavisi geciktirilmemelidir.

Erkeklerde sessiz düşüş

Geçmişte testosteron tedavisinin kalp-damar riskini artırabileceği yönünde endişeler vardı. Ancak son dönem büyük ölçekli çalışmalar, uygun hastalarda ve doğru dozlarda uygulanan replasman tedavisinin ciddi kardiyovasküler risk artışı oluşturmadığını, aksine çok gerekli ve faydalı olduğunu göstermektedir. Buna karşın normal düzeyleri yükseltme amacıyla hormon kullanımı güvenli kabul edilmez. Replasman tedavisi bir performans aracı değil, eksik olanı yerine koyma yaklaşımıdır.

Haberin Devamı

Kadınlarda son yıllarda artan testosteron uygulamalarında da dikkatli olunmalıdır. Lipid profili üzerindeki olası olumsuz etkiler (kötü kolesterol LDL artışı ve kanın akışkanlığını azaltması) ve uzun dönem güvenlik verilerinin sınırlı olması nedeniyle, özellikle menopoz dönemindeki semptomlarda öncelikli değerlendirme östrojen eksikliği açısından yapılmalıdır.

SONUÇ

Testosteron çoğu zaman tek başına bir sorun değil, metabolik sağlığın aynasıdır. Bu nedenle mesele yalnızca bir laboratuvar sonucunu düzeltmek değildir. Beslenme kalitesi, bel çevresi, kas kütlesi ve uyku düzeni düzeltilmeden kalıcı hormonal denge beklemek gerçekçi değildir. Hormonlara odaklanmadan önce yaşam tarzına odaklanmak gerekir. Çoğu zaman gerçek tedavi orada başlar. Fakat klinik seviyede bir hormon eksikliğinin tedaviside geciktirilmemelidir.

Erkeklerde sessiz düşüş

 

Yazarın Tüm Yazıları