Dr.Furkan Burak

Dr.Furkan Burak

Hayatı kendinize zehir etmeyin

31 Ağustos 2025
Gözle göremiyoruz, farkında bile olmadan içimize çekiyoruz...

Ağır metaller... Bazıları yaşam için elzem: Demir, çinko, bakır, mangan. Ama fazlası düşmana dönüşüyor. Arsenik, kadmiyum, kurşun, cıva gibi diğerleri ise hiç affetmiyor. Nefesimizden, suyumuzdan, yemeğimizden, hatta ev eşyalarımızdan içimize giriyorlar. Ve çoğu zaman hiçbir belirti vermeden vücudumuzda birikiyor, yıllar sonra etkilerini gösteriyor.

TÜRKİYE’DE GERÇEKLER SERT

Ülkemizde endüstriyel tesislerin metal arıtımı 2000’li yıllarda regülasyona bağlansa da, birçok bölgede hâlâ ağır metal maruziyeti çok yüksek. Bunun sonuçlarıysa sinsi ve kalıcı:

- Kronik yorgunluk

- Kas ve eklem ağrıları

- Sindirim problemleri

-

Yazının Devamını Oku

Bitmeyen yorgunluk

24 Ağustos 2025
Her sabah yataktan kalkmakta zorlanmak... Kahvesiz enerji bulamamak... Tatilde bile dinlenememek...

Bir eşyayı kaldırmaya gücünün yetmemesi, cümleleri toparlayamamak, dinlenmeyle geçmeyen bir yorgunluk hali...

Bu tablo yalnızca size ait değil. Yorgunluk, modern yaşamın en yaygın ama en az ciddiye alınan şikâyetlerinden biri haline geliyor. Geçici tükenmişlik hissi artık kronikleşiyor ve bilinçlendirilerek önüne geçilmezse yalnızca bireyin değil, toplumun tamamının üretkenliğini tehdit eden sistemsel bir alarm durumuna dönüşüyor.

Yorgunluk, görünmeyen, ölçülemeyen ama derinden hissedilen bir çöküş halidir. Bazen bir vitamin eksikliğinin sessiz işareti, bazen bir hormonal dengesizliğin uyarısıdır.

HER 5 YETİŞKİNDEN 1’İ YORGUN

Yorgunluk, birincil basamak hastane başvurularının yüzde 10–20’sinde görülen ve çoğu zaman belirgin bir hastalıkla açıklanamayan bir yakınmadır. Bu, her 10 hastadan en az birinin doktora esasen yorgunluk nedeniyle gittiğini gösterir. Güncel çalışmalar, yetişkinlerde genel yorgunluk oranının yüzde 20.4, altı aydan uzun süren yorgunluk oranının ise yüzde 10.1 olduğunu ortaya koyuyor. Yani her beş yetişkinden biri sık sık yorgun hissediyor; bunların yarısı ise bu durumu aylarca yaşıyor. Yaş ilerledikçe durum ağırlaşıyor: 65 yaş üstünde bu oran yüzde 42.6’ya çıkıyor, yani neredeyse iki kişiden biri yorgun.

Çalışma hayatında tablo daha da çarpıcı. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’ne göre çalışanların yüzde 69’u işte yorgun, bu da dikkat azalmasıyla birlikte iş kazalarının yüzde 13’üne kadar katkı sağlıyor. Ayrıca, çalışanların yüzde 97’si en az bir, yüzde 80’den fazlası ise iki veya daha fazla yorgunluk risk faktörüne sahip. Bu durum sadece bireysel sağlığı değil, iş güvenliğini ve verimliliği de tehlikeye atıyor.

UYKU APNESİNE DİKKAT

Yazının Devamını Oku

İhmal edilen tehlike: Demir eksikliği

17 Ağustos 2025
Bugün sizlerle yaygın ama çoğu zaman ihmal edilen bir sağlık sorununu konuşmak istiyorum: Demir eksikliği anemisi. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, demir eksikliği anemisi küresel olarak en yaygın beslenme eksikliği. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30’unu etkiler ve maalesef ülkemizde de oldukça sık görülür. Demir, vücudumuzun en temel ihtiyaçlarından biridir. Kan dolaşımımızda oksijen taşıyan hemoglobin molekülünün yapı taşı olan demir, aynı zamanda kas fonksiyonlarımızdan beyin aktivitemize kadar pek çok süreçte rol oynuyor.

BU BELİRTİLERE DİKKAT

DEMİR eksikliğinde sürekli yorgunluk başta olmak üzere, nefes darlığı, kalp çarpıntısı ve fiziksel performansta düşüş gibi yakınmalar görürüz. Buz gibi maddeleri yeme isteği karakteristiktir. Bazen kil, nişasta gibi yiyecek olmayan maddelere karşı da istek olabilir. Bu duruma tıpta “pika” diyoruz. Diğer önemli belirtiler arasında baş ağrısı, konsantrasyon güçlüğü, kulak çınlaması, kaşık şeklinde tırnak, saç dökülmesi ve huzursuz bacak sendromu sayılabilir. Yutma güçlüğü ve ağız kenarlarında yaralar da görülebilir. Bunların hepsi, vücudun “ben demire açım” deme sinyalleridir.

HAMİLELİKTE KRİTİK ÖNEME SAHİP

DEMİR eksikliği her yaş grubunda görülse de bazı dönemlerde ve bazı hastalarda çok daha kritik hale gelir. Hamilelik döneminde demir ihtiyacı tam anlamıyla ikiye katlanıyor. Hem annenin artan kan hacmi hem de bebeğin beyin ve organ gelişimi için demire ihtiyaç vardır. Maalesef yetersiz demir alımı sadece anneyi etkilemiyor; bebeğin gelişimi ve hatta uzun vadeli sağlığı için de risk oluşturuyor. Üstelik artmış risk doğumla sınırlı değil. Bebekler, özellikle 6-9 ay civarında demir takviyeli mama ya da demirle zenginleştirilmiş ek gıdalar almadıkları takdirde, hızla demir eksikliğine girebiliyor. Bu eksiklik zamanında fark edilip önlenmezse bilişsel, motor ve sosyal gelişimde gecikmeler görülebiliyor.

KALBİ FAZLADAN YORUYOR

KALP

Yazının Devamını Oku

Sıcak hava beyni uyuşturuyor

10 Ağustos 2025
Yaz mevsiminin ortasındayız.

Gölgeye kaçıyoruz, klimaya sığınıyoruz, elimizden su şişesi eksik olmuyor. Ama sıcak hava yalnızca bedenimizi değil, zihnimizi de etkiliyor. Son zamanlarda fark ettiyseniz eğer, daha zor odaklanıyor, küçük şeyleri unutuyor, basit kararlar için bile iki kez düşünmek zorunda kalıyoruz. Merak etmeyin, yalnız değilsiniz. Bilimsel araştırmalar, yükselen sıcaklıkların zihinsel performansımızı doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor.

EĞİTİM KALİTESİNİ DÜŞÜRÜYOR

Harvard Üniversitesi’nin 2018 yılında yaptığı bir çalışma oldukça çarpıcı: Sıcak sınıfta sınava giren öğrencilerin notları, serin ortamda sınava girenlere göre ortalama yüzde 13 daha düşük. Klima erişimi olmayan öğrencilerde tepki süresi artıyor, karar verme yavaşlıyor.

Aynı şekilde 30 derecenin üzerindeki ortamlarda yapılan deneylerde:

- Çalışma belleğinde yüzde 10-15 oranında düşüş,

- Reaksiyon süresinde belirgin artış,

- Dikkat süresinde azalma gözlemleniyor.

Bu, sadece birkaç gün verim kaybı demek değil. Eğitimde kalite düşüyor, öğrenme kalıcılığı azalıyor, toplum genelinde üretkenlik geriliyor. Kısacası, sıcak havalar yalnızca tatil planlarını değil, zihin sağlığını da etkiliyor.

Yazının Devamını Oku

Güneş kremi seçimine dikkat

3 Ağustos 2025
GÜNEŞ ışığıyla aramızda sevgi-nefret ilişkisi var desek yeri.

Sabah güneşiyle gelen enerji, duygu durumuzdaki iyileşme hali... Güneşin doğal ışığı, vücutta D vitamini sentezini uyarır, sirkadiyen ritmi düzenler ve psikolojik iyilik hali üzerinde olumlu etkiler yaratır. Tüm bunlar güneşin hayatımızdaki olumlu rolünü hatırlatıyor. Ama öte yandan özellikle yoğun ve uzun süreli ultraviyole (UV) maruziyeti, cilt yaşlanması, leke oluşumu ve cilt kanserleriyle güçlü şekilde ilişkilidir. Bunlar da aynı ışığın gölgede bıraktığı yüzü.  Peki ne yapmalı? Güneş kremi bu hikâyede bir kahraman mı, yoksa tüketim kültürünün bize dayattığı abartılı bir refleks mi? Güneş ışınları, insan sağlığı açısından hem vazgeçilmez hem de dikkatle yönetilmesi gereken bir faktördür. Bu nedenle güneşten korunma ihtiyacı hem tıbbi hem de toplumsal düzeyde giderek daha çok önem kazanmaktadır.

UV IŞINLARININ ZARARLI ETKİSİ

UV radyasyonu, elektromanyetik spektrumda yer alan ve gözle görülmeyen bir ışın türüdür. UVA (320–400 nm) ve UVB (280–320 nm) olarak iki ana bölüme ayrılır:

 - UVB: Cilt yüzeyinde yanıklara ve DNA hasarına neden olarak cilt kanseri riskini artırır. Aynı zamanda D vitamini sentezi için gereklidir.

- UVA: Cildin daha derin tabakalarına nüfuz ederek foto yaşlanmaya, elastikiyet kaybına ve pigment bozukluklarına yol açar. Camdan geçebildiği için iç mekânda da etkili olabilir.

Çalışmalar ultraviyole radyasyonun, cilt kanseri ve foto yaşlanmanın temel nedeni olduğunu vurgularken, aynı zamanda D vitamini sentezi gibi hayati fonksiyonları da tetiklediğini belirtmiştir. Her konuda olduğu gibi doğru doz konusu burada da öne çıkıyor. Vücudumuzun yeterli D vitamini sentezleyebilmesi için haftada en az iki kez, yaklaşık 5 ila 30 dakika güneş ışığına maruz kalması genellikle yeterlidir. Ancak cilt kanseri riski açısından, özellikle güneş ışınlarının en güçlü olduğu saatler olan sabah 10 ile öğleden sonra 4 arasında güneşe fazla maruziyeti sınırlamak oldukça önemli.

Yazının Devamını Oku

En yakınımızdaki düşman: Ekran

27 Temmuz 2025
Her şeyin birkaç dokunuş uzağımızda olduğu bir çağdayız. Bildirimler, ekranlar, mavi ışıklar... Ama bu dijital dünyanın görünmeyen bir bedeli var: Bedenimiz, beynimiz ve hormonlarımız üzerinde sürekli bir baskı.

İÇİNDE yaşadığımız bu dijital tempo sadece uyku düzenimizi değil; açlık hissimizi, hormon salınımımızı, hatta üreme sağlığımızı bile etkiliyor. Modern ekranlar, yalnızca iletişim ya da eğlence aracı değil; aynı zamanda çağımızın görünmez endokrin bozucularına dönüşmüş durumda.

HASTALIKLARA DAVETİYE

Farklı ülkelerden elde edilen veriler, ekran başında geçirilen sürenin tüm beden sağlığını tehdit ettiğini ortaya koyuyor. Günde yalnızca iki saatlik televizyon izleme artışı bile hastalık ve ölüm riskini anlamlı şekilde artırıyor: Tip 2 diyabet görülme riski yüzde 20 oranında artarken, kalp-damar hastalıklarına yakalanma olasılığı yüzde 15, erken ölüm riski ise yüzde 13 oranında yükseliyor. Üstelik günlük ekran süresi 3 saatin üzerine çıktığında, ölüm oranlarındaki artış daha da belirginleşiyor.Yani ekran ışığına bakarken, farkında olmadan vücudumuzu yavaş yavaş hastalıklara daha açık hale getiriyoruz.

ÜREME HORMONLARI ETKİLENİYOR

Melatonin ve kortizoldeki dengesizlik, üreme hormonlarını da doğrudan etkiliyor. Hipotalamus-hipofiz-gonad aksındaki bozulmalar; kadınlarda adet düzensizlikleri, ovülasyon sorunları gibi doğurganlık problemlerine, erkeklerde testosteron azalmasına, cinsel isteksizlik ve ereksiyon sorunlarına yol açabiliyor. Çünkü beyin stres modunda üreme sistemini hipotalamus ve hipofiz bezinden başlayarak baskılıyor, adrenokortikotropik hormon ve kortizol ile savaş cevabını aktifleştiriyor. Bu durum kronikleştiğinde ise üreme fonksiyonları bozuluyor. Bu tablo sadece organik bir sorun olarak kalmıyor, aile yapısını da bozabiliyor. Mevcut dönemde birçok boşanma vakası bu durumdan kaynaklanan cinsel uyumsuzluğa bağlanabiliyor. 

Bu süreç özellikle sedanter (hareketsiz) bireylerde sessiz ama etkili bir tehdit oluşturuyor.

DAHA FAZLA YEDİRİYOR

Yazının Devamını Oku

Dijital çağın sağlık tuzağı... Sosyal medyada şifa aramak

20 Temmuz 2025
Tıbbi bilgiye ulaşmak hiç bu kadar kolay, ama aynı zamanda bu kadar tehlikeli olmamıştı.

Artık insanların sağlıkla ilgili ilk başvurduğu kaynak çoğu zaman bir hekim değil, bir arama motoru ya da sosyal medya içerikleri. Bu yeni refleks, bilgiye erişim açısından büyük bir konfor sunsa da, doğruluğu teyit edilmemiş içeriklerin tedavi kararlarını şekillendirmeye başlaması giderek ciddi bir halk sağlığı sorununa dönüşüyor.



DİJİTAL PLACEBO ETKİSİ

Yazının Devamını Oku

Gökyüzünde sağlık 3… Yerde sevilmez gökte aranır: Domates suyu

13 Temmuz 2025
Yerde yüzüne bile bakmadığımız domates suyu, gökyüzünde nasıl yıldız içeceğe dönüşüyor? Uçakta canımız neden birden domates suyu ister? Tatlar karışıyor, bilim konuşuyor, damak şaşırıyor!

İLGİNÇ bir şekilde, normal hayatında hiç domates suyu içmeyen birçok yolcu, uçakta domates suyu içmeyi tercih ediyor ve hatta lezzetini beğeniyor. Bu durum bilim dünyasının da ilgisini çekmiş, havayolu şirketleri tarafından özel olarak araştırılmıştır. Örneğin, bir Alman havayolu şirketi; yılda 59 bin galon bira tüketilirken, ikinci sırada 53 bin galon ile domates suyunun geldiğini bildirmiştir.

Yolcu anketleri, domates suyunun yüksek irtifada daha ferahlatıcı, mideyi rahatlatıcı ve doyurucu hissettirdiğini ortaya koymuştur. Bu ilginç tercih farkı, bilimsel çalışmalarla da desteklenmiştir.

DOMATES SUYU RADYASYONDAN KORUR MU

Uçakta iyi hissettirmesi, domates suyunun yüksek irtifadaki radyasyona karşı koruyucu olabileceği ihtimalini akla getirmiş ve bilim dünyasında ilgi uyandırmıştır. Her ne kadar bu konuda henüz çok kapsamlı klinik çalışmalar bulunmasa da, bazı araştırmalar domatesin içindeki antioksidan madde olan likopenin, radyasyona bağlı DNA hasarını ve oksidatif stres kaynaklı hücre hasarını azalttığını göstermektedir. Benzer şekilde, radyoterapi gören hastalarda domates ve likopenin yan etkileri hafiflettiği de bilimsel yayınlarla desteklenmiştir. Yani burada keramet, domateste değil, onun içerdiği likopen vb. güçlü antioksidan bileşenlerdedir.

Bu nedenle, oksidatif stresi artıran işlenmiş gıdalar, basit şekerler, aşırı kalori ve ağır metal içeren (örneğin midye gibi) gıdalardan kaçınmak; bunun yerine doğal antioksidan kaynaklarına yönelmek önemlidir.

LİKOPEN NEDİR

Yazının Devamını Oku