Çocuklar cinsel istismara uğradıklarını neden söyleyemiyorlar?

Çocuklar istismara uğradıklarında yanlış bir şeyler olduğunu hissediyor, biliyorlar. Ama işin en acısı çoğunlukla bir yetişkinle bu tacizi paylaşamıyorlar. Bu son derece karmaşık bir konu ve altında birçok neden yatıyor olabilir.

Öncelikle cinsel istismarın tanımını gözden geçirelim...

Cinsel istismar sadece tecavüzü değil, cinsel haz duymak amacıyla çocuğun bedeninin çeşitli bölgelerini okşaması, ellemesi, uygunsuz şekilde öpmesi, teşhircilik yapması, onunla cinsel içerikli konuşması, pornografik resimler göstermesi şeklindeki davranışları da içerir.

Sadece bir defa da olsa bu davranışların adı cinsel istismardır, yani “bir kereden bir şey olmaz” ya da “yanlışlıkla olmuş, bu kadardan bir şey olmaz” düşüncesi büyük bir yanılsamadır.

Bunun çocuğa zarar vermediğini düşünmek ise sadece kendini kandırmadır.

Cinsel istismarda bulunan kişiler, her yaş grubundan ve sosyo-ekonomik sınıftan olabilir.

Yani, üniversite mezunu, ailesi, çocukları olan, iyi bir işi, sosyal statüsü olan, kibar ve hoş olarak tanıdığınız bir kişi de kız veya erkek çocuğa cinsel istismarda bulunmuş olabilir.

Şimdi değilse bile ergenken yapmış olabilir.

EBEVEYNİN BU GERÇEĞİ YOK SAYMASI RİSKİ ARTIRIYOR

Araştırmacılar, aileleri incelediğinde bazı ortak özellikler bulmuş:

Cinsel istismar konusunda çocuklarını bilgilendirmeyen, çocuklarının duygusal veya fiziksel olarak hayatlarında olmayan, cinsel istismar gerçeğini yok sayan, çocuklarını dinlemeyen veya onlara inanmayan, onları yeterince denetlemeyip nezaret etmeyen, çok katı kuralları olan ailelerin çocuklarının daha fazla istismara uğradığı saptanmış.

Danışanlarıma “Hiç cinsel tacize uğradınız mı?” diye sorduğumda, “Uğramadım” diyen neredeyse yok gibi. Bana gelme nedenleri yaşamış oldukları taciz olmasa da, bu soru karşısında geçmişlerine dönüp baktıklarında neredeyse hepsi “Falanca kişi bana dokunmuştu ve çok rahatsız olmuştum” şeklinde cevap veriyorlar. 

Yani, insanlar, çocuklukta istismara uğradıklarında yanlış bir şeyler olduğunu hissediyorlar, biliyorlar.

Ama işin en acısı çoğunlukla bir yetişkinle bu tacizi paylaşamamış oluyorlar.

Bu son derece karmaşık bir konu ve altında birçok neden yatıyor olabilir; tek bir cevabı yok.

TACİZ GÖREN ÇOCUK KENDİNİ SUÇLAR

Taciz gören çoğu çocuk kendini suçlar:

Yanlış bir şey yaptıklarına, buna kendilerinin neden olduğuna ya durdurmaları gerekirken durduramadıklarına inanırlar.

Tacizi yapan kişi de bu yolda çocuğun düşünce yapısını manipüle edebilir; ona kimsenin inanmayacağını, suçlunun kendisi olduğunu düşündürebilir.

Kendini suçlu gören bir çocuk, bunu bir yetişkinle paylaşamaz.

Tacize uğrayan çocuklar çok büyük korku yaşarlar:

Bu korku genellikle geçerli bir korkudur çünkü taciz yapan kişi çocuğu tehdit etmiş olabilir.

Aileye, anneye veya babaya zarar vereceğini söyleyerek çocuğu korkutmuş olabilir. Çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu hesaplayamaz, anlatırsa ne olacağını kestiremez.

“Kişi cezalandırılacak mı? Bana inanacaklar mı? Beni suçlayacaklar mı? Onu hapse atarlarsa ne olur? Ya annem/babam beni sevmezse? Ya ailemiz parçalanırsa?”

Bütün bu bilinmezler, zaten zarar görmüş, travmatize olmuş çocuk için yeni bir kaygı kaynağıdır ve çocuk bu kadar büyük bir kaygı ile baş edebilecek durumda olmayabilir.

UTANÇTAN KAÇMAK İÇİN SESSİZLİĞE BÜRÜNÜYOR

Çocuklar yaşadıklarından çok büyük bir utanç duyarlar:

Başına gelenleri anlatmak, detaylara cevap vermek, her şeyi tekrar hatırlamak zorunda olmak çocuk için kolay değildir.

Bu fazlasıyla rahatsızlık verebilecek bir durumdur.

Bu utançtan, rahatsızlıktan kaçmak için sessiz kalabilirler çünkü bir büyükten yardım istemek için utandıkları bu konuları konuşmak, sorulara cevap vermek, hatırlamak istemedikleri detayları paylaşmak zorunda kalacaklardır.

Taciz gören bazı çocuklar, sevdiklerini korumak isteyebilirler. Bu konular konuşulduğunda ailelerine, yakınlarına sıkıntı, acı, üzüntü vereceklerini düşünüp onları bu yükten korumak isteyebilirler.

Bu durumda her türlü acıyı, utancı, suçluluk duygusunu tek başına taşımak zorunda kalırlar.

Çocukların fiziksel olarak her an yanında olamayız ama yaşadıklarını bizimle paylaşmalarını istiyorsak, onlara duygusal anlamda çok yakın olmamız gerekir.

VÜCUDUN SANA AİT VE PATRON SENSİN

Çocukların bize güvenebileceğini, başlarına gelenler ve yaptıkları hatalar için onları ayıplamayacağınızı, çocukların hata yapmasının doğal olduğunu, biz yetişkinlerin görevinin onları korumak olduğunu hissettirmemiz gerek.
Bazı önemli cümleleri sık sık söylemelisiniz:
“Vücudun sana ait, sen patronsun! Kimse vücudunun herhangi bir yerine dokunma hakkına sahip değil. Kimse senin istemediğin gibi seni öpemez, sana dokunamaz, senin rahatsız olduğun bir duruma seni zorlayamaz.
Ben sana güveniyorum, sana inanıyorum ve görevim seni korumak, rahatsız olduğun ne varsa bana söyleyebilirsin. İstemediğin bir durum ile karşı karşıya geldiğinde ‘hayır’ demelisin.
Biri seni rahatsız edecek şekilde davrandığında oradan uzaklaşmalı ve başkasıyla bunu paylaşmalısın. Bunun ‘sır’ olduğunu söylediklerinde, bu sırrı bozmalısın. Ben bir yetişkinim ve güçlüyüm seni koruyabilirim.”

 

 

 

 

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Erkek depresyonu

“Erkek adam depresyona girmez!” şeklinde bir inancı olanlardan mısınız? Öyleyse bu inancınızı değiştirmek için bir an önce bu yazıyı okumalısınız, çünkü tedavi edilemeyen depresyonlar ölümle sonuçlanabilir.

Depresyon sosyal, psikolojik ve biyolojik faktörlerin birleşimi ve birbiriyle etkileşimi sonucu ortaya çıkar. Tedavi edilmediğinde tehlikelidir. Kişinin yaşadığı duygusal acılar fiziksel acılardan bile ağır hale gelebilir. Kişi, ölümü bu acılardan kurtulmak için tek çare görür.
Dünya Sağlık Örgütü, yılda yaklaşık 1 milyon kişinin intihar neticesi öldüğünü tespit etmiştir. Depresyon, intihar nedenlerinin ilk sırasında gelmektedir.
Depresyon; kişilerin geçmişte keyif aldıkları aktivitelerden ve insanlardan keyif alamaması, hüzün, çaresizlik, içine kapanma gibi şikayetler ile kendini gösterir. Hepimiz buna benzer duygular yaşayabiliriz ve zaman içinde kendimizi daha iyi hissederiz. Kişiye depresyon tanısının konulabilmesi için bu ve benzeri şikayetlerin iki haftadan fazla sürmesi gerekmektedir.
Son yıllarda yapılan araştırmalar, depresyonun kadınlar ve erkekler arasında belirgin farklılıklar gösterdiğine işaret ediyor. Öncelikle erkekler kadınlara oranla, depresyona girdiklerini çok daha ender kabul ediyor ve yardım arayışına giriyorlar.
Erkeklerin depresyonu yaşama şekilleri de kadınlara nazaran farklı. Kadın depresyondayken çoğunlukla hüzün, değersizlik, suçluluk duyguları yaşarken, erkek yorgun, sinirli, huzursuz duruma geliyor. Kadına nazaran daha sıklıkla alkol kullanma eğiliminde oluyor.

Erkeklerde depresyon şu şekilde kendini gösteriyor

◊ Kızgınlık, sinirlilik, saldırganlık

Yazının Devamını Oku

Çocuklarınızın düşünce ve isteklerini yok saymayın

Yeni bir okul yılı başlarken, her bir çocuğun kendi potansiyeli, mizacı, istekleri ve düşünceleri olduğunu unutmayalım. Onlara bol bol sevgi verirken bu halleri ile de muhteşem olduklarını hatırlayıp onların bir ok gibi, kapasiteleri kadar uzağa gidebilmelerini sağlayabilmek için onlara izin verelim.

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil, onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhları yarındadır,

Yazının Devamını Oku

Kendine iyi bak

“Kendine iyi bak” demekle olmuyor; çünkü insanın kendine “iyi” bakması öyle sanıldığı kadar kolay bir iş değil. Fiziksel, duygusal ve manevi alanların tümünde hem dengeli hem de işlevsel bir düzen oturtmak, bu düzeni doğumdan ölene kadar hiç ara vermeden sürdürmek gerekiyor. Ayrıca yaşla, ortamla, konumla değişen ihtiyaçlara karşı duyarlı olmak ve bu ihtiyaçları giderebilmek de şart.

Kendimize iyi bakmak hayatımızın en zor görevi aslında. Bebekken annenizin size nasıl özveriyle, bıkmadan usanmadan baktığını hatırlayın. İşte o bakımın aynı standartta devam etmesi gerekiyor. Yani bu iş hem zor hem de oldukça büyük bir sorumuluk ve öz disiplin istiyor.

Kendinize iyi bakmanın yollarını bilmek yetmiyor, bunu engelleyenin ne olduğunun da farkına varmak gerek. Başkalarının ihtiyaçlarını kendinizinkinin önüne koyuyorsanız örneğin, kendinizi ihmal etme eğiliminde olabilirsiniz. Ya da keyfinize fazlasıyla düşkünseniz, yapmanız gerekenleri ihmal ediyor olabilirsiniz.

Amerikalı yazar Audre Lorde öz bakım için şöyle demiş: “Kendine iyi bakmak, nefsin tatmini ve keyfi için yapılan her şey değil, kendini korumak için yapılan her şeydir.” Yani “Ben yemek yemeyi çok seviyorum, kendimi de seviyorsam istediğimi yiyerek kendime iyi bakabilirim” diyemezsiniz. Ya da “Egzersiz yapmak yorucu, beni televizyon seyretmek daha mutlu ediyorsa, beni mutlu edeni yapmak daha mantıklı” da diyemezsiniz.

İŞİN BAŞI DOĞRU SEÇİM YAPMAK

İnsanın kendine iyi bakabilmesi için her an doğru seçimler yapması gerekiyor. Kendimize iyi bakmamızı zorlaştıran en önemli problemlerden biri de bu. Seçim yapmak zorundayken doğru ile kolay arasında veya doğru ile keyifli arasında kalmak... Çoğumuz kendimiz için neyin doğru olduğunu bilsek bile her zaman doğruyu seçmiyoruz ya da kısa bir süreliğine seçsek de sonra eski alışkanlıklarımıza dönüveriyoruz.

Davranışlarımızı etkileyen iki önemli faktör var: Öz disiplin ve alışkanlık.

Öz disiplin; insanın etkin ve faydalı davranışının merkezi. Öz disiplini güçlü olan insanlar dürtülerini kontrol edebiliyor, istediği standartları sağlayabiliyor, hedeflerine ulaşabiliyor, değer yargılarını koruyabiliyor.

Diğer yandan biliyoruz ki öz disiplin farkındalık, zihinsel enerji ve efor gerektiriyor.

Yazının Devamını Oku

Ekran kullanımı uykusuzluk ve depresyon

Yaz aylarında çoğumuzun uyku düzeni bir miktar değişiyor. Geç yatıyor, geç kalkıyoruz. Biz yetişkinlerle beraber çocuklarımızın, gençlerimizin de uyku düzeninde değişiklikler oluyor. Maalesef bu değişimin olumsuz etkileri en çok çocuklar ve gençler üzerinde görülüyor.

Akşam saatlerinde sürekli bilgisayar kullanan, telefonuyla meşgul olan veya televizyon seyreden kişilerin uyumakta zorluk çektiği artık net olarak biliniyor.
Tokyo Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, beyindeki uyku merkezinin, bilgisayar veya televizyondan gelen ışığı “gündüz daha bitmedi” diye algıladığını, bu yüzden uyku sinyalleri göndermediğini göstermiş.
Son 5 yıl içinde, çocukların uyku problemlerinde görülen yüzde 26’lık artış, bilgisayar kullanımının artışına bağlanıyor. İşin kötüsü, gece 10-11’den sonra uyuyan çocukların biyolojik saatleri bozuluyor ve yetişkin olduklarında da uyku problemleri ve sürekli bir uyku yoksunluğu yaşıyorlar.
Amerika’da yapılan yeni bir araştırmaya göre de zamanlarının büyük bölümünü ekran başında geçiren gençlerde uykuya dalamama ve/veya az uyku problemi ortaya çıkıyor.
Bu tip uyku problemleri depresyon riskini artırıyor.
Ortalama yaşları 15 olan 2865 ergenin katıldığı bir araştırmada da gençlere uyku düzenleri ve duygu durumları ile ilgili sorular sorulmuş. Sorular uyku düzenlerini, uyku alışkanlıklarını, uykusuzluğun en önemli iki özelliği olan uykuya dalmakta güçlük ve aralıksız uyuyabilmeyi, ayrıca depresif şikayetleri içermiş.
Bununla beraber, günlük olarak ekran başında geçirilen (sosyal medya, internet, film, dizi, oyun vs.) süre sorulmuş.

Yazının Devamını Oku

Yargılamak yerine sormak

Çoğu tartışma karşımızdakini dinlemeden yargıladığımız için ortaya çıkıyor. Oysa doğru iletişimin yöntemi çok kolay: Soru sorun. Konuşmalarınıza sorarak başlayın. Karşınızdakini anlamaya çalışın ama en önemlisi dikkatle dinleyin.

Çoğu anlaşmazlık, tartışma, kavga karşımızdakinin ne hissettiğini, düşündüğünü veya yaptığını bilmeden, dinlemeden yargıladığımız için ortaya çıkıyor.
Karşınızdakini yargıladığınızda, suçladığınızda kişi kendini kötü hisseder. Kendini kötü hisseden bir insan daha iyi hissetmek için ya kendini savunma ihtiyacı duyar ya da o da sizin onu anlamadığınızı düşünüp kızgınlaşır, hırçınlaşır. Sonuç olarak iletişim kurmaya çalışırken, kendinizi hiç istemediğiniz bir tartışma içinde buluverirsiniz.

LÜTFEN ÖNCE SORUN

Oysa doğru iletişimin yöntemi çok kolay: Soru sorun. Konuşmalarınıza sorarak başlayın. Karşınızdakini anlamaya çalışın ama en önemlisi dikkatle dinleyin. Sormuş olmak için değil, gerçekten merak ederek, öğrenmek için sorun. Alaycı bir şekilde değil içtenlikle sorun. Eşinize, çocuğunuza, anne-babanıza, arkadaşınıza, patronunuza, elemanlarınıza, lütfen önce sorun:
◊ Sence neden böyle oldu?

Yazının Devamını Oku

Kendimi nasıl motive edebilirim?

Bilişsel Davranışçı Teori’ye göre, düşünceler ve duygular birbiri ile bağlantılı. Düşünce ve duygu yarıştığı zaman çoğunlukla duygu galip geliyor. Bu nedenle aklımızın bildiğini yüreğimiz istemediğinde yapmak neredeyse imkansız. Çünkü kendimizi ikna edemiyoruz!

Danışan: Benim tek sıkıntım yapmak istediğim şeyleri yapamamak. Bir türlü başlayamamak. Yapmam gereken şeyleri biliyorum ve sürekli erteliyorum. Yaparsam ne kadar mutlu olacağımı da biliyorum ama nedense bir türlü başlayamıyorum. Beni engelleyenin ne olduğunu bilmiyorum ama bu beni gerçekten çok mutsuz ediyor.
- Dr. Başak: Örnek verebilir misiniz?
Danışan: O kadar çok örnek var ki, hayatım bunlarla dolu. Yapmak istediğim çok şey var. Upuzun bir listem var gerçekleştirmek istediğim. Hani her yılbaşı kendimize hedefler koyarız ya “Bu sene bunları gerçekleştirmeyi planlıyorum” şeklinde. Benim de bunun gibi hayata dair genel bir listem var. Ama onları başarmayı bir tarafa bırakın, günlük listelerimi bile başaramıyorum.
En basiti, spora başlamak istiyorum ama bir türlü olmuyor. Her gece “Yarın mutlaka başlayacağım” diyorum, sabah olunca ya üşeniyorum ya da bin türlü bahane buluyorum.
Canım sanki hiçbir şey yapmak istemiyor. Sadece işe gidip geliyorum. Bazen “Acaba depresyonda mıyım?” diye aklımdan geçiyor ama hayatımın diğer alanlarında bir problem yok.
Yani arkadaşlarımla, ailemle çıkıp eğlenebiliyorum, yememde içmemde sıkıntı yok, işime gidip geliyorum, mutsuz da hissetmiyorum. Anneme sorarsanız bunun adı tembellik. “Sen sadece güzel liste yapıyorsun” diye benimle dalga geçiyor. Aslında haklı, listelerim harika ama hiçbiri gerçekleşmiyor. Bu beni hem çok kızdırıyor hem de üzüyor.
Neden böyleyim, sizce ne olabilir? İnsanlar kendilerini nasıl motive ederler? Bu neden bu kadar zor?

Yazının Devamını Oku

Teşekkür ederim babacım

Seni kaybedeli 10 yılı geçti ama öyle bir ışık oldun ki hayatımızda, yolumuzu aydınlatmaya devam ediyorsun. Sana bu Babalar Günü’nde tekrar teşekkür etmek istedim. Hem de istedim ki ışığın, baba olma sürecinde yolunu kaybeden babaların da yolunu aydınlatsın.

İki kız ve bir erkek çocuğunun arasında hiçbir fark görmediğin, ayrımcılık, adaletsizlik yapmadığın, her iki cinsiyetin her zaman eşit hakları ve sorumlulukları olduğunu ama hayat içinde farklı rolleri olabileceğini öğrettiğin için.
Kız oyunu erkek oyunu diye ayırmadan bizi her türlü oyuna, spora özendirdiğin ve bizimle hep oynadığın için.
18 yaşımda ehliyetimi alabilmem için bana araba kullanmayı öğrettiğin, erkek kardeşime, bizimle beraber masayı hazırlamayı, beraber toplamayı, ona çamaşırını yıkamayı, ütü yapmayı, bize alet edevat kullanarak tamir etmeyi gösterdiğin için.
Kızlarını da oğlunu da kendi ayakları üstünde durabilecek, mert, cesur, her problemi çözebilecek insanlar haline getirebilmek için hep sabırla öğrettiğin ve her şeyden önemlisi annemi kendinle eşit görerek bize doğru bir model olduğun için.
Anneme hep saygı duyduğun, değer verdiğin, çok sevdiğin ve ona sonsuz güvendiğin için; anneler her zaman çocukları için en iyisini ister ve sen annemin bizim için her istediğine “peki” dediğin için.
Hayranlık, saygı ve sevgi dolu bir evlilik nasıl olur, dürüst, ahlaklı, cömert ve eşine her zaman destek olan bir koca nasıl olur gösterdiğin, anlaşmazlıkların nasıl çözülebileceğini, umutsuzlukların, çaresizliklerin, kayıpların üstünden omuz omuza nasıl huzur içinde gelinebileceğini öğrettiğin için.

Yazının Devamını Oku

Sınav bitti, nasıl hissediyorsun?

Gençler bugün lise giriş sınavı heyecanı yaşıyor. Sınav bitiminde ebeveynlerinden gelecek ilk soru da haliyle “Nasıl geçti?” olacak. Ama bu kadarla kalmamalı; çocuğunuza mutlaka “Nasıl hissediyorsun?” diye de sorun, stresini hafifletin.

Bugün milyonlarca çocuk lise giriş sınavına girdi. Hepsi çok uzun ve zorlu bir çalışma maratonunu bugün noktaladı.
Sınava hazırlık sürecinde çoğu kaygı, stres ve yetersizlik duygusu yaşadı. Sınav sırasında da benzer duygular yaşamış olabilirler.
Anne-babaların haklı olarak akıllarına gelecek ilk soru “Nasıl geçti?” olacak.
Sizlerden rica ediyorum, sonra da şu soruyu sorun: “Nasıl hissediyorsun?”
Onların nasıl hissedeceği biraz da sizin tutumunuza bağlı. Eğer siz gerginseniz onlar da gergin olmaya devam edecek. Siz rahatsanız onlar da rahatlayacak.
Siz rahatken çocuğunuz gerginse, birkaç cümleyle yaşadığı stresten kurtulmasına yardım edebilirsiniz:

Yazının Devamını Oku

Matematik sizi zorluyor mu?

Matematik konularında yaşanan bazı sıkıntıların biyolojik bir problem olduğunu ve doğuştan geldiğini biliyor muydunuz? “Diskalkuli” adlı bu durum, sayısal dili işleyen nöral bağlantıların işlev bozukluğu şeklinde tanımlanabilir.

Çoğunuz “disleksi” kelimesini daha önce duymuşsunuzdur. Disleksi; okuma, heceleme ve yazma becerilerini edinmeyle ilgili nörolojik kökenli, doğuştan gelen bir sorundur. Disleksisi olan kişiler, okuma hızı, okuma kalitesi, okuduğunu anlama-anlatma, sağı-solu ayırt etme gibi konularda yaşıtlarına ve zekasına kıyasla beklenenin altında performans sergiler.
Peki matematik konularında yaşanan bazı sıkıntıların da aynı şekilde biyolojik bir problem olduğunu ve doğuştan geldiğini biliyor muydunuz?
“Diskalkuli” adlı bu durum, sayısal dili işleyen nöral bağlantıların işlev bozukluğu şeklinde tanımlanabilir. Bu da sayısal bilgilere erişmeyi ve onları işlemeyi zorlaştırır.
Dolayısıyla diskalkulisi olan kişiler, temel sayısal işlemlerde kavrama ve hesaplama sorunu, zihinsel canlandırma güçlüğü yaşayabilir.
Diskalkuli, zor geometri problemlerini anlayamamak değil, bazen en basit matematiksel kavramlarda bile zorluk yaşamaktır.
Örneğin kişi 3+5=8 işlemini bile parmağı ile yapma ihtiyacı duyabilir.

Yazının Devamını Oku

Anne-baba olmaya hazır mısınız

Anne-baba olmak dünyanın hem en güzel hem de en zor işi. Elbette herkes anne-baba olabilir ama işin zor kısmı, hakkını vererek, doğru yapabilmek. Peki siz anne-baba olmaya hazır mısınız?

Anne-baba olmak sabır, ilgi, sevgi, zaman, disiplin, emek, bilgi, fedakarlık, enerji, güç gerektiren bir iş... Ve bütün bunların hepsinin çocuğa dengeli bir şekilde verilmesi gerek. Tüm zorluklara rağmen bunu çok istediğinize inandığınızda, bu zorlu işe hazır olup olmadığınızı düşünmek doğru bir ilk adım olabilir. Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
1- Neden anne-baba olmak istiyorum?
Anne-babam torun istiyorlar... Yaşım ilerliyor, sonra pişman olabilirim... Yalnız yaşlanmak istemiyorum... Evliliğimiz kötü gidiyor, çocuğumuz olursa belki evlilik de kurtulur gibi nedenler anne-baba olmak için doğru nedenler değil.
Unutmayın ki çocuklar bu dünyaya size hizmet etmeye, duygusal olarak sizi beslemeye gelmiyorlar. Hayatınızda yanlış giden bir şeyler var ise bebek dünyaya geldiğinde de bu problemler çoğunlukla devam edecektir. Problemler çözülmeden üzerine bir de bebek bakımı, bebeğin ihtiyaçları geldiğinde hayatınızın daha da zorlaşması kaçınılmaz olur.
2- Psikolojik sağlığım nasıl?
Psikolojik sıkıntılarınız var mı? Kaygı, takıntı bozukluğu, depresyon, alkolizm, uykusuzluk, dikkat bozukluğu gibi problemleriniz var ise bunlarla ilgili yardım almanız çok önemli. Çözümlenmeyen bu problemler, bebek geldiğinde size daha büyük sıkıntılara neden olabilir.
3- Eşimle ilişkimiz nasıl?

Yazının Devamını Oku

Çocuklarla konuşurken nelere dikkat etmeliyiz?

Anne-babalarının gözünün içine bakan, dünyayı onların gözünden öğrenmeye çalışan çocuklar, bizim sözlerimizden hiç tahmin etmediğiniz kadar çok etkileniyorlar. O yüzden çocuklarla iletişim kurarken bazı noktalara çok dikkat etmemiz gerekiyor.

Cocuklarla, gençlerle konuşma şeklimiz, onları överken, yargılarken, öğüt verirken kullandığımız kelimeler, bazen hiç istemediğimiz etkiler yaratabiliyor.
Ne kadar iyi niyetli olursak olalım, kendimizi doğru ifade edemediğimizde karşımızdakine zarar verebiliyoruz. Hele de anne-babalarının gözünün içine bakan, dünyayı onların gözünden öğrenmeye çalışan çocuklar, bizim sözlerimizden hiç tahmin etmediğiniz kadar çok etkileniyorlar. O nedenle onlarla konuşurken bazı noktalara dikkat etmekte yarar var:
◊ Konuşmalarınızın içeriklerine dikkat edin. Çoğu anne-babanın yaptığı gibi sizin de konuşmalarınız çoğunlukla düzeltme, uyarma, eleştirme içerikli ise, sizin yanınızda bulunmaktan pek hoşlanmayacaktır. Konuşurken bir yandan saçını, üstünü başını düzeltiyorsanız ya da konuştuğu konu hakkında olumsuz yorumlar yapıyorsanız, o konuşma da pek uzun sürmez!
◊ “Yapma” veya “Yapabilir misin” gibi uyarılar yerine daha net ve olumlu uyarılar yapın: “Koltukta zıplama” veya “Koltukta zıplamayabilir misin” yerine, “Şimdi koltuktan in” veya “Otur” gibi daha net cümleler kullanın.
Ya da alternatif bir aktivite yapmayı önerebilirsiniz. Çocuklar ne yapmamaları gerektiğinin söylenmesi yerine, ne yapmaları gerektiği söylendiğinde daha fazla söz dinlerler.

ONA GÜLERSENİZ SİZİNLE KONUŞMAZ

Yazının Devamını Oku

Gençlerde esrar kullanımı ile ilgili gerçekler

Gençler arasında kullanımı son yıllarda artış gösteren esrarın, özellikle gençlik yıllarında kullanıma başlandığında oldukça fazla zararları var. Bu nedenle gençlerimizle sık sık konuşarak, onlara esrar ile ilgili bilimsel bulguları aktarmamız çok önemli...

Esrar (Marijuana), kenevir bitkisi cannabis sativanın çiçek ve yapraklarının kurutulmasından elde edilen bir uyuşturucu maddedir. Esrarın içindeki ana etken uyuşturucu madde ise THC adında, kişinin psikotik deneyimler yaşamasına neden olan bir madde. Bu maddenin adını bilmek önemli, çünkü son yıllarda esrarın içindeki bu ana maddede büyük bir artış gözleniyor. Dolayısıyla genç beyinlere verdiği zararlı etki de artmış oluyor.
Esrar ya da halk dilinde yaygın kullanımı ile ot, genellikle sigara içine sarılarak kullanılıyor. Bayık, keskin bir ot kokusu var, sigaraya benzemiyor. Kova veya bong adı verilen bir yöntemle buharını içe çekerek de kullanılıyor. Kek, şeker, lolipop veya diğer gıdalara katılarak tüketimi de yaygın.
Gençler arasında kullanımı son yıllarda artış göstermekte olan esrarın, özellikle gençlik yıllarında kullanıma başlandığında oldukça fazla zararları var.
Ergenlik yılları, büyümenin en hızlı olduğu, kişinin benliğini oluşturmak için araştırma içinde olduğu, bu araştırma içindeyken değişik şeyler denemek istediği, riskler aldığı, keşfetme ihtiyacının olduğu yıllar. Beyinle ilgili araştırmalar gösteriyor ki insan beyninin gelişimi 18 yaşında birdenbire durmuyor, gelişimine devam ediyor.
Beyin araştırmalarına olanak veren teknolojiler geliştikçe, beynimizin yetişkin beyni haline gelmesinin; beynimizin karar verme, mantık yürütme, görevleri organize etme gibi görevleri yerine getiren ön bölgesinin gelişmesinin 20’li yaşların ortalarına kadar devam ettiği ve buna ek olarak hormonların düzene oturmasının da 20’li yaşların ortalarını bulduğu biliniyor.
Dolayısıyla bu keşfetme, merak, deneme arzusu, esrar kullanma gibi kalıcı zarar verebilecek riskli davranışlara yol açabiliyor.
Bu yaşlarda “bana bir şey olmaz” düşüncesi oldukça yaygın. Bu nedenle gençlerimizle sık sık konuşarak, onlara esrar ile ilgili bilimsel bulguları aktarmamız çok önemli.

Yazının Devamını Oku

Öfkem beni rezil ediyor

Öfke kontrol problemim var. Çok çabuk parlıyor, istemediğim tepkiler veriyorum. Sesimin yükselmesini kontrol edemiyor, birden bağırıyorum. Tepkilerimi kendime hiç yakıştırmıyorum ve zaten sonrasında çoğunlukla pişman oluyorum.

Danışan: Öfke kontrol problemim var. Çok çabuk parlıyor ve istemediğim tepkiler veriyorum. Sonrasında pişman oluyorum.
- Dr. Başak: Ne gibi tepkiler?

Danışan: Birden bağırıyorum. İki gün önce kız arkadaşımla çok kötü bir kavga yaşadık, ben de o sırada kollarından tutup sarstım ve o da ayrılmak istediğini söyledi. “Bana şiddet uyguladın” dedi. Yaptığımın doğru olduğunu savunmuyorum ama şiddet lafı da biraz ağır geldi doğrusu. Sadece kollarından tutup sarstım...
- Dr. Başak: “Sadece kollarından tutup sarsmak” da, tokat atmak da, eşya fırlatmak da şiddettir. Şiddetin azı çoğu olmaz. Şiddetin bütün dünyada kabul edilmiş tek bir tanımı vardır. Bilmek ister misiniz?

Danışan: Evet, dövmek, yumruk atmak dışında kol sıkmaya filan da şiddet dendiğini bilmiyordum.

Yazının Devamını Oku

Kadın-erkek hak eşitliği ülkelere mutluluk getirir

Kadın ve erkek eşitliği, iki cinsin aynı olduğunu söylemez.

 

Bunu açıklamak gerekiyor muydu bilmiyorum ama bazı yanlış anlaşılmaları, önyargıları, burun kıvırmaları engellemek için böyle başlamak istedim.

Kadın ve erkek eşitliğine ulaşmaya çalışan biz kadınlar, eşitlik derken eşit haklardan söz ediyoruz.

Eğitimde, sağlıkta, ülke yönetiminde, sosyal hayatın içinde, evlilikte, işyerinde, erkekler ile eşit değere, özgürlüğe, saygıya, söze, özet olarak eşit hakka sahip olmaktan söz ediyoruz.

İnsanlar arasında ayrımcılık her zaman problem yaratır. Bir grup insanın diğer gruptan üstün olduğunu savunmak, her zaman çatışma, huzursuzluk ve mutsuzluk kaynağı olur.

İki kişi bir tabak yemeği eşit paylaşmazsa, biri mutfakta iş yaparken diğeri oturup televizyon seyrederse, aynı pozisyonda çalışan iki kişiden biri daha fazla maaş alırsa, oğlan okula giderken kız gidemezse, yaşam içinde adalet olmazsa, bu insanlar için her zaman çatışma, huzursuzluk ve mutsuzluk kaynağı olur.

EN MUTLU OLANLAR KUZEY AVRUPA ÜLKELERİ

Ülkelerin mutluluğu 2012 yılından bu yana Birleşmiş Milletler Örgütü tarafından araştırılıyor.

Yazının Devamını Oku

Çocuk cinsel istismarı konusunda neleri yanlış yapıyoruz?

Her gün ufacık çocuklara yapılan bir cinsel istismar, tecavüz haberi ile sarsılıyoruz, uykularımız kaçıyor. Diğer yandan, tacizi önleme konusunda hiçbir ilerleme kaydedemediğimiz aşikar, bize emanet minik canları koruyamıyoruz. Haberler azalmıyor. Sanki gün geçtikçe daha da artıyor. Ayıbımız büyük, suçumuz affedilir gibi değil. Kendimize gelelim. Ne oluyor? Neyi yanlış yapıyoruz?

1- Çocuklarımıza kendilerini korumayı öğretmiyoruz.
2- Cinsel taciz yapan kişileri deşifre etmeyerek, aslında onları koruyoruz.
3- Cinsel tacizin ne olduğunu bilmiyoruz.
4- Cinsel istismarın sadece tecavüz olmadığını, bir yetişkinin veya ergenin cinsel haz duymak amacıyla çocuğun cinsel organlarını okşamasının, ellemesinin, teşhircilik yapmasının ve çocuğu pornografik amaçlı kullanmasının da cinsel istismar olarak tanımlandığını bilmiyoruz.
5- Çocuğa hiç dokunmasa bile ona pornografik yayınlar seyrettirmenin, resimler göstermenin de cinsel taciz olduğunu bilmiyoruz.
6- Kötülere karşı çok da fazla yapılacak bir şey olmadığına inanıp çocuklarımızın başına “kötü” bir şey gelmemesi için sadece dua ediyoruz.
“ÇEVREMİZDE KÖTÜ İNSANLAR YOK” HATASINA DÜŞMEYİN

Yazının Devamını Oku

Etkin kişilerin 7 alışkanlığı

Stephen Covey’in 1989 yılında yazdığı “Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı” (7 Habits of Highly Effective People) adlı kitap, Türkçe dahil 52 dile çevrilmiş, 25 milyondan fazla satmış ve 28 yıl sonra hâlâ popülerliğini koruyor. Çoğu kişinin bildiğini düşündüğüm bu kitap, özetle başarılı, üretken, sağlıklı, mutlu ve problemleri çözmede etkili insanların 7 temel alışkanlığı olduğunu anlatıyor.

Etkin kişilerin ortak alışkanlıkları -genç veya yetişkin- fark etmiyor. Sadece bu alışkanlıkların, yaş dönemi itibari ile yaşama kattıkları değişiyor. Bunları şöyle özetleyebilirim:
1- Proaktif ol:
Etkili ol, tepkili olma. Ne yaparsan yap işin her zaman olumlu tarafını gör ve daima çözüm üretmeye çalış. Şikayet etmek yerine, sorumluluğu üstüne al ve ne yapabileceğine odaklan. Olaylara olumlu yaklaşmak kişinin etki alanını genişletirken, olumsuz davranışlar ise etki alanını daraltır.
2- Sonucu düşünerek başla:
Hayallerini, hedeflerini ve nerede olmak istediğini belirle ve hayatını ona göre planla.
Nerede olmak ve nasıl bir sonuca varmak istediğini tasarlamadan, gitmek istediğin yere gidemezsin.
3- Önceliklerini doğru belirle:

Yazının Devamını Oku

Radyoyu aç, bir şarkı tut

Bazen daha fazladır her şeyBir eşikten atlar insan


Yüzüne bakmak istemez yaşamın
O kadar azalmıştır anlam
O zaman hemen git radyoyu aç bir şarkı tut
Ya da bir kitap oku mutlaka, iyi geliyor
Ya da balkona çık bağır, bağırabildiğin kadar
Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor

Yazının Devamını Oku

Sevgilim beni dolandırdı

Dolandırıcılar ile karşı karşıya geldiğinizde, onların yapacağı manevraları, planları, yalanları, manipülasyonları bilemeyeceğiniz için kendinizi korumanız neredeyse imkansızdır. Çünkü onları anlayabilmeniz için onlar gibi düşünebiliyor olmanız gerekir.

Danışan: Sanırım erkek arkadaşım tarafından dolandırıldım. Yüksek sesle söyleyince içim ürperiyor ama gerçek bu, gözümün içine baka baka dolandırdı. Çok kızgınım ama her şeye rağmen onu özlüyorum. Gelse, özür dilese, “bir yanlış anlaşma oldu” dese ve ben bu karabasandan uyansam. Bunları düşündüğüm için kendimden de utanıyorum ama elimde değil, onu çok sevmişim. Nasıl böyle bir şey yaptı, ben nasıl kandım, hâlâ anlayamıyorum.
Dr. Başak: Söze başlarken ‘sanırım dolandırıldım’ demiştiniz, emin olamadığınız bir durum mu var?
Danışan: Aslında emin olmam gerek ama kendimi kandırıyorum. 10 aydır beraberiz, bu süre içinde bir gün bile beni incitmedi. Beni o kadar çok seviyordu ki hepsinin sahte olduğuna inanmak istemiyorum. Kendimi aptal gibi hissediyorum onun güzel sözlerine kandığım için. O kadar tatlı dilli ki kandıramayacağı insan yoktur. Zaten sonradan öğrendik ki daha önceki sevgililerinden de yüklüce paralar koparmış. Doğru dürüst bir işi de yokmuş, hep bir projeden bahsediyordu, bir yerlerden para gelecek diyordu, her şeyi yalanmış. Yalan söylemek sanki doğasında var. Son 15 günde 4 kilo verdim üzüntüden. Hem paramı hem de sevgilimi kaybettim. Sürekli kendimi suçluyorum niye kandım, niye hâlâ özlüyorum diye. Bana anlamam için yardım eder misiniz?
Dr. Başak: Erkek arkadaşınızın daha önce başkalarını da kandırdığını, kolay yalan söyleyebildiğini anlatırken, şu an karşınızdaki kişinin bir dolandırıcı olduğunu net bir şekilde görebiliyor musunuz?
Danışan: Evet mantıklı düşündüğümde görebiliyorum ama sorun şu ki ben hâlâ inanamıyorum. Çünkü o kadar iyi kalpli, cömert gözüküyordu ki hepsinin oyun olduğunu beynim almıyor.
Dr. Başak: Dolandırıcılarla karşı karşıya geldiğinizde, onların yapacağı planları, yalanları, manipülasyonları bilemeyeceğiniz için kendinizi korumanız neredeyse imkansızdır. Çünkü onları anlayabilmeniz için onlar gibi düşünebiliyor olmanız gerekir.

Yazının Devamını Oku

2018 için tavsiyeler

“2018 yılında akıl sağlığım olsun, huzurum olsun, mutlu olayım, kaygıdan, stresten, kavgadan gürültüden uzak kalayım bana yeter” diyorsanız yandaki maddeleri uygulayın yeter.

1 Mutlaka yürüyüş yapın: Önce ayakkabılarınızı giyin ve sadece kapının önüne çıkın, çıkan hiç kimse yürümeden gelmiyor. Biliyoruz ki yürüyüş sadece bedene değil ruha da iyi geliyor.
2 Telefonunuzla daha az vakit geçirin daha fazla sosyalleşin: Eve girer girmez tüm aile üyeleri telefonları değiş tokuş yapsın. Şifresini bilmediğiniz telefonda vakit geçiremezsiniz. Birbirinizle konuşmak için fırsatınız olur. Sosyalleşmek, özellikle depresif duygular ile baş etmek için şart.
3 Uykunuza dikkat edin, yeterli miktarda uyumaya özen gösterin: Uykusuz kalmamızın nedenlerinin başında genellikle çok geç yatmak geliyor.
Bu nedenle sadece kalkma değil, yatma saati için de alarmınızı kurun. Her gün aynı saatte yatarsanız, belli bir saatin altında uyumamış olursunuz. Uykusuzluk insanı sadece fiziksel olarak değil ruhsal olarak da güçsüzleştiriyor, dikkat dağınıklığı, sinirlilik, toleransın düşmesi gibi problemlere neden oluyor.
4 Kaygılarınızı not edin: Sabahtan akşama kadar -en azından bir gün için- sizi nelerin kaygılandırdığını not ederseniz, çoğu kaygınızın gereksiz olduğunu fark edebilirsiniz. Ne kadar çok şeye ne kadar gereksiz derecede kaygılandığınızı fark etmek, düşünce yapınızı değiştirmek ve kaygılarınızdan kurtulabilmek için en önemli adımdır.
5 Eleştiriden uzak durun: Eleştirmek insanın hem kendisini hem de etrafındakilerini mutsuz eden kötü bir alışkanlıktır. Kendinizde ve başkalarında olumsuzlukları değil olumlu noktaları yakalamaya çalışın.
6 Sizi eğlendirecek ve güldürecek aktiviteler yapmaya çalışın: Dans edin, şarkı söyleyin, fıkra kitabı okuyun, size kendinizi iyi hissettiren programlar seyredin.

Yazının Devamını Oku