Yedikule’de İdil Biret ve Çaykovski’nin topu

Erkan Aktuğ’un ‘Yedikule Hisarı yeniden canlanıyor’ haberini okuyunca, tarihi mekânların özellikle kültüre, kültür turizmine kazandırılması açısından çok sevindim.

Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, “Hisar aşama aşama ziyarete açılacak, restorasyon çalışmaları ziyaretçiler tarafından gözlemlenebilecek” diyor.

Mimar İhsan Sarı da restorasyon konusunda bilgi vermiş.

Yedikule Hisarı’nı çok gezdim. Ayrıca oranın müzik tarihimizde, edebiyat tarihimizde de ve benim için özel bir yeri var.

7 Ekim’de de bir çalıştay düzenlenecekmiş.

Yedikule’de İdil Biret ve Çaykovski’nin topu

Yıllar önce iyi piyanist İdil Biret, Hisar’da bir konser vermiş, sekiz bin dinleyici gelmişti.

15  Eylül 2001’de Saim Akçıl yönetimindeki Tekfen Karadeniz Filarmoni Orkestrası eşliğinde Rahmaninov’un 2. Piyano Konçertosu’nu çalmıştı.

Saat 19.00’da başlayan programın bir özelliği vardı, Çaykovski’nin ‘1812 Uvertürü’nde gerçek top patlatılacaktı.

O konser hâlâ unutmadığım icralar arasındadır.

Bir savaşın anısına yapılan besteyi her zaman olmasa da gerçek top sesleri arasında icra ederler.

Acaba bunun koreografisini, gerçek savaşı canlandırarak yapsalar nasıl olur.

Tarihi mekânlara ilginin başka alanlara da yayılmasını öneriyorum.

Almanya’da, İkinci Dünya Savaşı’nda silah yapılan bütün binalar sanat merkezine dönüştürülmüştü.

Eski havagazı binaları da bu kapsama alınır, böylece de çirkin görüntü ortadan kaybolur.

Fatih bölgesine ait ‘tarihi yarımada’ya da Fatih Belediye Başkanı ilgi gösterirse, o bölgeyi sevenler mutlu olacaklar.

Birinci Abdülhamid Külliyesi’nden başlayarak, yeni bir düzenlemeyi heyecanla bekliyorum.

İyi yazar Bilge Karasu, Ankara’da yaşardı. Bir İstanbul ziyaretinde Hürriyet Gösteri arşivi için bir çekim yapmaya karar verdik.

Fotoğrafçımız Cengiz Cıva, ben ve Hami Çağdaş hep birlikte Yedikule’ye gittik ve fotoğrafları çektik.

Hiç kuşkum yok, orada fotoğrafları çekilecek yazarların, sanatçıların başında o geliyordu.

UDİ SEDAT ERGİN’İN ÖNEMLİ YAZISI

YAZININ başlığı hemen merakımı uyandırdı:

‘Mekke Emiri’nin oğlu hem ut hem çello çalınca’.

Şerif Muhittin Targan’ın udunu ben de çok dinledim. Batı müziğini bilenlerin Türk müziğini icralarında mutlaka bir tını farkı oluyor. Mesut Cemil de tanburun yanında çello çalardı, saz eserlerine çello ile katılırdı.

İki müziği de bilenlerden biri de kemancı Nubar Tekyay’dı, çünkü babası, piyanist kardeşi Valentin Tekyay ile birlikte onlara Batı müziği öğretmeni tutmuş.

Ben de bir zamanlar ut çaldım, saz eserleri çalıştım.

Sedat Ergin hem ut çalar hem de kontrabas, bir Hürriyet gecesinde çalmıştı.

Spotify’da sevdiği udilerin adlarını belirtmiş.

Benim dinlediklerim var.

Yorgo Bacanos (piyano da çalardı)

Udi Nevres (Ayağına giymiş sedef nalini, icrasını dinledim)

Kadri Şençalar

Şerif İçli

Samim Karaca (Kanuni Taner Sayacı ile doldurdukları saz eserleri kasetini defalarca dinledim).

Yusuf Nalkesen bir de udi olarak bana Halil Aksoy’un bir kasetini vermişti, Aksoy müziği bıraktı, avukat olarak müzikçilerin hakkını korudu.

İstanbul Avrupa Kültür Başkenti seçildiği zaman Yorgo Bacanos’un anısına ‘Uluslarararası Ut Festivali’ düzenlenmişti.

Araştırmacı gazeteciliği uygulayan bir addır Sedat Ergin.

Saz tamircileri nerededir bilmiyorum, bir tek Onnik Usta’yı tanırdım.

Bütün gazeteleri taradığımda fark ettim ki Hürriyet’in yazarları müziğe daha fazla önem veriyor.

Ahmet Hakan birçok yazısında şarkılardan türkülerden örnekler veriyor. Ruhi Su’dan Neşet Ertaş’a uzayan bir liste. Konuyu müziğe getiriyor.

Ertuğrul Özkök, poptan caza, klasik müziğe varan geniş bir repertuvarla ilgili. Hiçbir müzik türünü ihmal etmiyor. Yerli ya da yabancı, iyi bir takipçi.

Sedat Ergin müzisyen olduğu için elbette yazacak.

Bana gelince bütün ailem müzikle uğraşır, bir enstrüman çalarlardı.

Size bir haber vereyim:

Sedat Ergin yeni bir ut almış.

*

ÖZÜR: Pazar günkü yazımda, iki önemli kitap için okunması önerim, okunmaması diye çıkmış. Özür dilerim.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Meslek müzelerinin önemi ve Basın Müzesi

Her mesleğin müzesi, o alana emek vermiş olanların hatırlanmasını sağlar.

Birçok alanda meslek sahipleri kitap yazmamışlar, anılarını, izlenimlerini kaleme almamışlardır. Yaşadıkları ülkeye kazandırdıkları, mesleğine verdikleri emekler unutulur gider.

Oysa meslek müzeleri, kuşaktan kuşağa devrolunması gereken bilgileri, eşyayı aktarır.

Hâlâ bir genel edebiyat müzesi kuramadık. Müzik aletleri müzesi de öyle.

İstanbul’da Tevfik Fikret’in, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın, Sait Faik Abasıyanık’ın müzeleri yaşadıkları evlerdir. Bir de Haldun Taner Müzesi açılmıştır.

Ben yerel yönetimlerin, özellikle müze/ev çalışmalarına yatırım yapmalarını öneriyorum.

Hürriyet, aylar önce yazar evleri üzerine bir araştırma yayınlamış, yerel yönetimlere  çağrıda bulunmuştu.

Gazetecilik mesleği için büyük bir önem taşıyan Çemberlitaş’taki Basın Müzesi’nden söz edeceğim bugün.

ÖNEMLİ GAZETECİLERİN ANI EŞYALARI YER ALIYOR

Yazının Devamını Oku

Mersin’in edebiyat ödülü Toptaş’ın

Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nın (MTSO) ‘Mersin Kenti Edebiyat Ödülü’ bu yıl Hasan Ali Toptaş’a verildi.

Seçici kurul, yönetim kurulu başkanlığına ödülün amacını özetleyen bir yazı gönderdi:

“Ülkemizde ve Mersin’de edebiyat ilgisini geliştirmek ve ulusal ölçekte bir verime dönüştürmek, edebiyat okurlarının dikkatini nitelikli örneklere çekmek üzere; yapıtlarıyla Türk edebiyatının gelişmesine katkıda bulunmuş kişileri onurlandırmak, daha yaygın okunmasını sağlamak.”

Ödül değerlendirme kurulu aşağıdaki adlardan oluştu:

Celâl Soycan

Turhan Günay

Metin Cengiz

Yavuz Özdem

Cemal Sakallı

Yazının Devamını Oku

Beethoven’ı dinleyerek okumak

Gerek sanatçıların gerek edebiyatçıların yuvarlak yıldönümlerinde onların yapıtlarına, kitaplarına odaklanırım.

Ludvig van Beethoven’ın doğumunun 250. yılında (1770-1827) da Türk ve yabancı icracıların, orkestraların farklı yorumlarını dinlerken bir yandan da onlar üzerine yazılmış kitapları okurum.



Gerçi iyi müzik dinleyicilerinin pek tercih etmediği bir tutumdur. Nadir Nadi, müziğin bir eşlik aracı olmadığı konusunda bizi uyarırdı.

Bu yıl üç Türk piyanistinden Beethoven’ı dinledim:

İdil Biret

Yazının Devamını Oku

‘Hanım hanımcık’ bir dedektif’

Yaprak Öz’ün yeni kitabındaki ‘amatör dedektif’ Yıldız Alatan sıradan ve alçakgönüllü bir karakter. Eski polisiyelerin anlı şanlı dedektiflerinden değil. Ancak yazar gizem kavramını öyle bir kullanıyor ki ‘Ne yapacak acaba?’ diye o anı bekliyorsunuz.

Son yıllarda polisiye romanlarıyla parlayan Yaprak Öz aynı zamanda uluslararası çapta tanınan bir şair. Polisiye romanların anlı şanlı dedektiflerinin yerini sıradan, alçakgönüllü dedektifler aldı. Yaprak Öz’ün dedektifi Yıldız Alatan da böyle. ‘Villa Şakayık’ kitabının başında bakın ne yazılı? ‘Bir Yıldız Alatan Macerası’.

Dedektifimizin kendini tanıtan yazının sunumu ilgimi çekti: “Beyaz üzerine siyah puanlı krepdöşin kumaştan askılı elbise ve kısa kollu ceket.”

Bize Agatha Christie’nin Miss Marple’ını hatırlanan dedektifimizin kendi kaleminden biyografisi de şöyle:

“Bendeniz Yıldız Alatan. Usta bir terzi ve dört dörtlük bir ev kadınıyım. Zonguldak’ta yaşıyorum ve Ereğli Kömür İşletmeleri Kozlu Ocağı Başmühendislerinden Ziya Alatan’ın eşiyim. Aynı zamanda amatör bir dedektifim ve maceralarımı yazıyorum.

Pek amatör sayılmam gerçi: 1979 yılında Zonguldak’ta işlenen korkunç cinayetleri çözdüm ne de olsa.”

Villa Şakayık - Bir Yıldız Alatan Macerası
Yaprak Öz

Yazının Devamını Oku

Kitap her yerde okunmalı

Umut Erdem’in haberi. Türk Kütüphaneciler Derneği Başkanı Ali Fuat Kartal, “Eğer kitap okuma cezasını bir cezai müeyyide olarak kullanacaksak, bu olumlu anlamda kullanılmalı” demiş.

Daha önce de yargıçlar bu cezayı uygulamışlardı. Bir tür hizmet olarak baktıkları için.

Kitap okumayı bir zevke dönüştürmek için bazı çalışmalar yapılmalı.

Önce imkânı olan aileler evde bir kütüphane kurmalı, çocuk küçük yaştan itibaren kitapla ilişki kurabilir. Hatta onun odasına bir küçük kitaplık koymalı ve birlikte seçtikleri kitabı yavaş yavaş raflara yerleştirmeli.

Bu olanağı olmayan ailelerin çocukları için de birçok ilçede, mahallede kitaplık kurmalı.

Bugün işlerinde zirveye çıkmış birçok insan, büyük şehirlerde değil Anadolu’nun herhangi bir kentindeki kütüphanelerde okudukları kitabın gelişmelerindeki yerini anlatır.

Çok yazdım, yüzlerce kişinin yaşadığı sitelerde kütüphane binası yapmıyorlar. Sitede yaşayan birçok kişi okudukları kitapları buraya verir. Çocuklar temel kitapları burada bulmalılar, siteyi yapan müteahhidin anlaşmasına bu maddeyi koymalı.

Kitap fuarlarının okuma yaygınlığının sağlanması konusundaki işlevini anımsatmalıyım. Çocuk burada kitap seçmesini öğrenir. Ziyaretçiler de ona bu duyguyu aşılarlar. Arkadaşları okudukça onlara özenirler.

Biz okuyan bir kuşak olarak, birbirimizle kitap okumada, almada yarışırdık. Yüzeysel bilgileri internette bulabiliyoruz ama ayrıntıyı ancak kitaplardan edinebiliriz.

Yazının Devamını Oku

Sesin arkasındaki Zeki Müren

Zeki Müren’i önce sahnede, sonra da Antalya’da Derya Motel’de tanıdım.

Hürriyet’in bir toplantısı için Antalya’daydım.

Akşamüstleri moteldeki odasına gelir beni de çaya davet ederdi.

Günbatımında, bir türkünün dizesini tekrarlardı:

“Bir dost bulamadım gün akşam oldu”.

Zeki Müren’in ilgi toplamasının sırrı müzikle görselliği birleştirmesindeydi.

Nice sanatçı, gazino sahipleriyle yargıya düşmüştür.

Maksim Gazinosu’nda Hürriyet çalışanlarına özel olarak düzenlenen bir gecede Fahrettin Aslan onu şöyle anlatmıştı bana:

“Doğan Bey, Zeki Müren’in hiç hakkı yenmedi mi, hukuki haksızlık yapılmadı mı, ama onu mahkeme kapılarında kimse görmedi”.

Yazının Devamını Oku

Selçuk Baran’ı keşfetme fırsatı

Yazarın iki kitabı, ‘Yelkovan Yokuşu’ ve ‘Tortu’nun yeni basımları yapıldı. Okuyunca fark edeceksiniz, Baran’ın öyküleri günlük yaşamın duyarlılığını, küçük ayrıntıların hayatımızı nasıl belirlediğini sadelikle yansıtıyor.

Bazı iyi yazarlar vardır ki seçkin okurların dışında geniş okur kitlesine ulaşmaz. Selçuk Baran da bu yazarlardan biri.

İki kitabının yeni baskıları yapıldı. İkisinin de arka kapak yazısı bir gerçeği vurguluyor: “Yalnızlık ve mutsuzluk dolu öykülerinde düşsel, şiirli bir hava yaratmakta başarı gösterdiği kabul edilen Selçuk Baran, Behçet Necatigil’den Vedat Günyol’a, Füsun Akatlı’dan Selim İleri’ye, Hulki Aktunç’tan İbrahim Yıldırım’a, İnci Aral’dan Behçet Çelik’e pek çok yazarın övgüyle üstünde durduğu ancak günümüz okuru tarafından daha fazla keşfedilmeyi bekleyen bir yazar...”

Mutlaka okunacak öyküler...

Bu kitaplarda hangi öyküleri yer alıyor:
‘Yelkovan Yokuşu’nda aynı adı taşıyan öyküyle beraber: ‘Değirmen’, ‘Bozacıda’, ‘Öğle Saatleri’, ‘Rose Bonbon’, ‘Bakırçalığı’ ve ‘Eğrelti Yeşili’.

‘Öğle Saatleri’ Baran’ın kıyıda köşede kalmış insanların ruh dünyasını, insan ilişkilerini sergileyen öyküsü.

Öğle saati yemeğe çıkış saatidir, Nuriye mis gibi kokan yemeklere para verecek durumda değil, evden getiriyor.

Baran’ın öyküleri günlük yaşamın duyarlılığını, küçük ayrıntıların nasıl hayatımızı belirlediğini yansıtıyor.

Yazının Devamını Oku

Baksı Vakfı’ndan ‘Anadolu Ödülleri’

Baskı Kültür Sanat Vakfı’nın Anadolu’nun ortak kimliğine katkıda bulunan üretimlere dikkat çekmek amacıyla hayata geçirdiği Anadolu Ödülleri’ne başvurular 10 Ekim’e kadar devam ediyor. Ödüller Müzecilik, Süreli Etkinlikler, Gösteri Sanatları, Arkeoloji ve Restorasyon olmak üzere toplam 5 ayrı dalda verilecek.

Ödüller Anadolu’da, kıraç bir tepenin üzerinde geleneği gelecekle buluşturan Baksı Kültür Sanat Vakfı’nın, benzer projelerin çoğalmasını ve daha da gelişmesini desteklemek amacıyla düzenlendi.

Anadolu’nun kültürel mirasından ve yaratıcılığından beslenen, onun ortak kimliğini vurgulayan bireysel ve kurumsal projeleri gündeme getirmeyi, onurlandırmayı ve cesaretlendirmeyi amaçladıklarını belirten Baksı Kültür Sanat Vakfı’nın ve Baksı Müzesi’nin kurucusu Prof. Dr. Hüsamettin Koçan ödüller üzerine şunları söylüyor:

“Anadolu’nun farklı köşelerinden ne kadar çok proje başvurursa, ödüller o kadar amacına ulaşacak. Ödüllere gösterilen ilgiden ve başvurulardan çok memnunuz. Son 1 ayda başvurulara yenilerinin de ekleneceğine inanıyor; bu toprakların kültürel birikimine katkı sağlamış tüm projeleri başvuruda bulunmaya çağırıyoruz.”

Ödüllerin seçici kurulunda kimler var:

Prof. Dr. Ali Akay

Prof. Dr. Esra Aliçavuşoğlu

Prof. Dr. Nurhan Atasoy

Nezih Başgelen

Yazının Devamını Oku

Hümeyra’yı dinlerken

Hümeyra’yı uzunçalardan dinliyorum.

Kapaktaki yazı:

‘Türk Pop Tarihi / Eski 45’likler’

Bir anımı aktarayım.



Bir yurtdışı seyahatine çıkacağımı söylediğimde arkadaşımız

Yazının Devamını Oku

İşte İstanbul: Tanpınar yazdı, Ara Güler çekti

Biri yazı, diğeri fotoğraf ustası iki efsanenin İstanbul’u nasıl gördüğünü ‘Aynı Rüyanın İçinde’ kitabında bulacaksınız.

İstanbul’u tanımak, bu şehrin büyüsünü hissetmek istiyorsanız size bir albüm tavsiye edeceğim.

‘Aynı Rüyanın İçinde Ahmet Hamdi Tanpınar – Ara Güler’.

Kitap Ali Sina Özüstün’ün anısına adanmış.

Biri yazı ustası, diğeri fotoğraf ustası, bu şehri nasıl yazdılar, nasıl gördüler.

Tanpınar’ın İstanbul’la ilgili yazılarına Ara Güler’in fotoğrafları can katıyor. Birinin rüyasını diğeri de görüyor. Rüyalar nasıl somutlaşır, yazıdan fotoğrafa geçerek.

Kitabı hazırlayan ama yayımlanmasını görmeden aramızdan ayrılan Ali Sina Özüstün’ün, kitabın ruhunu açıklayan yazısından bir bölümü mutlaka okumalıyız:

“Henri Cartier – Bresson fotoğrafın Emile Zola’zıysa Ara Güler de fotoğrafın Ahmet Hamdi Tanpınar’ıdır. Edebiyatta İstanbul için Tanpınar neyse fotoğrafta Ara Güler odur. Tanpınar’ın fotoğraftaki karşılığıdır Ara Güler. Çünkü Ara Güler fotoğrafı bir ‘rüya’nın fotoğrafıdır. Ara Güler, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın portrelerini çekmişti. Bu vesileyle yıllar önce bir araya gelmişlerdi. Şimdi, Tanpınar ve Güler birbirinin adeta ‘mütemmim cüzü’ eserleriyle bir kez daha buluştu.”Kitap Dergah Yayınları’ndan çıktı.

Ortak bir kent rüyası

Yazının Devamını Oku

Kısıtlama kalktıktan sonra ne yapılmalı

Sevgili Genco Erkal’ın tiyatroların en azından açık havada sahnelerini açabilmeleri için yaptığı çağrısına olumlu cevap geldi. Bundan sonra uygulama aşaması başlıyor.

Yaz bitiyor, açık havada yapılan gösteriler, temsiller şimdilik idare ediyor diyelim. Önlemleri kış mevsimine göre almalıyız.

Özel tiyatro sanatçılarının yaşadığı sıkıntıyı hepimiz biliyoruz, günlük kazançla yaşayanlar bu dönemde çok kötü günler yaşadı, yaşıyorlar da.

Bizde işsiz kalan, zora düşen sanatçılara ekonomik destek sağlayacak meslek kurumları yok. Yabancı müzik dergilerinde bu tür yardım ilanlarına rastlıyorum.

Salonsuzluk derdinin bütün dehşetiyle devam ettiğini biliyoruz, yeni tiyatro salonları açılması önerisinin de çözüme ulaştığını duymadım, okumadım.

Ödenekli tiyatrolar, Devlet ve Şehir Tiyatroları, ekonomik açıdan güvence içindeler.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, belediyeler, yerel yönetimler, tiyatro sanatının, klasik müzik konserlerinin icra edileceği mekânlar için ayrı bir çalışma yapmalı.

Âtıl salonları, tiyatro yapılabilecek, oda konserleri verilebilecek yerlere dönüştürmek için ödenek ayırmalı.

Yazının Devamını Oku

İstanbul Müzik Festivali başlıyor

48. İstanbul Müzik Festivali, 18 Eylül–5 Ekim arasında dijital programıyla bütün Türkiye’ye ulaşacak.

Bugün köşemi festivalin öne çıkan etkinlikleri, toplulukları, solistleri hakkında bilgilere ayırdım.

Alışık olmadığım bir festival başlangıcı.

Festival açılışları ilk olarak Atatürk Kültür Merkezi’ne, sonra Aya İrini, daha sonraları da Lütfi Kırdar’da yapılmaya başlandı.

Bu yıl birçok kimse dijital ortamda seyredebilecek, dinleyecek.

Festival, 18 Eylül’de online.iksv.org adresinde ve İKSV YouTube kanalında ücretsiz olarak yayımlanacak açılış konseri ile başlıyor.

Aralarında Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Tekfen Filarmoni Orkestrası, Wiener Akademie, Bilkent Senfoni Orkestrası, Kheops Ensemble, Philharmonix, Beethoven Trio Berlin, Borusan Quartet, Semplice Quartet gibi topluluklar ve Thomas Hampson, Vikingur Olafsson, Benjamin Schmid, Anna Tifu, Bülent Evcil, Derya Türkan, Yurdal Tokcan, Gökhan Aybulus, Ezgi Karakaya, Pelin Halkacı Akın gibi solistlerin bulunduğu isimlerin icraları çeşitli mekânlarda çekildi.

48. İstanbul Müzik Festivali, ‘Beethoven’ın Aydınlık Dünyası’ temasıyla 2020 yılında tüm dünyada olduğu gibi Ludwig van Beethoven’ın 250. doğum yılını kutluyor.

Festival, Tekfen Filarmoni Orkestrası ile açılıyor. Şef

Yazının Devamını Oku

‘Asos’ta Felsefe’ başlıyor

20 yıldır yapılmakta olan ‘Asos’ta Felsefe’ adlı uluslararası sempozyum bu yıl 30 Eylül–3 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek.

Aynı konu kış ayında ulusal boyutta Türkçe işlenmişti, eylül–ekimde de uluslararası boyutta yabancı katılımcılarla işlenecek, pandemiden dolayı temmuzda gerçekleşmesi gereken uluslararası sempozyum bu yıla özgü olarak eylül–ekime ertelendi.

Etkinliğin yönetim kurulu başkanı Prof. Dr. Örsan Öymen. Bu yıl ki sempozyumun konusu ‘Antikçağda Anadolu’da Felsefe ve Bilim’.

Bu çerçevede, antikçağda Anadolu’da yaşamış olan filozofların ve bilim insanlarının düşünceleri ve kuramları ele alınacak.

Kimler bunlar:

Thales

Anaksimandros

Anaksimenes

Anaksagoras

Yazının Devamını Oku

45’liklerin çağrıştırdıkları

Almanya’da yaşayan kanak delikanlısı Feridun Zaimoğlu, Türkiye’den Almanya’ya giden birinci kuşağa çok şey borçlu olduklarını söyler.

Yabancı memlekete gidenler, oranın kültürüne yabancıydılar.

Onların da müziğe ihtiyaçları vardı, özellikle memleket hasretini türkülerde, şarkılarda dile getiriyorlardı.

Türkiye’den oraya giden bir arkadaşımın dinlediklerini görünce pek şaşırmadım. Arabeskten de öte bir arabeskti.

İşte o günlerin yıldız sanatçısı Yüksel Özkasap’tı, söz ve müziği ona ait olan ‘Aşk Yalandır Diyorlar’ı dinledim, birçok otomobilin 45’lik çalarında onun bu şarkısı dönerdi. Arka yüzünde de söz ve müziği Kul Ahmet’in ‘Dedi ki Yok Yok’ vardı.

 Mürüvvet Kekilli’nin ‘Şoför Türküsü’, ‘Aşk Bir Istırap’ da bu listede yer almalı. Söz ve müzik S. Sarıkaya’nın.

Parçayı dinlerken Bekir Yıldız’ın Almanya ile ilgili kitaplarının satırları belleğimde tazelendi.

Kekilli’nin çağrısı neydi?

‘Adana’ya gel’.

Yazının Devamını Oku

Edebiyatçının küçük sırları

Pelin Özer’in Latife Tekin’le nehir söyleşisinden mürekkep ‘Latife Tekin Kitabı’ siz okurlar için yeni değerlendirme yolları açacak. Önce bu kitabı okuyun, sonra da yazarın eserlerini...


Pelin Özer’in ‘Latife Tekin Kitabı’ bir yazarın iç dünyasının yaratma haritasında gezinirken aynı zamanda yapıtların oluşum sürecine dair de okura anahtarlar sunuyor.

Pelin Özer, Tekin’in Bodrum, Gümüşlük’teki ‘edebiyat akademisi’ne, yaşama alanına giderek kendisiyle orada konuşuyor. Ben de bir kez gitmiştim Gümüşlük Akademisi’ne. Tekin orada edebiyatçılarla dikkate değer etkinlikler düzenliyor. Şehirlerden uzakta yaşamayı pek sevmediğim için bu tür projelere kıskanarak bakarım. Tekin’le İstanbul’dayken daha sık görüşürdüm.

Pelin Özer’in, Gümüşlük Akademisi’ne vardığındaki ilk gözlemleri şöyle: “Alacakaranlıkta uyanıp sobanın başında çalıştığını ilk gördüğümde şaşırmıştım. Aşağıda, değirmenlere bakan koltukta, küçük odada, yerde… Zamanla alıştım onun köşelerine. Ama asıl çalışma masası yatağı. Bu kitaptaki her sözcüğün üzerinden kuşkuyla geçerken, yeni sorular, yanıtlar ekleyip çıkarırken o hep yatağında oturdu. Latife Tekin’in krallığı o yatak.”

‘İyi bir okuruyum demek ki’

Yazarın unutamadığı: “Annem beni 31 Aralık 1957 gecesi tek başına doğurmuş, sancısı sıklaşmış ama o yine de ineklerin gürültüsünü duyup ahıra inmiş onları yoklamak için. Az daha doğuyormuşum orda. Güçlükle yukarıya çıkmış. Göbeğimi tek başına kesmiş. Tuzlayıp sarmaladıktan sonra büyük ablamı uyandırmış. Yıllar sonra, ’Ben doğuyorum, sen hâlâ ineklere bakmaya gidiyorsun’ diye şakalaşırdım onunla.”

Latife Tekin’in önemli jürilerinin birçoğunda ben varım. Demek ki iyi bir Latife Tekin okuruyum.

Annesi Urfalı ama evlendikten sonra babasıyla Karacafenk’e (Üzümlü Köy) gelmiş. Bir daha da orayı görmemiş. Aynı Latife Tekin gibi.

Yazının Devamını Oku

Lezzetin felsefesi

Bana gönderilen bütün yemek kitaplarını okurum. Tarifler farklıdır, bu farklılık lezzete dönüşür mü, merak ederim.

Lezzetin ardındaki felsefeyi, tarihi belgeleri de ‘Yemek ve Kültür’* dergisinden takip ederim.

Enis Batur, ‘Hümanistin midesi’nde St. Augustinus’un ‘İtiraflar’ kitabı üzerine çeşitlemeler kaleme almış.

Bu kitabı ben de çok severim, özellikle de Latinceden Türkçeye çevirisini de usta çevirmen Çiğdem Dürüşken yaptı.

Tarihte iz bırakanların yemekle ilişkileri, çok zevkle okuduğum yazılar arasında yer alır.

Derginin tavsiye edilecek bölümlerden biri de Musa Dağdeviren’in ‘Unutulmuş halk yemeklerinden yedi tarif’tir.

Nelerin tarifi var:

 Domatesli yayım (erişte) çorbası

 Bağcan–e reşkan (patlıcan salatası)

Yazının Devamını Oku

5. Yayın Kurulu Toplantısı

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ortaklığında Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ile işbirliği içinde kurulmakta olan Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü’nün düzenlediği 5. Yayın Kurulu Toplantısı yapıldı.

Toplantıda yayımlanacak ve hazırlanan kitaplar konuşuldu.

Hangi kitaplar yayımlanacak, bazılarını yazıma aldım:

John Turtle Wood  – Efes’teki Keşifler - (Çevirisi tamamlanıyor).

Ekrem Akurgal – Urartu ve Antik İran Kültür Merkezleri – (Çevirisi bitti).

John Garstang – Hititler Diyarı: Küçük Asya’daki Yakın Zamanlı Kazı ve Keşiflerin Tarihi – (Hitit anıtlarının tasvirleriyle beraber).

Remzi Oğuz Arık – Kazı Defterleri.

Rüçhan Arık – Selçuklu Kent ve Saray Yaşamı.

Burçin Erdoğu - Anadolu’nun Arkeolojik Keşifleri I: Prehistorik ve Pretohistorik Dönemler.

Yazının Devamını Oku

Erkan Oğur’dan enstrümantal caz albümü

Erkan Oğur’un yeni “Kimse Kalmadı” adlı CD’si bir enstrümantal caz albümü. Şöyle tanıtılıyor:

“Albümün ismi olan ‘Kimse Kalmadı’ hızla değişen dünya düzenine ve kendini yalnızlaştıran insana vurgu yapıyor.

Sesine kopuzu ile eşlik ederek bizi halk müziği alanında yeni bir farkındalığa ulaştıran Erkan Oğur, yeni enstrümantal albümü ile bir kez daha bize müziğin, insanlığın tek ve birleştirici gücü olduğunu hatırlatıyor.”

6 enstrümantal eserden oluşan albümün 3 eseri Anadolu ozanlarına ait (Davut Sulari, Nesimi Çimen ve bir anonim Selanik türküsü), diğer 3 eser ise kendi besteleri. Albümdeki eserlerin düzenlemeleri kayıt anında doğaçlama şeklinde grupça o anda gerçekleştirildi. Bir kereye mahsus olarak yapıldı.



Oğur bu müziği, ‘trippin, telvin’ müzik içinde ağırlıklı doğaçlamalar ile gerçek hayatta olduğu gibi halden hale geçme şeklinde tanımlıyor.

Yazının Devamını Oku

Mehmet Seyda’dan 26 yazarın anatomisi

Yeniden yayımlanan ‘Edebiyat Dostları’nın bugün de kaynak kitap özelliğini koruması, yüz yüze konuşmaları yapanın bilgili ve donanımlı olmasının yanı sıra iyi bir öykücü ve romancı olmasından kaynaklanıyor.

İyi öykü ve roman yazarı Mehmet Seyda’nın (1919-1986) Türk edebiyatçılarının öznel tutanağı diye tanımlanabilecek ‘Edebiyat Dostları’ kitabı nice yıllardan sonra yayımlandı. Portreleri de türün ustası Semih Poroy çizdi.

Kitabın önemi, bu yazarların tümünü de Mehmet Seyda’nın tanımasından geliyor.Mehmet Seyda, bugün hak ettiği kadar okunmayan, incelenmeyen bir yazardır. Önemli ödüller kazanmıştır. Bunların başında rumuzla yarışmaya katıldığı ‘Bir Gün Büyüyeceksin’ romanı gelir.

Bir kentin öyküsünün ustaca yazılmasının örneğidir ‘Zonguldak Hikâyeleri’ mesela.

Değişik işlerde çalışmış olan Seyda, oralarda tanıdığı, gözlemlediği malzemeyi eserlerinde işlemiştir.

Yakından tanıdığım edebiyatçı dostlarımdan biri olan Seyda’nın birçok meslektaşını nasıl desteklediğini benim kuşağım iyi bilir.

Onlardan aldığı bilgiyi, okumaları, araştırmalarıyla tamamlar. Yazdığı kişinin hem doğru biyografisini öğreniriz hem de kitapları üzerine eleştirmenlerin, edebiyat tarihçilerinin yararlanacakları bilgileri.

Yazarların kendilerini anlatmaları güç bir iştir, bazen her şeyi söylemek istemezler ama onları yakından tanıyorsanız, kitaplarını okumuşsanız, bir yerde bulamayacağınız gizleri bu yazılardan çıkarabilirsiniz.

Yorumlar, göndermeler bazen de ince bir ironi

Yazının Devamını Oku