Pandemi günlerinin başucu kitabı

Yazar İlhan Başgöz’ün ‘Yunus Emre’sini okurken, onun yüzyıllar ötesinden çağdaş dünyayı nasıl yorumladığını algılıyoruz.

İnsanın belleğinde kalan adların başında benim için Yunus Emre gelir. Çünkü o, hayatın içindedir, kafamıza takılan maddi, manevi soruların yanıtını verir. Uhreviliğin dünyaya uzanan bağlantısıdır.

Uzun yıllar yurtdışında yaşayan, şimdi Türkiye’ye dönen İlhan Başgöz’ün ‘Yunus Emre’sini okurken, onun yüzyıllar ötesinden çağdaş dünyayı nasıl yorumladığını algılarız. Yunus üzerine birçok inceleme yapılmıştır, Başgöz o incelemeleri de değerlendirerek özgün yorumlar, saptamalar yapmış. Yunus Emre üzerine bildiklerimizi bu kitaptan sonra yeniden gözden geçirme gereksinimi duyacaksınız.

Pandemi günlerinin başucu kitabı
Yunus Emre
Yazan: İlhan Başgöz
Pan Yayınları

Hafif güldürünün, acı kınamanın örneği

“Yunus Emre bir halk şairi değildir. Yunus Emre’nin konuştuğu dilin halk dili olduğu yolundaki kanı da yanlıştır. Yunus’un dili çağının aydın sanatçısının dilidir. Bu dil bilinçli olarak halkın anlamasına açık tutulmuştur.”

“Derslerinde Gölpınarlı (Abdülbâki), Yunus Emre’nin mistikliğini kökü havada, dalları yerde bir ağaca benzetirdi. Biz o vakit bu benzetmeyi bir söz oyunu diye pek ciddiye almazdık. Yunus’u yeniden okuyunca, şimdi, gözlemin doğruluğunu daha iyi anlıyorum.”

Sabahattin Eyüboğlu ‘Yunus Emre’ için bakın ne yazmış: “Şairler şairi, insanlar insanı, garipler garibi, dostlar dostu, Türkmen kocası Yunus Emre’ye 1972 Türkiye’sinden selâm olsun.”

Yunus’un eseriyle toplum arasında bir bağ kurabilir miyiz? Başgöz’e göre ‘evet’ yanıtını verebiliriz: “Yunus Emre’nin eseri bize toplum yapısıyla şiir ilişkisini araştırmak için verimli bir kaynak sunar. Biz Yunus’un şiirinde, sosyal kurumları, ekonomik ilişkileri, değer yargılarıyla o çağın Türk toplumunun yansıtıldığı kanısındayız. Yunus bize hafif güldürünün, acı kınamanın ve kara yerginin de ilk örneklerini verir. Yunus’tan evvel edebiyatımızda böyle bir gelenek yoktur.”

Bazı yazarların okunurluğu zamansızdır, Yunus gibi...

Lise yaşamımda, liselerarası bir yarışmanın konusu, ‘Yunus Emre çağdaşımız mıdır?’ idi. Bu konuda Sabri Esat Siyavuşgil’i üniversitedeki odasında ziyaret etmiş, yazılı bilgi almıştım.

Bir şairin, başka öğeleri de içeren şiirlerinin ömrü -bir ideolojiyi, bir inancı taşıyorsa- ya kısa olur ya da insanlık yaşadıkça o da yaşar. Yunus’un bu özelliği çağdaşlığını sürdürür.

Her yazarın okunduğu bir dönem vardır, bazı yazarların okunurluğu zamansızdır, Yunus gibi. Özellikle pandemi döneminde Yunus’u her gün mutlaka okumalı. Yalnızlığın da çaresidir, düşünmenin de... Mutlaka alınması gereken bir kitap.

Yazarken üç kişiyi özlemle anıyorum. Elbette başta Bâki Hoca’yı (Abdülbâki Gölpınarlı), Sabri Esat Siyavuşgil’i, Bâki Hoca’nın Yunus Emre’sinin basılmasını sağlayan Altın Kitaplar Yayınevi sahiplerinden Dr. Turhan Bozkurt’u...

X

Gaziantep Arkeoloji Enstitüsü: Çalışmalar ve yayımlanacak kitaplar 

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ortaklığında, Avrupa Komisyonu desteğiyle Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği’nin birlikte finanse ettiği Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü ülkemizde bir ‘ilk’ olarak gerçekleştirilecek bir çalışma.

Bu zamana kadar sekiz yabancı enstitünün faaliyet gösterdiği Anadolu’da ‘kendi’ enstitümüzü kurmamız sağlanacak.

Yüz yıldan uzun süre sonra, arkeoloji bilimini yükseltmek, Türk arkeoloji ekolünü oluşturmak amacıyla kuruluyor bu enstitü.

Enstitü için çalışmalar, arkeoloji alanında ihtisaslaşmış Türkiye ve Avrupa’dan 430 kültür, sanat ve bilim insanının katkılarıyla devam ediyor. Bu çalışmalardan biri de yayıncılık üzerine...

Bilimsel çalışmaların, herkesin erişebileceği kitapların yayımlanması ana hedeflerden biri.

Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü, bu hususta hem tarih ve arkeoloji alanındaki hem de toplumun her kesiminden meraklı okura, nitelikli yayınlar aracılığıyla ulaşmak için çalışıyor.

Türk arkeolojisi ve arkeoloji bilimi için önemli yapıtlar yayınlamayı amaçlayan enstitü, çocuklar gibi özel gruplara yönelik kitaplar basmayı da planlıyor.

Çalışmalarında sona gelinen yayınlar, 15 yeni kitap ve 10 yeniden basım ile başlayacak...

Yeni yayımlanacak kitaplar:

Yazının Devamını Oku

Pazar plakları

Bildiğiniz parçaların yeni icralarını dinlemenin ayrı bir tadı vardır.

Ayrıca sözünü edeceğim uzunçalarların bazıları da yeni.

Sevdiğiniz türlerin müziğin önemli adlarının çalışmalarını yazacağım bugün.

Leman Sam’ın ‘Livaneli Şarkıları’ bunlardan biri. Livaneli’nin iyi Türk şairlerinin metinlerini bestelediği, yıllardır dinlediğimiz, sevdiğimiz parçalar.

* Nâzım Hikmet’ten Orhan Veli’ye, Sabahattin Ali’den Ülkü Tamer’e, Bedri Rahmi’ye kadar şairler. İyi şiirler, iyi bestelerle buluşmuş.

* Bir diğer LP (uzunçalar), Gürol Ağırbaş’ın ‘Bas Şarkıları’.

Sanatçının LP’nin iç kapağındaki yazısından bir bölüm çalışmanın ortaya çıkışını öğrenmemizi sağlıyor:

“Albüm, benim için çok özel bir kavuşmaya vesile oldu. Belki de o yüzden beklemişim onca yıl... (1934–1989) Babam Salim Ağırbaş’ın kayıtları 1972’de yapmış olduğu 45’liğin kayıtları İlayda’nın hediyesidir bize. Albümdeki Koşan Çocuk şarkısı –baba ve iki oğulun buluşması– bu sayede oldu...

Salim, Birol ve Gürol Ağırbaş... Canım oğlum Uzay, babası, amcası ve hiç göremediği dedesini bu albümün o şarkısında tanıyıp büyüyecek...”

Yazının Devamını Oku

Bir Osmanlı-Cumhuriyet entelektüeli

A. Emel Kefeli’nin hazırladığı Halide Edib Adıvar kitabı, yazarların, eleştirmenlerin, akademisyenlerin yazılarından oluşuyor. Önsöz, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un.

Ayşe Emel Kefeli, ‘Halide Edib Adıvar’ın Sunuş’unda bu tür kitapların önemine değiniyor, hayatından yola çıkarak eğitimini, onun üzerine yazılanların özelliğini vurguluyor: “Nesiller arasında kültür köprüleri olarak görev yapan eserlerin tanıtılması, farklı zaman dilimlerinde yeniden okunması geçmişle bağlarımızı güçlendirmek kadar bugünü anlamak ve geleceği şekillendirmek bakımından da önemlidir. Doğum ve ölüm yıldönümleri okurlara yazarları, biliminsanlarını anma ve eserlerini farklı bir zaman diliminde yeniden değerlendirme olanağı verir.” Kefeli’nin bu saptamasını yazılarımda sık sık yineliyorum. Bu açıdan da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu dizisini güçlendirmesini öneriyorum. Kitaplığımda bu diziden birçok yapıt bulunuyor. Ben de bu dizi için Cemal Süreya’yı hazırlamıştım. Çeşitli yazarların yorumları, değerlendirmeleri araştırma yapacaklar için tam bir başvuru niteliği taşıyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları

Kitabın bölüm başlıkları şöyle:

- İzlenimler, Değerlendirmeler

- Ölünün Ardından Yazılanlar

- İncelemeler

- Halide Edib’in Kaleminden

Yazının Devamını Oku

‘Her Yerde Kar Var’

Televizyondaki haberlerden öğrendiğime göre 1980’lerin müziği bu kapalı günlerde bizi stresten uzaklaştırıyormuş.

O yılların en meşhur şarkısı Adamo’nun söylediği “Her Yerde Kar Var”dı, aslı Fransızcaydı ama Adamo Türkçesini de söylemişti.

Kırık bir Türkçeydi.

Beni şaşırtan şey, bazı Türk sanatçıların da o şarkıyı kırık bir Türkçe ile okumalarıydı. Hadi Adamo  –yanılmıyorsam– Belçikalı, ya Türkler.

İstanbul’a kar lapa lapa yağardı, Ayazpaşa’da oturduğumda, otomobille ya yokuş aşağı inmek ya da yokuş yukarı çıkmak gerekirdi. Ertuğrul Özkök’ün arabası ağır olduğundan hepimiz benim arabaya dolup gazeteye öyle giderdik.

Benim de oturduğum Sarayarkası Sokağı’nda kimler komşuydu: Ertuğrul Özkök, Nurcan Akad, Neyyire Özkan.

Nurcan’la balkonumuz yan yana olduğundan o geç saatlere kadar çalışır, kedisi Yavruş da bizim evde yaşardı.

Nurcan Akad’ın bir sözü ile kendimi statta buldum.

Şifo Mehmet

Yazının Devamını Oku

‘EVDEYİMOKUYORUM’

Okutay Platformu’nun hazırladığı okuma kültürü üzerine kitabında, okuma ve kitap konusunda rakamlar ve tespitlerle bilgi veriliyor.

Kitap üç bölümden oluşuyor:

Birinci Bölüm’de platformun faaliyetleri, 24 ayda milyonlarca kişiye ulaşan projenin hedefleri yer alıyor.

İkinci Bölüm’de toplantılarda belirlenen sorunları, çözüm önerilerini, dünyadan örnekler ve makaleler eşliğinde okuyabilirsiniz.

Üçüncü Bölüm ise proje geliştirmek isteyenlere kapsamlı bir kılavuz sunuluyor.

Platformun kurucular listesinden sonra anket formu geliyor.

Anket içerikleri şöyle sıralanıyor:

Demografi

Pratikler

Yazının Devamını Oku

1950 kuşağından bir yıldız daha söndü

Kuşakdaşlarımızdan birinin aramızdan ayrılması onulmaz bir acı izi bırakıyor. Sevgili Demir Özlü de böyle biriydi.

Ferit Edgü ve Murat Katoğlu verdiler bana acı haberi.

Türk yazarlarının bedel listesi yüklüdür, sadece edebiyat tarihine bedel ödemezler, darbelerin de kara faturası onlara çıkar.

Demir Özlü hem 12 Mart’ta hem de 12 Eylül’de ağır bedeller ödedi.

Yalnız dostum, arkadaşım, kuşakdaşım değildi.

İki kız kardeşi de edebiyat ve çeviri dünyasındandı.

Tezer Özlü yazardı, Sezer Duru da hem yazar hem çevirmen. Gençliğimizde nice edebiyat toplantısını onların Fatih’teki evlerinde yaptık.

İsveç’te yaşayan

Yazının Devamını Oku

‘Melek Anneme Ağıt’

Dünyaca ünlü flüt sanatçımız Şefika Kutluer, yeni CD’sini annesine adadı:

‘Canım Melek Annem Ayşe Arıyak’a Ağıt’.

Şefika Kutluer’in birçok CD’sini dinledim. Flüt virtüözünün ulusal ve uluslararası birçok ödülü vardır.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı Büyük Ödülü, Avusturya Cumhurbaşkanı’ndan aldığı Avusturya Liyakat Ödülü vardır.

‘Şefika Kutluer Festivali’ de bu alanda önemli bir etkinliktir.

Sanatçının ‘Mevlânâ Rûmi’ CD’si benim için önemli bir çalışmasıdır.

Yunus Emre Yılı için çalışmaların yapıldığı bugünlerde buradaki besteler daha da öne çıkmaktadır.

Neler icra edilmişti:

Yazının Devamını Oku

Yazılanları bizzat yaşadım

‘100. Yılında Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası’ serisinin yayımlanan ilk kitabında anlatılanları bizzat yaşadım. Bu yıllar içinde olanları yorumlarken II. Dünya Savaşı’nın günlük yaşam üzerine etkilerini unutmayın.

Derya Bengi - Erdir Zat’ın hazırladığı kitabı okurken ‘gündelik yaşamımın günlüğü’ duygusu uyandı bende.

Kitabın adını, kapsadığı tarihi dönemi yazmam gerekir önce: ‘100. Yılında Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası 1’ (1923 – 1950) / “Her savaştan bir yara”’. (Sadettin Kaynak’ın Yanık Ömer’inden alıntı.)

- Daktilo aranıyor ilanını görünce sekreterlik müessesesinin başlangıcını anımsadım. Kısa zaman önceye kadar sadece kurumlarda değil, mahkemelerde de zabıt kâtibi olarak çalışırlardı. Kantosu bile vardı.

- Müzik tarihini merak ederseniz zamanın popüler solistlerinin hayatını bulabilirsiniz, CD’lerini de dinleyebilirsiniz. Bu listenin başında ‘Deniz Kızı Eftalya’ gelir.

- Çocukluğumun bir bölümünde, II. Dünya Savaşı sırasında akşamları evimizde siyah istorları kapatırdık. Hedef olmayalım diye.

Ekmek karnesinin bizim kuşağın nüfus kâğıdında damgası vardır. Şimdi çeşit çeşit ekmeği görünce o günlerin bıraktığı iz kendini belli ediyor. Kahvenin bile bulunamayışından söz edilir, hatta nohudun kavrularak içildiği söylenirdi. Yaşadığımız, yaşadığım o günleri Rıfat Ilgaz’ın ‘Karartma Geceleri’nde okuyabilir, filmini de görebilirsiniz.

- Buzdolabı frijder olarak bilinirdi. Frigidaire bir buzdolabı markasıydı. İlk o geldiği için buzdolabı sözünü o zaman hiç duymadım. Ayrıca kapı açacağında kilit vardı. Herhalde çocuklar düşünülerek yapılmıştı.

- Devlet büyükleri, başta Atatürk, oraya gittiği için Florya gözde bir yazlık yeriydi. Ailemle bazı pazar günleri Florya’daki plaj gazinosuna gider, ‘komple 5 çayı’ içerdik. Çay, bisküvi, kurabiyeler...

Yazının Devamını Oku

Hangisi İstanbul

Her yıl bu aylarda yıllıkların önemine, işlevine değinirim. Bunu internetin karşıladığına inanmıyorum. Uygulama bana bu gerçeği gösterdi.

İstanbul üzerine yapılan her inceleme benim dikkatimi çeker ve İstanbul’a, İstanbulluya katkısı vardır.

İstanbul’un semtlerini canlandıranları da sık sık anımsarım ve anımsatırım.

Çelik Gülersoy, Yeşil Ev’i açtıktan sonra Sultanahmet canlandı. Birçok otel yapıldı.

İstanbul üzerine kitap yazacakların Gülersoy’un kurduğu ‘İstanbul Kitaplığı’ndan yararlandığını biliyorum.

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün çıkardığı ‘Yıllık’ bu gereksinimi karşılayan yayınlardan biri.

Yazılardan önce okuduklarım, şehrin kültürüne, edebiyatına dair çalışmalar.

İncelemelerin yanı sıra, İstanbul’u anlatan romancıları, şairleri, öykü yazarlarını da okuyun, böylece bu bilgileri edebiyatla süslersiniz.

*

Yazının Devamını Oku

Vapur sefası yaptınız mı?

Vapura binmemiş bir İstanbullunun olduğunu sanmıyorum.

Eskiden Anadolu’dan gelenler Haydarpaşa İstasyonu’na inerler, oradan Kadıköy’e, Sirkeci’ye giderlerdi. Onları İstanbul’da ilk karşılayan vapurlar olurdu.

Adalar’da yazlığa gidenlerin de tek ulaşım aracı vapurlardı.

Vapur muhabbetleri meşhurdur, çoğu zaman Anadolu tarafında oturanlar belli bir vapurda buluşurlardı.

Köprülerin olmadığı zamanlarda, Anadolu yakası ile İstanbul’u birleştiren arabalı vapurlardı.

Gece karşıdan İstanbul’a geçebilmek için saatlerce beklerdik. Ben işim geç biterse orada bir otelde kalmayı tercih ederdim.

Hiç kuşkusuz Boğaz’ın Anadolu yakasında oturanların da vapur sefaları söz konusuydu.

Bütün Adalar’ı dolaşanlara dilenci vapurları denirdi.

Burgazada’da oturan

Yazının Devamını Oku

‘Şen ol Bayburt...’

Hüsamettin Koçan’ın kurduğu Baksı Müzesi’ni görmeseydim, ondan bu kadar etkilenmeseydim, belki de ‘Bayburt Türküleri’ni bu kadar can kulağıyla dinlemezdim.

Aziz okurlarım bilirler, bir coğrafyanın müziğini dinlemeden orayı tam benimseyemiyorum. Çünkü oranın müziğini dinlemeden, orada yaşayanların zevkini, alışkanlıklarını, aşklarını, hasretini fark edemezsiniz.

Açılışında bulunduğum Baksı Müzesi’nin yükseliş çizgisini sevgiyle izledim, izlemekteyim.

Hiç kuşkusuz türküleri dinledim, daha sonra da Melih Duygulu’nun ‘Bayburt Halk Müziği’ kitabını okudum.

Melih Duygulu, müzik kitaplarıyla bu alanın önemli bir adı.

CD’yi ayrı bir duyarlılıkla dinledim.

Kapakta şu yazı vardı:

“İlk Kayıtlarıyla Bayburt Türküleri”.

Bildiğiniz türkülerin özgün bir icra ile sunulması ayrı bir tat veriyor. Kapak resmi de, o dönemin müzisyenleri, çalanlar, söyleyenler.

Yazının Devamını Oku

Mimarimizin ‘üç Doğan’ı

‘Mimar Doğan'lar... Üç Doğan’, mimarimizin üç önemli ismi, Doğan Kuban, Doğan Tekeli, Doğan Hasol’un sohbetinden mürekkep... Üç ünlü mimarın sorulara verdiği yanıtlar bizi aydınlatıyor.

Üç tanınmış mimar, mimarlık, Türkiye’deki mimarlığın sorunları, özellikle İstanbul üzerine derin bir sohbete daldılar.

Ceren Çıplak Drillat da bunları kaydetti ve ortaya bu kitap çıktı: 'Mimar Doğan'lar: Doğan Kuban, Doğan Tekeli, Doğan Hasol...'

Üçünü de yakından tanıdım, mimarlık üzerine düşüncelerini epeyce dinledim.

Kitabı hazırlayan Ceren Çıplak Drillat, Sunuş bölümünde adının nereden geldiğini belirtiyor: “'Üç Doğan’ın tek ortak tarafı isimleri ve meslekleri değil. Onlar aynı hocaların öğrencileri, aynı şehrin sakinleri, yine ayrı şehrin, İstanbul'un mimarları...


Mimar Doğan'lar... Üç Doğan
Ceren Çıplak Drillat

Yazının Devamını Oku

Eski bir yazıma zeyl

7 Şubat 2001 tarihli yazımın başlığı: “İlber Ortaylı’nın feryadı”.

İlber Ortaylı, Murat Bardakçı, Halil İnalcık’ın da görüşlerinin yer aldığı bir yazıydı. Osmanlı arşivinin birçok belgesinin tasnifinin yapılmadığını belirtmiştim.

Adı geçenler 12 Eylül döneminde önerilere de ilgi gösterilmediğini söylemişlerdi.

Yazımda bazı konularda rakamlar da ortaya konulmuştu.

150 milyon belgenin o tarihe kadar 50 milyonunun tasnif edilebildiği, Arşivler Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı verilerine göre 79 yılda arşivlerden sadece 3 bin 40 yabancı araştırmacının yararlandığı belirtilmişti.

Bir yazının yankı bulması elbet yazarı sevindirir. O kurumun geliştiğini görmek de ayrı bir mutluluk.

YAZIYA 20 YIL SONRA VERİLEN YANIT

CUMHURBAŞKANLIĞI Devlet Arşivleri Başkanı Prof. Dr. Uğur Ünal’ın Özel Kalemi Ali Kadercan çalışmaları, arşivlerin bugünkü durumu üzerine bir bilgi gönderdi.

Televizyonda çıkan bir haberi görünce böyle bir açıklama yazma gereği duymuşlar. Söz konusu benim yazımdı.

Yazının Devamını Oku

Cahit Kayra’nın ardından

Tanıştığım, konuşmasından da kitapları kadar tat aldığım biriydi Cahit Kayra.

Bürokrat olarak çeşitli görevlerde bulundu, politikaya girdi, bakanlık yaptı.

Cumhuriyet kuşağının çalışkan, üretken bir neferiydi ve 104 yaşında veda etti dünyaya.

Siyaset içinde ve dışında bulunduğu, tanıklık yaptığı dönemleri de dizilerinde, kitaplarında yansıttı.

Cahit Kayra ile ilk buluşmamız Moda’da İdil Biret–Şefik Büyükyüksel’in evindeydi.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde sevgili Hilmi Yavuz’un fahri doktor unvanı töreninde konuşmuştuk.

Kadıköy Belediyesi Kütüphanesi’nde Behçet Necatigil Toplantısı’nda Ayşe Sarısayın, Hilmi Yavuz ve beni dinlemeye gelmişti.

Bazı kitaplar sizde iz bırakır, belleğinizden bir türlü çıkmaz.

Yazının Devamını Oku

Ödüllü sanatçıların CD’si çıktı

Kadıköy Belediyesi’nin düzenlediği ‘Süreyya Operası Ulusal Beste Yarışması 2020’nin CD’si ‘Lila Müzik’ etiketiyle çıktı.

Ödül başlığı: ‘Piyanolu Üçlüler’.

35 yaş altı besteciler katıldı.

CD’nin kitapçığında Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı’nın yarışma üzerine bir sunum yazısı var.

Jüri aşağıdaki adlardan oluşmuştu:

- Besteci – müzikolog – müzik teorisyeni Yalçın Tura

- Besteci Özkan Manav

- Hasan Uçarsu

- Turgay Erdener

Yazının Devamını Oku

Ustaca yazılmış portreler

İsmail Kara, iki ciltlik portreler kitabında tanıdıklarını sadece birer izlenim notuyla iletmiyor; onların kitaplarını, düşünce, edebiyat hayatımızdaki yerlerini de inceliyor. Ben çok beğendim.

Portre kitaplarına merakımı okurlarım bilir. İki açıdan yararlanırım. Tanıdıklarımın başka yönlerini öğrenirim, tanımadıklarım hakkında da bilgi edinerek eksiklerimi tamamlarım.

İsmail Kara’nın iki ciltten oluşan portrelerini beğendim, birçok yeni şey öğrendim.

Portre yazılarının birkaç özelliği içermesi gerekir. Onların çalışmalarını nesnel açıdan okura sunmak, kişisel tespitlerini, yorumlarını da öznel bir anlayışla yansıtmak...

İlk cilt için ‘Sözü Dilde Hayali Gözde’ adı kullanılmış. Bu, Şair Arşî’nin şair Hayalî Bey’in vefatına düştüğü tarih. İkinci cilt, ‘Dağ Ne Kadar Yüce Olsa’ ise Yunus Emre’nin iki dizesinden alınma...

“Dağ ne kadar yüce olsaYol onun üstünden aşar”

Kitabın başında da alıntının tamamı yer alıyor.

Birinci cildin başında, ‘Birkaç Söz’de tür üzerine düşüncelerini iletiyor: “Bu kitapta tesadüf edeceğiniz zevat hakkında hatıra-deneme metinleri kaleme almamın benim için vazife diyebileceğim bir tarafı var.”

Portrelerin bir bölümü:

Yazının Devamını Oku

Bozacı, Orhan Pamuk’un roman kahramanıydı

‘Yemek ve Kültür’* dergisinin yeni sayısının başında Tadımlık’tan bir bölümü okuyalım:

“Belki de bir Tanrısı var acının, hüznün, ayrılığın

Ki durup dururken öyle ansızın yürüdükleri...”

Cansever’in dizeleri uğurluyor ansızın gidenleri.

Gökhan Akçura’nın ‘Lokantacıların şahı  diye anılırdı: Pandeli’ yazısında en ilgimi çeken Şirket-i Hayriye vapurlarındaki “Sazlı tenezzüh seferleri”.

Artun Ünsal’ın ‘Kış keyfi: Nostalji ve hüzün dolu içeceğimiz boza’ yazısı. Eski İstanbul gecelerinin önemli duraklarından biriydi. Mermer kabından yoğun boza bardaklara doldurulur, üzerine de sarı leblebi konulurdu.

Birçok kişi gece Vefa’daki yere gelir boza içerdi.

Şimdi geceleri o ilgi sürüyor mu sanmıyorum, marketlerde plastik şişelerde satılıyor. İkram listesinde ne kadar yer alıyor, bilemiyorum.

Şamran Hanım’

Yazının Devamını Oku

Dergilerde ne var

Virüs dergisinin bu ayki ressamı Kayıhan Keskinok.

Birinci sayfada: Fırçasından - Natürmort

Derginin ilk yazısı; “Merhaba” başlığını taşıyor. Yazıda, toplumsal panorama çiziliyor.

“İlk sayısı 2019’un ekim ayında yayımlanan, dolu dolu 5 sayıyı geride bırakıp yeni yılı yeni bir sayıyla karşılıyor.”

Nâzım Hikmet’in elyazısıyla ‘Köylü’ şiiri ve onu izleyen şiir metni ile başlıyor. Diğer şiir de ‘Yanmamış Cigara’.

Derginin ilk şiiri Hilmi Yavuz’un ‘talan ve ifrit’i.

A.Ömer Türkeş’in ‘İhmal Edilen Bir Tema: Cinsellik’ yazısında romanların dökümünü bu eksende değerlendiriyor:

“Türk romanında 21. yüzyılda nicelik anlamında büyük bir patlama kaydedildi. Yayımlanan yeni roman sayısındaki artışla birlikte yazarlar, yayınevleri, türler ve temalar da çeşitlendi. Ancak bu büyük artışın cinselliğe hemen hemen hiçbir konuda yansımadığını söyleyebilirim. İhmalden ziyade mevcut koşulların -toplumsal muhafazakârlaşmanın- zorunlu bir sonucu olduğunu düşünüyorum; bir tür otosansür.”

Semiramis Yağcıoğlu’

Yazının Devamını Oku

‘Burçak Tarlası’nda kişisel ve siyasal tarihi aramak

Müzik belleğinin inkâr edilemez kalıcılığı.

Her müziğin arkasında bir anı birikimi vardır.

Tülay German’ın “62-87” Burçak Tarlası’nın LP’sini dinlerken bir yandan not alıyorum.

Kulüpçülüğüm yoktur ama onun şarkı söylediği gece kulübüne, arkadaşlarımla giderdik. Birçok dostumuzla orada buluşurduk.

Tülay German’la konuşmalarımızı, Zülfü Livaneli ile rahmetli şair Nevzat Üstün’ün evinde tanışmamızı...

Notaların her biri yazıya dönüşüyor.

Gençliğimizin siyasal çalkalanmaları, toplumsal evrimleri, onların bestelerinde kulaklara ulaştı, sonra da yüreklere.

Her şarkısını dinlerken, gözümün önünde siyah kıyafeti ile canlanıyor.

Türkülerin toplumsal bir işlevi olduğunu ondan da öğrendik.

Yazının Devamını Oku

Dorsay’dan son beş yılın sineması

Atillâ Dorsay’ın kaleminden, son beş yılda sinema sanatının sunduğu en seçkin eserleri bir arada bulabilirsiniz. Seçimlerinizi değerlendirmek, kendi içinizde de bir yolculuğa çıkmanızı sağlıyor.

Zaman zaman düşündüğünüz oldu mu? Bir film, bir kitap benim hayatımı değiştirdi diyebilir misiniz? Sanırım bu yanıt yıllar içinde değişim gösterir.

Çok beğendiğimiz bir film üzerimizdeki etkisini ömür boyu sürdürebilir mi? Ben sanmıyorum, estetik saplantıların kalıcılık oranıyla geçicilik oranı bende dalgalı. Sinematek’in ilk kurulduğu yıllarda İtalyan sinemasının yeni gerçekçiliği bizi etkilemişti örneğin.

Atillâ Dorsay’ın ‘Hayatımızı Değiştiren Filmler (2015-2020)’ kitabı hem bize sinema tarihinin seçkin örnekleri hakkında bilgi veriyor hem de kendi seçimimiz ekseninde sinema zevkimiz konusunda bir kanaate varıyoruz.

Kitabın başındaki Sunuş 1’de kitap hakkında bilgi veriyor: “Bu sunuş yazımda döneme panoramik bir bakış atmak ve sinema sanatı açısından en önemli saptamaları yapıp sizlere sunmak istiyorum. Öncelikle türler zengindi. Savaş filminden western’e, korku filminden psikolojik gerilime, aşk filmlerinden biyografilere, bilimkurgudan güldürülere, klasik tiyatro ve roman uyarlamalarından deneysel çabalara... Benim naçizane gözde türüm olan ‘film noir-kara film’de hayli başyapıt üretildi.”

Hayatımızı Değiştiren Filmler (2015-2020)
Atillâ Dorsay
Remzi Kitabevi

Sınıflamaların altına kısa açıklamalar koymuş yazar:

Yazının Devamını Oku