GeriDoğan HIZLAN Ömer Seyfettin’i tahlil etmek
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ömer Seyfettin’i tahlil etmek

Dünden bugüne edebiyat eserlerini tahlil ederseniz siyasete, topluma dair birçok gerçeği saptayabilirsiniz. Bu adların başında kuşkusuz Ömer Seyfettin gelir. İşte onu anlamak için okuyabileceğiniz iki kitap...

Bir yazarın kalıcılığının birkaç ölçüsü vardır. Bu ölçülerden önde geleni, yarattığı tiplerin, kahramanların bugün de aramızda dolaşmasıdır. Bu tipler, Doğu ile Batı arasındaki gelgitlerin yarattığı kültürel DNA’larımızın grafiğidir.

Esra Derya Dilek, hazırladığı ‘Gizli Mâbet’in ‘Önsöz’ünde bu ortada kalmışlık durumuna dikkat çekiyor: “‘Gizli Mâbet’ kitabının aynı adlı ilk öyküsünde; Batılı oryantalist Frenk’in Doğu kültürüne olan mistik, aşağılayıcı, irrasyonel bakış açısını ustalıkla eleştiren Ömer Seyfettin, ‘Tam Bir Görüş Adlı’ öyküde Batı kültürüyle benliğini kaybetmek suretiyle yozlaşmış sahte aydının temsilcisi Efruz Bey’i hicveder.”

Tanzimat’la başlayan Batılılaşma hareketinin sahte, taklitçi kişiler ortaya çıkarmasını eleştirir. Siyasal çatışmalar arasında sıkılıp kalmış tipleri de böyledir. Onu sadece milliyetçi bir yaftayla değerlendirmek yanlıştır, dilin sadeleşmesinden yaşamın sadeleşmesine kadar birçok değerlerin konumunu ortaya koyar.

Kültürel gülünçlük

Birçok öykünün mekânı Tokatlıyan’dır. Tokatlıyan, İstiklal Caddesi’nde idi. Her kuşağın onunla ilgili anısı vardır; Ercüment Ekrem Talu’dan Nâzım Hikmet’e, Çetin Altan’a kadar...

Özümsenmemiş, taklitçi Batı’nın eleştirisidir bu. Beyoğlu için söylediği “Ne iğrenç Garp karikatürü yarabbi!”, gerçek Batı’yla taklidin mukayesesidir. Türkiye’nin sınırından çıkar çıkmaz ‘Muhteri-Fantezi’ bugün de tüketici çılgınlığının ta kendisidir:

“Bir Muhteri -Fantezi-

Kuruş kuruş kazandığım liraları avuç avuç harç etmek benim elimden gelmez. Masrafı iradıma uydurmayı hayatımın en büyük vazifesi sayarım. Fakat ahlak gibi vazife de muhite göre değişiyor. Memleketimizin hududunu aşınca her türlü fikirlerimiz, umdelerimiz altüst oluyor. Başka hava, başka muhit, başka ufuk bizde başka temayüller uyandırıyor. Biz bunun farkında olmuyoruz.”

Hepimizden bir parça...

Farkında olmamak, bilinçli bir değerlendirmeden uzak oluşumuzdan kaynaklanıyor.

Kültürel gülünçlük benim onda bulduğum en düşünsel tat. Reşat Nuri’ye adadığı ‘Kurbağa Duası’nı okurken Anadolu’nun etkileyici insan haritasını hayal ettim. Bu öyküyü okuduktan sonra haritayı genişletmek için başka kitapları da okumak gereğini duydum, böyle bir Anadolu insanları tahlili ne kadar değişti, ne kadar kaldı, belki de okuduktan sonra karar verebiliriz. İşte okuma listesi: Reşat Nuri Güntekin, Köy Enstitülü yazarlar, Refik Halit Karay.

Melisa Aksu’nun hazırladığı ‘Asilzadeler’ ise dört parçadan oluşuyor: Efruz Bey, Ashabı Kehfimiz, Asilzadeler, Türk Bayrakları.

“Efruz Bey/Fantezi roman: Bu küçük romanı Efruz Beyefendi’nin kendisine hediye ediyorum.

Sevgili Efruz!

Hayatından şu birkaç levhayı yazarken ihtimal biraz mübalağacı göründüm. Ne yapayım? Bu benim mizacım... Bunun için kızma. Beni affet! Hem emin ol ki maksadım ne seni tahkir ne de maskara etmek... Hakikati görüldüğü gibi, edebiyat yapmadan yazmak istedim. Muvaffak oldum mu? Bilmiyorum. Fakat okuyunca samimiyetimin derecesini herkesle beraber sen de anlayacaksın. Herkes seni -bizzat kendi kadar- tanır Efruzcuğum, bugün hiç kimse sana yabancı değildir çünkü sen ‘hepimiz’ değilsen bile ‘hepimizden bir parça’sın...”

İroninin ustası

Son cümle benim hafızamda her zaman çınlamıştır. İroninin, ince alayın ustasıdır, insan sahtekârlığını bu kadar gerçekçi kaç kişi yazmıştır: “O ana kadar tamamen mabeyne mensup geçinen Ahmet Bey, velinimetinin konağından çıkarken o kadar ‘Hürriyetperver’di ki yanında Namık Kemal’le Mithat Paşa halis istibdat taraftarı kalırlardı.”

Ömer Seyfettin’i okurken geçen yılların değiştiremediği, silemediği izleri fark ettiğinizde boy aynasını kırmak isteyebilirsiniz. Çünkü birçok siyasetçi bunu kırmıştır. Bir yazarın hâlâ okunur olmasının sırlarını keşfedeceksiniz. Her yazımızda nitelediğim gibi, çok şey öğrenmek istiyorsanız, Tahir Alangu’nun ‘Ülkücü Bir Yazarın Romanı’nı mutlaka okuyun.

 Ömer Seyfettin’i tahlil etmek
Gizli Mâbet, Hazırlayan: Esra Derya Dilek,
160 sayfa, 14 TL
Asilzadeler, Hazırlayan: Melisa Aksu, 160 sayfa, 14 TL
Turkuvaz Yayınları

X

Tiyatro Müzesi kurulmalı

Türkiye Tiyatro Vakfı Kurucu Başkanı Esen Çamurdan’ın mektubundan bir bölüm:

“Sevgili dostlar,

Resmi olarak bir buçuk yıl önce kurmuş olduğumuz göz önüne alındığında, ilk kış mevsimini, küresel salgının neden olduğu maddi ve manevi tüm güçlüklere karşın dolu dolu yaşadığımızı öne sürebiliriz. Sayıları giderek artan ancak salgın nedeniyle kısıtlı sayıda kabul edebildiğimiz ve çoğu tiyatro okulu mezunu olan gönüllülerimizle birlikte, yaptığına inancın ve umudun verdiği güç ve enerjiyle oldukça yoğun çalıştık. Özellikle görünür olmayan ancak geleceğe yatırım olarak değerlendirdiğimiz altyapı çalışmalarının kapsamının – içinde yaşadığımız dönemde – aldığımız malzeme bağışlarını arşivleme ile tiyatro yayın envanteri çıkarmadan oluştuğunu söylemeliyiz.

Beş çevrimiçi etkinlik düzenledik. Türkiye’nin tiyatro tarihini nostaljiden kaçınarak, eleştirel bir bakış açısıyla yeniden okumayı öneren ‘Tiyatromuzda Tarih Konuşmaları’, ‘Toplumsal Cinsiyet Durumları’, ‘Ustalar Ustaları Anlatıyor’ uyguladığımız konu başlıklarıydı.

Seminer/atölyeler, yetişkin ve çocuk olmak üzere iki ayrı gruba yönelik etkinliklerimiz ücretliydi.

2020–2021 mevsimine; 15 Aralık 2020’de, Hrant Dink Vakfı öncülüğünde Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık işbirliğiyle hazırladığımız ve bize çok şey katan ‘Kulis: Bir Tiyatro Belleği, Hagop Ayvaz’ sergisiyle girmiştik.

Haziran 2021’de ‘Kendi Masalımı Yazıyorum’ adlı çocuk atölyesini yöneten Roza Erdem’e bir annenin yazdığı övgü dolu mektup, bu tür çalışmaların önemini kanıtlıyor.

2021–2022 mevsimine daha büyük bir inanç, coşku ve kararlılıkla giriyoruz.

TİYATRO MÜZESİ ÇALIŞMALARI VEHÜRRİYET GÖSTERİ’NİN KAMPANYASI

Yazının Devamını Oku

Müzik Festivali’nin açık hava konserleri

Pazar günleri TRT’deki açık hava konserlerini dinlerken, İstanbul’daki açılışların özlemini çekiyorum.

49. İstanbul Müzik Festivali 18 Ağustos–16 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek.

Bu yıl festivalin bize yönelttiği soru: “Başka bir dünya mümkün mü?”

Festival bir ay boyunca 14 farklı mekânda Türkiye ve yurtdışından solist, topluluk ve orkestrayı ağırlayacak.

Bu yılki programdan seçmeler yaptım.

ÇALACAK ORKESTRALAR

Tekfen Filarmoni Orkestrası

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası

Academia Bizantina

Yazının Devamını Oku

'Ona benzer bir kadın görmedim'

Geçen hafta dinlediğim CD’lerden biri bakın neydi? ‘Pavarotti in Hyde Park’. Tenora, The Philharmonia Chorus eşlik etmişti.

CD’nin kapağında Luciano Pavarotti’nin hoş bir fotoğrafı, arkasında yüzlerle şemsiye. Çünkü o konserde yağmur yağıyordu ve hiç kimse yerinden kalkmamıştı. Peki dinleyiciler arasında kim/kimler vardı? Saray mensupları ve Prenses Diana.

Pavarotti, Dünya Kupası’nda Puccini’den ‘Nessun Dorma’yı söylemişti. Arya popülerlik kazanmıştı. Hyde Park’taki konserin tarihi 30 Temmuz 1991.

Pavarotti İngiltere’de ilk olarak Mozart’ın ‘Idomeneo’sunda sahneye çıkmıştı. Albüm kitapçığında bilgi dört dilde (İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca) basıldı.



Manon Lescaut

Yazının Devamını Oku

Mahalle kültürünü bilir misiniz?

Eyüp Aygün Tayşir, yeni kitabı ‘Sabitâlem Mahallesi’nde 11 öyküyle bir mahalleyi inandırıcı karakterler üzerinden ustaca anlatıyor. Sevginin, ironinin, gerçeklerle bir arada yaşamanın öyküleri bunlar...

Eyüp Aygün Tayşir’in ‘Sabitâlem Mahallesi’ bugün de bazılarımızın yaşadığı mahalle kültürünü ustalıkla aktarıyor.

Kitabın kısa bir özeti: Sabitâlem Mahallesi, birbirine konumlanmış, her biri kaydırağa benzeyen altı sokak ve bu sokakların her iki yanına dizilmiş yeşil, kireç, tuğla, sidik sarısı pembe ve sıklıkla da sıva rengi gecekondulardan müteşekkil bir mahalle olup nüfusunu Allah’tan gayrı bilen yoktur. Yamaç yönündeki gökdelenin tepe katlarından bakıldığında, sokaklarında bir aşağı bir yukarı koşturup duran küçüklü büyüklü çocuklarıyla mahalle, yazlık yörelerdeki ‘her şey dahil’ otellerin su parklarına benzer.

Tayşir, mahalleyi birim alarak modern bir kurgu anlayışıyla yeniden yaratmış. Ayrıca kahramanları da inandırıcı. Öyküler gerek mekân gerek orada yaşayanları ustaca betimliyor.

Sabitâlem Mahallesi
Eyüp Aygün Tayşir
İletişim Yayınları

Kitaptaki öyküler: Anadolu Kaplanı, Sabitâlem Mahallesi, İntikam, Nakliyeci Zeki 1, ÖKKG, Hatırlayamazken, Fiskobirlik’ten Emekliyim, Kahraman Şirketler Topluluğu, Beklerken, Nakliyeci Zeki 2, Sex Shop.

İlk sayfada Tracy Chapman’dan bir alıntı: “Kurgu var arasındaki boşlukta / Seninle gerçekliğin / Her şeyi yapacak ve söyleyeceksin / Yaşamının sıradanlığını azaltmak için.” İki çocuklu bir ailenin bir otomobil yolculuğundaki ilişkileri eğlendirici.

Yazının Devamını Oku

Açılmayı bekleyen festivaller ve ‘Yarının Kadın Yıldızları’

Pandemi günlerinde iki sektörün gidişatıyla ilgileniyorum. Birincisi müzik festivalleri, ikincisi de okulların yüz yüze eğitime başlaması.

Önümüzdeki günlerde İKSV’nin iki müzik festivalinin programı açıklanacak: Klasik Müzik Festivali ve Caz Festivali. Klasik müzik konusunda bilgiyi pazartesi günü, basın toplantısında öğreneceğiz. Festivallerin açık havada yapılması, sanırım kapalılık tehlikesini bertaraf edecek.

Klasik Müzik Festivali bir aksama olmazsa ağustosun ikinci yarısında başlayacak, 19 Ağustos’a kadar devam edecek. Caz Festivali ise eylül ayının üçüncü haftasında olduğuna göre iki festival birlikte yürüyecek.

Açılma saatlerinin kısıtlanmasının kalkmasını öneriyorum. Festivalleri düzenleyenlerin makul istekleri şöyle:

En azından bitiş saati saat 24.00’e alınsın.

Çalışan konser dinleyicilerini düşündüğümüzde, saat 22.00’de yasaklar başlıyor. İstanbul gibi trafiğin yoğun olduğu bir kentte işten çıkanın -saat 18.00 diyelim- konsere en erken varışı 20.00’dir. İki saatte neyi dinleyecek, konserin zevkini ne kadar çıkaracak. Üstelik araya yemeği de koymadık. Nefes nefese bir program.

Açık hava olduğuna göre bulaşma tehlikesi de yok.

Yazının Devamını Oku

Düşünmeye çağrı

İbrahim Kalın'ın ‘Açık Ufuk’ kitabı bizi düşünmeye çağırıyor. Düşünmenin hayatımızdaki önemini temellendiriyor.

Kapaktaki motto:

“İyi, Doğru ve Güzel Düşünmek Üzerine”.

Düşünme eyleminin tamamlanması için bu üç unsurun bir araya gelmesini hatırlatıyor.

Ana başlıklar şöyle:

Düşünmek Çileli Bir İştir

Mağaradan Çıkanı Vururlar: Yol, Tefekkür ve Tahayyül

Varlığın Keşfi Olarak Tefekkür

Akıl, Bilgi, Hikmet

Yazının Devamını Oku

Gülsin Onay, ‘Ay Işığı Sonatı’nı çalıyor

Diskoteğimde bulunan en eski kayıtlardan biri Wilhelm Kempf’in çaldığı, Beethoven’ın 78’lik ‘Ay Işığı Sonatı’.

Dünyaca ünlü piyanistimiz Gülsin Onay’ın daha önce Beethoven’ın sonatları CD’sini yazmıştım.

Kadıköy Belediyesi’nin katkılarıyla Lila Müzik’ten çıkan CD’de büyük bestecinin hangi eserlerini seslendiriyor:

Piyano Sonatı No.14. ‘Ay Işığı’

Piyano Sonatı No.26 ‘Veda’

Piyano Sonatı No.30

CD albümünün başında Gülsin Onay’ın yaşamı ve sanatı üzerine bilgi veriliyor. Alman gazetesi Göttinger Tageblatt, Onay’ı şöyle değerlendiriyor:

“Piyanist sadece olağanüstü teknik ustalığıyla değil, müzikal zekâ ve anlayışın sık rastlanmayan bir bileşimiyle de dinleyiciyi fethediyor. İhtişam, olağanüstü cümleleme, müzikal enerji ve zekâ mükemmel biçimde dengeleniyor.”

Peter Gosse

Yazının Devamını Oku

İstanbul’a şiir yakışır

2.300 yıl boyunca İstanbul’a yazılan şiirleri okumak, şairlerle kol kola şehirde zaman yolculuğuna çıkmak gibi...

Şiir ve İstanbul birbirini çağrıştıran iki kelimedir. Ahmet Bozkurt’un hazırladığı ‘Şiirlerde İstanbul’ yüzyıllar boyunca yazılan şiirlerin kapsamlı bir derlemesi. Resimleyen Selçuk Ören. ‘Sunuş’u Ekrem İmamoğlu yapmış. Önsöz, kitap hakkında bilgi içeriyor:

“Şiirlerde İstanbul, 2300 yıllık bir şiir birikiminin imbikten süzülen özel bir toplamıdır. Şiirlerde İstanbul bir İstanbul şiirleri toplamı olmasından ziyade binlerce yıllık tarihsel, kültürel birikimin en seçkin örneklerinin bir araya getirildiği bir sosyal tarih manzumesidir.”

Şiirlerin toplamını okuduğunuzda birkaç öğe dikkatinizi çekecektir. Yüzyıllar boyu bir şehir nasıl anlatılır, bir şair o şehrin hangi özelliklerini şiirleştirir? Birkaç tarihi bir arada idrak etmiş İstanbul’un değişimi kuşaklar boyu şiirlerde kendini gösterir. Hiç kuşkusuz, şiirlerde bireysel özelliklerin yanı sıra toplumsal panorama da bu şiirlere yansımıştır. Bazı kavramların değişmesinde, etkiler yumağında Batı şiirinin, Divan şiirinin etkilerini gözlemleyebiliriz. Şiirler, her şairin poetikasından da izler taşır. Şairleri değerlendirirken kimilerinin yer aldığı akımlar da okunmalıdır. Divan ve bugünün şiirine epey kaynakta rastladık, halk şiiri bölümü halk şairinin bakış açısındaki farkı da ortaya koymaktadır. Bizans bölümü ise yabancı bir yaklaşımın farkını bize gösterir. 

Şiirlerde İstanbul Ahmet Bozkurt İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları

İlhan Berk ne diyor: “Tarih ondaki kadar başka hangi kentte diridir ve ağır basıyordur? Kısaca İstanbul’u yazmak; geçmişi, şimdiyi, geleceği, böylece biraz da olsa tarihi yazmak demektir.” Kitabın bölüm başlıkları: Antik Bizans Şiirinde İstanbul, Osmanlı Şiirinde İstanbul ve Halk Şiirinde İstanbul... Bu son bölümün şairi Âşık Veysel’in ‘İstanbul’ şiirinden dizeler:

“Edipler şairler yetişmiş sende

Yazının Devamını Oku

‘Bu hafta ne var Hasan?’

Her hafta başında sevgili Hasan Saltık’ı arar, yeni ne çıktı diye sorardım, o da bütün müzik şirketlerini araştırır bana yeni bir uzunçalar ya da CD gönderirdi.

Çarşamba akşamı İhsan Yılmaz’dan gelen bir telefon, yakın bir dostumun ölüm haberini verdi: “Hasan Saltık’ı kaybettik.”

Bazı dostlarım sürekli çalıştıkları, sürekli yarattıkları, projelerin peşinde koştukları için bana ölümsüz gibi gelirler.

Hangi dönem yaşanırsa yaşansın bir gün olsun onun iyimserliğini kaybettiğini, dostlarına yansıttığını görmedim.

Kalan Müzik’i kuran biri bizim müzik tarihimizde yerini almıştır. Yalnız Türkiye’de değil, yurtdışındaki birçok müzik dergilerinde de onun hakkında yazılar çıktı.

Önemli ödüllerden biri olan Prens Claus Vakfı Ödülü’nü aldı, törende ben vardım, bütün dostları da böyle bir günde gelmişler, sevincini paylaşmışlardı.

1. yıl kutlaması için yazmıştım, hepimiz kendimizi 30. kuruluş yıldönümüne hazırlıyorduk.

O, uzun süredir yeni projeler hazırlıyordu.

Yazının Devamını Oku

Görsel dünyada gezintiler

Pandemi nedeniyle geçen yıl aralık ayında çevrimiçi gerçekleştirilen sergi Contemporary İstanbul’un 15’inci edisyonu 1–6 Haziran tarihleri arasında Lütfi Kırdar’da fiziki olarak izleyicileri kabul ediyor.

Bu yıl sadece Türkiye’den sanat galerisi ve kurumların katıldığı fuarda 26 galeride 160 sanatçının yaklaşık 500 eseri sergilenecek.

Siemens Ev Aletleri sponsorluğunda Plugin İstanbul Bölümü ise küratör Esra Özkan’ın seçkisiyle 18 sanatçının yeni medya ve dijital işleri sunulacak.

Akbank Sanat’da Hasan Bülent Kahraman’ın küratörlüğünde Suat Akdemir, Deniz Aktaş, Ansen, Sırma Doruk, Genco Gülan, Seydi Murat Koç, Sıtkı Kösemen, Onur Mansız, Seçkin Pirim, Gülin Hayat Topdemir ve Hande Varsat’ın eserlerinin yer aldığı ‘Olan ve Aşkınlık’ bölümünde bu yapıtları görebilirsiniz.

Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli fuar için ne diyor?

“Bu sene haziran ayında 15. fuarımızı yapacağız ama eylül ayında da 16. Contemporary İstanbul’u normal zamanında gerçekleştireceğiz.

15. fuarımızı daha çok Türkiye’deki çağdaş sanat ortamının baharı olarak konumlandırabiliriz.”

Pandemi önlemleri nedeniyle ziyaretçilere HES kodu kontrolü yapılacak olan fuarda, salonlara aynı anda en fazla 600 kişi alınacak ve gezme süresi 3 saatle sınırlı olacak.

‘SANAT DÜNYAMIZ’DA NELER VAR?

Yazının Devamını Oku

Pazar sabahı ne dinlenebilir... Hikmet Şimşek’in anısına saygıyla

Tatil günü dinleyeceğiniz müziğin diğer günlerden farkı var mı?

Bu sorunun yanıtı neredeyse sonsuzdur.

Önce şöyle diyenler çoğunluktadır: “Her gün sevdiğim müziği, sanatçıları dinleyeceğim. Pazar benim için farklı bir zevk zaman dilimi değil.



Ailenin bütün bireyleri bir kahvaltı masası başında toplandıklarında ortak bir liste yapılabilir mi? Özellikle herkesin üzerinde mutabık kaldığı, beğendiği parçalar nelerdir?

Şimdi bir koşulu yazmanın sırası.

Yazının Devamını Oku

Dostları onu nasıl anlatıyor?

Adil İzci’nin hazırladığı ‘Anılarda Sait Faik’ bir anlamda edebiyat tarihi niteliği taşıyor. 60’ı aşkın yazarın anıları renkli bir portre sunuyor. Yazarı yeniden okumaya sevk edecek önemde bir eser.

Anılar, o yazarın çeşitli yönlerini ortaya koymakla sınırlı değildir. Yazarın birçok özelliğinin, öneminin dost kalemlerden onaylanmasıdır.

Sait Faik’i ben edebiyat matinelerinde tanıdım. Eski Eminönü Halkevi’nde yapılan edebiyat matinesindeki bir olayı anımsadım.

Sait Faik kürsüye çıkmış öyküsünü okuyordu. Salon yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı. Özdemir Asaf kürsüye fırladı, "Nereye gidiyorsunuz" diye bağırdı, "Hepimiz ondan geldik" dedi. Salonu terk etmeye yeltenen herkes salona dönüp onu dinledi.

Adil İzci’nin hazırladığı 'Anılarda Sait Faik' bir anlamda edebiyat tarihi niteliği taşıyor. Edebiyatın, sanatın değişik adlarından yapılmış bir seçki... Sait Faik’i yeniden okumaya sevk edecek önemde.

Adil İzci’nin 'Önsöz’üne bakalım: "Kimilerimiz ozanın/yazarın art alanını bilmekten yana olmaz. Onlara göre anılar size bir doğrultu gösterir, kendinizi onun güdümünde bulursunuz. Olabilir, hatta yer yer doğrudur da bu yargı; ama ben kendi payıma bir ozanı/yazarı hakkındaki anılarla birlikte okumanın daha kapsamlı bir algılama sağladığı inancındayım."

KİMLER VAR?

Rıfat Ilgaz’dan Agop Arad’a, Salâh Birsel’den Ömer Faruk’a, Abidin Dino’dan Celâl Sılay’a, Orhan Veli’den Cahit Irgat’a, Ziya Osman Saba’dan Haldun Taner’e, Sabahattin Batur’dan Naim Tirali’ye, Bedri Rahmi’den Vedat Günyol’a Türk edebiyatının tarihine geçmiş adları... 60’ı aşkın yazarın anıları size renkli bir Sait Faik portresi sunuyor.

Yazının Devamını Oku

Cenap Şahabettin’in evi onarılmalı

Edebiyatın geçmişteki ustalarını anmak için mutlaka olumsuz bir haberde yer alması gerekiyor.

Cenap Şahabettin’in Bakırköy’deki evi konusundaki haberi Hürriyet’te okumuşsunuzdur.

Hürriyet, yazar evlerinin onarılması, ziyarete açılacak duruma getirilmesi için bir kampanya başlatmıştı. O kampanyanın uygulama alanındaki sonuçlarını gözden geçirmenin zamanı geldi. Haberin ateşiyle belediyeler başta olmak üzere sözler veriliyor, vaatlerde bulunuluyor sonra hepsi donup kalıyor.

Aslında birçok yazarın evi müze olmalı, orada kitapları sergilenmeli.

Müze-evler yazarın unutulmamasını sağlıyor.

İstanbul’u düşünüyorum. Tevfik Fikret’in Âşiyan’ı kendi evi.

Teşvikiye’deki Abdülhak Hamit’in Maçka Palas’taki oturduğu kata ve Necati Cumalı’nın Etiler’de oturduğu evin dış kapısına bir plaket konulmuştu.

Cenap Şahabettin’in Bakırköy’deki evinin statüsünü onarım için almalı.

Evin durumu en azından

Yazının Devamını Oku

Ekşioğlu ve kitap çizerleri

Son günlerde Ertuğrul Özkök ve İhsan Yılmaz, Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun başarılarını yazdılar, yurtdışında yayınlanan kapaklarını yazılarına koydular.

Benim de çok beğendiğim bir sanatçı Ekşioğlu. Türkiye’deki bütün sergilerine de gittim.

‘Benim Kedilerim’ için de bir yazım yayınlanmıştı.

Orhan Duru, Ekşioğlu’nu nasıl yorumlamıştı:

“Ekşioğlu, antik ve estetik nazik

Kendi başına bir yeryüzü ustası

İnsancıl ve masalsı

Adı ekşi ama yapıtları tatlı

Bir bakışta Yunus Emre’yi arattı.”

Yazının Devamını Oku

Bir müzik çeşitlemesi

Pazar konseri 13.30’da TRT2’de. 

Her hafta gerçekleştirilen konser saatinde bu hafta hangi orkestra, hangi eserleri seslendirecek:

- Şef Christian Thielamann

- Dresden Saatskapelle Orkestrası

- Brahms, ‘İkili Konçerto’

Kemancı Lisa Batiashvili – Çellist Gautier Capuçon

- Çaykovski: Romeo Juliet fantezi uvertürü

Yazının Devamını Oku

Hürriyet Gösteri nasıl kuruldu

Ahmet Hakan dünkü köşesinde Hürriyet Gösteri çalışanlarını sevindiren, emeklerinin gözden kaçmadığını gösteren bir yazı yayımlandı: “Gösteri dergisinin yeniden çok popüler olmasını istiyorum”.

Elbet bu istek, bu dilek karşılıksız kalmayacak, bir çalışma seferberliğinin ateşleyicisi olacak bu cümle.

Hürriyet Gösteri’nin yayın hayatına nasıl başladığını hatırlatayım bu vesileyle.

Ben hem Hürriyet hem Cumhuriyet’te yazı yazıyordum. O dönem Hürriyet’in genel müdürü Nezih Demirkent benden bir dergi hazırlamamı istedi.

Derginin sahibi de Sedat Simavi olacaktı. O dergi aracılığıyla Sedat Simavi’yi yakından tanıdım, birlikte çalıştığımız günlerde onun bilgisi ve sezgisinden çok yararlandım.

Biraz garip bir durumdu ama iki kurumda da dergi çalışmalarını yapıyordum. İki gazetenin sahibinin, Nadir Nadi’nin de, Erol Simavi’nin de, hatta Cumhuriyet genel yayın müdürü Oktay Kurtböke’nin de bu çalışmalardan haberi vardı.

Dergi idarehanelerinin en hoş yanı yazarların mekânı ziyaretiydi. Hem dergiyi çıkaranlarla hem de birbirleriyle karşılaşıp sohbet ederlerdi. Merkezde, Cağaloğlu’nda olmanın avantajıydı bu.

Hürriyet Gösteri’nin ilk sayısı Aralık 1980’de çıktı. Yazıişleri müdürü olarak da Ergil Tezerdi’nin adı vardı.

Dergide edebiyatın bütün türlerinden, sanatın farklı dallarından yazılar vardı.

Yazının Devamını Oku

19 Mayıs 1919’un anımsattıkları

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlandı. Bu günün gençliğe armağan edilmesi, Cumhuriyet’in kuşaklar arası devamına bir çağrıdır.

Böyle kutlama günlerinin görüntüsü dışında, bu konuda kitap okunması taraftarıyım.

Cumhuriyet’in başlangıcından oluşum sürecine kadar geçen zamanı algılayabilmek için Atatürk’ün ‘Nutuk’unu okumak şarttır.

Birçok baskısı yapılmıştır, ben ilk özgün metnini bir tarih tadı alarak okurum.

Destekleyenlerin, ihanet edenlerin, köstek olanların da belgesel bir romanıdır. ‘Nutuk’tan sonra başka kitapları da okumalısınız. Özellikle siyasal alandaki kitapları okurken, dünya ortamını da unutmayın.

O dönemin tanıklarının kitaplarını ayrıca tavsiye ederim. Atatürk’ü tanıyanların, tanıklıkların eserlerini kitaplığınızda bulundurmalısınız.

Her kuşağın yaşadıklarının ışığında, siyasal ve edebi eserleri okumalarını her zaman öneririm. Devraldığınız bir devrimin aşamalarını izleyerek bugünkü yerinizi belirleyebilirsiniz.

Bazı yazarlar var ki Atatürk’ün adının geçtiği her satırda onları da anmalısınız. Falih Rıfkı Atay ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu başta gelen adlardır.

Tevfik Fikret

Yazının Devamını Oku

Sanatla, müzikle açılma

Merak ettiğim, haziran ayında başlayacak açılmanın sanata, müziğe yansıması nasıl olacak. Turizmle ilgili açılma programlarının içinde sanatın da yer almasını istiyorum.

Özellikle yazlık yerlerde festivallerin, konserlerin gerçekleşeceği umudundayım. Yazlık yerlere gidenlerin müziğe, sanata ihtiyaçları olmayacak mı? Turizm denince artık kültür turizmi de bunun içine giriyor.

Konserler, film gösterileri açık havada yapılabilir. Eskiden televizyon olmayan dönemlerde, bahçe sinemaları ilgi görürdü. Birkaç yıl önce bazı kurumlar bahçe sinemalarını açtı ama eski seyircisini bulamadı.

İKSV’nin düzenlediği Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma ve Galalar bölümündeki filmler haziran ayında gösterilecek.

Yabancı ve yerli filmlerden yapılacak seçmeler, açık hava sinemalarında gösterilecek.

İKSV, çevrimiçi olarak çalışmalarını sürdürdü. Ama yazın böyle bir uygulamaya bence gerek yok.

Her gün Bodrum’a dair bir haber okuyorum. Doğuş Grubu’nun düzenlediği Bodrum Müzik Festivali’nden, Gülsin Onay’ın danışmanlığını yaptığı Gümüşlük Piyano Festivali’nden haber yok.

İzmir’deki müzik festivalinden söz eden yok.

Yaz aylarında her yer açık hava sahnesi.

Yazının Devamını Oku

Prokofyev ile Ravel’i dinleyeceğiz

Bugün saat 13.30’da TRT2’de Tugan Sokhiev yönetiminde Berlin Filarmoni Orkestrası’ndan ‘Bir Masal Gecesi’ yaşayacağız.

İcra edilecek besteler:

- Rus besteci Sergey Prokofyev’in ‘Romeo Jüliet’i

- Fransız besteci Maurice Ravel’in ‘Şehrazat’ı

‘Bir Masal Gecesi’ konserinin amacı, dinleyenleri içinde bulundukları mekândan ve zamandan koparıp gizemli dünyalara doğru yolculuğa çıkarmak. Konser, özel konser alanlarından Wardbühne’de yapılacak.

Konserin başında şef Antonio Pirolli ile müzik yazarı Vefa Çiftçioğlu orkestra ve besteciler üzerine konuşacaklar.

‘Bir Masal Gecesi’nde Berlin Filarmoni Orkestrası ve şef Tugan Sokhiev, bir müzikal hikâye anlatıcısı kimliğine bürünüyor.

Gece, Sergey Prokofyev’in ‘Teğmen Kije’ süiti ile başlıyor.

Yazının Devamını Oku

Bodrum’u yaratan insan: Halikarnas Balıkçısı

Tanışma şansı bulduğum, çok değerli biridir Cevat Şakir Kabaağaçlı, namı diğer Halikarnas Balıkçısı... Meltem Ulu’nun kitabı ailenin trajik tarihinden başlayarak ünlü yazarın hayatının dönüm noktalarına uzanan kapsamlı bir inceleme...

Başta Halikarnas Balıkçısı olmak üzere Kabaağaçlı ailesinden birçok kişiyi tanıdım. Füreya’yı, Sina Kabaağaçlı’yı, Aliye Berger’i, Cem Kabaağaçlı’yı. Hürriyet Yayınları’nda kitaplarını yayımladığım için de İzmir’de kendisiyle buluştum, konuştum, türkülerini dinledim, zeybek oynayışını seyrettim. Bodrum’daki cenaze törenine gittim. Bodrum’a giden, orada yaşayan herkes onun yapıtlarını okumalı, yaşamını bilmelidir.

Meltem Ulu’nun ‘Halikarnas Balıkçısı’nın Yolculuğu’ kitabı gerçekten onun yaşamının her aşamasını tanıtan, eserlerinin doğuşunu anlatan kapsamlı bir inceleme. ‘Halikarnas Balıkçısı için kısa sözlük’ iyi bir okuma rehberi. Bir başka yorumla, Halikarnas Balıkçısı’nın yaşamının kırılma noktaları. Ulu, ailenin betimlemesiyle başlıyor:

“Tolstoy ‘Anna Karenina’nın girişinde, ‘Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir’ demişti. Kabaağaçlı ailesinin mutsuzluğu ‘gerçekten’ kendine özgüydü. Neden bilinmez dünya çapında sanatçıların çıktığı Kabaağaçlı ailesinin tarihi trajedilerle doluydu.”

Cevat ve Şakir birer Kabaağaçlı olarak Osmanlı askeri hayatında bir iz bırakacaklardı. Mekteb-i Hayriye’yi önce Cevat, daha sonra da Şakir bitirdi. İki kardeş de Girit’e tayin oldu. Bu tayinin aile tarihini ilelebet etkileyeceğini kimse bilemezdi. Şakir Paşa’nın oğlu Cevat Şakir de böylece Girit’te doğdu.

Ulu, ara metinlerle kitabı belge kuruluğundan kurtarıyor. Cevat Şakir ona sunulan hayatı kabullenecek bir karaktere sahip değildi. Robert Kolej’e, Oxford Üniversitesi’ne gidiş serüveni bunun örneğidir. Balkan savaşları sonrası hayat Osmanlı İmparatorlu için de Kabaağaçlı ailesi için de eskisi gibi olmayacaktı. O günlerde Cevat Şakir de eşi Agnesi’yle birlikte ülkeye döndü, baba Şakir Paşa da razı olmuştu. Daha sonra babasıyla anlaşmazlıklar başladı, tartışmalı bir ölümle noktalandı.

‘MERHABA’NIN ÖYKÜSÜ

Cevat Şakir, Zekeriya Sertel’in çıkardığı Resimli Ay ve Resimli Hafta’da yazmaya başladı. Bu yazılardan başı derde girdi. Ulu’nun yorumu duruma değinirken Halikarnas Balıkçısı’nın kaderini de özetliyor. Üç Aliler Divanı’ndaki yargılanması da o dönemdeki basın özgürlüğünü sergileyen bir olay.

Yazının Devamını Oku