Oktay Akbal adına ödül verilecek

Sözlük çalışmalarıyla tanınan Hikmet Altınkaynak’tan bir e-posta aldım:

“Oktay Akbal Edebiyat Ödülü ile ilgili yönetmeliği ve Oktay Akbal biyografisini güncelleyerek ekte gönderiyorum.

Ayla Hanım’dan (Akbal) öğrendiğim kadarıyla, Oktay Akbal için 28 Ağustos Cuma günü (bugün) saat 11.00’de mezarı başında kendiliğinden gelen dostlarıyla bir anma olacakmış.”

Gazeteci, öykü, roman, deneme yazarı, çevirmen Oktay Akbal (20 Nisan 1923 İstanbul-28 Ağustos 2015 Muğla-Ula, Akyaka) ile aynı gazetede yıllarca çalıştım.

İyi bir edebiyatçı olduğu kadar iyi, güvenilir bir dosttu. Edebiyat polemiklerinden her zaman uzak durdu. Başka edebiyatçıları da sevgiyle yazdı.

TYS 2003’te 80. yaş gününü çeşitli etkinliklerle kutladı.

 ‘Suçumuz İnsan Olmak’la Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü,

 ‘Berber Aynası’ kitabıyla da 1959 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı.

 2005 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülü’nü aldı.

 2006’da Bursa Öykü Günleri’nin onur yazarı seçildi.

 Yaşamı ve sanatı ile ilgili ayrıntılı bir inceleme Dr. Osman Gündüz’ün yazdığı ‘Oktay Akbal’ın Öykücülüğü’ kitabında yer alıyor.

40 yıldır tatilini geçirdiği Muğla’nın Ula ilçesi Akyaka beldesine 2010 yılında tümüyle yerleşti.

31 Ağustos 2015’te Akyaka beldesinde toprağa verildi.

Hikmet Aytınkaynak, 138 mektuptan oluşan ‘Oktay Akbal’a Mektuplar/ Şiir Gibi Yapayalnızım’ı okurla buluşturdu.

Ölümünün ardından Türkiye Yazarlar Sendikası, ‘Bir Düş Terzisi, Oktay Akbal Kitabı’nı, Muğla Belediyesi ise Muğlalı yazar Prof. Şadan Gökovalı’nın ‘Muğla Sevdalısı Oktay Akbal’a Armağan’ kitabını yayımladı.

Dr. Osman Gürün başkanlığındaki Muğla Büyükşehir Belediyesi, Oktay Akbal adını yaşatmak, Türk edebiyatını desteklemek amacıyla Oktay Akbal Edebiyat Ödülü verileceğini duyurdu.

İlk ödül 2021 yılında ve öykü dalında verilecek.

2022 romana ve 2023 köşe yazısına ayrıldı. 

Seçiciler kurulu aşağıdaki adlardan oluşuyor (soyadı sırasına göre):

 Hikmet Altınkaynak

 Enver Aysever

 Prof. Dr. Şadan Gökovalı

 Doğan Hızlan

 Rûken Kızıler

 Aykut Küçükkaya

 Zeynep Oral

 Ayşe Sarısayın

İyi bir yazarı, yakın bir dostu, sevgiyle, özlemle anıyorum.

DOĞANÇAY RESİM YARIŞMASI

DOĞANÇAY Müzesi’nin 15 yıldır yürütmekte olduğu resim yarışması bu yıl pandemi sürecine rağmen devam ediyor.

Okullar açık olmadığı için yazımda yer veriyorum:

“16. İstanbul Ortaokullar Resim Yarışması

Konu: Hayat

Online başvurular için son tarih: 21 Eylül 2020

Teslim adresi: Doğançay Müzesi, Hüseyinağa Mahallesi, Balo Sokak, No: 42, Beyoğlu, İstanbul.”

info@dogancaymuseum.org

TÜRKÇE KARŞILIKLAR BULALIM

PROF. Dr. Ferhan Özmen, korona döneminde yabancı terimler kullanılmasına karşı Türkçe kelimeler öneriyor.

Birkaç tanesini okurlarıma ileteyim:

“Dezenfektan: Mikrop arıtma.

Fliasyon: Temaslı taraması.

Vital Bulgu: Hayati bulgu.

Entübe: Aletli soluma.

Ventilatör: Yapay soluma cihazı.

Virülans: Bulaştırma şiddeti.”

Türk Dil Kurumu böyle bir çalışma yapıyor mu acaba?

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Baksı Vakfı’ndan ‘Anadolu Ödülleri’

Baskı Kültür Sanat Vakfı’nın Anadolu’nun ortak kimliğine katkıda bulunan üretimlere dikkat çekmek amacıyla hayata geçirdiği Anadolu Ödülleri’ne başvurular 10 Ekim’e kadar devam ediyor. Ödüller Müzecilik, Süreli Etkinlikler, Gösteri Sanatları, Arkeoloji ve Restorasyon olmak üzere toplam 5 ayrı dalda verilecek.

Ödüller Anadolu’da, kıraç bir tepenin üzerinde geleneği gelecekle buluşturan Baksı Kültür Sanat Vakfı’nın, benzer projelerin çoğalmasını ve daha da gelişmesini desteklemek amacıyla düzenlendi.

Anadolu’nun kültürel mirasından ve yaratıcılığından beslenen, onun ortak kimliğini vurgulayan bireysel ve kurumsal projeleri gündeme getirmeyi, onurlandırmayı ve cesaretlendirmeyi amaçladıklarını belirten Baksı Kültür Sanat Vakfı’nın ve Baksı Müzesi’nin kurucusu Prof. Dr. Hüsamettin Koçan ödüller üzerine şunları söylüyor:

“Anadolu’nun farklı köşelerinden ne kadar çok proje başvurursa, ödüller o kadar amacına ulaşacak. Ödüllere gösterilen ilgiden ve başvurulardan çok memnunuz. Son 1 ayda başvurulara yenilerinin de ekleneceğine inanıyor; bu toprakların kültürel birikimine katkı sağlamış tüm projeleri başvuruda bulunmaya çağırıyoruz.”

Ödüllerin seçici kurulunda kimler var:

Prof. Dr. Ali Akay

Prof. Dr. Esra Aliçavuşoğlu

Prof. Dr. Nurhan Atasoy

Nezih Başgelen

Yazının Devamını Oku

Hümeyra’yı dinlerken

Hümeyra’yı uzunçalardan dinliyorum.

Kapaktaki yazı:

‘Türk Pop Tarihi / Eski 45’likler’

Bir anımı aktarayım.



Bir yurtdışı seyahatine çıkacağımı söylediğimde arkadaşımız

Yazının Devamını Oku

İşte İstanbul: Tanpınar yazdı, Ara Güler çekti

Biri yazı, diğeri fotoğraf ustası iki efsanenin İstanbul’u nasıl gördüğünü ‘Aynı Rüyanın İçinde’ kitabında bulacaksınız.

İstanbul’u tanımak, bu şehrin büyüsünü hissetmek istiyorsanız size bir albüm tavsiye edeceğim.

‘Aynı Rüyanın İçinde Ahmet Hamdi Tanpınar – Ara Güler’.

Kitap Ali Sina Özüstün’ün anısına adanmış.

Biri yazı ustası, diğeri fotoğraf ustası, bu şehri nasıl yazdılar, nasıl gördüler.

Tanpınar’ın İstanbul’la ilgili yazılarına Ara Güler’in fotoğrafları can katıyor. Birinin rüyasını diğeri de görüyor. Rüyalar nasıl somutlaşır, yazıdan fotoğrafa geçerek.

Kitabı hazırlayan ama yayımlanmasını görmeden aramızdan ayrılan Ali Sina Özüstün’ün, kitabın ruhunu açıklayan yazısından bir bölümü mutlaka okumalıyız:

“Henri Cartier – Bresson fotoğrafın Emile Zola’zıysa Ara Güler de fotoğrafın Ahmet Hamdi Tanpınar’ıdır. Edebiyatta İstanbul için Tanpınar neyse fotoğrafta Ara Güler odur. Tanpınar’ın fotoğraftaki karşılığıdır Ara Güler. Çünkü Ara Güler fotoğrafı bir ‘rüya’nın fotoğrafıdır. Ara Güler, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın portrelerini çekmişti. Bu vesileyle yıllar önce bir araya gelmişlerdi. Şimdi, Tanpınar ve Güler birbirinin adeta ‘mütemmim cüzü’ eserleriyle bir kez daha buluştu.”Kitap Dergah Yayınları’ndan çıktı.

Ortak bir kent rüyası

Yazının Devamını Oku

Kısıtlama kalktıktan sonra ne yapılmalı

Sevgili Genco Erkal’ın tiyatroların en azından açık havada sahnelerini açabilmeleri için yaptığı çağrısına olumlu cevap geldi. Bundan sonra uygulama aşaması başlıyor.

Yaz bitiyor, açık havada yapılan gösteriler, temsiller şimdilik idare ediyor diyelim. Önlemleri kış mevsimine göre almalıyız.

Özel tiyatro sanatçılarının yaşadığı sıkıntıyı hepimiz biliyoruz, günlük kazançla yaşayanlar bu dönemde çok kötü günler yaşadı, yaşıyorlar da.

Bizde işsiz kalan, zora düşen sanatçılara ekonomik destek sağlayacak meslek kurumları yok. Yabancı müzik dergilerinde bu tür yardım ilanlarına rastlıyorum.

Salonsuzluk derdinin bütün dehşetiyle devam ettiğini biliyoruz, yeni tiyatro salonları açılması önerisinin de çözüme ulaştığını duymadım, okumadım.

Ödenekli tiyatrolar, Devlet ve Şehir Tiyatroları, ekonomik açıdan güvence içindeler.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, belediyeler, yerel yönetimler, tiyatro sanatının, klasik müzik konserlerinin icra edileceği mekânlar için ayrı bir çalışma yapmalı.

Âtıl salonları, tiyatro yapılabilecek, oda konserleri verilebilecek yerlere dönüştürmek için ödenek ayırmalı.

Yazının Devamını Oku

İstanbul Müzik Festivali başlıyor

48. İstanbul Müzik Festivali, 18 Eylül–5 Ekim arasında dijital programıyla bütün Türkiye’ye ulaşacak.

Bugün köşemi festivalin öne çıkan etkinlikleri, toplulukları, solistleri hakkında bilgilere ayırdım.

Alışık olmadığım bir festival başlangıcı.

Festival açılışları ilk olarak Atatürk Kültür Merkezi’ne, sonra Aya İrini, daha sonraları da Lütfi Kırdar’da yapılmaya başlandı.

Bu yıl birçok kimse dijital ortamda seyredebilecek, dinleyecek.

Festival, 18 Eylül’de online.iksv.org adresinde ve İKSV YouTube kanalında ücretsiz olarak yayımlanacak açılış konseri ile başlıyor.

Aralarında Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Tekfen Filarmoni Orkestrası, Wiener Akademie, Bilkent Senfoni Orkestrası, Kheops Ensemble, Philharmonix, Beethoven Trio Berlin, Borusan Quartet, Semplice Quartet gibi topluluklar ve Thomas Hampson, Vikingur Olafsson, Benjamin Schmid, Anna Tifu, Bülent Evcil, Derya Türkan, Yurdal Tokcan, Gökhan Aybulus, Ezgi Karakaya, Pelin Halkacı Akın gibi solistlerin bulunduğu isimlerin icraları çeşitli mekânlarda çekildi.

48. İstanbul Müzik Festivali, ‘Beethoven’ın Aydınlık Dünyası’ temasıyla 2020 yılında tüm dünyada olduğu gibi Ludwig van Beethoven’ın 250. doğum yılını kutluyor.

Festival, Tekfen Filarmoni Orkestrası ile açılıyor. Şef

Yazının Devamını Oku

‘Asos’ta Felsefe’ başlıyor

20 yıldır yapılmakta olan ‘Asos’ta Felsefe’ adlı uluslararası sempozyum bu yıl 30 Eylül–3 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek.

Aynı konu kış ayında ulusal boyutta Türkçe işlenmişti, eylül–ekimde de uluslararası boyutta yabancı katılımcılarla işlenecek, pandemiden dolayı temmuzda gerçekleşmesi gereken uluslararası sempozyum bu yıla özgü olarak eylül–ekime ertelendi.

Etkinliğin yönetim kurulu başkanı Prof. Dr. Örsan Öymen. Bu yıl ki sempozyumun konusu ‘Antikçağda Anadolu’da Felsefe ve Bilim’.

Bu çerçevede, antikçağda Anadolu’da yaşamış olan filozofların ve bilim insanlarının düşünceleri ve kuramları ele alınacak.

Kimler bunlar:

Thales

Anaksimandros

Anaksimenes

Anaksagoras

Yazının Devamını Oku

45’liklerin çağrıştırdıkları

Almanya’da yaşayan kanak delikanlısı Feridun Zaimoğlu, Türkiye’den Almanya’ya giden birinci kuşağa çok şey borçlu olduklarını söyler.

Yabancı memlekete gidenler, oranın kültürüne yabancıydılar.

Onların da müziğe ihtiyaçları vardı, özellikle memleket hasretini türkülerde, şarkılarda dile getiriyorlardı.

Türkiye’den oraya giden bir arkadaşımın dinlediklerini görünce pek şaşırmadım. Arabeskten de öte bir arabeskti.

İşte o günlerin yıldız sanatçısı Yüksel Özkasap’tı, söz ve müziği ona ait olan ‘Aşk Yalandır Diyorlar’ı dinledim, birçok otomobilin 45’lik çalarında onun bu şarkısı dönerdi. Arka yüzünde de söz ve müziği Kul Ahmet’in ‘Dedi ki Yok Yok’ vardı.

 Mürüvvet Kekilli’nin ‘Şoför Türküsü’, ‘Aşk Bir Istırap’ da bu listede yer almalı. Söz ve müzik S. Sarıkaya’nın.

Parçayı dinlerken Bekir Yıldız’ın Almanya ile ilgili kitaplarının satırları belleğimde tazelendi.

Kekilli’nin çağrısı neydi?

‘Adana’ya gel’.

Yazının Devamını Oku

Edebiyatçının küçük sırları

Pelin Özer’in Latife Tekin’le nehir söyleşisinden mürekkep ‘Latife Tekin Kitabı’ siz okurlar için yeni değerlendirme yolları açacak. Önce bu kitabı okuyun, sonra da yazarın eserlerini...


Pelin Özer’in ‘Latife Tekin Kitabı’ bir yazarın iç dünyasının yaratma haritasında gezinirken aynı zamanda yapıtların oluşum sürecine dair de okura anahtarlar sunuyor.

Pelin Özer, Tekin’in Bodrum, Gümüşlük’teki ‘edebiyat akademisi’ne, yaşama alanına giderek kendisiyle orada konuşuyor. Ben de bir kez gitmiştim Gümüşlük Akademisi’ne. Tekin orada edebiyatçılarla dikkate değer etkinlikler düzenliyor. Şehirlerden uzakta yaşamayı pek sevmediğim için bu tür projelere kıskanarak bakarım. Tekin’le İstanbul’dayken daha sık görüşürdüm.

Pelin Özer’in, Gümüşlük Akademisi’ne vardığındaki ilk gözlemleri şöyle: “Alacakaranlıkta uyanıp sobanın başında çalıştığını ilk gördüğümde şaşırmıştım. Aşağıda, değirmenlere bakan koltukta, küçük odada, yerde… Zamanla alıştım onun köşelerine. Ama asıl çalışma masası yatağı. Bu kitaptaki her sözcüğün üzerinden kuşkuyla geçerken, yeni sorular, yanıtlar ekleyip çıkarırken o hep yatağında oturdu. Latife Tekin’in krallığı o yatak.”

‘İyi bir okuruyum demek ki’

Yazarın unutamadığı: “Annem beni 31 Aralık 1957 gecesi tek başına doğurmuş, sancısı sıklaşmış ama o yine de ineklerin gürültüsünü duyup ahıra inmiş onları yoklamak için. Az daha doğuyormuşum orda. Güçlükle yukarıya çıkmış. Göbeğimi tek başına kesmiş. Tuzlayıp sarmaladıktan sonra büyük ablamı uyandırmış. Yıllar sonra, ’Ben doğuyorum, sen hâlâ ineklere bakmaya gidiyorsun’ diye şakalaşırdım onunla.”

Latife Tekin’in önemli jürilerinin birçoğunda ben varım. Demek ki iyi bir Latife Tekin okuruyum.

Annesi Urfalı ama evlendikten sonra babasıyla Karacafenk’e (Üzümlü Köy) gelmiş. Bir daha da orayı görmemiş. Aynı Latife Tekin gibi.

Yazının Devamını Oku

Lezzetin felsefesi

Bana gönderilen bütün yemek kitaplarını okurum. Tarifler farklıdır, bu farklılık lezzete dönüşür mü, merak ederim.

Lezzetin ardındaki felsefeyi, tarihi belgeleri de ‘Yemek ve Kültür’* dergisinden takip ederim.

Enis Batur, ‘Hümanistin midesi’nde St. Augustinus’un ‘İtiraflar’ kitabı üzerine çeşitlemeler kaleme almış.

Bu kitabı ben de çok severim, özellikle de Latinceden Türkçeye çevirisini de usta çevirmen Çiğdem Dürüşken yaptı.

Tarihte iz bırakanların yemekle ilişkileri, çok zevkle okuduğum yazılar arasında yer alır.

Derginin tavsiye edilecek bölümlerden biri de Musa Dağdeviren’in ‘Unutulmuş halk yemeklerinden yedi tarif’tir.

Nelerin tarifi var:

 Domatesli yayım (erişte) çorbası

 Bağcan–e reşkan (patlıcan salatası)

Yazının Devamını Oku

5. Yayın Kurulu Toplantısı

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ortaklığında Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ile işbirliği içinde kurulmakta olan Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü’nün düzenlediği 5. Yayın Kurulu Toplantısı yapıldı.

Toplantıda yayımlanacak ve hazırlanan kitaplar konuşuldu.

Hangi kitaplar yayımlanacak, bazılarını yazıma aldım:

John Turtle Wood  – Efes’teki Keşifler - (Çevirisi tamamlanıyor).

Ekrem Akurgal – Urartu ve Antik İran Kültür Merkezleri – (Çevirisi bitti).

John Garstang – Hititler Diyarı: Küçük Asya’daki Yakın Zamanlı Kazı ve Keşiflerin Tarihi – (Hitit anıtlarının tasvirleriyle beraber).

Remzi Oğuz Arık – Kazı Defterleri.

Rüçhan Arık – Selçuklu Kent ve Saray Yaşamı.

Burçin Erdoğu - Anadolu’nun Arkeolojik Keşifleri I: Prehistorik ve Pretohistorik Dönemler.

Yazının Devamını Oku

Erkan Oğur’dan enstrümantal caz albümü

Erkan Oğur’un yeni “Kimse Kalmadı” adlı CD’si bir enstrümantal caz albümü. Şöyle tanıtılıyor:

“Albümün ismi olan ‘Kimse Kalmadı’ hızla değişen dünya düzenine ve kendini yalnızlaştıran insana vurgu yapıyor.

Sesine kopuzu ile eşlik ederek bizi halk müziği alanında yeni bir farkındalığa ulaştıran Erkan Oğur, yeni enstrümantal albümü ile bir kez daha bize müziğin, insanlığın tek ve birleştirici gücü olduğunu hatırlatıyor.”

6 enstrümantal eserden oluşan albümün 3 eseri Anadolu ozanlarına ait (Davut Sulari, Nesimi Çimen ve bir anonim Selanik türküsü), diğer 3 eser ise kendi besteleri. Albümdeki eserlerin düzenlemeleri kayıt anında doğaçlama şeklinde grupça o anda gerçekleştirildi. Bir kereye mahsus olarak yapıldı.



Oğur bu müziği, ‘trippin, telvin’ müzik içinde ağırlıklı doğaçlamalar ile gerçek hayatta olduğu gibi halden hale geçme şeklinde tanımlıyor.

Yazının Devamını Oku

Mehmet Seyda’dan 26 yazarın anatomisi

Yeniden yayımlanan ‘Edebiyat Dostları’nın bugün de kaynak kitap özelliğini koruması, yüz yüze konuşmaları yapanın bilgili ve donanımlı olmasının yanı sıra iyi bir öykücü ve romancı olmasından kaynaklanıyor.

İyi öykü ve roman yazarı Mehmet Seyda’nın (1919-1986) Türk edebiyatçılarının öznel tutanağı diye tanımlanabilecek ‘Edebiyat Dostları’ kitabı nice yıllardan sonra yayımlandı. Portreleri de türün ustası Semih Poroy çizdi.

Kitabın önemi, bu yazarların tümünü de Mehmet Seyda’nın tanımasından geliyor.Mehmet Seyda, bugün hak ettiği kadar okunmayan, incelenmeyen bir yazardır. Önemli ödüller kazanmıştır. Bunların başında rumuzla yarışmaya katıldığı ‘Bir Gün Büyüyeceksin’ romanı gelir.

Bir kentin öyküsünün ustaca yazılmasının örneğidir ‘Zonguldak Hikâyeleri’ mesela.

Değişik işlerde çalışmış olan Seyda, oralarda tanıdığı, gözlemlediği malzemeyi eserlerinde işlemiştir.

Yakından tanıdığım edebiyatçı dostlarımdan biri olan Seyda’nın birçok meslektaşını nasıl desteklediğini benim kuşağım iyi bilir.

Onlardan aldığı bilgiyi, okumaları, araştırmalarıyla tamamlar. Yazdığı kişinin hem doğru biyografisini öğreniriz hem de kitapları üzerine eleştirmenlerin, edebiyat tarihçilerinin yararlanacakları bilgileri.

Yazarların kendilerini anlatmaları güç bir iştir, bazen her şeyi söylemek istemezler ama onları yakından tanıyorsanız, kitaplarını okumuşsanız, bir yerde bulamayacağınız gizleri bu yazılardan çıkarabilirsiniz.

Yorumlar, göndermeler bazen de ince bir ironi

Yazının Devamını Oku

El yazılarını okumak

Şair, yazar, eğitimci ve rehber Şadan Gökovalı, Halikarnas Balıkçısı’nın (Cevat Şakir Kabaağaçlı) yıllardır sakladığı orijinal el yazmalarını Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras’a teslim etti.

Ziyarette Bodrum Deniz Müzesi Müdürü Selen Cambazoğlu da bulundu.

Şadan Gökovalı’nın Cevat Şakir’e yazdığı mektup okundu:

“Başlangıçta, el yazılarını benim daktilo etmemi istemiyor, ‘Birisine para ile yaptıralım’ diyordun. Ben diretince, ‘Peki öyleyse, böylece manisküriler (el yazısı orijinalleri) sende kalır; onların kıymetini senden iyi kim bilir?’ dedin.”

Başkan Aras, Halikarnas Balıkçısı konusunda yapacaklarını özetledi:

“Bodrum’da Cevat Şakir arboretumu yapmak istiyoruz.

Kent müzemizde Balıkçı’ya çok ciddi bir yer ayırıyoruz. Onunu dışında sünger müzesi ve mübadele müzesi için yerlerimiz hazır.

Bu müzelerin her köşesinde Cevat Şakir Kabaağaçlı olacaktır. O açıdan sizlerin bu zamana kadar özenle saklayarak bizlere verdiğiniz bu el yazmaları çok kıymetli.”

Bir kentte, bir beldede orada yaşayanlarla ilgili müzeler yapılmasını sık sık gündeme getirdim. Hem o bölgenin ünlü bir adı anılır, hem de orası tanıtılır.

Yazının Devamını Oku

Masalları unuttuk mu?

Yanlış bir masal gündeme gelmeseydi, masalların dünyasına adım atamayacaktık.

Velilere sormak istiyorum: Çocuklarınıza uykudan önce masal okuyor musunuz, masal kitabı veriyor musunuz, yoksa onu iPad’le baş başa bırakıp televizyonun başına mı geçiyorsunuz?

Masalların genç bir beyinde yaratıcılığı uyardığını, imgelem gücünü arttırdığını hepimiz biliyoruz.

Masallar, Anadolu’nun mitolojisidir. Gerçekle gerçeküstünün sarmaş dolaş olduğu bir dünyada, iyilerin her zaman kazandığını, kötülerin de cezalandırıldığını masallardan öğrendik.

Yıllar önce Adile Teyze (Naşit) televizyonda çocuklara masallar okurdu.

Şimdi televizyonda, internette masal okunuyor mu, bilmiyorum.

Masal denince, şiiri sevenlerin belleğinde iki şairin dizeleri canlanır.

Biri Nâzım Hikmet’in ‘Masalların Masalı’, diğeri de Orhan Veli Kanık’ın ‘Masal’ şiiridir.

‘Masalların Masalı’

Yazının Devamını Oku

Zaferi kutlayalım ama...

30 Ağustos zaferini elbette coşkuyla kutlayacağız ama kazanıncaya kadar geçen süreyi öğrenelim.

Sonuçları sadece soyut bir şenliğe dönüştürürsek, anlama görevini ihmal ederiz, kazanılanın önemini kavrayamayız. Duygu katından bilgi katına yükselemeyiz. Oğuz Demiralp, bu konuda 150’den fazla kitap yazıldığını belirtiyor.

Anılan kitaplardan biri, İnci Enginün, Zeynep Kerman ve Selim İleri’nin “Kurtuluş Savaşı ve Edebiyat”ı.

Halide Edip Adıvar’ın “Ateşten Gömlek”i.

Siyasal hareketleri, başta Kurtuluş Savaşı olmak üzere tarihimizi, edebiyat çalışmaları açısından irdelemenin işlevine inanırım.

Tarihçiler, sosyologlar özellikle romancıların kitaplarından tahminlerin üstünde yararlanırlar. Mehmet Samsakçı’nın “Siyaset ve Roman-Çok Partili Türkiye ve Türk Romanı” birçok müphem kalmış noktayı aydınlatıyor, kafamızda çöreklenen birçok sorunun cevabını veriyor.

İçindekiler listesi kitabın konu ve kişi zenginliğini yeterince açıklıyor:

Giriş

* Tek Parti–Çok Parti Mukayesesi

Yazının Devamını Oku

Ahmet Midhat’ı neden okumalı?

Ünlü yazarımızın hayatını aktaran ‘Oğlunun Kaleminden Ahmet Midhat Efendi ve Dönemi’ kitabında nice ünlü edebiyatçıyla, gazeteciyle anekdotlar ve hiç kuşkusuz dönemin siyasal ortamını bulacaksınız.

Türk edebiyatında okunması şart olan adlardan biri de Ahmet Midhat Efendi’dir (1844-1912). Yazılarımda çok sık yineliyorum, Türk edebiyatının bugününü anlamak, tadına varmak istiyorsanız bazı adları ihmal etmeyin.

İşte onu tanımak için bir anılar toplamı: ‘Kâmil Yazgıç - Oğlunun Kaleminden Ahmet Midhat Efendi ve Dönemi’.

Vakıfbank Kültür Yayınları

Kâmil Yazgıç 1880’de (bir rivayete göreyse 1878’de) İstanbul’da doğdu, 1945’te aynı şehirde vefat etti. Doktorluk yaptı.

Yayımlanmış eserleri: ‘Türk Yıldızı Emine’ (roman), ‘Ahmet Midhat Efendi: Hayatı ve Hatıraları’.

Bir yazarı anılar bazında anlatmanın bir  başka işlevi de onun çevresini tanımamızı sağlamasıdır. Bu anıların içinde nice ünlü edebiyatçı, gazeteciyle anekdotları bulacaksınız.

Hiç kuşkusuz siyasal ortamı. 1908 sonrası da bu anıların içinde önemli bir bölüm.

Bakın Önsöz’de ne deniliyor?

Yazının Devamını Oku

Yazılmayan Türkçenin izinde

Elginkan Vakfı, 5. Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı Kurultayı’nın ana konusu ‘Geçmişten Günümüze Yazılmayan Türkçe’ olarak belirlendi. Bundan önceki dört toplantıda edebi dili, yazı dilini konu alan bildirilerin sunulduğu kurultayda bu kez de yörelerimizde canlı bir biçimde konuşulan Türkçenin ağızlarını, Türk argosunu, meslek dillerini bilimsel yönden ele alacak bildirilere yer verilecek.   

Standart dil, kuralları sözlüklerde ve kılavuzlarda belirlenmiş, yerel izler taşımayan, eğitim, hukuk, basın yayın vb alanlarda, resmi yazışmalarda kullanılan, işlevi, geçerlik alanı geniş iletişim aracıdır. Bu özellikleriyle standart dil durağandır, resmidir.

Standart dille birlikte hayatın her alanında farklı boyutları, türleri, kapsamları, özellikleri bulunan canlı bir dil daha vardır. Doğallığıyla, içtenliğiyle, gayriresmiliğiyle yaşayan bu dil yaratıcılığa, değişime, etkileşime daha açıktır.

Zamana, mekâna ve toplumsal nedenlere bağlı olarak sürekli değişen canlı dilin eşzamanlı olarak farklı biçimleri, dilbilimi adlandırmasıyla değişkeleri oluşur. Dilbilimcilerin sınırlı sayıdaki eşzamanlı araştırmaları dışında toplumsal değişkeler Türkiye Türkolojisinde ihmal edilmiş bir alandır. Toplumsal değişkelerin artzamanlı incelenmesi ise yok denecek kadar azdır.

Ana hatlarıyla yazı dili ve konuşma dili diye de adlandırılan dilin bu iki cephesinin birbirinden kopuk olması söz konusu değildir. Romanlarında, hikâyelerinde bölge ağızlarından örnekler veren, argoyu ustaca kullanan yazarlarımız bulunmaktadır.

Türkçenin bu yönünü konu edinen kurultayın başlıkları şöyle belirlenmiştir:

Türkçenin Ağızları: Bölge ağızlarımızın dil özelliklerinin yanı sıra deyim, atasözü gibi kültür zenginliklerimizin işlenmesi de beklenmektedir. Evliya Çelebi, Nedim gibi eski Türk edebiyatının,
Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi Türk halk edebiyatının, Reşat Enis, Yaşar Kemal gibi yeni Türk edebiyatının yazarları, şairleri halk dilini eserlerinde ustaca kullanmışlardır. Kurultayda Türkçenin ağızlarının edebiyatımızdaki yansımalarını inceleyen bildiriler de sunulacaktır.

Türk Argosu: Bir tür gizli dil olan argo, daha çok kaba dil olarak algılanmaktadır. Oysa öğrenci, şoför gibi çok çeşitli türleri olan argoyu dilbilimi bakışıyla ele alacak bildirilerin yanı sıra

Yazının Devamını Oku

Bir piyano ikilisi

İki sanatçı ayrı ayrı ülkelerde yaşıyorlar, biri Stuttgart’ta, diğeri Eskişehir’de.

Yudum Çetiner&Selin Şekeranber’in yeni CD’lerinin adı: ‘Outside’, Blanc&Noir.

İki enstrümanda iki kişiliğin çokkültürlülükte buluşması.

İlk albümlerinin adı: ‘The Essence of Piano Duo’.

Konserlerinde klasik Batı müziğinin daha az bilinen iki piyano için yazılmış eserlerine yer verdiler.

Yurtdışında birçok ödül aldılar.

Türk piyano ikilileri arasında kardeş ya da ikiz olmayan bir ikili.

Bu albüm, üçüncü albümleri. Almanya’da çıkan albüm dijital platformlardan da dinlenebiliyor.

İkilinin birlikteliği Bilkent’teki öğrencilik günlerinde başlamış.

Yazının Devamını Oku

‘Aman beyim niçin düşeceksiniz!’

Türk cumhuriyetleriyle ilgili siyasi haberleri gazetelerde okuyor, televizyonlarda seyrediyoruz. Birçok siyasetçimiz o ülkelere gidiyor, oralardan da siyasetçiler ülkemizi ziyaret ediyor. Peki onların kültür, edebiyat, bilim dünyası hakkında ne biliyoruz? Anlatılanlarla, görülenle yetiniyoruz. Oysa aramızda sağlam kültür bağları var. İnci Enginün, kitabında dünden bugüne bu tarihi inceliyor.

Orhon Yazıtları’ndan Bugünkü Türk Dünyasına, İnci Enginün, Dergâh Yayınları

İnci Enginün ‘Orhon Yazıtları’ndan Bugünkü Türk Dünyasına’ isimli kitabının ‘Önsöz’ünde çalışmasının niteliği hakkında bilgi veriyor: “Türk dünyasının bütünlük taşıdığını, tıpkı kocaman bir ağacın birbirinden uzak düşen dal uçları gibi, birbirinden habersiz yaşadıklarını çok düşündüm. Hatta zihnimde o dallarla ilgili ne çok hikâyeler tasarladım. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okurken dil hocalarımızın ikisi Reşid Rahmeti Arat ve Ahmet Caferoğlu hayli farklı açılardan bizi, zamanda ve mekânda yayılmış büyük bir milletin varlığından, zaferlerinden, yenilgilerinden, sevinç ve kederlerinden haberdar ediyorlardı.”

Hakaret değil şive farkı

Arat bir anısını anlatırken güler ve güldürürmüş. İstanbul’a yeni geldiği bir gün tramvayda vatmana, “Durakta düşeceğim” demiş, bunu duyan vatman “Aman beyim, niçin düşeceksiniz” demiş. İnmek istediğini şive farkı yüzünden anlayamamış. Özbek dilinde ‘alçak adam’ kısa boylu anlamına gelirmiş ama bu bilmeyen için bir hakaret sayılabilir diyorlar.

İnci Enginün iyi bir Cengiz Aytmatov okuru. Ben de onunla tanıştım, hatta Frankfurt Kitap Fuarı’nda çekilmiş, birlikte fotoğrafımız var.

Kitap dört bölüm başlığından oluşmuş:

Özellikle ilgimi çeken bir bölüm, ‘Cumhuriyet sonrası Türk şiirinde Kıbrıs ve Kıbrıslı şairlerin yeri’. Ben de Kıbrıs’a çeşitli üniversitelerinde konuşmalar yapmaya gittim; bazı şairlerle, yazarlarla, üniversite hocalarıyla tanıştım. Oradaki tanınmış bir kitapçıdan Kıbrıs’taki edebiyat üzerine bazı kitapları aldım. Ne yazık ki kitap getirtmenin zorluklarından söz etmişti kitabevi sahibi. Kıbrıs’ı ve Kıbrıslıyı, adadaki edebiyatı tanımak için sanırım bu yazıyı okumak gerekir. Kıbrıs’ta öğretmenlik yapan ve memleket edebiyatı kolunda şiirler söyleyen İbrahim Zeki Burdurlu (1922-1984) bu adayla ilgili birçok şiir yazmıştır.

Kıbrıs’ı tanımak için...

Yazının Devamını Oku