Nobel’li yazarın objektifinden İstanbul

Orhan Pamuk’un İstanbul’un gecelerinden fotoğraflar içeren kitabı ‘Turuncu’da insansız sokaklar, ışığın yansıdığı evler okuru etkiliyor.

Nobel’li yazarın objektifinden İstanbul
Orhan Pamuk’un yeni kitabı ‘Turuncu’da İstanbul’un gecelerinin fotoğrafları yer alıyor. Bir romancının seçimiyle çekilen binalar, insanlar, ıssız caddeler, dışı görünen evler, bize bir şehrin gizli hayatının karelerini aktarıyor. Bir ışık huzmesinin romancıya hatırlattıkları, çağrıştırdıkları, bizi farklı İstanbul yorumlarına götürüyor. Fotoğraflar, önünden geçtiğiniz, yaşadığınız ama farkına varmadığınız/varamadığınız bir hayatın habercisi.

Gece öylesine çağrışımlar kaynağıdır ki, edebiyat onun sayesinde zenginleşmiştir. F. Scott Fitzgerald’ın ünlü kitabı ‘Tender is the Night’, Türkçeye çevirisi zor olan bir kitap adı. (Daha önce ‘Müşfikti Gece’ olarak çevrilmişti).

Ahmet Haşim, geceyi severdi.

Ahmet Kutsi Tecer’in ‘Geceleyin bir ses böler uykumu’ dizesi her şiirseverin belleğindedir.

Fotoğrafların izinde yazar, bir siyasal kimlik değişiminin de ana çizgilerini bize iletiyor. ‘Turuncu’nun başındaki yazıdan bir bölüm, çekiliş serüvenini, fotoğrafın bize söylediklerini yazıya getiriyor: “İstanbul’da ev içi ve sokak lambalarının son on yılda sarıdan beyaza doğru yavaş yavaş renk değiştirdiğini fark ettim? Altmış altı yıldır yaşadığım şehrin gece manzarasının yavaş yavaş değiştiği anlamına geliyordu.”

Nobel’li yazarın objektifinden İstanbulTuruncu
Orhan Pamuk
Yapı Kredi Yayınları

Sarıdan beyaza dönüşün simgesel anlamını anlatıyor Pamuk.

“Önce her zaman yürüdüğüm ve bana mutluluk veren tanıdık yerlere, Cihangir, Nişantaşı ve Şişli sokaklarına çıktım. O zamanlar sabahın üçüne dördüne kadar roman yazdıktan sonra yazıhanemden eve dönerken yolumu uzatır, turuncu ışıklar altındaki cumbalı, harap ve boyasız evlerin, demir parmaklı pencerelerin içimde uyandırdığı esrarengiz şiirin tadını çıkararak, bacaklarımın beni kendiliğinden götürdüğü yere doğru hiç durmadan yürürdüm.”

Kitapta beni etkileyen birkaç fotoğrafa dikkatinizi çekmek istiyorum:

- Issız sokakta bir çocuk (s.17)

- Turuncu ışıkta eve dönenler (s.25)

- Kutsal bir mekânın önünde üstü örtülmüş bir otomobil (s.29)

- Mahalleden iki kesit (s.31)

- Issız, hüzün veren bir sokak (s.33)

- Akşam telaşı (s.35)

- Mahalle halkı (s.36)

- Geceleyin bir çocuk (s.37)

İnsansız sokakların, ışığın yansıdığı evlerin görüntüsü en etkileyici fotoğraflar arasında yer alıyor. Fotoğraflar bize İstanbul’un şiirli, turuncu gecelerini yaşatıyor.

HAYATI ÇEŞİTLENDİRMELİYİZ

Teknoloji bizi sanattan, estetik unsurlardan uzaklaştırıyor mu? Bu soruyu hepimiz soruyoruz ve yanıtlayamıyoruz.

Niyazi Dalyancı, Turgay Olcayto’nun ‘Hayatın Renkleri’ kitabının Önsöz’ünde bu durumu şu sözlerle saptıyor: “Çağın teknolojik gelişmeleri de insanların duygu ve düşünce yaşamında bir çoraklaşmaya yol açar nitelikte. Yaşamımızı elimizdeki, büyüklü küçüklü ekranlarda haşır neşir olarak geçiriyoruz. Kısacası robotlaşıyoruz, ayırdına varmadan denetim altında tutuluyoruz, koşullandırılıyoruz. Yani çevremize ve giderek kendi kişiliğimize bile yabancılaşıyoruz.”

Nobel’li yazarın objektifinden İstanbulHayatın Renkleri
Turgay Olcayto
Ozan Yayınları

Turgay Olcayto, günlük yaşamımızdan söz ediyor, denemelerini usta Türk şairlerinin  şiirlerinden biriyle noktalıyor. Örneğin demokrasiyi, uluslararası bağlamda, Güney Amerika’ya göndermelerle tartışıyor.

Özdemir Asaf’ın ‘Adalet’ şiirinden alıntıyla noktalıyor:

İnsansız adalet olmaz
Adaletsiz insan olur mu?
Olur, olmaz olur mu?
Ama, olmaz olsun

Deneme sevenler için iyi bir toplam.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

‘Dünya diye bir yer’

İstanbul Modern’de, uluslararası üne sahip Selma Gürbüz’ün eserleri sergileniyor.

Oya Eczacıbaşı, sanatçının kataloğuna yazdığı Önsöz’de Gürbüz’ün sanat dünyasındaki yerine değiniyor:

“İstanbul Modern’in Türkiye sanat ortamındaki kadın sanatçıları görünür kıldığı sergilerine Selma Gürbüz ile devam ediyoruz.

Otuz beş yıllık sanat pratiğinde hem Doğu hem de Batı kültürüne ait öğeleri bir arada kullanarak, kendine özgü bir imge dağarcığı oluşturan Selma Gürbüz’ü Türkiye’de ilk defa bir müze çatısı altında gerçekleşen kişisel sergisiyle sanatseverlerle buluşturuyoruz.

‘Selma Gürbüz: Dünya Diye Bir Yer’ adlı sergide, İstanbul Modern ve British Museum başta olmak üzere çok sayıda müze ve özel koleksiyonda çalışmaları bulunan sanatçının 100’ün üzerinde yapıtı yer alıyor.”

Sergi ziyaretçileri bence önce katalogdaki Biyografi bölümünü okumalı.

Öykü Özsoy, ‘Zamansız İmgelerle Yeni Bir Dünya Kurmak’ yazısında, sanatçının ilham kaynağını saptar:

“Gürbüz’ün ilham aldığı Anadolu söylencelerinde, Doğu ve Batı mitolojilerinde, Şamanizm anlatılarında, İran, Hint, Türk minyatürlerinde gördüğümüz hayvan başlı, insan vücutlu varlıklar ucubeler değil, aslında doğayla bir ve bütün olmayı simgeleyen yaratımlardır.”

Füsun Yalçınkaya’

Yazının Devamını Oku

Muammer Sun’un ardından

Aramızdan ayrılışından kısa bir süre önce, TRT Ankara Radyosu Çoksesli Korosu’nun kurucusu, değerli sanatçı Muammer Sun, TRT’de yapılan 50’nci yıl kutlama töreni ve konserine katılmıştı.

O törende CSO’yu (Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası) ünlü şefler yönetti.

TRT Genel Müdürü İbrahim Eren, açılış konuşması yaptı.

Törende Muammer Sun ve koronun ilk yan pedagogu Müfide Özgüç de törende bulundular.

Muammer Sun, koronun kuruluşunu anlattı:

“İzmir, Adana, Diyarbakır, Trabzon, İstanbul, Ankara’da 950 kişi dinledik. Bunlardan 128 kişiyi seçtik. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda kurs yaptık. Kurs sonunda kazananlardan 56 kişiyi TRT Ankara Radyosu Çoksesli Korosu’na sanatçı olarak dahil ettik. Eğitim öncesinde ve sonrasında devam etti.

Bugün 50. yılı kutlanıyor ve ben büyük mutluluk duyuyorum. Ekip halinde yaptık bu işi. 50 yıldır konserler, müzik yapan harika bir kuruluşumuz Ankara Radyosu Çoksesli Korosu.

Ben kendi adıma ve arkadaşlarım adına övünç doluyum. TRT’yi kutluyorum, 50. yılı kutladığı için.”

Yazının Devamını Oku

‘Sanki benim morsalkımlı bağım var’

Ruhi Su’nun (1912–1985) LP’sinden sık sık mırıldandığım bir türküden dizeyi aldım yazımın başlığı olarak.

‘Seferberlik Türküleri ve Kuva-yi Milliye Destanı’ LP olarak çıktı. Onu dinlerken, konser yeri bulamadığı günleri hatırladım. Şişli’den Kadıköy’e uzanan yolculuğumuz onu dinlemek içindi.

AKM’de yapılan özel geceye gidenler genç kuşağın ilgisini bilir. Ruhi Su bize ne öğretti?

Türkülerin, Anadolu’nun acısını, mücadelesini, mutluluğunu yansıtışını büyüteç altına aldı.



İyi bir opera sanatçısının doğru icrasıyla türkülerin bizim kulağımızdaki tınısını yeniledi.

Yazının Devamını Oku

Pandemi günlerinin başucu kitabı

Yazar İlhan Başgöz’ün ‘Yunus Emre’sini okurken, onun yüzyıllar ötesinden çağdaş dünyayı nasıl yorumladığını algılıyoruz.

İnsanın belleğinde kalan adların başında benim için Yunus Emre gelir. Çünkü o, hayatın içindedir, kafamıza takılan maddi, manevi soruların yanıtını verir. Uhreviliğin dünyaya uzanan bağlantısıdır.

Uzun yıllar yurtdışında yaşayan, şimdi Türkiye’ye dönen İlhan Başgöz’ün ‘Yunus Emre’sini okurken, onun yüzyıllar ötesinden çağdaş dünyayı nasıl yorumladığını algılarız. Yunus üzerine birçok inceleme yapılmıştır, Başgöz o incelemeleri de değerlendirerek özgün yorumlar, saptamalar yapmış. Yunus Emre üzerine bildiklerimizi bu kitaptan sonra yeniden gözden geçirme gereksinimi duyacaksınız.


Yunus Emre
Yazan: İlhan Başgöz
Pan Yayınları

Hafif güldürünün, acı kınamanın örneği

“Yunus Emre bir halk şairi değildir. Yunus Emre’nin konuştuğu dilin halk dili olduğu yolundaki kanı da yanlıştır. Yunus’un dili çağının aydın sanatçısının dilidir. Bu dil bilinçli olarak halkın anlamasına açık tutulmuştur.”

Yazının Devamını Oku

Filiz Çağman’ın ve Emin Karaca’nın ardından

İki yakın dostumuzu art arda kaybettik.

Eski Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Filiz Çağman, Edirne’de aramızdan ayrıldı ve ebedi istirahatgâhına tevdi edildi.

Önceki akşam iyi karikatürist Semih Poroy, Filiz Çağman’ı kaybettiğimizin haberini verdi. Ertesi sabah da eski Kültür Bakanı İstemihan Talay aradı.

Talay, bakanlığı döneminde Topkapı Sarayı Müzesi’ne Filiz Çağman’ı atadı, restorasyonu da başlatmasını sağladı.

Çağman, 2005 yılında emekli olmuş, görevi İlber Ortaylı’ya teslim etmişti.

Yaşamı boyunca çalışmalarıyla müzecilik dünyasına büyük hizmetlerde bulundu, kitaplarıyla da kalıcı bilgileri bize bıraktı.

Birçok ödül aldı.

Nazan Ölçer

Yazının Devamını Oku

Necati Cumalı Mardin’de anılıyor

Necati Cumalı doğumunun yüzüncü yılında Mardin Artuklu Üniversitesi’nde anılıyor. Anmanın logosu şöyle:

‘Türk Edebiyatının Yaşlanmaz Şair Çocuğu’.

Çevrimiçi düzenlenecek sempozyumun paydaşları:

Türk Dil Kurumu

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü

Urla  Kaymakamlığı

Urla Belediyesi

Kaleme aldığı şiir, hikâye, roman, oyun ve deneme türündeki eserleriyle Türk edebiyatına ve sanatına önemli katkılar sunan ve

Yazının Devamını Oku

Piano Duo Hera’nın ilk albümü

Piano Duo Hera, ünlü Alman piyanist Prof. Klaus Schilde’nin öğrencisi olan Koreli piyanist Hyun Sook Tekin ve Japon piyanist Satoko Mimura’nın bir araya gelmesiyle kuruldu. İkili Türkiye’de ve dünyanın çeşitli kentlerine konserler veriyor.

‘Dört El Brahms – Macar Dansları’ ilk albümleri.

Albüm kitapçığının başındaki bir Çingene şarkısının sözleri yer alıyor:

“Dinle, rüzgâr nasıl da dalların arasında kederli ve yumuşak ağıt yakıyor;

Tatlı yârim, ayrılmalıyız: İyi geceler.

Ah ne mutlu ki, kollarında dinlendim,

Ama ayrılık vakti yaklaşıyor, Tanrı seni korusun.

....

Gece karanlık, iğne kadar bir yıldız ışığı bile yok.

Yazının Devamını Oku

Nâzım’ı dinleyerek okumak

Büyük şiir ustasının destansı kitabı ‘Kuvâyi Milliye’yi bir de dinleyerek okuyun... Genco Erkal’ın görüntülü yorumuyla yayımlanan kitaptan çok farklı bir lezzet alabilirsiniz.


Kuvâyi Milliye
Nâzım Hikmet
Yapı Kredi Yayınları

Nâzım Hikmet’in ‘Kuvâyi Milliye’ kitabının ciltli baskısı yayımlandı.

Şiirin büyük ustasına ben, sadece yazdıklarıyla değil, diğer edebiyatçılara katkıları nedeniyle de saygı duyarım.

Edebiyat dünyasında eleştirilerin, dostlukların çizelgesi yapılmıştır.

Belleğimde kalan, Nâzım Hikmet’in bir yazıdan sonra Maçka’da Abdülhak Hâmid’in evine giderek, ona saygılarını sunmasıdır.

Yazının Devamını Oku

T.S. Halman Çeviri Ödülü Kurtuldu’nun

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) düzenlediği Talât Sait Halman Çeviri Ödülü’nü kazanan belli oldu.

Bu yıl ödül Yan Lianke’nin 1997 tarihli romanı ‘Günler Aylar Yıllar’ın çevirmeni Erdem Kurtuldu’ya verildi. Roman, Jaguar Yayınları tarafından yayımlandı.

Erdem Kurtuldu kimdir?

1981 yılında İstanbul’da doğdu. 2006 yılında Ankara Üniversitesi DTFC’nin Sinoloji bölümünden mezun olduktan sonra, Çin hükümetinden kazandığı bursla Pekin Dil ve Kültür Üniversitesi’nde Çince eğitimine devam etti.

2012 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Mo Yan’dan ‘Kızıl Darı Tarlaları’, ‘İri Memeler ve Geniş Kalçalar’, ‘Yaşam ve Ölüm Yorgunu’, ‘Değişim’, Yan Lianke’den ‘Patlama Kayıtları’, Yu Hua’dan ‘Kanını Satan Adam’ı Türkçeye çevirdi.

Ödül seçici kurulu aşağıdaki adlardan oluşuyor:

Doğan Hızlan (Başkan)

Sevin Okyay

Ayşe Sarısayın

Yazının Devamını Oku

Hoş geldiniz hocam teşekkürler Koca

Bir gece yarısı telefonuyla haberdar olmuştum İlhan Başgöz’ün durumundan.

Hoca kendi hastalığıyla mücadele ettiği Amerika’da ülkesine dönmeye çalışırken pandemi kısıtlamaları nedeniyle çaresiz kalmıştı. Telefonda ülkesine dönme isteğini anlattılar. Hemen çare düşünmeye başladım, uyuyamadım.

Dün gece uçaktaki fotoğrafını görünce de tatlı bir rüyaya daldım.

Konuyu özetlemek isterim:

Bilim insanı İlhan Başgöz, hocalık yaptığı Indiana’da birçok hastalıktan mustaripti ve Türkiye’ye dönme arzusunu açıklamıştı.

Bir pazar günü aziz dostum Dr. Fahrettin Koca’yı telefonla aradım, durumu izah ettim.

İlgileneceğini söyledi. Bunca iş arasında, bir salgın döneminde bu olaya kendini adamasına teşekkür borçluyum.

Dr. Koca’yı yakından tanırsanız, abartısız kişiliği sizi etkiler. Ben Cumhurbaşkanı seçiminin ardından Ankara’ya kutlamaya giderken uçakta tanıştım, yanımdaki koltukta oturuyordu.

Bana Sirkeci’deki I. Abdülhamid külliyesiyle ilgili yazımdan söz etti, tarihi yarımadanın önemine değindi, az kişinin ilgileneceğini düşündüğüm bir konuda konuşuyordu.

Yazının Devamını Oku

Ara Güler’in İzmir’i

İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde Ara Güler’in İzmir fotoğraflarının yer aldığı ‘Merhaba İzmir’ sergisi açıldı geçen yıl.

O serginin de bir kataloğu yapıldı.

Kataloğun başında ‘Arkas Sanat Merkezi’ binası hakkında bilgi veriliyor.

Lucien Arkas, Önsöz’de hem fotoğraf hem Ara Güler üzerine düşüncelerini yansıtıyor:

“Yaratıcı fotoğrafçılığın uluslararası alanda ün kazanmış en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Ara Güler genç yaşlarından itibaren, tüm hayatını fotoğraf makinesi kadrajından izlemiş, bizlere de gördüklerini tüm içtenliği ile aktarabilmiş büyük bir sanatçı.

Bugüne kadar 21 sergiye ev sahipliği yapmış olan Arkas Sanat Merkezi’nde, Ara Güler’in fotoğraflarını farklı yaş gruplarından birçok ziyaretçi ile buluşturabilmekten büyük mutluluk duyuyordum.

Ara Güler’in kendisinin de her zaman dediği gibi, ‘İnsanlar bakarak görerek, yaşayarak bir şeyler öğreniyor değil mi?

Ben de baktım, gördüm, yaşadım, öğrendim işte. Bir de çektim... Haydi merhaba!’...”

Yazının Devamını Oku

Doktor tavsiyesidir

Sevgili Osman Müftüoğlu, pandemi döneminde hangi bestecilerin derdimize deva olacağını yazmayı bana havale etti.

Doktorların her isteğinin karşılanması gereken bir dönemde bu talebi hemen yerine getirdim. Eğer bu yolla faydam olursa ben de artık kendimi doktor yardımcısı olarak göreceğim.

Bence doktor artık reçetelerine bu listeyi de eklemeli. Böylece ben de doktor onaylı liste yayınlarım.

Üç bestecinin de adını veriyor.

Beethoven, Mahler, Chopin.

Elbet bunları dinleyerek hem maddi hem de manevi sıkıntımızı gideririz.

Hiç kuşkusuz bunlara ekleyeceğim adlar da var.

Beethoven’dan başlayalım, senfoniler çok bilindik, çok icra edilen eserleri olduğu için tavsiye listesine yazmadım.

Şu anda piyano sonatları büyük rahatlıktır.

Yazının Devamını Oku

Okumayı dört gözle beklediklerim

Yeni yılda iki kitabı çıkar çıkmaz okuyacağım: Hilmi Yavuz’un şiirlerini ve Orhan Pamuk’un romanını.

MEHMET AKİF ERSOY İÇİN YENİ KİTAPLAR

Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı İstiklal Marşı’nın ulusal marş olarak kabulünün 100’üncü yılı. Yayınevleri, üniversiteler, bu marş ekseninde onun eserlerini, düşüncesini inceleyen toplantılar, sempozyumlar düzenlemeli. Hiç kuşkusuz marşın bestecisi Zeki Üngör’le orkestrasyonunu yapan Edgar Manas da unutulmamalı. Meclis’te şiiri okuyan Hamdullah Suphi Tanrıöver’in de gündeme getirilmesini öneriyorum. Okuma listenizde Beşir Ayvazoğlu’nun Mehmet Akif üzerine yazdığı ‘1924 Bir Fotoğrafın Uzun Hikâyesi’ isimli kitabı mutlaka bulunmalı.

YENİ YILDA İYİ ÇEVİRİLER

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen Talât Halman Çeviri Ödülü’nün değerlendirmelerinde dört çevirmen finale kaldı. Böylece kısa liste belirlenmiş oldu. Bu liste içinden kazanan kitap bu ay belli olacak:


Yan Lianke, ‘Günler Aylar Yıllar’, çevirmen: Erdem Kurtuldu


Yazının Devamını Oku

Beklemeyi, tahammülü, umudu öğrendik

Ev günlerinde, hafızamın derinliklerinden Aziz Mahmut Hüdai çıkıp geldi:

“Günler gelip geçmektedir

Kuşlar gibi uçmaktadır

Ehli-i fesadın yeri nar

Ehl-i salâh uçmaktadır”.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ı çağrıştırır Aziz Mahmut Hüdai.

Aylardır sokağa çıkmayınca, evde yaşamanın bütün sınırlarını zorladım, sırlarını öğrendik/öğrendim.

Şair Nedim “Tahammül mülkünü yıktın” demişti. Çoğumuz evde kalarak tahammül mülkünün sağlamlığını, yıkılmazlığını gördük.

Dışarıya, işyerimize gidince, günün telaşına, ritmine kapılıyorduk, dost sohbetlerine dalıyorduk.

Yazının Devamını Oku

Fikret Muallâ: ‘Yalnız ve Yaralı Bir Hayat’

İzmir’de ‘Folkart Gallery’de açılan Fikret Muallâ sergisi, pandemi nedeniyle çok kısa süre açık kaldı.

Ancak sergi için hazırlanan katalog, ressam hakkında bir referans kitap olma özelliğini taşıyor.

İstanbul’da başlayıp Fransa’da sonlanan bir hayatın bütün trajedisi, yaratma sürecindeki ıstırapları, dostları tarafından yazılan mektuplar, belleğimizde silinmeyen izler bırakıyor.

Bir mektubunda ne yazmıştı:

“Acılar sayısız derecededir”.

Devletin, dışişleri bakanlarının sanata ilgi ve saygı göstermelerini her zaman destekledim.

Fikret Muallâ, 1967’de Fransa’da öldü ve gömüldü.

1974 yılında Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

İlhan Başgöz’ün memleket hasreti son buluyor

Türkçeyi ve Türk folklorunu dünyaya tanıtan Prof. Dr. İlhan Başgöz (97) uzun yıllardır ABD’deydi. Bu ülkede kanser tedavisi gören ve şimdi pandemi nedeniyle seyahat edemeyen İlhan Başgöz Türkiye’ye dönmek istiyor. ÂBu konudaki mektup elime geçince hemen yakından tanıdığım, saydığım İlhan Başgöz’e kol kanat germesi için Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı aradım. Bakan Koca da durumdan haberi olduğunu belirtti.

Cumartesi gece yarısında Umut Özkan imzalı bir e-mail aldım. Türk halk edebiyatının uluslararası önemdeki bilim insanı İlhan Başgöz’ün Amerika’da, Indiana’da hasta olduğunu bildiriyordu. Daha sonra da hocanın yanında olan Balım Yetkin’le telefon görüşmesi yaptım. Başgöz’ün Türkiye’ye dönmek, yurdunda iyileşmek isteğini söylemişti. Indiana Üniversitesi Ural-Altay Dilleri ve Folklor Enstitüsü’nde profesör ve Türkçe programının direktörlüğünü uzun süre yürüten ve oradan emekli olan Başgöz’ün son dönemde yaşadıklarını ve bana yazma sebebini şöyle açıklıyordu edebiyat öğretmeni Umut Özkan:

‘İLHAN HOCA ADINA YAZIYORUM’

‘Bu duyuruyu İlhan Hoca adına yazıyorum. İlhan Hoca hepimizin bildiği gibi yüz yaşına merdiven dayamış durumda. Yıllardır kanser tedavisi görüyor. Buradan sizlere doğrudan seslenme olanağı maalesef yok. Son iki yıldır sağlık durumu giderek ağırlaşıyor ve ağustos ayında yatağından kalkmaya çalışırken düşmesi sonucunda kaburgaları kırıldı. O tarihten beri yatağından kalkamıyor ve tedavisi salgın nedeniyle evinde yürütülmeye çalışılıyor. Sık sık hastaneye gitmesi gerektiği için mevcut koşullarda türlü zorluklarla karşılaşıyor. Bir yılı aşkın zamandır ısrarla Türkiye’ye dönmek istemesine rağmen küresel salgın ve sağlık durumu nedeniyle olağan yollardan bunu gerçekleştirmesi mümkün olamadı.’



DİLERİM EN KISA SÜREDE GELİR

Yazının Devamını Oku

Ruhi Su’nun anısına

Geçen hafta türküleri dinlerken Nâzım Hikmet’in bu şiirinden dizeleri mırıldanmaya başladım.

Birkaç dize daha okuyalım:

“İnsanların türküleri kendilerinden güzel,

kendilerinden umutlu,

kendilerinden kederli,

daha uzun ömürlü kendilerinden.

Sevdim insanlardan çok türkülerini.

İnsansız yaşayabildim

türküsüz hiçbir zaman.

Yazının Devamını Oku

Rafların yıldızları

Belki çoktan hatmettiniz, belki de aklınızda ama bir türlü okumaya fırsat bulamadınız. Her beğeninin zirvesinden önerilerim var: İster roman, ister inceleme, belki isterseniz tadı hiç eskimeyen, daha ‘zamansız’ bir kitap...

AYFER TUNÇ - OSMAN

Mirasyedilerin umutları, hayalleri, gerçeklerle karşılaştıklarında davranışları. Dışardan görünenle içerde yaşananların trajik dünyaları. Cilanın döküldüğü o anların başarılı tasviri...

JOHN LE CARRÉ - SOĞUKTAN GELEN CASUS

Kısa süre önce kaybettiğimiz yazarın en çok beğenilen, en çok okunan kitabı. Yılın listesine bu yüzden girdi. Soğuk Savaş’ın soluk soluğa günlerinde casusların mücadelesi. Bu alanın kitaplarını inceleyenlerin yargısı şu: “Tüm zamanların en iyisi.”

AYDIN BÜKE - BEETHOVEN

Yazının Devamını Oku

Sadberk Hanım Müzesi’nden seçkiler Meşher’de

‘Maziyi korumak’ başlığı altında Sadberk Hanım Müzesi’nden 200’ü aşkın eser ‘Meşher’de sergileniyor. Sergilenen eserler, müzenin Arkeoloji ve Türk–İslam Sanatı koleksiyonlarından seçildi. Etkinlikler müzenin kuruluşunun 40’ıncı yılı dolayısıyla gerçekleştiriliyor.

İstiklal Caddesi’ndeki Meşher’de sergilenen eserler, MÖ 6. bin yıldan 20. yüzyıla uzanan bir zaman dilimini kapsıyor.

Sergi için hazırlanan ‘Maziyi Korumak’ başlıklı kataloğun ilk sayfasında, Boğaz’daki müzenin fotoğrafı yer alıyor.

Ömer M. Koç, kataloğun Önsöz’ünde müzenin özelliğini, içindeki eserleri anlatıyor:

“Sadberk Hanım Müzesi’nin 14 Ekim 1980’de kurulduğu günden itibaren büyük bir heyecanla üstlenmiş olduğu ana hedefi, kültürel mirasımızın birer parçası olan eserlerin muhafaza edilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır.

Müzemizin Arkeoloji Bölümü’nden seçilen eserler Anadolu uygarlıklarını kesintisiz bir kronolojiyle ve çarpıcı örneklerle ziyaretçiye gösteriyor.”

Katalogda, Sadberk Koç’un bir fotoğrafı var.

Giriş’i ‘Bir Zaman Yolculuğu’ başlığıyla Hülya Bilgi yazmış. Sonraki sayfalarda açılışlardan, müze ziyaretlerinden fotoğrafları görebiliyoruz.

Sadberk Hanım Müzesi Müdürü, serginin küratörlüğünü yapan

Yazının Devamını Oku

Armağan haftası

Armağanların belli zaman dilimine sıkıştırılmasından yana değilim. Ama genel anlayışa uyarak gene de ara sıra hatırlatma yazılarını ihmal etmiyorum.

Elbette benim için birinci armağan kitaplardan seçilmeli. Seçerken ödül kazanan kitapların listesini gözden geçirin. Bir yılın öne çıkan kitaplarını okursanız, Türk ve dünya edebiyatının seyrini öğrenmiş olursunuz.

Yıllar önce, kitap dergilerinin olmadığı dönemlerde, yeni yayınları izleme olanağı yoktu. Ayrıca bugünkü gibi büyük kitabevleri de yoktu, seçimde hepimiz zorlanırdık. Şimdi büyük kitapçılarda konu sınıflaması yapıldığı için çocuğunuzla birlikte gidebilirsiniz.

Aslında birçok tanıdığım, uzun tatil günlerinde ve evde geçirecekleri geniş zamanlarda kendilerini yormayacak, dikkat yoğunluğu istemeyen kitap adları vermemi istiyorlar.

Okur profili değişti, şimdi yerli ve yabancı polisiye kitaplara ilgi çoğaldı. Düzenlediğim istek listelerinde ağırlık bu tür kitaplarda.

Eski yıllarda hafif aşk romanları revaçtaydı. Beyaz diziler, Barbara Cartland romanları şaşırtıcı sayıda baskı yapardı. O roman anlayışındaki Türk yazarlarının kitapları da çok satıldı. Aşk romanları sinemaya da aktarıldı.

Kısa bir süre önce eski dönemin ünlü yazarlarının yeni baskıları yapıldı ama okurun ilgisini çekmedi.

Onların yerini yeniden yayın dünyasına sunulan, Türk edebiyatının kurucu yazarlarının kitapları ilgi gördü. Çoğu bugünün Türkçesine aktarıldı.

Telifleri düşen birçok yazarın kitapları farklı yayınevleri tarafından değişik baskılarla okura ulaştırıldı. Bu adların başında

Yazının Devamını Oku