Paylaş
Türkçenin, yalnızlığın, gönlün yazarıydı.
İnci Enginün, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı kitabında, Necati Tosuner için “sakatlığını hemen hemen bütün eserlerine yansıtmış bir yazardır” diyor.
Kuşkusuz bu doğru bir saptamadır. Yalnızca, daha adından haberci Kambur kitabında ya da çocuklar için yazdığı kitaplardan biri olan ve kambur bir dayıyı anlattığı Dayım Balon Olmuş’ta açıktan işlememiştir bunları Tosuner, o her türden ‘ruh sakatlıklarını’, yalnızlıkları da katarak tüm edebiyatına rota bellemiştir.
Kambur’un arka kapak yazısındaki bir cümle Tosuner’in gerek yazarlığını gerek kişisel acısını dile getiren anahtar bir sözdür: “Dört yaşından beri sakatlığını yaşıyor.”
İşte Tosuner’in dünyası bu tema çevresinde, bunu eksen alarak gelişir.
Necati Tosuner
Gerçekten de sağlıklı insanlar arasında yaşama savaşı veren bir insanın iç dünyası ve toplumdaki gerçeklerle kesişmesi Tosuner’in öykülerini oluşturur. Büyük acılarla, kırgınlıklarla, küçük sevinçler iç içedir. Tosuner’in kimi öykülerinde birdenbire yağan yağmuru ve ardından çıkan güneşi fark edersiniz. Böylece doğanın esirgediklerinin acısını çeken birinin hayatında sevinç hemen parıldayıp bulutlara karışan bir güneş gibidir...
Necati Tosuner edebiyatında olan biten nedir: Önce gerçekten fiziksel eksikliğini yaşayan birinin bunu örteceğine üstüne üstüne giderek insanların en vahşi kesitini vermesi, diğer yandan da iç dünyası ile baş başa kalan birinin toplum karşısındaki tavrı ve davranışları. Özellikle böyle birinin cinsel sorunlar konusunda düşündükleri. Buna rağmen Tosuner’in yazdıkları topluma ve insan sevgisine sırt çevirmiş bir dünyanın ürünleri değildir. Onlar bir durumu kabullenen, ama bu kabullenmeyi de insanı sarsacak bir Çehov sakinliğinde veren yazılardır.
Ben, edebiyatımızda Almanya olgusu üzerine çok yazdım. Görmezden gelinemez bir önemdedir. Necati Tosuner’in de böyle bir romanı var: Sancı.. Sancı... Bununla ilgili bir anımı anlatayım önce:
Yeni Gazete’de Necati Tosuner’in Sancı.. Sancı... romanını tefrika etmeye karar verdik. O roman Türk Dil Kurumu Ödülü’nü kazanmıştı. Tefrika ettiğimiz kitabını daha sonra da yayımlayabilmek için, Necati’den opsiyon istedim. Yani birtakım yasal ve ekonomik düzenlemeler için bize biraz süre vermesini istedim. Nedense bunu, kitabı yayımlama heyecanıyla Yeni Gazete’nin karanlık koridorlarında konuşuyorduk. Necati opsiyon isteğime cevap olarak “O zaman telifi yüksek tut, sen de payını alırsın” dedi. Kulaklarım ağır işittiği için tam olarak ne demek istediğini anlamadığımı söyleyerek “Ne payı Necati?” diye sorduğumda, “Yahu komisyondan alacağın pay, ne payı!” dedi. Onun da kulakları ağır işittiğinden, meğer opsiyon ile komisyonu karıştırmış. Haliyle “Senden opsiyon istiyorum” dediğimde “komisyon” olarak anlayıp öyle devam etmiş. Gerçek ortaya çıkınca kahkahalarımızın sonu gelmemişti.
Sancı.. Sancı... yalnız bir otobiyografik eksen çevresinde oluşan bir roman değil. Almanya olgusuna bir başka bakış açısı getiriyor. Almancıların yaşam dünyasını değişik bir zenginlikle anlatıyor. Gerçekten de Almanya’da yaşayan kişiler roman ve hikâyemizin zengin bir ham malzemesi olarak işlenmişlerdir. Tosuner bu işlemeye bir yenilik getiriyor. Evet, orada yaşayan işçi kesiminin dertlerini, sıkıntılarını anlatıyor ama bireysel tedirginliklerine ağırlık veriyor. Hiç kuşkusuz bireysel tedirginliklerin yoluyla da onların Alman toplumundaki yabancılaşmalarını ve soyutlanmalarını aydınlatıyor.
Almanya’ya gidenlerin, geride kalanlara duyduğu özlem çok yinelenen konulardan oldu. Onları gözlerinde yurt tüten insanlar topluluğu olarak da yorumlayan yazarlar çıktı. Oysa Tosuner, bütün bu tedirginliklerine, yerleşememişliklerine rağmen oradan dönmek istemeyenleri anlatıyor. Aslında dönmek ile kalmak arasındaki ikilemi yaşayan insanların trajedisi ilgi çekici geliyor.
Tosuner deyince Türkçeyi unutmamak gerek. Dile çok titizlenen, Türkçeyi geliştiren yazarlardandı Tosuner.
Öyküler, romanlar, çocuk kitapları, denemeler yazdı. Denemelerini özellikle salık veririm. Son kitabı da Gönülde Kitap’tı. Hepimizin gönlünde...
Kitaplarında yaşayacak...
Paylaş