Paylaş
Sözcükler dergisinin 119’uncu Ocak-Şubat 2026 sayısı ‘Memet Fuat 100 Yaşında’ kapağıyla çıktı.
Kültür Durakları: Memet Fuat-Cevat Çapan
Turgay Fişekçi, 25 Temmuz 2023 günü Cevat Çapan ile birlikte ASKEV’de (Bilginer - Metin Ayvalık Sanat Kültür Eğitim Vakfı) yaptıkları konuşmanın bant çözümüne yer vermiş dergide:
KUSURSUZ BİR AHLAKIN TEMSİLCİSİYDİ
“Hoş geldiniz. Bugün kültür tarihimizin ve kültür dünyamızın çok önemli kişiliklerinden biri olan Memet Fuat üstüne konuşacağız Cevat Abi’yle birlikte. Cevat Abi onu çok eski yıllardan bu yana tanıyor: O yüzden ben kısa bir giriş yapayım, onu nasıl tanıdığımı anlatayım. Çünkü Memet Abi’yi tanıdığım Yazko yıllarında, 1980’de Cevat Abi Amerika’daydı, aramızda değildi. Sonra 80’lerin ortalarında hepimiz Adam Yayınları’nda bir araya geldik.
Yetişme yıllarımda Memet Fuat öncelikle bilincimde bir imge olarak yer etti. Çünkü şöyle bir efsane dolaşıyordu: Memet Fuat, Nâzım Hikmet’in oğluydu. Baktığınız zaman gerçekten de ona çok benziyordu. Nâzım Hikmet gibi yapılı, boylu boslu, mavi gözlü, sarı kızıl saçlı. Hani hiç kimse diyemez ki bu Nâzım Hikmet’in oğlu olamaz. Ama gerçek öyle değil tabii. Piraye ile Nâzım Hikmet’in tanışmasından 4 yıl önce dünyaya gelmiş Memet Fuat.
Memet Fuat her şeyden önce örneği pek görülmeyen bir ahlakın insanıydı.
Marksizmle soyluluğun kusursuz bir bileşiminden oluşuyordu bu ahlak anlayışı.
Marksist yanı Nâzım Hikmet’ten, onunla çocukluk ve gençliğini paylaşmış olmasından, sonra da elbet bu dünya görüşünü çağdaş bir aydın olarak benimsemesinden geliyordu; soylu yanı ise annesi Piraye Hanım’ın sarsılmaz ahlakçılığından. Bu iki benzersiz insanın kültür birikimleri üzerinde gelişmiş benzersiz bir kişilikti. Onlarla o denli bütünleşmişti ki Nâzım’ın annesine veremediği “bahçesinde ebruli hanımeli açan evi” kendisi yapmıştı.
1980’de tanıştık. Hemen hiç aralıksız ölümüne dek süren bir çalışma arkadaşlığımız ve dostluğumuz oldu. Olaylar karşısında ilkelerinden hiç ödün vermeyen, düşüncelerine onun kadar içtenlikle bağlı bir insan çok az gördüm diyebilirim.”
NOTOS 106. SAYI/ OCAK- MART 206
SEVGİ SOSYAL - KARİN KARAKAŞLI
Sevgi Soysal edebiyatımızın ayrıksı bir yerinde durur. Orada kendisini bütün yüzüyle gösterir. Onun okurlar, yazarlar ve tanıyanlar tarafından çok sevilmesinin duygusal nedenleri olduğu gibi herhalde ondan da önce yazdıklarının her şeyiyle benimsenmesi var. Bugün geriye dönüp bakıyoruz, parıltısı yaşadığı günlerden hiç mi hiç eksilmemiş.
BENZEMEZ KİMSE SANA TANTE ROSA
Kimse Tante Rosa yaşamadı diyemez. Sağ değil, hayatta değil, canlı.
Yenilmeyi bildiği oranda yenilmez. Kendiliği için koca bir dünya. Ne mutlu yolu onunla kesişmiş olanlara.
İçinde yer aldığı kitabın, elinden çıkan yazarın önüne geçen, onlardan bağımsızlığını ilan ederek macerasına koyulan kahramanlar var. Tante Rosa bu kategorinin en göz alıcı örneklerinden biri. O yüzden Tante Rosa dediğimiz de bir kitap değil.
Kanlı canlı bir kadın belirir gözümüzün önünde. Göbek bağını kendi kesen, zaman ve mekânı aşarak dünya üzerinde farklı kuşaklardan her kadına, her okura eşlik eden bir yoldaş. Üstelik kendisi yollarını hep tek basına yürümüşken...
SEVGİ SOYSAL’IN ALIMLANIŞINDAKİ DEĞİŞİMİN İZİNİ SÜRMEK - Egem Atik
Sevgi Soysal’ın 12 Mart öncesi eserlerindeki karakterler aktif siyaset içinde yer almaz, ancak bu durum onların karşılaştıkları sorunların bireysel düzleme indirgenebileceği, politik bir nitelik kazanmadığı ve bu yüzden önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Paylaş