Mehmet Seyda’dan 26 yazarın anatomisi

Yeniden yayımlanan ‘Edebiyat Dostları’nın bugün de kaynak kitap özelliğini koruması, yüz yüze konuşmaları yapanın bilgili ve donanımlı olmasının yanı sıra iyi bir öykücü ve romancı olmasından kaynaklanıyor.

İyi öykü ve roman yazarı Mehmet Seyda’nın (1919-1986) Türk edebiyatçılarının öznel tutanağı diye tanımlanabilecek ‘Edebiyat Dostları’ kitabı nice yıllardan sonra yayımlandı. Portreleri de türün ustası Semih Poroy çizdi.

Kitabın önemi, bu yazarların tümünü de Mehmet Seyda’nın tanımasından geliyor.Mehmet Seyda’dan 26 yazarın anatomisiMehmet Seyda, bugün hak ettiği kadar okunmayan, incelenmeyen bir yazardır. Önemli ödüller kazanmıştır. Bunların başında rumuzla yarışmaya katıldığı ‘Bir Gün Büyüyeceksin’ romanı gelir.

Bir kentin öyküsünün ustaca yazılmasının örneğidir ‘Zonguldak Hikâyeleri’ mesela.

Değişik işlerde çalışmış olan Seyda, oralarda tanıdığı, gözlemlediği malzemeyi eserlerinde işlemiştir.

Yakından tanıdığım edebiyatçı dostlarımdan biri olan Seyda’nın birçok meslektaşını nasıl desteklediğini benim kuşağım iyi bilir.

Onlardan aldığı bilgiyi, okumaları, araştırmalarıyla tamamlar. Yazdığı kişinin hem doğru biyografisini öğreniriz hem de kitapları üzerine eleştirmenlerin, edebiyat tarihçilerinin yararlanacakları bilgileri.

Yazarların kendilerini anlatmaları güç bir iştir, bazen her şeyi söylemek istemezler ama onları yakından tanıyorsanız, kitaplarını okumuşsanız, bir yerde bulamayacağınız gizleri bu yazılardan çıkarabilirsiniz.

Yorumlar, göndermeler bazen de ince bir ironi

Mehmet Seyda’dan 26 yazarın anatomisiKırmızı Kedi Yayınları

‘Edebiyat Dostları’nın bugün de başvuru, kaynak kitap özelliğini koruması, yüz yüze konuşmaları yapanın bilgili ve donanımlı olmasının yanı sıra iyi bir öykücü ve romancı olmasından kaynaklanır.

Portrelerin içeriğinde, kişiliğiyle ilgili yorumlar, göndermeler de yer alır. Kimi zaman ince bir ironi de portreyi tamamlar.

Bir kimliğin oluşmasında, dostlukların, buluşmaların, toplantıların, serüvenlerin de etkisi büyüktür, hiç kuşkusuz bu, onun yazısına da yansır.

1970’te ilk yayımlandığında kaleme aldığı ‘Edebiyat Dostları Üzerine’ yazısında kitabın özelliğini şöyle belirtir:

“Yalnız roman, yalnız şiir, yalnız hikâye değildi edebiyat; eleştiri, deneme, inceleme, biyografi gibi kendine yardımcı türleri de içine alır, onlarla bütünlenerek yürür, gelişir.

Onun için gerçek ‘edebiyatsever’in sadece romancıyı, hikâyeciyi, şairi merak etmeyeceği, sanatçıyı destekleyen, yeren, sanatı değerlendiren kimselerin bu yola girişlerini açıklayan yaşama hikâyelerini de öğrenmek isteyeceği kanısındayım.”

Bir roman, öykü tadında okuyacağınız, zaman zaman başvuracağınız kaynak bir kitap.

KİMLERİN PORTRELERİ VAR?

  • Oktay Akbal
  • Tahir Alangu
  • Burhan Arpad
  • Hayati Asilyazıcı
  • Asım Bezirci
  • Adnan Binyazar
  • Hüsamettin Bozok
  • Hasan Âli Ediz
  • Konur Ertop
  • Sabahattin Eyüboğlu
  • Hasan İzzettin Dinamo
  • Vedat Günyol
  • Rasih Güran
  • Doğan Hızlan
  • Selâhatin Hilâv
  • Attilâ İlhan
  • Muhtar Körükçü
  • Fethi Naci
  • Nermin Menemencioğlu
  • Rauf Mutluay
  • Yaşar Nabi Nayır
  • Fahir Onger
  • Sezer Tansuğ
  • Muzaffer Uyguner
  • Nermi Uygur
  • Suut Kemal Yetkin
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Son zamanların çok kullanılan kavramı: Tasarım

Birçok mağazanın vitrininde tasarım sözüne rastlıyoruz. Kuaförlerin bile kullandığı bir kavram tasarım.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, VitrA sponsorluğunda ve Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlenen 5. İstanbul Tasarım Bienali, bugün başlıyor.

Bienal bu sene, sergiler, kamusal alanda yer alan açık hava yerleştirmeleri ve dijital video serileri olmak üzere üç farklı formatta izleyicilerle buluşuyor.

Sergi mekânlarındaki projeler 15 Kasım tarihine kadar ziyarete açık olurken; şehirdeki müdahaleler, araştırma projeleri ve video serileri ise 30 Nisan 2021’e kadar gelişerek devam edecek.

Bienalin teması Empatiye Dönüş: Birden fazlası için tasarım ne anlama geliyor?

Günümüzde empati sözcüğünü başka insanlarla kurulan bir bağı anlatmak için kullanıyoruz. Oysa terimin orijinal anlamı hislerin nesnelere ve doğal yaşama aktarılmasını vurguluyordu. 5. İstanbul Tasarım Bienali de bu anlamdan aldığı ilhamla tasarım için yeni bir rol tanımlamayı hedefleyen fikirlere ve projelere ağırlık veriyor.

Bu bienal tasarımı çevremizdekilerle aramızda bir arabulucu gibi konumlandırıyor. Aynı zamanda dünyayı ve içinde yaşayan sayısız canlıyı algılamak için bir araç olarak görüyor.

PANDEMİ ŞARTLARINAUYUM SAĞLAYAN PROGRAM

5.İstanbul Tasarım Bienali Ekim 2020’den Nisan 2021’e dek yavaş yavaş değişen ve gelişen bir bienal olacak.

Yazının Devamını Oku

Andel’in konçertoları

Tango bestecisi olarak tanıdığımız Necip Celâl Andel’in keman ve viyolonsel konçertolarını dinledim.

‘Mazi kalbimde yaradır’ın bestecisinin bir başka yanını tanıdım.

50 yıldır bir bavulun içinde bulunan, sonra ortaya çıkan bestelerin hikâyesini Nisan Özdoğan Aşkın’dan okuyalım:

“Aslında bu CD’nin hikâyesi, Necip Celâl Andel’in kız kardeşi olan babaannemin, bana içi nota dolu kahverengi eski bir bavulu vermesi ile başladı. ‘Bunların kıymetini sen ve Cihat bilirsiniz, en iyi şekilde değerlendirirsiniz’ demişti.

Bavulu açtığımızda, içinde basılı tango notalarının yanı sıra birçok da elyazısı nota bulmuştuk. Ancak içlerinde bizi en çok heyecanlandıran, daha önce hiçbir yerde çalınmamış, yayınlanmamış hatta varlığını kimselerin bilmediği keman ve çello konçertolarının elyazısıydı.

Necip Celâl, Keman Konçertosu’nu tamamlamış, ancak Çello Konçertosu’nu maalesef bitirememişti.

Cihat, bu iki eserin  de orkestrasyonunu yaptı. Eserlerin ilk seslendirilişini Cihat ile sevgili Rahşan Apay beraberce Eskişehir’de gerçekleştirdiler. Babaannem maalesef bunu göremedi.

Ben 1957 tarihinde vefat etmiş olan Necip Dayı’ya yetişemedim ama babaannemden dinlediğim  hikâyeleriyle ve bestelediği tangolarla büyüdüm.

Babaannemin anlattığına göre, eserlerini bestelerken önce kemanıyla çalar, gözlerindeki ağır katarakt yüzünden notaları kendi yazamaz, ancak yanından hiç eksik olmayan arkadaşları bu notaları kâğıda aktarırlarmış.

Yazının Devamını Oku

‘Bugün posta günü canım sıkılır’

Dali’nin, Frida’nın, Picasso’nun ailelerine, sevgililerine, dostlarına yazdıkları satırlar, onların eserlerini, fikirlerini ve ruh hallerini daha iyi anlamamızı sağlıyor.

Mektup, bir zamanlar ruhsal dengemizi sağlayan bir belgeydi. Beklediğimizden haber alamazsak cehennem azabı çekerdik. Hele o uzaklardaysa, asker ocağındaysa...

Çok bilinen, söylenen bir türküydü:

Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır

 Bugün posta günü canım sıkılır

Türk yazarları ve sanatçıları arasındaki mektuplaşmaların pek çoğu daha önce kitap haline getirildi.

“Sanatçı Mektupları – Leonardo da Vinci’den David Hockney’e”
Hayalperest Yayınları

Michael Bird’ün “Sanatçı Mektupları – Leonardo da Vinci’den David Hockney’e” kitabında birçok ünlü sanatçının çalışmalarının ardındaki yaşamlarını, yaratıcılık sürecindeki ruh hallerini bu mektuplardan öğreniyoruz. Böylece bu bilgilerin ışığında bu sanatçıların yapıtlarını da daha geniş açıdan değerlendirebiliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Meslek müzelerinin önemi ve Basın Müzesi

Her mesleğin müzesi, o alana emek vermiş olanların hatırlanmasını sağlar.

Birçok alanda meslek sahipleri kitap yazmamışlar, anılarını, izlenimlerini kaleme almamışlardır. Yaşadıkları ülkeye kazandırdıkları, mesleğine verdikleri emekler unutulur gider.

Oysa meslek müzeleri, kuşaktan kuşağa devrolunması gereken bilgileri, eşyayı aktarır.

Hâlâ bir genel edebiyat müzesi kuramadık. Müzik aletleri müzesi de öyle.

İstanbul’da Tevfik Fikret’in, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın, Sait Faik Abasıyanık’ın müzeleri yaşadıkları evlerdir. Bir de Haldun Taner Müzesi açılmıştır.

Ben yerel yönetimlerin, özellikle müze/ev çalışmalarına yatırım yapmalarını öneriyorum.

Hürriyet, aylar önce yazar evleri üzerine bir araştırma yayınlamış, yerel yönetimlere  çağrıda bulunmuştu.

Gazetecilik mesleği için büyük bir önem taşıyan Çemberlitaş’taki Basın Müzesi’nden söz edeceğim bugün.

ÖNEMLİ GAZETECİLERİN ANI EŞYALARI YER ALIYOR

Yazının Devamını Oku

Mersin’in edebiyat ödülü Toptaş’ın

Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nın (MTSO) ‘Mersin Kenti Edebiyat Ödülü’ bu yıl Hasan Ali Toptaş’a verildi.

Seçici kurul, yönetim kurulu başkanlığına ödülün amacını özetleyen bir yazı gönderdi:

“Ülkemizde ve Mersin’de edebiyat ilgisini geliştirmek ve ulusal ölçekte bir verime dönüştürmek, edebiyat okurlarının dikkatini nitelikli örneklere çekmek üzere; yapıtlarıyla Türk edebiyatının gelişmesine katkıda bulunmuş kişileri onurlandırmak, daha yaygın okunmasını sağlamak.”

Ödül değerlendirme kurulu aşağıdaki adlardan oluştu:

Celâl Soycan

Turhan Günay

Metin Cengiz

Yavuz Özdem

Cemal Sakallı

Yazının Devamını Oku

Beethoven’ı dinleyerek okumak

Gerek sanatçıların gerek edebiyatçıların yuvarlak yıldönümlerinde onların yapıtlarına, kitaplarına odaklanırım.

Ludvig van Beethoven’ın doğumunun 250. yılında (1770-1827) da Türk ve yabancı icracıların, orkestraların farklı yorumlarını dinlerken bir yandan da onlar üzerine yazılmış kitapları okurum.



Gerçi iyi müzik dinleyicilerinin pek tercih etmediği bir tutumdur. Nadir Nadi, müziğin bir eşlik aracı olmadığı konusunda bizi uyarırdı.

Bu yıl üç Türk piyanistinden Beethoven’ı dinledim:

İdil Biret

Yazının Devamını Oku

‘Hanım hanımcık’ bir dedektif’

Yaprak Öz’ün yeni kitabındaki ‘amatör dedektif’ Yıldız Alatan sıradan ve alçakgönüllü bir karakter. Eski polisiyelerin anlı şanlı dedektiflerinden değil. Ancak yazar gizem kavramını öyle bir kullanıyor ki ‘Ne yapacak acaba?’ diye o anı bekliyorsunuz.

Son yıllarda polisiye romanlarıyla parlayan Yaprak Öz aynı zamanda uluslararası çapta tanınan bir şair. Polisiye romanların anlı şanlı dedektiflerinin yerini sıradan, alçakgönüllü dedektifler aldı. Yaprak Öz’ün dedektifi Yıldız Alatan da böyle. ‘Villa Şakayık’ kitabının başında bakın ne yazılı? ‘Bir Yıldız Alatan Macerası’.

Dedektifimizin kendini tanıtan yazının sunumu ilgimi çekti: “Beyaz üzerine siyah puanlı krepdöşin kumaştan askılı elbise ve kısa kollu ceket.”

Bize Agatha Christie’nin Miss Marple’ını hatırlanan dedektifimizin kendi kaleminden biyografisi de şöyle:

“Bendeniz Yıldız Alatan. Usta bir terzi ve dört dörtlük bir ev kadınıyım. Zonguldak’ta yaşıyorum ve Ereğli Kömür İşletmeleri Kozlu Ocağı Başmühendislerinden Ziya Alatan’ın eşiyim. Aynı zamanda amatör bir dedektifim ve maceralarımı yazıyorum.

Pek amatör sayılmam gerçi: 1979 yılında Zonguldak’ta işlenen korkunç cinayetleri çözdüm ne de olsa.”

Villa Şakayık - Bir Yıldız Alatan Macerası
Yaprak Öz

Yazının Devamını Oku

Kitap her yerde okunmalı

Umut Erdem’in haberi. Türk Kütüphaneciler Derneği Başkanı Ali Fuat Kartal, “Eğer kitap okuma cezasını bir cezai müeyyide olarak kullanacaksak, bu olumlu anlamda kullanılmalı” demiş.

Daha önce de yargıçlar bu cezayı uygulamışlardı. Bir tür hizmet olarak baktıkları için.

Kitap okumayı bir zevke dönüştürmek için bazı çalışmalar yapılmalı.

Önce imkânı olan aileler evde bir kütüphane kurmalı, çocuk küçük yaştan itibaren kitapla ilişki kurabilir. Hatta onun odasına bir küçük kitaplık koymalı ve birlikte seçtikleri kitabı yavaş yavaş raflara yerleştirmeli.

Bu olanağı olmayan ailelerin çocukları için de birçok ilçede, mahallede kitaplık kurmalı.

Bugün işlerinde zirveye çıkmış birçok insan, büyük şehirlerde değil Anadolu’nun herhangi bir kentindeki kütüphanelerde okudukları kitabın gelişmelerindeki yerini anlatır.

Çok yazdım, yüzlerce kişinin yaşadığı sitelerde kütüphane binası yapmıyorlar. Sitede yaşayan birçok kişi okudukları kitapları buraya verir. Çocuklar temel kitapları burada bulmalılar, siteyi yapan müteahhidin anlaşmasına bu maddeyi koymalı.

Kitap fuarlarının okuma yaygınlığının sağlanması konusundaki işlevini anımsatmalıyım. Çocuk burada kitap seçmesini öğrenir. Ziyaretçiler de ona bu duyguyu aşılarlar. Arkadaşları okudukça onlara özenirler.

Biz okuyan bir kuşak olarak, birbirimizle kitap okumada, almada yarışırdık. Yüzeysel bilgileri internette bulabiliyoruz ama ayrıntıyı ancak kitaplardan edinebiliriz.

Yazının Devamını Oku

Yedikule’de İdil Biret ve Çaykovski’nin topu

Erkan Aktuğ’un ‘Yedikule Hisarı yeniden canlanıyor’ haberini okuyunca, tarihi mekânların özellikle kültüre, kültür turizmine kazandırılması açısından çok sevindim.

Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, “Hisar aşama aşama ziyarete açılacak, restorasyon çalışmaları ziyaretçiler tarafından gözlemlenebilecek” diyor.

Mimar İhsan Sarı da restorasyon konusunda bilgi vermiş.

Yedikule Hisarı’nı çok gezdim. Ayrıca oranın müzik tarihimizde, edebiyat tarihimizde de ve benim için özel bir yeri var.

7 Ekim’de de bir çalıştay düzenlenecekmiş.

Yıllar önce iyi piyanist İdil Biret, Hisar’da bir konser vermiş, sekiz bin dinleyici gelmişti.

15  Eylül 2001’de Saim Akçıl yönetimindeki Tekfen Karadeniz Filarmoni Orkestrası eşliğinde Rahmaninov’un 2. Piyano Konçertosu’nu çalmıştı.

Saat 19.00’da başlayan programın bir özelliği vardı,

Yazının Devamını Oku

Sesin arkasındaki Zeki Müren

Zeki Müren’i önce sahnede, sonra da Antalya’da Derya Motel’de tanıdım.

Hürriyet’in bir toplantısı için Antalya’daydım.

Akşamüstleri moteldeki odasına gelir beni de çaya davet ederdi.

Günbatımında, bir türkünün dizesini tekrarlardı:

“Bir dost bulamadım gün akşam oldu”.

Zeki Müren’in ilgi toplamasının sırrı müzikle görselliği birleştirmesindeydi.

Nice sanatçı, gazino sahipleriyle yargıya düşmüştür.

Maksim Gazinosu’nda Hürriyet çalışanlarına özel olarak düzenlenen bir gecede Fahrettin Aslan onu şöyle anlatmıştı bana:

“Doğan Bey, Zeki Müren’in hiç hakkı yenmedi mi, hukuki haksızlık yapılmadı mı, ama onu mahkeme kapılarında kimse görmedi”.

Yazının Devamını Oku

Selçuk Baran’ı keşfetme fırsatı

Yazarın iki kitabı, ‘Yelkovan Yokuşu’ ve ‘Tortu’nun yeni basımları yapıldı. Okuyunca fark edeceksiniz, Baran’ın öyküleri günlük yaşamın duyarlılığını, küçük ayrıntıların hayatımızı nasıl belirlediğini sadelikle yansıtıyor.

Bazı iyi yazarlar vardır ki seçkin okurların dışında geniş okur kitlesine ulaşmaz. Selçuk Baran da bu yazarlardan biri.

İki kitabının yeni baskıları yapıldı. İkisinin de arka kapak yazısı bir gerçeği vurguluyor: “Yalnızlık ve mutsuzluk dolu öykülerinde düşsel, şiirli bir hava yaratmakta başarı gösterdiği kabul edilen Selçuk Baran, Behçet Necatigil’den Vedat Günyol’a, Füsun Akatlı’dan Selim İleri’ye, Hulki Aktunç’tan İbrahim Yıldırım’a, İnci Aral’dan Behçet Çelik’e pek çok yazarın övgüyle üstünde durduğu ancak günümüz okuru tarafından daha fazla keşfedilmeyi bekleyen bir yazar...”

Mutlaka okunacak öyküler...

Bu kitaplarda hangi öyküleri yer alıyor:
‘Yelkovan Yokuşu’nda aynı adı taşıyan öyküyle beraber: ‘Değirmen’, ‘Bozacıda’, ‘Öğle Saatleri’, ‘Rose Bonbon’, ‘Bakırçalığı’ ve ‘Eğrelti Yeşili’.

‘Öğle Saatleri’ Baran’ın kıyıda köşede kalmış insanların ruh dünyasını, insan ilişkilerini sergileyen öyküsü.

Öğle saati yemeğe çıkış saatidir, Nuriye mis gibi kokan yemeklere para verecek durumda değil, evden getiriyor.

Baran’ın öyküleri günlük yaşamın duyarlılığını, küçük ayrıntıların nasıl hayatımızı belirlediğini yansıtıyor.

Yazının Devamını Oku

Baksı Vakfı’ndan ‘Anadolu Ödülleri’

Baskı Kültür Sanat Vakfı’nın Anadolu’nun ortak kimliğine katkıda bulunan üretimlere dikkat çekmek amacıyla hayata geçirdiği Anadolu Ödülleri’ne başvurular 10 Ekim’e kadar devam ediyor. Ödüller Müzecilik, Süreli Etkinlikler, Gösteri Sanatları, Arkeoloji ve Restorasyon olmak üzere toplam 5 ayrı dalda verilecek.

Ödüller Anadolu’da, kıraç bir tepenin üzerinde geleneği gelecekle buluşturan Baksı Kültür Sanat Vakfı’nın, benzer projelerin çoğalmasını ve daha da gelişmesini desteklemek amacıyla düzenlendi.

Anadolu’nun kültürel mirasından ve yaratıcılığından beslenen, onun ortak kimliğini vurgulayan bireysel ve kurumsal projeleri gündeme getirmeyi, onurlandırmayı ve cesaretlendirmeyi amaçladıklarını belirten Baksı Kültür Sanat Vakfı’nın ve Baksı Müzesi’nin kurucusu Prof. Dr. Hüsamettin Koçan ödüller üzerine şunları söylüyor:

“Anadolu’nun farklı köşelerinden ne kadar çok proje başvurursa, ödüller o kadar amacına ulaşacak. Ödüllere gösterilen ilgiden ve başvurulardan çok memnunuz. Son 1 ayda başvurulara yenilerinin de ekleneceğine inanıyor; bu toprakların kültürel birikimine katkı sağlamış tüm projeleri başvuruda bulunmaya çağırıyoruz.”

Ödüllerin seçici kurulunda kimler var:

Prof. Dr. Ali Akay

Prof. Dr. Esra Aliçavuşoğlu

Prof. Dr. Nurhan Atasoy

Nezih Başgelen

Yazının Devamını Oku

Hümeyra’yı dinlerken

Hümeyra’yı uzunçalardan dinliyorum.

Kapaktaki yazı:

‘Türk Pop Tarihi / Eski 45’likler’

Bir anımı aktarayım.



Bir yurtdışı seyahatine çıkacağımı söylediğimde arkadaşımız

Yazının Devamını Oku

İşte İstanbul: Tanpınar yazdı, Ara Güler çekti

Biri yazı, diğeri fotoğraf ustası iki efsanenin İstanbul’u nasıl gördüğünü ‘Aynı Rüyanın İçinde’ kitabında bulacaksınız.

İstanbul’u tanımak, bu şehrin büyüsünü hissetmek istiyorsanız size bir albüm tavsiye edeceğim.

‘Aynı Rüyanın İçinde Ahmet Hamdi Tanpınar – Ara Güler’.

Kitap Ali Sina Özüstün’ün anısına adanmış.

Biri yazı ustası, diğeri fotoğraf ustası, bu şehri nasıl yazdılar, nasıl gördüler.

Tanpınar’ın İstanbul’la ilgili yazılarına Ara Güler’in fotoğrafları can katıyor. Birinin rüyasını diğeri de görüyor. Rüyalar nasıl somutlaşır, yazıdan fotoğrafa geçerek.

Kitabı hazırlayan ama yayımlanmasını görmeden aramızdan ayrılan Ali Sina Özüstün’ün, kitabın ruhunu açıklayan yazısından bir bölümü mutlaka okumalıyız:

“Henri Cartier – Bresson fotoğrafın Emile Zola’zıysa Ara Güler de fotoğrafın Ahmet Hamdi Tanpınar’ıdır. Edebiyatta İstanbul için Tanpınar neyse fotoğrafta Ara Güler odur. Tanpınar’ın fotoğraftaki karşılığıdır Ara Güler. Çünkü Ara Güler fotoğrafı bir ‘rüya’nın fotoğrafıdır. Ara Güler, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın portrelerini çekmişti. Bu vesileyle yıllar önce bir araya gelmişlerdi. Şimdi, Tanpınar ve Güler birbirinin adeta ‘mütemmim cüzü’ eserleriyle bir kez daha buluştu.”Kitap Dergah Yayınları’ndan çıktı.

Ortak bir kent rüyası

Yazının Devamını Oku

Kısıtlama kalktıktan sonra ne yapılmalı

Sevgili Genco Erkal’ın tiyatroların en azından açık havada sahnelerini açabilmeleri için yaptığı çağrısına olumlu cevap geldi. Bundan sonra uygulama aşaması başlıyor.

Yaz bitiyor, açık havada yapılan gösteriler, temsiller şimdilik idare ediyor diyelim. Önlemleri kış mevsimine göre almalıyız.

Özel tiyatro sanatçılarının yaşadığı sıkıntıyı hepimiz biliyoruz, günlük kazançla yaşayanlar bu dönemde çok kötü günler yaşadı, yaşıyorlar da.

Bizde işsiz kalan, zora düşen sanatçılara ekonomik destek sağlayacak meslek kurumları yok. Yabancı müzik dergilerinde bu tür yardım ilanlarına rastlıyorum.

Salonsuzluk derdinin bütün dehşetiyle devam ettiğini biliyoruz, yeni tiyatro salonları açılması önerisinin de çözüme ulaştığını duymadım, okumadım.

Ödenekli tiyatrolar, Devlet ve Şehir Tiyatroları, ekonomik açıdan güvence içindeler.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, belediyeler, yerel yönetimler, tiyatro sanatının, klasik müzik konserlerinin icra edileceği mekânlar için ayrı bir çalışma yapmalı.

Âtıl salonları, tiyatro yapılabilecek, oda konserleri verilebilecek yerlere dönüştürmek için ödenek ayırmalı.

Yazının Devamını Oku

İstanbul Müzik Festivali başlıyor

48. İstanbul Müzik Festivali, 18 Eylül–5 Ekim arasında dijital programıyla bütün Türkiye’ye ulaşacak.

Bugün köşemi festivalin öne çıkan etkinlikleri, toplulukları, solistleri hakkında bilgilere ayırdım.

Alışık olmadığım bir festival başlangıcı.

Festival açılışları ilk olarak Atatürk Kültür Merkezi’ne, sonra Aya İrini, daha sonraları da Lütfi Kırdar’da yapılmaya başlandı.

Bu yıl birçok kimse dijital ortamda seyredebilecek, dinleyecek.

Festival, 18 Eylül’de online.iksv.org adresinde ve İKSV YouTube kanalında ücretsiz olarak yayımlanacak açılış konseri ile başlıyor.

Aralarında Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Tekfen Filarmoni Orkestrası, Wiener Akademie, Bilkent Senfoni Orkestrası, Kheops Ensemble, Philharmonix, Beethoven Trio Berlin, Borusan Quartet, Semplice Quartet gibi topluluklar ve Thomas Hampson, Vikingur Olafsson, Benjamin Schmid, Anna Tifu, Bülent Evcil, Derya Türkan, Yurdal Tokcan, Gökhan Aybulus, Ezgi Karakaya, Pelin Halkacı Akın gibi solistlerin bulunduğu isimlerin icraları çeşitli mekânlarda çekildi.

48. İstanbul Müzik Festivali, ‘Beethoven’ın Aydınlık Dünyası’ temasıyla 2020 yılında tüm dünyada olduğu gibi Ludwig van Beethoven’ın 250. doğum yılını kutluyor.

Festival, Tekfen Filarmoni Orkestrası ile açılıyor. Şef

Yazının Devamını Oku

‘Asos’ta Felsefe’ başlıyor

20 yıldır yapılmakta olan ‘Asos’ta Felsefe’ adlı uluslararası sempozyum bu yıl 30 Eylül–3 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek.

Aynı konu kış ayında ulusal boyutta Türkçe işlenmişti, eylül–ekimde de uluslararası boyutta yabancı katılımcılarla işlenecek, pandemiden dolayı temmuzda gerçekleşmesi gereken uluslararası sempozyum bu yıla özgü olarak eylül–ekime ertelendi.

Etkinliğin yönetim kurulu başkanı Prof. Dr. Örsan Öymen. Bu yıl ki sempozyumun konusu ‘Antikçağda Anadolu’da Felsefe ve Bilim’.

Bu çerçevede, antikçağda Anadolu’da yaşamış olan filozofların ve bilim insanlarının düşünceleri ve kuramları ele alınacak.

Kimler bunlar:

Thales

Anaksimandros

Anaksimenes

Anaksagoras

Yazının Devamını Oku

45’liklerin çağrıştırdıkları

Almanya’da yaşayan kanak delikanlısı Feridun Zaimoğlu, Türkiye’den Almanya’ya giden birinci kuşağa çok şey borçlu olduklarını söyler.

Yabancı memlekete gidenler, oranın kültürüne yabancıydılar.

Onların da müziğe ihtiyaçları vardı, özellikle memleket hasretini türkülerde, şarkılarda dile getiriyorlardı.

Türkiye’den oraya giden bir arkadaşımın dinlediklerini görünce pek şaşırmadım. Arabeskten de öte bir arabeskti.

İşte o günlerin yıldız sanatçısı Yüksel Özkasap’tı, söz ve müziği ona ait olan ‘Aşk Yalandır Diyorlar’ı dinledim, birçok otomobilin 45’lik çalarında onun bu şarkısı dönerdi. Arka yüzünde de söz ve müziği Kul Ahmet’in ‘Dedi ki Yok Yok’ vardı.

 Mürüvvet Kekilli’nin ‘Şoför Türküsü’, ‘Aşk Bir Istırap’ da bu listede yer almalı. Söz ve müzik S. Sarıkaya’nın.

Parçayı dinlerken Bekir Yıldız’ın Almanya ile ilgili kitaplarının satırları belleğimde tazelendi.

Kekilli’nin çağrısı neydi?

‘Adana’ya gel’.

Yazının Devamını Oku

Edebiyatçının küçük sırları

Pelin Özer’in Latife Tekin’le nehir söyleşisinden mürekkep ‘Latife Tekin Kitabı’ siz okurlar için yeni değerlendirme yolları açacak. Önce bu kitabı okuyun, sonra da yazarın eserlerini...


Pelin Özer’in ‘Latife Tekin Kitabı’ bir yazarın iç dünyasının yaratma haritasında gezinirken aynı zamanda yapıtların oluşum sürecine dair de okura anahtarlar sunuyor.

Pelin Özer, Tekin’in Bodrum, Gümüşlük’teki ‘edebiyat akademisi’ne, yaşama alanına giderek kendisiyle orada konuşuyor. Ben de bir kez gitmiştim Gümüşlük Akademisi’ne. Tekin orada edebiyatçılarla dikkate değer etkinlikler düzenliyor. Şehirlerden uzakta yaşamayı pek sevmediğim için bu tür projelere kıskanarak bakarım. Tekin’le İstanbul’dayken daha sık görüşürdüm.

Pelin Özer’in, Gümüşlük Akademisi’ne vardığındaki ilk gözlemleri şöyle: “Alacakaranlıkta uyanıp sobanın başında çalıştığını ilk gördüğümde şaşırmıştım. Aşağıda, değirmenlere bakan koltukta, küçük odada, yerde… Zamanla alıştım onun köşelerine. Ama asıl çalışma masası yatağı. Bu kitaptaki her sözcüğün üzerinden kuşkuyla geçerken, yeni sorular, yanıtlar ekleyip çıkarırken o hep yatağında oturdu. Latife Tekin’in krallığı o yatak.”

‘İyi bir okuruyum demek ki’

Yazarın unutamadığı: “Annem beni 31 Aralık 1957 gecesi tek başına doğurmuş, sancısı sıklaşmış ama o yine de ineklerin gürültüsünü duyup ahıra inmiş onları yoklamak için. Az daha doğuyormuşum orda. Güçlükle yukarıya çıkmış. Göbeğimi tek başına kesmiş. Tuzlayıp sarmaladıktan sonra büyük ablamı uyandırmış. Yıllar sonra, ’Ben doğuyorum, sen hâlâ ineklere bakmaya gidiyorsun’ diye şakalaşırdım onunla.”

Latife Tekin’in önemli jürilerinin birçoğunda ben varım. Demek ki iyi bir Latife Tekin okuruyum.

Annesi Urfalı ama evlendikten sonra babasıyla Karacafenk’e (Üzümlü Köy) gelmiş. Bir daha da orayı görmemiş. Aynı Latife Tekin gibi.

Yazının Devamını Oku