GeriDoğan HIZLAN İlhan Başgöz’ü sonsuza uğurlarken
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İlhan Başgöz’ü sonsuza uğurlarken

Salı günü akşamüstü Metin Turan aradı, “İlhan Hoca’yı bir saat önce kaybettik” diye.

Metin Turan’ın İlhan Başgöz’ün Türkiye’ye getirilmesindeki yerini tekrarlamak gerekir. Başgöz’ün Amerika’daki durumundan beni haberdar eden ve Türkiye’ye gelmek istediğini söyleyen oydu.

Sonrasını biliyorsunuz, ben de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı arayarak Hoca’nın isteğini iletmiştim. Başgöz böylece çok sevdiği vatanına kavuşmuş oldu ve son nefesini doğup büyüdüğü, türkülerini derlediği topraklarda verdi.

İlhan Başgöz’ü sonsuza uğurlarken

Bugün onu kitaplarıyla son yolculuğuna uğurlamak istiyorum. Bize bıraktığı gerçek mirası hatırlatarak:

İlhan Başgöz’ü sonsuza uğurlarken

‘Yunus Emre’

Kitabın girişinde Yunus Emre hakkında bildiklerimizin üç kaynaktan geldiği yazıyor.

Bir yargısı, Yunus Emre’nin dili üzerine önemli bir tespit:

“Yunus Emre, bir halk şairi değildir. Yunus’un konuştuğu dilin halk dili olduğu yolundaki kanı yanlıştır. Yunus’un dili çağının aydın sanatçısının dilidir.”

‘Yunus Şiirlerinden Bir Güldeste’ bölümünün ilk sayfası ‘Seçme Dizeler’ başlığını taşıyor.

Ünlü bir dörtlüğü okuyalım:

“Bir kez gönül yıktınısa

Bu kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil”

İlhan Başgöz’ü sonsuza uğurlarken

‘Türkü’

Önsöz’de Ahmet İnam ve Cengiz Güleç’in ‘Türkü İnsan Olmayı Duymaktır’ yazısından yola çıkarak bu kitabı hazırladığını belirtiyor Başgöz.

Kitaptaki yazı başlıkları içerik hakkında fikir veriyor:

‘Halk Türküsü: Gerçekle Hayali Birleştiren Şiir’.

‘Umum Âşıklar Müdürü’ İlhan Başgöz’den ‘Türküler Müfettişi’ Yaşar Kemal’e.’

‘Biz bu türkülerin milletiyiz - Ahmet Hamdi Tanpınar.’

‘Türküz türkü çağırırız - Âşık Veysel Şatıroğlu.’

Türkü nedir? Başgöz bunun yanıtını veriyor:

“Türkü, gerçekle hayali, sağ düşünce ile rüyayı, sözün ve ona koşulan sazın dili ile birleştiren şiirdir. Bu şiir ve müzik kucaklaşması, bir yanı ile size kanat takar, gökyüzünün mavi yüceliklerine ağar.”

Türkü sıralaması:

Hapishane Türküleri

Asker Türküleri

Ninniler

Ağıtlar

İş Türküleri

Mâniler

Türkü seviyorsanız, dinliyorsanız, kitaplığınızda bulunması gereken bir eser.

‘Türkülü Aşk Hikâyeleri’

Halk hikâyelerini Başgöz’e anlatanların adları veriliyor kitapta önce. Sonra da âşığın etraflı bir hayat hikâyesi.

Kerem ile Aslı tipik bir örnek. Onu aktaralım:

“Kerem ile Aslı hikâyesini dinleyen bir sipahi Kerem’in öleceği son bölüm yaklaşırken tabancısını çekiyor ve hikâyeciye, ‘Eğer Kerem’i öldürürsen ben de seni öldürürüm’ diyor. Hikâyeci, Kerem ve Aslı yandıktan sonra, bir yolunu bulup Hızır’ı getiriyor; yanan Kerem’i diriltiyor ve Aslı ile evlendiriyor.”

Bu kitabı okuduğumuzda, romansın tarihinde Batı ile Doğu’nun çakıştığı yeri anlıyoruz. Halk hikâyelerinin de evrensel yanını fark ediyoruz.

İlhan Başgöz’ü sonsuza uğurlarken

İzahlı Türk Halk Şiiri Antolojisi’

‘Türk Şiirine Genel Bir Bakış’ta, şiir geleneğimiz üstüne bazı saptamalarda bulunuyor:

“Çağdaş akımları saymazsak, Türk şiiri, ‘Divan Şiiri’ (Osmanlı Saray Şiiri), ‘Tekke–Derviş Şiiri’, ‘Âşıklar Şiiri’ ve ‘Anonim Halk Şiiri’ adı verilen dört akım tarafından teslim edilir. Bunlar birbirinden tümden kopuk değildir; aralarında karşılıklı ve sürekli bir alver ilişkisi vardır.”

Kütüphanemin temel kitaplarından biri, sık sık ondan bir parça okurum.

‘Geçmişten Günümüze Nasreddin Hoca’

Sanırım Nasreddin Hoca’yı anlatmaya gerek yok. Ama birçok fıkrayı doğru metinden, doğru kaynaktan, derlemeden okursanız, bence daha fazla zevk alırsınız ve daha çok kullanabilirsiniz.

İlhan Başgöz’ü sonsuza uğurlarken

Nat Schumlowitz, Hoca’yı bakın nasıl tanımlıyor:

“Günümüzde, gülme mikrobunun yayılmasını Nasreddin Hoca denen bir adam gerçekleştiriyor. Aşağı yukarı 700 yıldır Nasreddin şakaları Türkiye’de, Akşehir’in Hortu köyünden, yedi kol bir ışık gibi dünyanın her yanına parıltılar saçarak yayılıyor.”

Karac’oğlan’

Tanıtım cümlesini aldım:

“İlhan Başgöz bu kitapta, Türk halk edebiyatında bir gelenek olarak sayılan Karac’oğlan’ın en güzel şiirlerini bir araya getirmiş, Karac’oğlan’ın şiirlerinden yola çıkarak onun hayatına dair kesitler de sunmuş.”

*

RAHMETLE anıyorum, kitaplarında yaşayacak. Umarım bu kitaplarla yeniden İlhan Başgöz okumaları başlar.

*

Kitapların tümü Pan Yayınevi tarafından yayınlanmıştır.

X

‘Geçmiş zaman olur ki…’

Zeynep Bilgehan’ın ‘Hey Gidi Yıllar’ kitabı İdil Biret’ten Haldun Dormen’e, Cüneyt Arkın’dan Selda Bağcan’a 28 başarılı ismin kesişen hayatları üzerinden bir ülkenin hikâyesini anlatıyor.

Anılar denizinde kulaç atarken “Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer” sözünü mırıldanırım. İnsan belleğinin ayıklayıcı bir özelliği var, geçmişin iyi günlerini anımsıyorsunuz, üzüntü ve acı veren olaylar tortuda kalıyor. Zeynep Bilgehan’ın ‘Hey Gidi Yıllar’ kitabını okurken hayatım bir sinema şeridi gibi önümden kayıp geçti. O günleri, dostlarımı, aramızdan ayrılanları dünden bugüne taşıyorsunuz. Bu tür kitapları çok severim, kitaplığımın başvuru rafında tutarım.

EFSANELERDEN TAVSİYELER

Kitapların doğuş öyküsü, okuma nedenimizi güçlendirir, ‘Giriş’ de bu işlevi yerine getiriyor: “Her şey 19 Haziran 2020 tarihinde Vedat Milor’un sosyal medya hesabından 1979’da çekilmiş bir fotoğrafını paylaşmasıyla başladı. Henüz tanınmadığı, hatta bir gün ünlü olacağını aklının ucundan bile geçirmediği döneme ait fotoğrafı büyük ilgi uyandırdı. Buradan da Hürriyet Gazetesi’nde pazar günleri yayınlanan ‘Hey Gidi Yıllar’ köşesi doğdu. Fikir babası Ahmet Hakan, isim babası da Emre Oral oldu.”

Bilgehan’ın bir tespitinin doğruluk payı yüksek: “Kitabı okuduktan sonra bunun aslında 28 farklı kişinin değil, kesişmiş hayatlardan oluşan tek bir hikâye olduğunu göreceksiniz. Bir ülkenin hikâyesi.”

Kitap dört bölümden oluşuyor: ‘Aydınlanma Çağının Gençleri’, ‘Toplumda Arayış. Sanatta Altın Yıllar’, ‘Bilime Adanmış Ömürler’ ve ‘Alanına Sığamayanlar’.

Söyleşilerden bazı sonuçlar çıkarabilirsiniz. Değişik alanlarda emek vererek başarı sağlandığını, her mesleğin fedakârlık istediğini fark ediyoruz. Değişik meslekleri seçecek genç okurlar için de yararlanılacak bilgiler içeriyor. Bazı örnekleri seçtim:

- İdil Biret’in eşi Şefik Büyükyüksel de müzik bilgisi olan biri. 44 yıldır evliler. İkisini de tanıdığım için uyumlarını, düşüncelerini dinledim. İdil Biret’ten hayat dersleri bölümü uygulanabilir önemde. Hocam Nadia Boulanger’in, ‘Kendine karşı dürüst müsün?’ sorusu hep aklımdadır. Ne olursa olsun hep hakikati  aramak bir yaşam şekli olmalıdır. Onurlu bir hayatı gerçekleştirmek için şarttır.

Yazının Devamını Oku

‘Hey Gidi Yıllar’ın hatırlattıkları

Zeynep BİLGEHAN’ın Hey Gidi Yıllar’ını okurken İnönü ailesinin anılarımdaki yeri belleğimde canlandı.

Türk Dil Kurumu’na üye olduğumun ilk kurultayında İsmet İnönü masamıza gelip bana çalışıyor musun sorusunu yöneltti ben de hem de çok cevabını verdim. O zaman epeyce kiloluydum, çalışan insan bu kadar şişman olur mu dedi.

Rahmetli Ülkü Tamer’in dizeleri durumu özetliyordu: “Hem dersini bilmiyor hem de şişman herkesten.”

İnönü’nün bir fotoğrafı dikkatinizi çekti mi?

Koltukta oturmuş, ayaklarını uzatmış, bir kitap okuyor: Edith Hamilton’un Mitoloji kitabını yanılmıyorsam, o kitabı dilimize Ülkü Tamer çevirmişti.

İnönü’nün torunu, Özden Toker’in kızı Gülsün Bilgehan anneannesini yazmıştı “Mevhibe” adıyla.

O kitabın tanıtımını Metin Toker benim yapmamı istemişti.

Pembe Köşk’ün bahçesinde kitabı tanıtan bir konuşma yapmıştım.

Doğrusu bu bahçeye bu kadar çok kişinin geleceğini tahmin etmemiştim.

Yazının Devamını Oku

Sahafların durumuyla ilgilenelim

Sahaflar Birliği Derneği Başkanı Emin Nedret İşli’nin mektubunu okuyalım: “Sahaflar ülkemizde ve tüm dünyada devam etmekte olan COVID-19 pandemisi nedeniyle zor günler geçirdiler, geçiriyorlar.

Geçtiğimiz aylarda dükkânlarımızda yüz yüze satışın çok azalması, hatta tamamen bitmesi sebebiyle internet satışlarına, sosyal medyadaki mecralara yönelen, onlara adapte olmaya çalışan sahaflar bu alandaki artan talebin büyümesi sonucu ayakta durabildiler ve hayatlarını idame ettirdiler.

Elektronik iletişim ağı üzerinde yer alan Kitantik, Nadirkitap gibi eski ve sahafiye kitap satış listelerinde yer alan onlarca sahaf/kitapçı bu sayede ülkenin her yerinde yaşayan kitap düşkünlerine, sahaf dostuna kitap bulmaya devam ettiler. Bu alanda kitap talebinin yayınevleri açısından da artmasıyla oluşan olumlu ve kazançlı durum sahafların da kendini kurtarması ve de bahtiyar hissetmelerine yol açtı.

Zor durumda olan pek çok ticari sektöre rağmen sahaflık mesleğini icra edenler bu sıkıntılı günleri daha az zararla atlatıyorlardı ki zorunlu olarak gelen (17 günlük) uzun kapanma bu pozitif durumu negatif hale dönüştürdü.

Devlet katında ‘sahaf’ mesleğinin tanımlı olmayışı, idari kademelerde sahaf ilişkisinin çok zayıf olması dükkânların tamamen mecburen kapanması, iş yapılamaz hale gelmesine neden oldu. Bu sahaflar açısından bir yıkım ve gelir kaybına yol açacak. Meslekteki tüm esnaf adına ricamız şu:

İnternet üzerinde satış yapmakta olan meslek üyelerinin siparişlerini karşılayabilmeleri, gelen talepleri düzgün ve hızlı bir şekilde servis etmeleri, kitap siparişlerini paketleyip kargolayabilmeleri için dükkân ve depolarına ulaşmalarını temin izni verilmesi talebimize ses olmanızdır.

Diğer pek çok alanda paket servislerinin açık olduğu düşünülürse günün belirli saatlerinde mekânlarına ulaşıp kitap dostlarının isteklerini onlara ulaştırmak üzere dükkânlarda bulunabilmelerinin sağlanması gereklidir.

Bu bir anlamda kitap arayan, okuyan, uzun dönem evde kapalı kalacak insanımızın da güzel vakit geçirmesini sağlayacak bir durumdur. Pek çok sahaf dostu istediği kitapların zamanında kendisine ulaşamayacağı kaygısıyla sahaflara sitem etmektedir.

Sahaflar sizden elektronik iletişim ağı üzerinden kendilerine ulaşan kitap siparişlerini servis edebilmek, sahaf dostunun kitaplarına bir an evvel kavuşmasını sağlamak adına mekânlarına kısa bir süre de olsa ulaşmak isteklerine ses olmanızı istirham ediyorlar.

Yazının Devamını Oku

Bilerek dinlemek ya da ‘İzahlı Müzik’

Ben her pazar günü TRT 2’deki klasik müzik konserlerini izliyorum.

Konserden önce müzik yazarı Vefa Çiftçioğlu ile şef Antonio Pirolli’nin eser, şef ve orkestra üzerine konuşmalarını dikkatle dinliyor, kendimi konsere hazırlıyorum.

Bu pazar saat 13.00’teki konserin repertuvarı ne?

Şef Jiri Belohlavek, Çek Filarmoni Orkestrası’nı yönetiyor.

Bedrich Smetana’nın ‘Ma Vlast’ eseri.

Besteci Bohemya topraklarının efsanelerini, Çek kimliğini ve kültürünü müziğe getiriyor.

Pazar Konseri programı ne zaman başlamıştı. Yıllar önce rahmetli Hikmet Şimşek’in sunduğu ve bir gelenek haline gelen ‘Pazar Konseri’nin temel felsefesi baz alınarak TRT televizyonlarının programcılarından Levent Mayda tarafından biçimlendirilmiş.

Bilgilendirme ve sunum görevi, TRT Filarmoni Orkestrası Şefi Antonio Pirolli ile Vefa Çiftçioğlu’na verildi. Daha önce de ikili TRT Radyo 3’te ‘Yorum Analiz’ programında çalışmışlardı.

Konser öncesi programının amacı, eserler ve bestecilerin tanıtılıp, seslendirilecek eserlerle ilgili bilgileri sunmak, yorumcular ve kurumlara ait anekdotları izleyiciye ulaştırmak, konsere olan ilginin artmasını sağlamak.

Yazının Devamını Oku

Bizim için gerçek, sizin için hayalet

Tam bir roman kahramanıydı. Tanısaydınız buna inanırdınız. Ben Hürriyet Yayınları’nı yönetirken bize çeviri yapardı. Yaşamı boyunca 77’si çeviri 117 kitaba imza attı. Hayalet Oğuz’un Kaya Tanış imzalı biyografisi incelikli bir kitap.

Hayalet Oğuz içinde bulunduğum 1950 Kuşağı’nın yakından tanıdığı, dostluk kurduğu adeta bir roman kahramanıydı.

Bir romancı ancak onun gibi bir kahramanı yaratabilir, bütün unsurları özgündür. Tanısaydınız siz de onun bir romandan çıkıp geldiğine inanırdınız.

Hürriyet Yayınları’nın yönetimindeyken bize çeviri yapardı. Adnan Semih Yazıcıoğlu ile ben, Beyoğlu’ndan pek ayrılmadığı için çevirileri semtten bir kafeden veya lokantadan alır, telifini de orada öderdik. Hayatı Beyoğlu’nda geçmişti.

Keskin bir eleştiri sözlüğü vardı. Beğendiğini de beğenmediğini de doğrudan söylerdi.

Onun hakkındaki ilk kitap Sezer Duru-Orhan Duru’nun yazdığı ‘O Pera’daki Hayalet’ti.

‘ESPRİ YAPMAK İÇİN YAŞIYOR GİBİ’

Kaya Tanış’ın yazdığı ‘Burası Orası Değil (Hayalet Oğuz Kitabı): Oğuz Halûk Alplaçin Yaşamı ve Eserleri’ çok emek verilmiş, bilgi ve belgelerle övgüyü hak eden bir kitap. Kitabın başındaki ithaf, Tanış’ın duyarlılığının örneği:

“Hayalet Oğuz bir şiirini dostu Demir Özlü’ye ithaf ederek yayımlamıştı. Buna sığınarak da olsa, eğer varsa böyle bir hakkım, bu kitabı bu yıl içlere çekilen büyük yazar Demir Özlü’ye adıyorum.

Yazının Devamını Oku

Ara Güler ve Turgay Anar eşliğinde ‘Huzur’u okumak ‘Huzur’la dolaşmak

Her şehir edebiyatta yer alır, almalıdır da. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Huzur’u için, bu romanın başkahramanı İstanbul diyenler vardır.

Rahmetli Ali Sinan Özüstün’ün hazırladığı, ‘Aynı Rüyanın İçinde Ara Güler Ahmet Hamdi Tanpınar’ kitabına daha önce bir yazımda değinmiştim.

Turgay Anar’ın çalışmasının adı ise ‘Huzur Atlası’.

‘Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur Romanını Okuma Kılavuzu’nu okumaya başlayınca, yeniden fotoğraflara dönme gereği duydum.

Yazımın adı neydi?

‘İşte İstanbul: Tanpınar yazdı, Ara Güler çekti’.

Albüm/kitaptaki ‘Huzur’a dair bölümlerdeki ‘Huzur’dan alıntıları, fotoğrafları gözden geçirdim.

Okurlarıma o sayfaları hatırlatacağım, metinlerle fotoğrafları eleştirirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Dergiler arasında

VİRÜS

Yeni sayının ‘Fırçasından...’ bölümünün ressamı Cuma Ocaklı.

‘Elinden’ bölümünde İlhan Berkin el yazısı şiir ve mektupları yer alıyor.

Ozan Öztepe, Evliya Çelebi ve İlhan Berk’in metinlerinde insan ve mekân ilişkileri bağlamında üç yüz yıllık köprü kuruyor.

Şiir sayfalarının arasında 2020 Nobel Edebiyat Ödüllü Amerikalı şair Louise Glück’ın Türkçede ilk kez yayımlanan dört şiirini bulacaksınız. Çeviriler Güven Turan ve Sinan Fişek’e ait.

Oğuz Demiralp, ‘Tersine mi, Mersin’e mi?’ yazısında; Heinrich von Kleist’in ‘Kukla Tiyatrosu Üzerine’sini ve Halide Edip Adıvar’ın ‘Maske ve Ruh’unu irdeliyor.

Barış Önder’in söyleşi bölümündeki yazısı: ‘Müzikle geçmiş yarım asır: Bülent Ortaçgil’.

Ali Cengizkan’ın şiiri: ‘Çiğ Gibi Bir Çığ’.

A. Ömer Türkeş’in önemli bir incelemesi: ‘Romanların Merceğinden Türk–İslam Sentezi’. 

Yazının Devamını Oku

Hayata nasıl bakarsınız?

M. Fatih Andı’nın ‘Roman ve Hayat’ kitabını birkaç açıdan önemli buluyorum. Romanın izinde hem bir türün doğuş, yükseliş çizgisini öğreniyoruz hem de romanla Batılılaşma arasındaki bağlantıyı izliyoruz.

İnsanın zaman zaman kendine sorduğu ya da başkalarının size yönelttiği bir sorudur, hayata nasıl baktığınız. Benim yanıtım “Hayata sanattan bakıyorum” şeklinde. Öyle bir hayat objektifim var, asal tür de edebiyat. M. Fatih Andı’nın ‘Hayata Edebiyatla Bakmak’ kitabı bu açıdan ilgimi çekti. Andı’nın diğer kitabı da ‘Roman ve Hayat’ adını taşıyor.

Sık sık “Hayatım roman” sözünü duyarız. Herkes kendine özgülüğün peşindedir. İddiamı güçlendirmek için birkaç örnek vereyim. Charlie Chaplin ve Gertrude Stein yemek yerken Chaplin, “Gertrude çimlerin güzelliğine bakar mısın” diyor. Gertrude da “Ben yeşili Turner’ın resimlerinde severim” yanıtını veriyor. Ben de çıplak doğayı değil, Yaşar Kemal’in romanlarındaki doğa tasvirlerini severim.

Yazarın ‘Roman ve Hayat’ kitabındaki ‘Hayatımız Roman mı?’ başlıklı yazı, romanın bizdeki serüvenini özetliyor: “Romanın bizim edebiyatımızdaki macerası söz konusu edildiğinde, bu edebi türün uzun bir tanışma ve alışma devresi içerisinde ilk önce tercüme örneklerle göründüğü, çok daha sonraları telif örneklerin devrin edebiyatında kendisine yer aradığı söylenegelir.”

19’uncu yüzyıldan sonra roman, mutluluktan uzak, sıkıntılı hayatların destanı olarak okunmuştur: “Arabesk bir yaklaşım ve argo bir dille de olsa sık sık ‘Hayatım roman abi!’ şikâyeti duyulur olmuştur.”

‘Hayata Edebiyatla Bakmak’ (2019), ‘Roman ve Hayat’ (2020) Ketebe Yayınları
‘ELVEDA TÜRK SAKİNLİĞİ VE HUZURU’

Roman okumanın muzır sayıldığı dönemler yaşanmıştır. Hâlâ “Roman okuyacağına dersine çalış!” sözünü söyleyen aile büyükleri vardır.

Yazının Devamını Oku

Bir doktorun karikatürleri

Karikatürist ve adli tıp uzmanı, akademisyen Prof. Dr. Halis Dokgöz’ün karikatür sergisi, İstanbul Schneidertempel Sanat Merkezi’nde açıldı.

Karikatüre 1985 yılında başlayan Dokgöz’ün ilk karikatürü Kılçık dergisinde yayınlandı. Daha sonra karikatürleri Gırgır, Limon, Çarşaf, ArteFacto, Buduar, Cumhuriyet, Bizim Gazete, Hürriyet, Milliyet, BirGün, Radikal ve Sabah gibi pek çok gazete ve dergide yayınlandı. Düzenli olarak Kılçık, Tıp Dünyası, Sendrom, Hiç, Fesat, Homur ve Hekim Forumu dergilerine çizdi. 2016-2018 yılları arasında Hürriyet Gazetesi Çukurova’da Metafor köşesinde günlük olarak karikatürleri yayınlandı. Karikatürleri Türkiye dışında Almanya, Fransa, İspanya, İtalya, Belçika, Yunanistan, Romanya, Polonya, İran, Kıbrıs, Portekiz, Kırgızistan, Rusya, Azerbaycan, Hindistan, Güney Kore, Sırbistan ve Çin gibi ülkelerde yayınlandı. Katıldığı ulusal ve uluslararası yarışmalardan çeşitli ödüller aldı.

1989’da Güneşin Girmediği Yere, 2010’da Çizgisel, 2019’da Metafor ve 2020’de Karikatürlerle Çocuk Hakları Sözleşmesi adlı kitapları yayınlandı.

Sergiyi pandemi kurallarına uygun olarak pazartesi hariç diğer günlerde 11.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.

Adres: Bankalar Cad. Felek Sok. No:1 Karaköy, Beyoğlu, İstanbul.

SAĞLIK çalışanları arasında karikatür çizen pek çok isim var. Halis Dokgöz’ün sergisi vesilesiyle onları da bir hatırlatmak istedim:

Doç. Dr. Kadir Doğruer, yoğun bakım ünitesi doktoru. ‘Yoğun Bakım Karikatürleri - GEÇ’ adlı bir karikatür albümü yayınladı. Çok sayıda sergi açtı.

Yazının Devamını Oku

23 Nisan’ı kitapla kutlayın

23 Nisan Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü için Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk bir açıklama yayımladı:

“Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü, kitaplardan ve okumadan keyif almayı teşvik eden bir kutlama çağrısıdır.

Her yıl 23 Nisan’da kitapları tanımak ve tanıtmak için dünyanın her yerinde kutlamalar yapılıyor. Bu özel günde geçmiş, gelecek, nesiller ve kültürler arasında bir köprü kurulması hedefleniyor.

23 Nisan dünya edebiyatında sembolik bir tarih. Ünlü yazarlar William Shakespeare, Miguel de Cervantes ve Inca de la Vega’nın hayata veda ettikleri gün.

1995 yılında Paris’te düzenlenen UNESCO Genel Konferansı’nda 23 Nisan, Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü olarak belirlenirken, kitaplara ve yazarlara dünya çapında bir saygı duruşunda bulunmak ve herkesi kitaplara erişmeye teşvik etmek amacıyla seçilmişti.

Türkiye Yayıncılar Birliği de Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin üyesi.

Bugün birçok ülkede sevenlerin birbirlerine kitap hediye ettiği gün olarak yaşanıyor.”

NEDEN DEVAM ETMEDİ

HERKESE

Yazının Devamını Oku

Anıların içinden bir öykünün 50’nci yılı

İyi yazar Füruzan’ın, ‘Parasız Yatılı’ adlı öykü kitabının ilk yayınlanışının üzerinden 50 yıl geçmiş. Yapı Kredi Yayınları tarafından 50’nci yıla özel bir de baskısı yapıldı kitabın.

Bu kitap beni öykünün ilk yayınlandığı zamanlara götürdü.

Cağaloğlu’ndaki eski Hürriyet binasının karşısındaki yolda Vatan gazetesi vardı. Binanın bahçesinde bir havuz bulunuyordu.

Vatan kapandı, orayı Simaviler aldı ve Yeni Gazete aynı yerde yayınlanmaya başladı. Gazetenin birinci sayfası The New York Times’ı andırıyordu.

Nezih Demirkent’in yönettiği gazetenin edebiyat/sanat sayfasını ben yönetiyordum.

Her hafta bir öykü yayınlıyorduk.

İşte Füruzan’ın ‘Parasız Yatılı’ öyküsü ilk kez o sayfada çıktı.

Bu öyküden sonra Füruzan hayranlığım devam etti. Hakkında pek çok kez yazdım, televizyon programları yaptım.

İyi bir yazar zamansızdır. Onu her okuyuşta, yaşadığınız zamandan izler bulursunuz.

Yazının Devamını Oku

'Geceleyin bir ses böler uykumu'

HANDAN KARA’nın ‘Sonbahar Rüzgârları’nı çıkar çıkmaz dinlemeye başladım. Anılarımda yer alan birçok dostumu belleğimde canlandırdım.

Yıllar önce İzmir’de Halikarnas Balıkçısı ile geçirdiğim gün uzayınca Ankara’ya olan uçak biletimi iptal edip gece yarısı otobüse binmiştim.



Otobüs sabaha karşı ihtiyaç molası verdi. Yanlış anımsamıyorsam Afyon’da durmuştuk.

Yarı uykulu vaziyette otobüsten indim. Ayın doğduğu ıssız bir gecede, birden bir şarkı kulaklarımda yankılandı:

“Görünce âşık oldum

Yazının Devamını Oku

Kemal Varol’la iyi yolculuklar

‘Âşıklar Bayramı’ kitabını babalar ve oğullar rafımın iyileri arasına koydum. Yerel bütün özellikleri modernize eden bir kitap. Uğranılan, geçilen bütün kentlerin özelliğini, ruhunu etkileyici bir üslupla tasvir ediyor.

Yol, yolculuk ve baba-oğul münasebeti üzerine yazılmış romanları, öyküleri seviyorsanız Kemal Varol’un ‘Âşıklar Bayramı’nı okuyun. Anadolu’da bir yolculuğa çıkan, yıllardır birbirini görmeyen baba ve oğulun trajik serüvenini anlatıyor.

Kitabı da zaten babasına ithaf etmiş.

İki dizeyle başlıyor kitap:

“Tükendi nakd-i ömrüm dilde bir sevda-yi ah kaldı

Tevessül dilber-i yâre benim arzum nigah kaldı”

25 YIL SONRA GELEN BABA...

“Geceleyin gelen nedir, bilir misiniz?” - Tarık suresi

Kapı çalınıyor, uzun bir tereddütten sonra açıyor ve serüven başlıyor:

Yazının Devamını Oku

Yemek tarihi ve tarifi

Ramazanlarda yemek çeşitleri, yalnız aşçıların değil ev kadınlarının da yaratıcılığını körükler.

Eski aşçı düzeni ile bugünün düzeni arasında ne farklar vardı?

Yemek ve Kültür dergisinde bu konuda epey inceleme yer alıyor.

Enis Batur, ‘Mutfakta sınır ihlâlleri’ yazısında iki önemli sergiyi tanıtıyor:

‘Yiyorum, Öyleyse Varım’ ve ‘Haydi Masaya!’.

Masaya çağrı elbette ramazanda daha sık duyulur.

Gökhan Akçura’nın ‘Arşivden Lezzetler’ ana başlıklı yazısını okudum. Onun geçmişi bugüne bağlayan yazılarını severek okurum.

‘Nerede o eski aşçılar!’

Hürriyet’te tanıdığım

Yazının Devamını Oku

Evinize gelen 'Misafir'i dinleyin

Esra Zeynep Yücel adını, benim de yazdığım ve Frank Sinatra’ya adadığı ‘Dear Frank’ albümünden anımsayacaksınız.

Yeni albümü ‘Misafir’de Türk müziğinin en sevilen türküleri ve şarkılarını seslendirdi.

Etnik Türk enstrümanlarının da kullanıldığı evrensel bir albüm niteliği kazandı.

Şarkılara kendi anlayışıyla farklı bir yorum kattı.



Caz müzik sanatçısına hem ülkemizden hem de yurtdışından önemli müzisyenler eşlik etti.

Yazının Devamını Oku

Eski İstanbul’da ne yenir, ne içilirdi?

Yeme-içme konusuna meraklıysanız dergileri, kitapları takip edin. Dünden bugüne lezzet haritasını böyle öğrenebiliriz. Sermet Muhtar Alus’un kitabı da bunlardan biri. Okuyucular kitaptaki lezzetleri kendileri de deneyebilir.

Kimi yazarların kitaplarını okumadan eski İstanbul’un günlük yaşamını, alışkanlıklarını öğrenemezsiniz. O zaman da bugünün İstanbul’unu anlamanıza imkân yoktur.

Yeme-içme konusunda dergiler çıkıyor, kitaplar yayımlanıyor. Dünden bugüne lezzet haritasını böyle kitaplardan öğrenebiliriz.

Bir şehrin tarihinin ışıldakları bugünü aydınlatır. Sermet Muhtar Alus işte o ışıldakları tutanlardan biridir. ‘İstanbul’un Geçmiş Günlerinde Yeme İçme’ kitabını okurken bugünle mukayese yapabildim. Derleyen ve yayına hazırlayan Tuncer Birkan.

NOSTALJİDEN FAZLASI

Birkan, ‘İzler Üzerine’ yazısında dizinin gerekçesini sunuyor: “Yakında 100. yılına girecek Cumhuriyet’in yazılı mirasını yeterince tanımıyoruz.

Ortada devasa bir arşiv var sahiden ama çok temel eksiklerle malul bir arşiv bu. ‘İzler’ adını verdiğimiz bu dizide yapılacak işin önemli bir boyutunu, işte bu tür eksikleri ‘tamamlama’ya çalışıyoruz.”

Birkan’ın yazısı gerek yazarlara, gerek araştırmacılara, gerek yayınevi yöneticilerine yerine getirilmesi gereken bir hatırlatmadır. Ben de katılıyorum. Erdir Zat, ‘Derya Gibi Bir Adam’da, İstanbul’u yazanlara değindikten sonra Alus üzerine şu yargıya varıyor: “Nostaljiyi daha ışıklı zamanlara saklayalım. Bugün Sermet Muhtar’ı okumak nostaljiden çok daha fazlasını içeriyor.”

Yazının Devamını Oku

25 yıllık tarihin özeti

Uzmanlık kütüphanelerinin önemini sık sık vurguluyorum. Genel kitaplıklar geniş bir kitlenin bilgi ihtiyacını karşılar. Genel kitaplıklarda ayrı raflar da düzenlenmelidir.

Ben hâlâ internet dışında yıllıkların yayınlanmasından yanayım. Çünkü merak ettiğiniz, hemen başvuru gerektiren bir durumda önünüzdeki kitap size yardımcı olur.

Evin Sanat Galerisi’nin hazırladığı ‘25. Yılında’ yalnız resim ve heykel tarihinin değil genel tarihin de bir önemli bilgisini içeriyor.

Daha önceki bir yazımda aramızdan ayrılan Evin İyem’in ve Ümit İyem’in kurduğu galerinin 25’nci yılından söz etmiştim.

Osman Nuri İyem, ‘25. Yılında’ başlıklı bir tür yıllık özelliği taşıyan kitaptaki yazısında galeriyi ve onun yerini, özelliğini saptıyor.

Kitabın niteliği nedir?

1996’da başlıyor 2021’de bitiyor.

Üç bölüm:

Dünya – Türkiye – Evin Sanat Galerisi.

Yazının Devamını Oku