"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

İçeriden dışarıya bakmak

HABERİ okuyunca pencereden dışarıya baktım.

Sokağa çıkma yasağı olduğundan, 23 Nisan törenleri ile ilgili malzemeler pencerelerde sergilenecekmiş. Bayram pencerelerde kutlanacakmış.

Pencere bence hayata açılan bir buluş. Ferahlığın simgesi.

Bayramlarda, törenlerde hepimiz bayrakları asarız. Dünyada ne olup bittiğini adeta oradan izleriz. Sevdiklerimizi pencerenin önünde bekleriz. Analar çocuklarının dönüşü için nerdeyse pencere önünde sabahlarlar.

Mahallede bir gürültü olduğunda herkes pencereye koşar.

Pencerelere koyacakları kutlama malzemesi birçok kişiyi yaratıcılık yarışmasına yönlendiriyor.

Ben geceleri ışıkları yanan pencereleri gözlerim, yaşamın vitrinleri gibi gelir bana.

Yazın kışlık yerleri, kışın yazlık yerleri sevdiğim için bu hüzünlü görüntüyü sıkça yaşarım.

Terk edilmiş evlerin pencereleri tükenişin simgesidir.

Sevgili dostum Deniz Kavukçuoğlu’nun davetiyle gittiğim Gökçeada’da terk edilmişliği, açılmayacak panjurların hüznünü yaşadım.

Bütün göçmenler için geçerli bir öyküdür bu.

Kapalı panjurların arkasındaki hayatları çok merak ederim. Kafeslerin nice sırları gizlediği şüphesi içimi kemirir.

Pencerenin ayrılmaz parçası perdelerdir.

Dar sokaklarda pencereden pencereye sohbet eder komşular. Ayrıca mahallenin bakkalına sepet sallanır, istekler onunla eve çekilir.

Nişantaşı’na gittiğimde, iyi yazar sevgili Zeyyat Selimoğlu’nu da evinin penceresinde görür, selamlaşırdık.

Pencerelerden asılan bayrakları görünce iyi oyun yazarı Cevat Fehmi Başkut’un oyunlarından birindeki sözler geliyor aklıma.

Trenin gelişini kutlamak için şöyle bir bölüm vardır:

“Bayrakları asın tren geliyor!”

Uygarlığın bir yere adım atışını algılarım ben bu çağrıdan.

Pencereden gözetlemenin en gergin örneklerinden biri de ‘Arka Pencere’dir.

Alfred Hitchcock’un filmi.

Onun hayatını okurken ödüllerin isabetsizliğini bir kez daha düşündüm. Oscar’a beş kere aday gösterilmiş hiç kazanamamış.

Giriş katı ya da birinci kat pencereleri sohbete müsait yerlerdir.

Prof. Dr. Zeynep Kerman’ın da bir pencere hikâyesi var ki çok hoşuma gider.

Babası denizciymiş. Bir seferden dönüşünde eve bir maymun getirmiş. Maymun sürekli pencereden etrafı seyrediyormuş.

Her gün de evin önünden bir muzcu geçiyor. Bir gün muzcu pencereye yaklaşmış ve maymun satıcının muz hevengini almış. Sonra da gelip Kerman’ın annesinden parasını istemiş.

Seyyar manav bu tatlı kâr kapısını görünce her gün pencereye yaklaşır, maymunu davet eder, sonra da gelip muzların parasını istermiş.

Neyse ki Kerman’ın annesi bunu fark edip oyunu bozmuş.

Maymun arada bir kaçar, Kerman’ın Saint Joseph’de okuyan ağabeyi de peşine düşer bulup eve getirirmiş. Bu takipten ötürü de adı Maymun Ertunç olarak kalmış. Bu unvan daha sonra okuduğu Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde de devam etmiş.

Tepebaşı’nda sık sık iyi ressam Mahmut Cuda’nın atölyesine giderdim.

Haliç’e bakan arka odada bağlama çalmaya başlardı, çalmaya başlamadan önce de pencereyi açardı.

Biraz sonra onun dinleyicisi olan kanarya gelir, sazın sapına konardı.

* * *

PEKİ edebiyatta kimler pencereyi yazdı?

*Sezai Karakoç’la başlayalım:

“Açma pencereni, perdeleri çek.”

*Cahit Sıtkı Tarancı ne demiş:

*“Her mihnet kabulüm, yeter ki

Gün eksilmesin penceremden.”

*Cemal Süreya:

“Biliyorsun seni seviyorum

Pencereden bakmayı öğreteceğim sana.”

Arkadaş Z. Özger:

“Pencereyi kapama

Gök dolabilir içeri.”

*Turgut Uyar:

“Bütün pencerelerde bekleyen benim.”

*Ahmet Hamdi Tanpınar:

“Bir başka âlemden gelmiş gibisin

Dalmış gözlerinle pencerelerde.”

Böyle bir yazı Ahmet Muhip Dıranas’sız olmaz :

“Yeşil pencerenden bir gül at bana

Işıklarla dolsun kalbimin içi

Geldim işte mevsim gibi kapına

Gözlerinde bulut, saçlarında çiy.”

Başta Nâzım Hikmet olmak üzere birçok iyi şair pencereyi yazdı.

Bugünler de kendi başına kalmayı, pencereden bakmak zenginleştirir.

En kısa sürede sokağa çıkınca bunlar bir anı olarak kalır.

Ben sokağa bakarken, Ara Güler’in İstanbul fotoğraflarını anımsıyorum.

Gerçi bu sessizlik bana ayrıca eski 1 Mayısları, darbeleri, nüfus sayımı günlerini de çağrıştırıyor.

Yağmur yağıyor, camlara vuruyorsa aklınıza Tevfik Fikret’in mısraları da gelebilir.

* * *

PENCEREDEN dışarıya bakarsanız, eve kapandığınızı büyük ölçüde unutursunuz.

X