GeriDoğan HIZLAN Hâlâ radyo dinliyorum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hâlâ radyo dinliyorum

Bir kitap, bir kuşağın dünden bugüne anılarını tazelemiştir.

Harika Genç’in Radyo Günlerinde Çocuk Saati kitabı yalnız yayıncılığımızın değil, çocukların eğitim tarihine de ışık tutuyor.

Birçok ünlü sanatçı bu saatte konuşurlar, eğlendirirler, bilgilendirirlerdi.

Bu saatin unutulmaz ismi de Ayşe Abla (Neriman Hızır) idi benim bile kulağımda o programın açış türküsü yer etmiştir, birkaç kez de yazdım:

“İstanbul’un her tarafı mercandan”...

Radyoculuk ve televizyonculuk tarihinde birçok program dayanaksız, sudan bahanelerle, çoğu zaman da siyaset anlayışı yüzünden kaldırılmıştır.

Ayşe Abla, daha sonra özel bir okul açmış. Birlikte Kültür Bakanlığı Danışma Kurulu’nda çalıştığım felsefeci Nusret Hızır’ın da eşiydi.

Radyo dinleyicisinin ilgisi bugün de sürmektedir.

Televizyon kanallarının hepsinin radyo kanalları var.

Dinleniyor, masa başında çalışırken, otomobil kullanırken radyo dinlenir, insanın dünyayla bağlantısı kesilmez. Haber kanalları dışında müzik programları da dinlenir.

Çocuk Saati’nin kurulması konusunda yazarın girişini okuyalım:

“Ankara Radyosu, 28 Ekim 1938’de, Basın Yayın Genel Müdürlüğü’ne bağlı bir kurum olarak resmen açılır. İlk radyo müdürü Vedat Nedim Tör’dür. 1927’de İstanbul Telgrafhanesi’nde başlayan radyo yayınları böylece kurumsallaşmış olur.

Atatürk devrimlerinin tam da olgunluğa seriştiği bir dönemde, Radyo Çocuk Kulübü, Ayşe Abla takma adıyla pedagog Neriman Hızır tarafından 14 Şubat 1941’de kurulur.”

Ayşe Abla kulübün kuruluşunu şöyle anlatmış:

“Kulübün ilk çocuklarını okulları dolaşarak bulduk . Onlara ‘gülün’ diyorduk. Çoğu kendini sıkıyor, gülemiyordu. Rahat gülebilen çocukları topladık. Saatin çağrısı:

“Koşun koşun radyo başına

Her cumartesi günü

Geçiyor işbaşına

Radyo Çocuk Kulübü”.

Ardından da baba Mozart’ın “Oyuncaklar Senfonisi”ndeki “Saatlerin Dansı” çalardı.

*

ANKARA Radyosu, daha sonra İstanbul Radyosu’nda gerek Türk müziği gerek Batı müziği sanatçıları yetişti.

Masalların, güzel konuşmanın daha çocukluk yaşlardan öğretildiği programlardı çocuk saati.

Kitapta adı geçenleri okudukça, bir çocuk saatinden büyüklere hitap eden, ustalaşan nice insanın da biyografisini öğrenmiş oldum.

Ankara’da kurulan radyonun bizim müzik ve eğitim tarihimizdeki yerini de okuyacaksınız.

Radyoda gizli gizli okunan Nâzım Hikmet’in sonra nasıl bütün çalışanlar tarafından yutarcasına okunduğu gerçeğini birçok kişi yaşamıştır.

Kitabın sonunda Neriman Hızır ile besteci Nedim V. Otyam’ın biyografileri ve fotoğraflar yer alıyor.

Bugünü anımsatan bir fotoğraf:

Bir Deli’nin Hatıra Defteri’ni Türkçeye çeviren Coşkun Tunçtan, Genco Erkal’la.

Ayşe Abla ile Nedim Ağabey’in yer aldığı Çocuk Kulübü Şarkıları’nın kapağı.

Radyonun savaş yıllarında, darbeler döneminde önemini eski kuşaklar bilir. Bütün haberler oradan alınırdı.

Saat 13.00’te herkes kulak kesilirdi.

Aslında bir başka işlevi de vardı.

Ajans bittikten sonra, ‘gazetelere haber yazdırma’ saati vardı, bir görevli haberleri yavaş  yavaş yazdırırdı.

Radyonun ilk yıllarında herkeste bulunmayan bir aletti.

Ayrıca çoğu yayınlar da canlı yapılırdı.

Şimdi de birçok radyo gerek müzik gerek kültür programlarıyla geçerliliğini sürdürüyor. Çünkü gözünü dikip görselin esiri olmayanlar çalışma sırasında radyoyu tercih ediyorlar.

Radyoda uzun süre program yaptım. Radyocu dostlarım oldu.

Radyodan televizyona geçiş dönemindeki bir anımla noktalayacağım yazımı.

Babam yeri konusunda yanılmış olabilirim Balkan ülkelerinden birinde bir spor müsabakası vardı.

Televizyon görüntüyü alıyor ama ses duyulmuyordu.

Babam Sadullah Hızlan da evin kiremitlerine uzun bir direk dikmişti, sesi duymak için de o zaman çok meşhur olan Grundig marka satellit bir radyo almıştı.

Böylece ikisi birleştiğinde eski deyişle maksat hasıl oluyordu.

*

EVDE kaldığınız bu sürede çalışmalara devam edin, radyonuz hep açık kalsın.

 

X

‘Benim büyük aşkım Mozart’

Müzisyenlerin provalarında bulunmaktan çok hoşlanırım. Konserden önceki durumlarını, davranışlarını izlemenin, kuliste bulunmanın ayrı bir zevki vardır.

Bazı kayıtlarda, provalarda söylenenler de yer alır, o da bir müzik sever için ayrı yorum belgesidir.

- Ünlü orkestra şefi Karl Böhm (1894 – 1981), Mozart senfonilerinden birini yönetirken, çalışmaya ara verildiğinde bakın ne diyor?

“Benim büyük aşkım Mozart.”

Bu konuşma dinleyiciye de ulaştırılıyor.

- Ünlü piyanist Vladimir Aşkenazi, İKSV’nin Müzik Festivali’ne gelmişti. İKSV’deki dostlarımın müsaadesiyle onun provasına gittim.

Rahatsız etmeyeyim diye eski AKM’nin en üstündeki bir koltukta oturdum. Aşkenazi’den, belleğim beni yanıltmıyorsa, Chopin’in bir parçasını dinledim.

Akşam da gene salondaydım. Dinleyicilerin de bulunduğu konserde, yalnız başıma aldığım tadı alamadım, belki de yalnız dinlemenin bir aldatmacasıydı.

- Harbiye’deki radyo evinde kitap/edebiyat programı yapıyordum. O zaman Türk müziği konserlerinin çoğu da canlı yayımlanırdı.

Yazının Devamını Oku

Eski eserlerden alınan lezzet

Koç Üniversitesi Yayınları’nın ‘Türk Edebiyatında Tefrika Roman Tarihi (1831-1928)’ projesinin kitapları edebiyatımızı zenginleştirme gayretinde. Hem orijinal metni hem de sadeleştirilmiş halini okuyup sözcük birikiminizi arttırabilirsiniz.

Edebiyat tarihini bilmeden bugün yayımlanan bir kitabı yeterince ve gereğince anlamaya imkân yoktur. Yaşadığınız ülkede daha önce yazılmış olanlarla hayat bağı kurmalısınız. O kitapları okuduğunuzda yalnız edebiyat tarihini değil, ülkenizin bütün öğelerini tanırsınız. Hiç kuşkusuz edebiyat size yeni okuma lezzetleri kazandıracaktır. Nereden nereye geldiğimizin serüvenini ancak bu kitaplardan öğrenebiliriz.

Koç Üniversitesi Yayınları’nın (KÜY) ‘Latin Harflerine Aktarılmış Orijinal Metin’ serisinden ‘Türk Edebiyatında Tefrika Roman Tarihi (1831-1928)’ projesinin kitapları yayımlandı. Önce sadeleştirilmiş metin, sonra orijinal hali var. Orijinalini de okursanız sözcük birikiminizi de arttırabilirsiniz. Bu dizide yayımlanan bazı yazarların adlarını belki de yeni öğreneceksiniz. Ben bu diziden Ahmet Rasim’in ‘Asabi Kız / Sabiha’ kitabını okudum.


Asabi Kız / Sabiha
Ahmet Rasim
‘Latin Harflerine Aktarılmış Orijinal Metin’
Koç Üniversitesi Yayınları

Reyhan Tutumlu ve Ali Serdar’ın ‘Tefrika Dizisi Hakkında’ yazısında dizi üzerine bilgi veriliyor: “Tefrika dizisi, Mayıs 2013’te başlayıp Mayıs 2017’de tamamladığımız, TÜBİTAK tarafından desteklenen ‘Türk Edebiyatında Tefrika Roman Tarihi (1831-1928)’ başlıklı projenin bir ürünüdür. Bu proje kapsamında Arap alfabesiyle basılmış 302 Türkçe süreli yayın taranarak, bu yayınlarda bulunan roman tefrikaları tespit edilip dijital bir tefrika roman koleksiyonu oluşturuldu.Yapılan taramalarda Türk edebiyatı tarihlerinde, antolojilerde adı geçmeyen pek çok yazar gün yüzüne çıkartıldı. Yine bilinen yazarların gazete ve dergi sayfalarında unutulan yapıtlarına da ulaşıldı. Kimileri ‘popüler’ oldukları ya da ‘edebi’ bulunmadıkları için önemsenmeyen, kimileri nedensizce edebiyat tarihçilerinin gözünden kaçan bu romanların yayımlanmasıyla Türk edebiyatının zenginleşeceğine inanıyoruz.”

Yazının Devamını Oku

Metin Cengiz’in ödülleri

Şair Metin Cengiz, 2021 yılında katıldığı çeşitli festivallerden ödüllerle döndü. Bugün onlardan söz etmek istiyorum.

Eylül-ekim aylarında tam dört festivale katıldı. Bunlardan biri Ukrayna Kiev’de, diğer ikisi de Kosova ve Kuzey Makedonya’da olmak üzere tam üç ödül aldı. Ayrıca festivale gittiği ülkelerde üç kitabı yayımlandı. 1-6 Eylül tarihleri arasında Romanya’nın Yaş (Laşi) kentinde, frankofon bir festival olan Uluslararası Laşi Şiir Festivali’ne katıldı. Burada Claire Lajus ve Ferda Fidan tarafından Fransızcaya, Valeriu Stancu tarafından da Rumenceye çevrilen ve yayımlanan ‘Sessizliğin Biçimi/ Forma Tecerii’ adlı kitabından şiirler okudu ve şiiri üstüne konuşma yaptı.

Bu festivalden sonra 27 Eylül-1 Ekim tarihleri arasında Yunanistan’ın başkenti Atina’da Uluslararası Atina Şiir Festivali’nde ülkemizi temsil etti.

Kiev’de Uluslararası Edebiyat ve Çeviri Festivali’nde Kamit Khna Yayınevi tarafından Cengiz’in seçmelerinden oluşan şiirleri ‘Güllerin Gürültüsü’ yayımlandı.

Yurtdışında aldığı ödüllerle Türk şiirinin de tanınmasını sağladı.

TÜRK ŞİİRİNDE ÖNEMLİ BİR DERGİ: ŞİİRDEN

Metin Cengiz aynı zamanda 2005’te arkadaşları ile kurduğu ‘Şiirden Yayıncılık’ın sahibi ve yöneticisi.

Şiirden dergisi nasıl bir dergi? Türk şiirinde edebiyatında yeri ne? Şimdiye kadar neler yaptı? Katkıda bulunanlar kimler?

Yazının Devamını Oku

Oğuz Tansel Merkezi açılıyor

Bilkent Üniversitesi, Oğuz Tansel Türk Edebiyatı Araştırma ve Uygulama Merkezi, 1 Aralık Çarşamba günü 16.00 - 17.30’da Oğuz Tansel Araştırma Kütüphanesi’nde yapılacak bir törenle açılıyor.

‘Üç Kanatlı Masal Kuşu’ Oğuz Tansel, eğitmen, araştırmacı ve şair kimliğiyle tanınmıştır. Öz Türkçe’ye tutku düzeyindeki sevgiyle ustaca bir şiir dili yaratmış olan 40 kuşağının lirik ve özgün sesi, Salâh Birsel’in tanımıyla “Doğa vurgunu dağlarda duman duman, karlı uçurumlarda mavi sabahlardan geçip giden” Oğuz Tansel’in anısına Bilkent Üniversitesi’nde kurulan merkezde, beşeri bilimlerden karşılaştırmalı edebiyata, kültürel çalışmalardan çağdaş edebiyat eleştirisine kadar Türk edebiyatıyla ilgili her alanda projeler, araştırma ve uygulamalar gerçekleştirilecektir.

Merkezin açılış töreninde, Oğuz Tansel adına verilen 2021 Halk Bilim Ödülü ve Bilkent Üniversitesi, Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü tarafından her yıl verilecek olan Kalbiye Tansel ve Çiğdem Barçan Tansel Tez Ödülleri sunulacaktır.

‘2021 Oğuz Tansel Halk Bilim Ödülü’‘Türk Kültüründe Alkışlar ve Kargışlar (Dualar Beddualar)’ adlı kitabıyla Ahmet Keskin kazandı.

TGC’DE ‘EVVEL ZAMAN’ SERGİSİ

TGC (Türkiye Gazeteciler Cemiyeti) Basın Müzesi Sanat Galerisi’ndeki Doç. Dr. Lütfü Kaplanoğlu’nun ‘Evvel Zaman’ sergisi, adını kadim Anadolu imgelerinden, efsanelerinden, köklü medeniyetlerinden ve sanatçının kollektif bellek üzerinden farkındalık oluşturma umudundan alıyor.

Serginin küratörlüğünü İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat ve Yaşam Fakültesi öğrencileri Tijen Salemle, Damla Güğercinoğlu ve Ülkü Ağca üstlendi.

3 Aralık 2021’e kadar gezilebilir.

SCA ÖDÜLÜ CİHAT AŞKIN’IN

Yazının Devamını Oku

Klarnet hangi tür müziğe yakışır

Böyle bir sınıflama abes midir acaba? Bilmem. Dinledikçe bu soruların cevabını bulamıyorum.

Ama Türk müziğine çok yakıştırıyorum.

Şükrü Tunar’ı kayıttan ve sahneden çok dinlediğim için onun ses belleğimdeki yeri başkadır.

Diskoteğimde duran Selim Sesler’i dinledim.

‘Keşan’a Giden Yollar’ - Regional and Roman (Gypsy) Music from Thrace.

Selim Sesler (1957 – 2014) Fatih Akın’ın ‘Duvara Karşı’ ve ‘İstanbul Hatırası’ filmlerinin müziğini besteledi.

İki dilde, Türkçe – İngilizce hazırlanmış bir albüm.

Trakya nasıl bir bölge?

Yazının Devamını Oku

Şiirler ve arkalarındaki gerçek hikâyeler

“Acaba sevdiğim şiiri, şairin söylemek istediğini anladığım için mi yoksa bambaşka bir anlam yükleyerek mi sevmiştim?” Haluk Oral bu soruyla hazırlıyor ‘Şiir Hikâyeleri’ kitabını... Sevilen şiirlerin perde arkasını anlattığı bu kitapla edebiyat dünyasında zevkli bir gezintiye çıkacaksınız.

Bir edebiyat eserinin yazılış serüvenini merak eder misiniz? Özellikle, mesela bir aşk şiirinin kimin için yazıldığını? Haluk Oral’ın ‘Şiir Hikâyeleri’ kitabında bu türden merak giderici pek çok bilgi ve belge var. Bildiğimiz, sevdiğimiz şiirlerin öyküsünü, esin kaynağını öğreniyoruz. Kitabın başında; ‘Şairin, şiirin ardındaki giz’ başlıklı yazım yer alıyor. Haluk Oral’ın kitabını anlattığı yazısı ‘İfade-i meram’ başlığını taşıyor: “Yıllar önce bir sergiden iki soyut resim almıştım. Ressam da oradaydı. Yanıma geldi ve sordu:

‘Neden bu iki resmi tercih ettiniz?’

‘Aynı yerin gündüz ve gece görüntüleri gibi geldi bana.’

‘Hiç böyle düşünmemiştim. Ama hoşuma gitti’ dedi ve uzaklaştı yanımdan. Uzun bir zaman aklıma takılıp kaldı: Peki, ressam ne düşünmüştü bunları yaparken? Aynı düşünceye sevdiğim bir şiiri okuduktan sonra yeniden kapılırım: Acaba sevdiğim şiiri, şairin söylemek istediğini anladığım için mi yoksa bambaşka bir anlam yükleyerek mi sevmiştim? Bu sorunun yanıtının çok zor, belki de imkânsız olduğunu fark ettikten sonra sadece şiirlerin hikâyeleriyle yetinmeye karar verdim.”

Şiir Hikâyeleri
Haluk Oral
Everest Yayınları

HER BÖLÜM AYRI BİR KİTAP

Yazının Devamını Oku

Arşivin, koleksiyonun önemini hatırlatmalıyım

Ateş Yalazan’ın hazırladığı ‘Arşiv Balıkçısı’nı ilgiyle okuyorum. Çünkü ben dünü bilmeyenin bugünü anlayacağına inanmıyorum. Günübirlik yargılar, içi doldurulmamış yorumlar ancak cehaleti artırır.

Yayımlananlardan birçoğunu anımsıyorum, dünden bugüne göndermelerin eşliğinde daha doğru değerlendirmeler yapıyorum.

Ne yazık ki geçmiş sadece siyasal platformda, siyasal olaylarla ortaya konuluyor. O dönemde toplumun durumu, zevkler skalası, dinlenen müzik, okunan kitaplar, televizyonun etkisi gündeme gelmiyor. Bazen şöyle düşünüyorum: Televizyonda siyasetten de sanattan da söz edenler, dün doğmuş bugün de ahkâm kesmeye başlamış gibi.

Maria Callas’ın kendini eleştiren bir meslektaşı için söylediği belleğimde yer etmiş. Ne diyor?

“Önce benim gibi müzik tarihine olan borcunu ödesin, sonra tartışalım.”

Yıllıkların yokluğundan yakınırken gerekçelerim bu cehaleti görmemden kaynaklanıyor.

İnternet birçok alanda, edebiyatın, sanatın atıştırmalık yeri, önemini inkâr etmiyorum, ne var ki oradan yola çıkıp yazılı kaynaklara gitmenizi tavsiye ediyorum her zaman.

Gazete ve dergi koleksiyonları, her alanda bir araştırmacının cansuyudur. Eksik bir sayı araştırmasının bir bölümünü eksik bırakır. Onun için de koleksiyonların, arşivlerin dijitalize edilmesinde hayati önem görüyorum.

Elbette bu basılı olanları yok saymamıza yol açmamalı. Kâğıdından mizanpajına kadar bir kitabın serüveni elimizde tuttuğumuzda anlaşılır.

Yazının Devamını Oku

‘Kendi Sözleriyle Yaşayan Atatürk’

Koç Üniversitesi, Prof. Talat S. Halman’ın hazırladığı ‘Kendi Sözleriyle Yaşayan Atatürk’ kitabını yayımladı.

Zarfın içinde Koç Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Nur Yalman’ın da bir açıklaması vardı:

“Elinizde tuttuğunuz ‘Kendi Sözleriyle Yaşayan Atatürk’ kitabının yazarı Talat Halman çok yakın arkadaşımdı. Kıymetli Feyyaz Berker de 1992’de Halman’ın Birleşmiş Milletler’de yapmış olduğu bir konuşmayı çok beğenmiş ve 10 bin adet basıp dostlarına dağıtmış. Ben de yeniden İngilizce ve Türkçe yayınlatarak, Atatürk’ün vefatının 83. yıldönümünde hatırasını yâd etmek istedim.”

Talat S. Halman (1931-2014) kitaptaki ‘Sunarken’ başlıklı yazısında Atatürk’ün dünya tarihindeki yerini belirtiyor:

“Kader pek az kişiye Atatürk’ün başarılarından herhangi birini armağan etmiştir. Ulusunun egemenliğine öncü. Yenilgisiz komutan. Sömürgeciliğe karşı ilk büyük mücahitlerden. Ülkesinde ve dünyada emperyalizmin en kudretli düşmanı. Cumhuriyet yaratıcısı. Siyasal, hukuksal ve sosyoekonomik sistemlerin inkılapçısı. Büyüleyici hatip. Kültür devrimcisi. Laik düzenin kurucusu. Hümanist ve uluslararası barış mimarı. Ulusal kurtuluş ve yeni doğan ulusların önderleri için örnek. 20. yüzyıl rönesansının kahramanı. Doğu’da ve Batı’da, bu yüzyılda ya da daha önce aynı başarıların çoğunu kazanmış olanların sayısı çok azdır. Bu kadar kısa bir süre içinde bunların hepsini gerçekleştirerek sürekli etki yapan başka bir tarihi şahsiyeti düşünmek olanaksız gibidir.”

Nutuk’tan alıntılara fotoğraflar eşlik ediyor. Cumhuriyet’in tarihini adım adım sözler ve fotoğraflarla izleyebilirsiniz.

Atatürk Kitaplığı’nda yer alacak bir seçmeler kitabı.

GAZİANTEP’TE TÜRK ARKEOLOJİ VE KÜLTÜREL MİRAS ENSTİTÜSÜ

Yazının Devamını Oku

Chopin dinleyerek İdil Biret’i yazmak

Bugün saat 15.00’te Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’nda ‘İdil Biret’in 80. Yaş Onuruna’ iki etkinlik yapılacak.

Saat 15.00’te yönetmenliğini Eytan İpeker’in yaptığı, birçok ülkede çekimi yapılan 55 dakikalık ‘İdil Biret Belgeseli’ gösterilecek.

Belgeselin ardından Filiz Ali ve Aydın Büke seyircilerle söyleşi gerçekleştirecekler.

Ücretsiz olacak gösterime Süreyya Operası gişesinden alınacak davetiyelerle katılım mümkün olacak.

Saat 18.00’de İsviçre’de yaşayan Avusturyalı piyanist, orkestra şefi, besteci Ingolf Wunder’in piyano resitali var. Liszt ve Chopin’in bestelerini icra edecek.

Konserin başında Zeynep Oral konuşacak.

İdil Biret

Yıllar önce Pera Müzesi’nde ‘İdil Biret: Bir Harika Çocuğun Portresi’ belgeselini seyretmiştim. Dünyaca ünlü bir sanatçının nasıl emeklerle, çabalarla yetiştiğini gösteriyordu.

Gösterinin bitiminde eşi

Yazının Devamını Oku

İstanbul’u tanıyın, sonra gezin

Kültür A.Ş. tarafından yayımlanan, Ahmet Bozkurt’un hazırladığı ‘Evvel Zaman İçinde İstanbul’ okuması eğlenceli bir kitap. Şehrin önemli duraklarını bir edebiyat ustasının kaleminden tanımak ayrı bir zevk!

Ahmet Bozkurt’un ‘Evvel Zaman İçinde İstanbul’unu okurken tarih içinde bir geziye çıkacaksınız. Kitabın sunuş yazısı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun... Ahmet Bozkurt ‘Seyreyle Temâşâyı İstanbul İçinde’ yazısında kitabın kapsamı konusunda bilgi veriyor: “İstanbul’un, tarih boyunca, dünya sahnesinde ağırlığı, kurulduğu 324 yılından başlayarak hemen her dönemde baskın bir şekilde kendini hissettirmiştir. Ticaret yollarının kesişim noktasında yer alması, nüfusunun yoğunluğu, farklı etnik ve dini grupların bir arada yaşaması, mimarisi, kültürel ortamın canlılığı, ekonomik hacmi, bütün düşünsel ve fiziksel zenginlikleri bünyesinde barındırması İstanbul’u hem kendi döneminin hem de sonrasının ikonik kentlerinden biri haline getirmiştir.”

Kitabın ana bölüm başlıkları şöyle:

Evvel Zaman İçinde İstanbul
Ahmet Bozkurt
Kültür A.Ş.

Kimlerin yazıları var?

Bu başlıkları yazanlardan bir seçme yapacağım. Böylece İstanbul’la ilgili edebiyat tarihinden önemli makaleleri okuyacaksınız...

Kitapta Ahmet Rasim’in de yazısı var.

Yazının Devamını Oku

Sezai Karakoç’un ardından

İyi bir şair aramızdan ayrılıp da onun şiirlerini tekrar okumaya başladığımızda tehlikeli bir yolculuğa çıkarız. Sevdiğiniz, beğendiğiniz, övdüğünüz şiirler yıllar sonra hâlâ bu özellikleri muhafaza ediyor mu?

Sezai Karakoç gibi şairler her zaman bu yolculuktan zaferle çıkarlar. Çünkü şiirleri, insanın, özellikle düşünen insanın sırrını keşfetmişlerdir. Hayatın içinde yaşarlar. Karakoç gibi hem maneviyatımızı canlı tutarlar hem de dünyevi olanın nasıl ustaca yazıldığını ispatlama gücüne sahiptirler.

Ardından yazılanlarda, şiiri kadar Diriliş felsefesinden de söz ediliyor. Çağdaş ve modern kavramlar hakkında yazılan birçok yazıda yer alıyorsa bu, geleneği iyi incelediğinin, özümsediğinin göstergesidir.

Şiirinin arkasında bir inanç, bir ideoloji varsa dünya görüşü şiirine de sızdığında bir başka ustalık evresi çıkar ortaya. İnancını, dünya görüşünü paylaşanlar, yalnız düzyazının egemenliğini benimsemiş olanlar değildir, şiirinin de iyi şiir olmasından kaynaklanır. İyi bir şiir, temsil ettiği düşünceyi inandırıcı kılar.

İbrahim Kalın’ın dediği gibi, örnek bir hayatın temsilcisiydi.

İyi bir şiir zamana direncin de örnekleri arasında yer alır. Geleneği bilmeden, onun yaşayan yanını ortaya çıkarmadan modern bir eser verilebileceğine inanmam.

Sezai Karakoç’u her okuyuşumda T. S. Eliot’ın, ‘Gelenek ve Bireysel Yeti’ yazısını anımsarım.

Kimi adlar vardır ki, bazı kavramlar onsuz incelenemez. Sezai Karakoç’un yazdıklarını daha iyi anlamak, algılamak için hiç kuşkusuz bazı kitapları okumak gerekir. Kütüphanem kapalı olduğu için ancak yakınımdaki bazı kitaplardan söz edeceğim:

Mahmut Bıyıklı–Bahtiyar Aslan

Yazının Devamını Oku

Ali Emîrî, Diyarbakır Dicle Üniversitesi’nde anılacak

Diyarbakır Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karakoç’un davetiyesi şöyle:

“Ali Emîrî Doğduğu Topraklarda konulu sergi ve panelimize teşrifleriniz bizi memnun edecektir.”

Üniversitenin tanıtımı:

“Bilginin ve Medeniyetin Buluştuğu Üniversite.”

16 Kasım 2021 Salı günü (bugün), Diyarbakır Dicle Üniversitesi 15 Temmuz Kültür ve Kongre Merkezi’nde Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı ve Dicle Üniversitesi tarafından, “Ali Emîrî Doğduğu Topraklarda, Hayatı – Eserleri – Kütüphanesi” konulu sergi ve panel düzenleniyor.

Bu sergide Ali Emîrî’nin memuriyeti ile ilgili arşiv belgeleri, aldığı madalya ve beratlar, kendi eserlerinden örnekler, kütüphanesi ve kütüphanesindeki önemli eserlerin görüntülerinden oluşan oldukça kapsamlı bir sergi de açılacaktır.

Panelde Ali Emîrî’nin Diyarbakır’daki yaşamı, memuriyeti, Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı tarafından Prof. Dr. Günay Kut’un editörlüğünde Prof. Dr. Sadık Yazar ve Doç. Dr. Mustafa Uğurlu Arslan tarafından inceleme - metin – tıpkıbasım olarak yayımlanan Diyarbakır kültürü ile ilgili Mir’âtü’l Fevâid ve Mukaddime’si, vatan ve millet aşkı, kütüphanesi konuları ele alınacaktır.

Konuşmacılar:

Millet Yazma Eser Kütüphanesi Müdürü

Yazının Devamını Oku

‘Beni de alın ne olur koynunuza hatıralar’

Bir zamanların en çok icra edilen şarkının güftesini Baki Süha Ediboğlu yazmış, Selâhattin Pınar da bestelemişti. Sevdiğim bir şair ile sevdiğim bir besteci bir araya gelmişti. CD’yi dinlerken elbette anılar da eşlik ediyordu: “Selâhattin Pınar Şarkıları, Atakan Akdaş”

Bir aile dostumuzun aracılığıyla KüçükÇiftlik Park’a gittiğimizde onunla konuşurdum. Daha sonraları da Beyazıt’taki Şamlı İskender nota mağazasına uğradığımda rastlardım. Doğrusu şıklığı dikkatimi çekmişti, özellikle kravatları da. Yemeğe düşkünlüğü konusu da söyleşilerde yer alıyordu. Ayrıntısını hatırlayamadığım bir patlıcan salatası tarifini okumuştum, çabalasam arşivimde bulabilirim.

Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu ses sanatçısı Atakan Akdaş, icradaki ustalığını gösteriyor. Albümde, sanatçının 12 seçme eserinden biri yepyeni düzenlemesiyle, diğerleri klasik üslupla yer alıyor. Albümde son eseri ise bestekârın kendi sesinden dinleyeceksiniz; “Beni de alın ne olur koynunuza hatıralar”.

Albümün ilk tanıtım konseri 18 Kasım 2021 tarihinde Ataşehir Belediyesi Mustafa Saffet Kültür Merkezi, Halit Akçatepe Sahnesi’nde yapılacak.

Albümdeki Refik Hakan Talu’nun yazısından bir bölüm: “Türkiye radyo tarihinin en başta gelen isimlerinden olan Mesud Cemil Bey, Selâhattin Pınar’ın vefatının ardından İstanbul Radyosu’nda konuşmasının hemen başında şu şekilde bir cümle kurmaktadır:

‘Selâhattin Pınar’ı tanıtmak belki ilk hamlede lüzumsuz sayılabilir. Çünkü onun yıllar yılı, hasta olduğu zamanlarda bile terk etmediği İstanbul’un musiki sahnelerinde o kadar alışılmış, o kadar sevilmiş, sahnenin perdesi gibi, ışıkları gibi, kulisleri gibi bir hüviyetli şahsiyeti vardı ki bütün bir koca şehir halkı tarafından tanınırdı.

Orada daima coşkun, heyecanlı, hararetli ve aynı zamanda hâkim ve işini bilir hali ile sahneye adımını attığı andan itibaren çıkıncaya kadar ısrarlı alkışlarla karşılanır ve uğurlanırdı. Tam manası ile popüler bir sanatkâr.

İstanbul’un her devirde bir ayrı eda ve tavırda yarattığı halis İstanbul çocuğu idi.’

Yazının Devamını Oku

İskender Pala’ya ithafen...

Editörlüğünü Nagihan Gür’ün yaptığı ‘İskender Pala Armağanı’, ömrünü divan edebiyatına adayan ve bu türü kitlelere sevdiren İskender Pala’nın farklı yönlerine ışık tutuyor.

İskender Pala yıllar önce tanıdığım, çalışmalarını takip ettiğim iyi bir yazar. Nitelikli eserlerinin çok okunması da ayrıca onu edebiyatımızda önemli kılıyor. Çünkü yazdıkları kurgu edebiyatında yerini almıştır ama içinde bilgi ve araştırma vardır, edebiyat zevkinin yanı sıra öğrenme özelliğinden de yararlanırsınız.

İskender Pala’nın belirtilmesi gereken bir özelliği de divan edebiyatını kitlelere sevdirmesi, genç kuşak tarafından okunmasını sağlamasıdır.

Editörlüğünü Nagihan Gür’ün yaptığı ‘İskender Pala Armağanı’ (Kapı Yayınları), birkaç açıdan önemli bir çalışma. Armağan kitapları, o kitapları okuyanlara yeni bakış açıları sunar, okumayanları da okumaya sevk eder.

Gür, Önsöz’de hocası İskender Pala’yı ve kitabı anlatıyor: “Elinizdeki bu kitap, ömrünü divan edebiyatı araştırmalarına adamış, yazdığı akademik yazılarla ve kurgusal metinlerle Osmanlı kültürü ve tarihini her düzeyden okura benimsetmeyi başarmış ilkeli bir akademisyene, üretken bir yazara ve mütevazı bir kültür adamına sunulmuş ‘gecikmiş’ bir armağandır. Armağan kitabını ‘Anı Yazıları’ ve ‘Akademik Yazılar’ olmak üzere iki temel bölüme ayırma fikri, yazar listesi oluşurken şekillendi. ‘Anı Yazıları’ başlığı altında Osmanlı/Türk edebiyatı çalışmalarına önemli katkılar sağlamış yazarların/akademisyenlerin yazılarına yer verildi.”

Kimler yazdı: Namık Açıkgöz, Beşir Ayvazoğlu, Yakup Çelik, Mustafa İsen, Nihat Öztoprak...

İskender Pala Armağanı

Yazının Devamını Oku

Yunus Nadi ve Necip Fazıl Ödülleri belli oldu

İki edebiyat ödülü de açıklandı. Ödüllerin iki açıdan etkisi vardır. Adına ödül verilen anılır, ödül alan da daha geniş bir okur kitlesine ulaşır.

Necip Fazıl Ödülleri’nde 6 ayrı dalda 7 isim ödüle layık görüldü.

Önemli edebiyatçı ve fikir adamlarından Necip Fazıl’ın manevi ve kültürel mirasını yaşatmak amacıyla Star Gazetesi tarafından düzenlenen Necip Fazıl Ödülleri’nin 2021 yılı kazananları açıklandı.

Ödül 8 yıldır veriliyor.

Jüri üyeleri: Prof. Dr. M. Fatih Andı, Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç, Prof. Dr. Turan Karataş, Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Özel, Necip Tosun

NECİP FAZIL ÖDÜLLERİ

Necip Fazıl Şiir Ödülü: Mustafa Aydoğan

Necip Fazıl Hikâye-Roman Ödülü: Mukadder Gemici

Necip Fazıl Fikir-Araştırma Ödülü: Prof. Dr.

Yazının Devamını Oku

Üç ciltten oluşan Atatürk’ün Nutuk’u

Üç ciltli kitaptan oluşan, üzerinde ‘Nutuk - Gazi Mustafa Kemal Tarafından’ yazılı bir kutu geldi.

Kutuyu açtığımda ilk olarak bir sertifika ile karşılaştım.

Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak’ın sunum yazısı:

“Kurumumuzun kuruluşunun 15. yılında; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’u, Cumhuriyet Türkiye’sinin kuruluşunun taçlandırıldığı, Kurtuluş Savaşı’nın derin izlerini süren, en temel tarihsel tanığı olma özelliğini taşıyan NUTUK, bu ülkeyi gelecek nesillere emanet eden bir anlayışın, kutsal bir belgesidir.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1927’de okuduğu Nutuk’un TBMM üyeleri için hazırlanan ‘özel nüsha’sının tıpkı baskısı, bu özel nüshanın Prof. Dr. Zafer Toprak tarafından ‘Latin harflerine çevirisi’ ve ‘egemen ulus anlayışını içeren yorumu’ Folkart’ın kuruluşunun 15. yılı anısına özel olarak numaralandırılıp 1.500 adet basılmış.

Projenin direktörlüğünü ise Fahri Özdemir yapmış.

EGEMENLİĞE GİDEN YOL

Yazının Devamını Oku

Heykel sanatına destek sergisi

Milliyet Sanat’ın düzenlediği ‘II. Heykelde Yeni Keşifler’ sergisi Kemer Country’de açıldı.

Serginin açılış konuşmasını Milliyet Sanat Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Filiz Aygündüz yaptı:

“Bundan tam 49 yıl önce Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi tarafından, haftalık kültür sanat eki formunda yayın hayatına başladı. Yıllar içinde 128 sayfalık, aylık sanat dergisine dönüştü.

İlk yarışmaya Türkiye’nin dört bir yanından 200’e yakın sanatçı, eserleriyle başvurdu.

Pandemi arasından sonra bu yıl Heykelde Yeni Keşifler Yarışması’nın ikincisini düzenledik. Yine büyük bir katılımla karşılaştık. Bu yılki Seçiçi Kurulumuz’un seçtiği 10 eser arasındayız şimdi. Bu yıl yarışmamız, üretim ve yurtdışı eğitim destekleriyle heykel sanatındaki yeni keşiflere sunduğu katkıyı artttırdı. Bu katkılara yıllar içinde yenileri de eklenecek hiç kuşkusuz.

Son olarak Milliyet Sanat dergisine verdiği desteklerini hiç unutmayacağımız Sayın Erdoğan Demirören’i saygıyla yâd etmek isterim. Heykelde Yeni Keşifler Yarışması’nın mimarı Sayın Meltem Demirören Oktay başta olmak üzere tüm Demirören Ailesi’ne, yaptığımız projelerde her zaman yanımızda olan Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Mete Belovacıklı’ya ve bu yıl sponsorluğumuzu üstlenen Mesa Holding’e ise teşekkürlerimi sunuyorum.”

Heykelde Yeni Keşifler Seçici Kurulu:

Aslı Sümer

Yazının Devamını Oku

Ferit Sıdal’ı anarak

Türk müziğine emek veren icracıları, bestecileri bu köşede anıyorum.

CD’leri, LP’leri varsa bugün onları anımsatıyor, dinlenmelerini sağlama girişiminde bulunuyoruz.

Bu hafta tamburi besteci Ferit Sıdal’ın TRT tarafından çıkarılan iki CD’lik albümünü dinledim.

1. CD: Ferit Sıdal’ın Sözlü Eserlerinden Seçmeler

Koroyu Ali Şenozan yönetmiş.

Çok tanınmış iki eser:

Bir gönül vardı bende henüz aşkı tatmamış

Gözlerin bir içim su

2. CD: Ferit Sıdal’ın Enstrümantal Eserlerinden Örnekler

Yazının Devamını Oku

Eleştirinin, yayıncılığın saygın adı: Memet Fuat

Yazdıklarıyla olduğu kadar yönettiği dergilerle de Türk edebiyatına katkı sağlayan Memet Fuat, büyük şair Nâzım Hikmet’in doğru tanınmasına da vesile olmuştur...

Türk edebiyatının çeşitli türlerinde yazar ve yayıncı olarak Memet Fuat’ın damgası vardır. Özellikle Nâzım Hikmet’in doğru ve yaygın tanınmasında, bireysel ve edebiyat tarihi açısından da ayrı bir önem taşır. Bütün yapıtlarını okuduğum, yakından tanıdığım Memet Fuat’a daima saygı ve sevgi duymuşumdur.

Yazdıklarıyla, yönettiği dergilerle birçok kuşağın sesi işlevini üstlenmiştir. Memet Fuat’ın ‘Yazarlığın Eteklerinde’ kitabını okurken, edebiyata ilk adım attığı zaman yaşadıklarını öğreniyoruz.

Annesi Piraye Hanım’ın -ki onunla da tanıştım ve etkilendim- zorlamasıyla Nâzım Hikmet’le mektuplaşmalar
başlıyor.

Nâzım, ilk mektubuna verdiği yanıtta, hatıraların önemini vurgularken okuması gereken kitapları da tavsiye ediyor:

“Oğlum,

Mektubunu aldım. Bayram ettim. Sen daha o kadar gençsin ki hatıraları olmayan ve hatıralara değerlerini vermesini öğrenmemiş olansın.”

Yazının Devamını Oku

Dergilere bir bakalım

Pandemide en çok ihmal edilen ürünler dergilerdi. AVM’lerdeki birçok kitapçıda ne yazık ki dergiler bulunmuyor, bu yüzden de dergi tiryakilerinin beklentisi yerine gelmiyor. Oysa hepimiz ilk yazımızın çıkacağı dergiyi arar bulurduk. Şimdi gene Bâb-ı Âli’den alabiliyorum dergileri. Dergilerin son sayılarında neler var, kısaca onları hatırlatmak istedim.

MİLLİYET SANAT

KAPAKTA ne var?

‘Müzik+Sinema+Moda: Lady Gaga’

Öykü Sofuoğlu’nun yazısı: ‘Lady Gaga’nın kutsal üçlemesi: Müzik, moda, sinema.’

Bir hayatın üç günü:

Sevin Okyay’ın yazısının sunumu şöyle: “Sadece ülkesi Britanya’da değil bütün dünyada sevilen Galler Prensesi Diana’nın hayatından üç günü anlatan Pablo Larrain filmi ‘Spencer’ özellikle Prensesi canlandıran Kristen Stewart’ın performansıyla dikkati çekiyor.”

Ümran Avcı

Yazının Devamını Oku