Doğan Hızlan

Doğan Hızlan

dhizlan@hurriyet.com.tr

Dergilerde anılıyorlar: Selâhattin Hilav ve Handan İnci

İkisini de tanıdım, dostluk kurdum. Yazdıkları ile yaşayacaklar. Anılarımda varlıklarını sürdürüyorum.

Haberin Devamı

Dergiler gerçekten bu açıdan çok önemli bir işlevi yerine getiriyorlar. Onlarla ilgili anılarımı bir başka yazıda tamamlayacağım.

* Sözcükler, İki Aylık Edebiyat Dergisi, Mayıs- Haziran 2026.

Unutamayacağımız Bir Dost: Selahattin Hilav - Cevat Çapan

“Ben onun kitaplarını yeniden karıştırırken, bunu gördüm: Onun yabancılaşma kavramıyla ilgili yazılarında çok başka ülkelerde de bazı insanların farkına vardığı bir çarpıcı gerçeğin üzerinde durduğuna tanık oldum. Bunun ne kadar önemli olduğunu yeniden düşündüm. Birçok toplumda, bugün dünyada kendi olabilen insan çok az. Kendi gibi düşünen, kendi aklı ile düşünen insanın çok az olduğunu görüyoruz. Bu bana başka bir toplumbilimciyi hatırlattı. David Riesman adlı Amerikalı bir sosyoloğun, ‘Yalnız Kalabalık’ diye Türkçe’ye çevirebileceğimiz bir kitabı vardı. The Lonely Crowd. Şikago Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan bu sosyolog Amerikan toplumu ile ilgili araştırma sonucunda şöyle bir sınıflandırma yapmış. İki türlü insan var diyor: Kendi içinden yönlenebilen insan, başkalarının yönlendirildiği, dıştan yönlendirilen insanlar. Aslında bu sadece Amerikan toplumu ile ilgili bir olgu değil. Bizim toplumumuzda da dünyanın birçok toplumunda da birçok insanın, denebilir ki dünya nüfusunun büyük bir çoğunluğunun hep başkalarının yönlendirdiği, başkasının değerlerine, başkalarının kalıplarına göre düşünen, değer yargıları kendi öznel yargıları olamayan insanlar. Selahattin hem yabancılaşma konusunda hem de genel olarak edebiyat eserlerini değerlendirirken hangi yazarların, temel insan sorunlarına, insan gerçeklerine bakıp bakmadığını, nasıl evrensel bir dille anlatıp anlatamadığına önem veriyor.

Haberin Devamı

Bu yüzden de çok sağlıklı bir eleştirel çıkış noktası sağlıyor. Gene bu nedenle Nâzım Hikmet’i değerlendirirken, Kemal Tahir’i, Can Yücel’i, Metin Eloğlu’nu değerlendirirken, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı değerlendirirken, bu yazılar sıradan bir eleştiri yazısı olmuyor. Bu incelemelerinde hâlâ işimize yarayan, bize yön veren, birçok eleştirel araçlar veren ilkeleri saptamış oluyor.”

*

Haberin Devamı

Selahattin Hilav - Ömer Uluç

Selahattin’le ölüm hakkında o kadar çok konuştuk ki... Bir çeşit Sartre ya da Heidegger etkisiyle ‘Ölüme doğru varlık’ sorunu... Anladığım kadarıyla Selahattin’de ölümden korkan bir adam kişiliği yoktu. Bence onun başkalarını etkileyen yanı da buydu. Selahattin’in ölümden korkusuzluğu o kadar bariz ki böyle bir endişesi yoktu. Sanıldığı kadarıyla düzenli bir hayatı yoktu. Kendi hayatında oldukça özensiz, doktorlardan, sağlığına bakmaktan oldukça uzak, biraz çocukça, naif biriydi.”

* Kitaplık, Üç Aylık Edebiyat Dergisi, Nisan- Haziran 2026.

*

Handan İnci İçin- Abdullah Uçman

...

Tanpınar’la ilgili etkinliklere durup dinlenmeden devam eden Handan, yine bu süreçte bir kısım öğrenciler ve Tanpınar hayranı başka katılımcılarla ‘Tanpınar’ın İzinde’ ve ‘Huzur’un İstanbul’u’ adıyla, başta Boğaz olmak üzere, İstanbul’un çeşitli semtlerine geziler düzenledi. Başka meşgalelerim dolayısıyla ben bu gezilerin sadece Şehzadebaşı-Fatih, Süleymaniye ve Üsküdar ayaklarına katılabildim; yine bu geziler sırasında bir yerde çay molası verildiğinde ya da öğle yemeği yendiğinde masrafları yine bizzat Handan karşılıyordu. 24 Ocak 2020’de, Beyoğlu Belediyesi ile birlikte, Tanpınar’ın 1953 yılında Avrupa’dan döndükten sonra vefatına kadar kaldığı, Gümüşsuyu Bağ Odaları Sokağındaki Zeynel Apartmanı’nın kapısına mütevazı bir törenle bir bilgilendirme plaketi çaktırdı. Yanlış hatırlamıyorsam 2010 yılından itibaren ‘Cevdet Kudret’ adına düzenlenen ödüllerin organizasyonunun da yine Handan tarafından yapıldığını belirtmek isterim.”

*

Haberin Devamı

Handan İnci ve Estetik Büyülenme-Özge Şahin

Handan İnci’nin eleştirel bakışında yakın durduğu zemin Rita Felski’nin Edebiyat Ne İşe Yarar? kitabında tartışmaya açtığı bir edebiyat eseri karşısında “büyülenme” ve “şok” evrelerini içerir. Modern edebiyat eleştirisi, bu yaklaşımın tam tersi kutbunda yer alan mesafeyi zorunlu kılsa da, Felski’nin bir eser karşısındaki büyülenmeden kastettiği, “safdil bir kapılma değil, odaklanma, tüm dikkatini ona verme ve güçlü bir bağ kurma” girişimidir.

*

Handan Hoca’nın dipnotlar ve geniş kaynakçalarla kuşatılmış en “ciddi” yazılarında bile okurken duyduğu hazzı hissettirmek gibi bir gayreti de vardır. Akademik formasyonu İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı gibi geleneksel bir kaynağa dayansa da Handan Hoca’nın çalışma hayatı ve akademik işleri “cansız ve donuk” bulduğunu sıkça dile getirdiği bu mirası kendine özgü biçimde sürekli olarak revize etti. Bu yüzden edebiyat tarihi çalışmaları arasında Ahmet Midhat, Fatma Aliye, Beşir Fuad, Nâbizâde Nâzım, Nahid Sırrı Örik onun yazıları ve incelemelerinde kuru bir ansiklopedi maddesi olmaktan çıkar, birer roman kahramanına dönüşür. Özellikle Beşir Fuad’ın yazıları ve polemiklerini Şiir ve Hakikat’te (YKY, 1999) bir araya getirirken muarızları ve müttefikleriyle birlikte yazarı tüm yönleriyle kuşatan bir dünya kurar.

 

Yazarın Tüm Yazıları