"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Cengiz Bektaş’ın ardından

MİMAR, şair ve yazar Cengiz Bektaş da aramızdan ayrıldı.

26 Kasım 1934’te Denizli’de doğdu.

1999-2005 arasında Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanlığı’nı üstlendi.

Çeşitli ödüller aldı:

  • Türk Dil Kurumu projesiyle 1978 Ulusal Mimarlık Sergisi Ödülü.
  • Akdeniz Üniversitesi Olbia Sosyal Özeği projesiyle Ağa Han Mimarlık Ödülü.
  • Mimarlıkta Eleştiri kitabıyla Türk Dil Kurumu İnceleme-Araştırma Ödülü.
  • 2003’te Truva Şiir Ödülü.
  • Dün Bugün’ ile Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü.

Bektaş mimarlık anlayışını şöyle tanımladı:

“Kendi kültürünün, geleneğinin ne olduğunu bilmeyen kişilerin bilgisizliği uyarınca yapılan yapılar, ‘Bu geçmişin çocukları bunlar olabilir mi?’ sorusunu akla getiriyor.

Bana göre mimar, özellikle de bizim mimarlarımız, kültür birikiminin bilincinde olmalı.

Mimarlık elbette ki insanlar için, bu çağda onlara insancıl oylumlar sunmak için yapılmalıdır. Onların gereksinimleri, mutlulukları sağlıkları için çalışmak demek bu.”

Bektaş’ın, mimari dışında deneme, derleme, çeviri, şiir gibi çeşitli türlerde kitapları var.

Donanımlı bir kültür adamıydı.

Cengiz Bektaş da anılarımızda ve eserlerinde yaşayacak.

DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİNİ AHMET TELLİ YAZDI

21 Mart Dünya Şiir Günü’ydü. Bu yıl bildiriyi iyi şair Ahmet Telli kaleme aldı.

Şiirin işlevi üzerine sizi düşünmeye çağıracaktır bu bildiri:

“Dünyayı aşklaştırmanın özel bir edimidir şiir. Referansları özgürlük, adalet ve vicdandır. Özgürlüğe evrensel, adalete toplumsal ve sınıfsal, vicdana bireysel olarak yaklaşır ve özümser, onları insani ve estetik boyutlarda yeniden üretir.

Şiir, her türlü inanç sisteminin ve ideolojilerin sınırlandırdığı dar algı aralıklarının karşısına, dinamik ve sınırlanmamış bir kadrajla çıkar. Bu kadrajdan uzanarak kucakladığı ufuklarda şair de, şiir alımlayıcısı da özgürleşir ve zenginleşir. Bu bağlamda, dili de tıkızlaşmış hâlinden kurtarıp sözcüklerin özgürleşmesini sağlayan şiirdir.

Şiir, içinde yaşamak zorunda bırakıldığımız bu karanlık dünyanın yerine ışıltılı, kardeşçe ve yaşama sevincinin rüzgârıyla dolu bir dünyayı geçirir; bunun olabilirliğini gösterir ve hepbirlikte’liğe çağrı çıkarır. İnsanların köşeye sıkıştırılmışlıklarına karşı, onların birlikte gösterebilecekleri tükenmez gücü; tek düşürülmüş bireyin horlanmasına ve aşağılanmasına karşı, insan tekilinin el değmemiş zenginliklerini ve yaratıcı coşkularını sezinletir.

Şiirin zihnimizde şimşekler çaktırabilen gücü, hayat ile geçişmiş bir duygu-düşünce-imgelem diyalektiğinin yapılandırdığı yaratıcı bir süreçte oluşmasından kaynaklanır ve ayrıca bu nedenle her şiir, biriciktir. Sistemin dayattığı aynılaşma ya da aidiyet kalıpları yerine, ‘kendi’ olabilmek ve ben’i, biz’e taşıyabilmek için, özgürleştirici imgeleriyle sezgisel aklın hayata çağrılmasının da yoludur şiir. Düşlerinin ve bilme merakının öznesi olamayan insan, verili hayatın bir nesnesine dönüşür. Şiir ise, kazandırdığı imgesel düşünüş sonucu ‘hayır’ diyebilme cesaretini hatırlatır kişiye.

Doğayı, toplumu ve insanı anlayan ve gelecek sezgisinin ışığını bilincin ekeneklerine sızdıran şiir, olmuş bulunanla ve olmakta olanla bağını kopartmadan, ütopyamızı çiçeklendirir. Biz ki, o ütopyadan bugün, şu an hayatımıza neyi çağırabiliyorsak, onu yaşayabilmeliyiz. Bu durum, şiirin gerçek ile uyumsuzluğunu, onun gerilimli bir alan olduğunu duyumsatmaktadır. Şair, bu gerilimin sancılarını göze alan kişidir; gerçeğin hâl ve gidişine itiraz daima şiirden gelmiştir çünkü. Gerçek, yalanla yer değiştirdiğinde o, kendi hakikat’ini kurar; gerçek diye belletilen yalanların perdesini aralayarak, hakikat olanı gösterir. Bu nedenledir ki, iktidar odaklı hangi güç varsa, şairi ve şiiri sakıncalı bulmuştur. Şiir ise itirazlarını yükseltirken, ölüme karşı yaşamı, karanlığa karşı şavkı, savaşa karşı barışı, sömürüye karşı alın terini, kısıtlamalara ve zulme karşı özgürlüğü savunmaya devam eder; bir yandan da her türlü ötekileştirmeye karşı durur.

‘Gülün gülle tartılacağı’ bir dünya, aşk hâlinde bir dünyadır ve bu, şiirin düşüdür. Şiir, önce kendini aşk’laştırarak yola koyulmakta ve tahayyülün sınırsızlığına doğru kanat vurmaktadır.

Dünya Şiir Günü, bütün bunları yeniden hatırlamak ve hatırlatmak olsun...”

X