Bir opera sanatçısının yaşamı

Müzisyenlerin hayatı, sanatı üzerine kitaplar iki açıdan önemlidir.

Birincisi çoksesli müziğin tarihi içinde operanın yeri üzerine bilgi ediniriz, ikincisi usta bir sanatçıyı yakından tanır, sahne ötesindeki çalışmalarını öğreniriz.

Seyit Töre’nin hazırladığı ‘Mesut İktu–Cumhuriyet’in 50 Yıllık Sesi’ kitabı bu iki gerekçeyle beni ilgilendirdi.

Bir opera sanatçısının yaşamı

Önsözde İktu, yurtiçindeki ve dışındaki çalışmalarından kesitler sunuyor.

Opera sanatı için ne demişti:

“Biz bir defalık sanat yapıyoruz, bir defa söylüyoruz, bitiyor.” Daha önce 50. sanat yılı için Mesut İktu üzerine yazmıştım.

Benim temsilleri kaydetmeliyiz, onları satın alabilmeliyiz önerimin gerekçesini usta sanatçı söylüyor.

Töre’nin Sunuş’undan satırlar:

“Bu kitap sadece Mesut İktu’nun özgeçmişi değil, onun tanıklık ve deneyimleriyle Türkiye ve diğer ülkelerde –opera temsilinde– müzik ve sahne sanatları hakkında da yazılı ve sözlü tarih çalışmasıdır.

Bu kitabın bir özelliği de ana metinde adı geçen opera veya çeşitli şarkıların dipnotlara koyduğum internet linkleri aracılığıyla  -başta Mesut İktu’nun sesinden olmak üzere- dinlenebilmesi veya izlenebilmesidir.”

Kitabın ana başlıkları:

1. BÖLÜM

Mesut İktu’nun Özgeçmişi

2. BÖLÜM

Mesut İktu’nun Kariyerinden Deneyimleri ve Görüşleri

3. BÖLÜM

Mesut İktu’nun Gazete ve Dergilerdeki Demeçlerinden Seçmeler

4. BÖLÜM

Mesit İktu’nun Operalardaki Rolleri ve Sanatı Üzerine Değerlendirmeler

5. BÖLÜM

Mesut İktu’nun ‘ III. Milli Kültür Şûrası’ Raporu

Ankara’nın Türkiye Cumhuriyeti kültürünün oluşum, yükseliş sürecinde çok önemli bir yeri vardır. Gerek müzisyenlerin gerek başka alanlardaki öğrencilerin hocaları Batı’ya açılan rejimin sanatta, bilimde, müzikte var oluşunun örneklerini vermişlerdir.

Tanzimat’la başlayan Batılılaşma, başarılı uygulama örneklerini Cumhuriyet’te verdi.

Ankara’da müzik öğrenimini yapan genç kuşak sanatçıları Batı ülkelerine devlet aracılığıyla gönderilerek, bu kültür girişimini gerçekleştirdiler.

İktu’nun ailesi müziğe tutkun, adını da Mesut Cemil İktu koymuşlar, o sadece Mesut’u kullanmış. Ağabey opera sanatçısı Mustafa İktu da bugün yaşamıyor.

Hocası Necil Kâzım Akses, onun Joseph Marx’ın DerTon Liedi’ini okumasını istiyor. Akses, metni kimin diye soruyor, öğrenci Knut Hamsun adını görüyor. Akses, git Açlık kitabını al, bu lied’i ancak o zaman söyleyebilirsin, diyor.

Töre’nin İktu’yla yaptığı söyleşiyi bir roman gibi okudum. Çünkü orada sadece İktu yoktu, birçok besteci, hepsi alanında  yıldız olmuş sanatçılar, müzisyenler, dostluklar.

Söyleşide, Türk bestecileri ve müzisyenlerle ilgili bölümlerin yanı sıra, Türkiye’ye gelen yabancı müzisyenler hakkında da bilgi var.

‘Oynamak isteyip de oynayamadığınız rol’ sorusunu şöyle yanıtlıyor:

“Tabii oldu, aslında ben bir lirik baritonum. Benim sesimin gerektirdiği bütün rolleri oynadım. Gözüm çöplükte kalmadı.”

Sanat kurumları yönetimi için de bugün uygulanan benim de katıldığım bir sistemden söz ediyor:

“Eski Sovyetler Birliği ve Türkiye hariç olmak üzere, dünyanın hiçbir opera evinin genel yöneticisi sanatçı değildir, işletmecidir.”

Kitabın bir bölümünde, Mesut İktu’nun  rol aldığı eserler, hakkında yazılmış yazılar yer alıyor.

*

MESUT İKTU’nun diskografyası bölümünde kaset-CD kayıtlarını bulabilirsiniz:

- Ali Doğan Sinangil

Mevlânâ Oratorio (Selections)

- Bilkent 6. Anadolu Müzik Festivali

-  Mesut İktu – Türk Bestecilerinden Lied’ler

- Mesut İktu (Hazırlayan Mustafa İktu)

- Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Senfoni Orkestrası Konseri

- Mesut İktu – Türk Ezgileri

Ayrıca e-kayıtları da kitapta belirtilmiştir.

*

İYİ bir opera sanatçısının yaşamını okuyun ve icralarını da dinleyin. 

H20 Kitap

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Haldun Taner Ödülü Nurhan Suerdem’in

Milliyet gazetesinin düzenlediği Haldun Taner Öykü Ödülü bu yıl Nurhan Suerdem’in ‘Maruzatım Var’ adlı eserine verildi. İnsanın hem ironik hem trajik hallerini başarıyla anlatan bir öykü kitabı.

Nurhan Suerdem, bireysel özgürlüğün altını çizen yalnızların öyküsüne ağırlık veren bir yazar. Kahramanları, mutsuz, bireysel ve toplumsal olarak kırgınlar.

Bu türde 10 öyküye yer verdiği ‘Maruzatım Var’ kitabı Haldun Taner Öykü Ödülü’ne layık görüldü. Öykülerin isimleri şöyle: Sabah Sesi, Asliye Hukuk Hâkimliği’ne,  Tenes’in Baltası, Eşik, Aziz Bey, Bir Sokak, Talih Kuşu, Oturan Mavi Bulut’un Eksik Listesi, Koş Sevil Koş! ve Yetişkin Oyunları.

İletişim Yayınları

Her birinde dışarıdan bütün müdahalelere karşı, yalnızlığın tadını çıkaran insanlar var.

Kahramanların bir amaçları yok, bir hedefe varmak için çaba göstermiyorlar, yardım elini de reddediyorlar.

Mesela birisi, çocuklarını bırakıp Fransa’ya giden bir annenin ölüm döşeğinde oğlunu görme isteği üzerine...

Oğlu affetmekte gönülsüz. Ama gene de gidiyor.

Bir başka kahraman asliye hukuk mahkemesine dava açıyor.

Yazının Devamını Oku

Son zamanların çok kullanılan kavramı: Tasarım

Birçok mağazanın vitrininde tasarım sözüne rastlıyoruz. Kuaförlerin bile kullandığı bir kavram tasarım.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, VitrA sponsorluğunda ve Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlenen 5. İstanbul Tasarım Bienali, bugün başlıyor.

Bienal bu sene, sergiler, kamusal alanda yer alan açık hava yerleştirmeleri ve dijital video serileri olmak üzere üç farklı formatta izleyicilerle buluşuyor.

Sergi mekânlarındaki projeler 15 Kasım tarihine kadar ziyarete açık olurken; şehirdeki müdahaleler, araştırma projeleri ve video serileri ise 30 Nisan 2021’e kadar gelişerek devam edecek.

Bienalin teması Empatiye Dönüş: Birden fazlası için tasarım ne anlama geliyor?

Günümüzde empati sözcüğünü başka insanlarla kurulan bir bağı anlatmak için kullanıyoruz. Oysa terimin orijinal anlamı hislerin nesnelere ve doğal yaşama aktarılmasını vurguluyordu. 5. İstanbul Tasarım Bienali de bu anlamdan aldığı ilhamla tasarım için yeni bir rol tanımlamayı hedefleyen fikirlere ve projelere ağırlık veriyor.

Bu bienal tasarımı çevremizdekilerle aramızda bir arabulucu gibi konumlandırıyor. Aynı zamanda dünyayı ve içinde yaşayan sayısız canlıyı algılamak için bir araç olarak görüyor.

PANDEMİ ŞARTLARINAUYUM SAĞLAYAN PROGRAM

5.İstanbul Tasarım Bienali Ekim 2020’den Nisan 2021’e dek yavaş yavaş değişen ve gelişen bir bienal olacak.

Yazının Devamını Oku

Sözle değil fotoğrafla anlatılan hikâyeler

Bülent ECZACIBAŞI’nın fotoğraflarından oluşan ‘Yoldan’ başlıklı albümü seyrettim/okudum.

Kitap bir sözle başlıyor:

“Yolculuk, insanı önce sözsüz bırakır, sonra bir hikâye anlatıcısına dönüştürür.”

İbn Battuta

Ve başka bir sözle bitiyor:

“Tüm yolculukların gizli bir hedefi vardır, yolculuk eden de farkında değildir onun.”

Martin Buber

Sizi yönlendiren, fotoğrafları değerlendiren bir önsöz yok. Görene sunulan bu özgürlük, bireysel yorumların geniş alanını açıyor. Önsözler bir kısıtlamadır, onun izinden gitmeye kalkışırsınız, esastan uzaklaşırsınız. Ben şehir rehberlerinden de hoşlanmam. Kitabı sevmemin bir gerekçesi de sözü bana bırakması.

Yazının Devamını Oku

Andel’in konçertoları

Tango bestecisi olarak tanıdığımız Necip Celâl Andel’in keman ve viyolonsel konçertolarını dinledim.

‘Mazi kalbimde yaradır’ın bestecisinin bir başka yanını tanıdım.

50 yıldır bir bavulun içinde bulunan, sonra ortaya çıkan bestelerin hikâyesini Nisan Özdoğan Aşkın’dan okuyalım:

“Aslında bu CD’nin hikâyesi, Necip Celâl Andel’in kız kardeşi olan babaannemin, bana içi nota dolu kahverengi eski bir bavulu vermesi ile başladı. ‘Bunların kıymetini sen ve Cihat bilirsiniz, en iyi şekilde değerlendirirsiniz’ demişti.

Bavulu açtığımızda, içinde basılı tango notalarının yanı sıra birçok da elyazısı nota bulmuştuk. Ancak içlerinde bizi en çok heyecanlandıran, daha önce hiçbir yerde çalınmamış, yayınlanmamış hatta varlığını kimselerin bilmediği keman ve çello konçertolarının elyazısıydı.

Necip Celâl, Keman Konçertosu’nu tamamlamış, ancak Çello Konçertosu’nu maalesef bitirememişti.

Cihat, bu iki eserin  de orkestrasyonunu yaptı. Eserlerin ilk seslendirilişini Cihat ile sevgili Rahşan Apay beraberce Eskişehir’de gerçekleştirdiler. Babaannem maalesef bunu göremedi.

Ben 1957 tarihinde vefat etmiş olan Necip Dayı’ya yetişemedim ama babaannemden dinlediğim  hikâyeleriyle ve bestelediği tangolarla büyüdüm.

Babaannemin anlattığına göre, eserlerini bestelerken önce kemanıyla çalar, gözlerindeki ağır katarakt yüzünden notaları kendi yazamaz, ancak yanından hiç eksik olmayan arkadaşları bu notaları kâğıda aktarırlarmış.

Yazının Devamını Oku

‘Bugün posta günü canım sıkılır’

Dali’nin, Frida’nın, Picasso’nun ailelerine, sevgililerine, dostlarına yazdıkları satırlar, onların eserlerini, fikirlerini ve ruh hallerini daha iyi anlamamızı sağlıyor.

Mektup, bir zamanlar ruhsal dengemizi sağlayan bir belgeydi. Beklediğimizden haber alamazsak cehennem azabı çekerdik. Hele o uzaklardaysa, asker ocağındaysa...

Çok bilinen, söylenen bir türküydü:

Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır

 Bugün posta günü canım sıkılır

Türk yazarları ve sanatçıları arasındaki mektuplaşmaların pek çoğu daha önce kitap haline getirildi.

“Sanatçı Mektupları – Leonardo da Vinci’den David Hockney’e”
Hayalperest Yayınları

Michael Bird’ün “Sanatçı Mektupları – Leonardo da Vinci’den David Hockney’e” kitabında birçok ünlü sanatçının çalışmalarının ardındaki yaşamlarını, yaratıcılık sürecindeki ruh hallerini bu mektuplardan öğreniyoruz. Böylece bu bilgilerin ışığında bu sanatçıların yapıtlarını da daha geniş açıdan değerlendirebiliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Meslek müzelerinin önemi ve Basın Müzesi

Her mesleğin müzesi, o alana emek vermiş olanların hatırlanmasını sağlar.

Birçok alanda meslek sahipleri kitap yazmamışlar, anılarını, izlenimlerini kaleme almamışlardır. Yaşadıkları ülkeye kazandırdıkları, mesleğine verdikleri emekler unutulur gider.

Oysa meslek müzeleri, kuşaktan kuşağa devrolunması gereken bilgileri, eşyayı aktarır.

Hâlâ bir genel edebiyat müzesi kuramadık. Müzik aletleri müzesi de öyle.

İstanbul’da Tevfik Fikret’in, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın, Sait Faik Abasıyanık’ın müzeleri yaşadıkları evlerdir. Bir de Haldun Taner Müzesi açılmıştır.

Ben yerel yönetimlerin, özellikle müze/ev çalışmalarına yatırım yapmalarını öneriyorum.

Hürriyet, aylar önce yazar evleri üzerine bir araştırma yayınlamış, yerel yönetimlere  çağrıda bulunmuştu.

Gazetecilik mesleği için büyük bir önem taşıyan Çemberlitaş’taki Basın Müzesi’nden söz edeceğim bugün.

ÖNEMLİ GAZETECİLERİN ANI EŞYALARI YER ALIYOR

Yazının Devamını Oku

Mersin’in edebiyat ödülü Toptaş’ın

Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nın (MTSO) ‘Mersin Kenti Edebiyat Ödülü’ bu yıl Hasan Ali Toptaş’a verildi.

Seçici kurul, yönetim kurulu başkanlığına ödülün amacını özetleyen bir yazı gönderdi:

“Ülkemizde ve Mersin’de edebiyat ilgisini geliştirmek ve ulusal ölçekte bir verime dönüştürmek, edebiyat okurlarının dikkatini nitelikli örneklere çekmek üzere; yapıtlarıyla Türk edebiyatının gelişmesine katkıda bulunmuş kişileri onurlandırmak, daha yaygın okunmasını sağlamak.”

Ödül değerlendirme kurulu aşağıdaki adlardan oluştu:

Celâl Soycan

Turhan Günay

Metin Cengiz

Yavuz Özdem

Cemal Sakallı

Yazının Devamını Oku

Beethoven’ı dinleyerek okumak

Gerek sanatçıların gerek edebiyatçıların yuvarlak yıldönümlerinde onların yapıtlarına, kitaplarına odaklanırım.

Ludvig van Beethoven’ın doğumunun 250. yılında (1770-1827) da Türk ve yabancı icracıların, orkestraların farklı yorumlarını dinlerken bir yandan da onlar üzerine yazılmış kitapları okurum.



Gerçi iyi müzik dinleyicilerinin pek tercih etmediği bir tutumdur. Nadir Nadi, müziğin bir eşlik aracı olmadığı konusunda bizi uyarırdı.

Bu yıl üç Türk piyanistinden Beethoven’ı dinledim:

İdil Biret

Yazının Devamını Oku

‘Hanım hanımcık’ bir dedektif’

Yaprak Öz’ün yeni kitabındaki ‘amatör dedektif’ Yıldız Alatan sıradan ve alçakgönüllü bir karakter. Eski polisiyelerin anlı şanlı dedektiflerinden değil. Ancak yazar gizem kavramını öyle bir kullanıyor ki ‘Ne yapacak acaba?’ diye o anı bekliyorsunuz.

Son yıllarda polisiye romanlarıyla parlayan Yaprak Öz aynı zamanda uluslararası çapta tanınan bir şair. Polisiye romanların anlı şanlı dedektiflerinin yerini sıradan, alçakgönüllü dedektifler aldı. Yaprak Öz’ün dedektifi Yıldız Alatan da böyle. ‘Villa Şakayık’ kitabının başında bakın ne yazılı? ‘Bir Yıldız Alatan Macerası’.

Dedektifimizin kendini tanıtan yazının sunumu ilgimi çekti: “Beyaz üzerine siyah puanlı krepdöşin kumaştan askılı elbise ve kısa kollu ceket.”

Bize Agatha Christie’nin Miss Marple’ını hatırlanan dedektifimizin kendi kaleminden biyografisi de şöyle:

“Bendeniz Yıldız Alatan. Usta bir terzi ve dört dörtlük bir ev kadınıyım. Zonguldak’ta yaşıyorum ve Ereğli Kömür İşletmeleri Kozlu Ocağı Başmühendislerinden Ziya Alatan’ın eşiyim. Aynı zamanda amatör bir dedektifim ve maceralarımı yazıyorum.

Pek amatör sayılmam gerçi: 1979 yılında Zonguldak’ta işlenen korkunç cinayetleri çözdüm ne de olsa.”

Villa Şakayık - Bir Yıldız Alatan Macerası
Yaprak Öz

Yazının Devamını Oku

Kitap her yerde okunmalı

Umut Erdem’in haberi. Türk Kütüphaneciler Derneği Başkanı Ali Fuat Kartal, “Eğer kitap okuma cezasını bir cezai müeyyide olarak kullanacaksak, bu olumlu anlamda kullanılmalı” demiş.

Daha önce de yargıçlar bu cezayı uygulamışlardı. Bir tür hizmet olarak baktıkları için.

Kitap okumayı bir zevke dönüştürmek için bazı çalışmalar yapılmalı.

Önce imkânı olan aileler evde bir kütüphane kurmalı, çocuk küçük yaştan itibaren kitapla ilişki kurabilir. Hatta onun odasına bir küçük kitaplık koymalı ve birlikte seçtikleri kitabı yavaş yavaş raflara yerleştirmeli.

Bu olanağı olmayan ailelerin çocukları için de birçok ilçede, mahallede kitaplık kurmalı.

Bugün işlerinde zirveye çıkmış birçok insan, büyük şehirlerde değil Anadolu’nun herhangi bir kentindeki kütüphanelerde okudukları kitabın gelişmelerindeki yerini anlatır.

Çok yazdım, yüzlerce kişinin yaşadığı sitelerde kütüphane binası yapmıyorlar. Sitede yaşayan birçok kişi okudukları kitapları buraya verir. Çocuklar temel kitapları burada bulmalılar, siteyi yapan müteahhidin anlaşmasına bu maddeyi koymalı.

Kitap fuarlarının okuma yaygınlığının sağlanması konusundaki işlevini anımsatmalıyım. Çocuk burada kitap seçmesini öğrenir. Ziyaretçiler de ona bu duyguyu aşılarlar. Arkadaşları okudukça onlara özenirler.

Biz okuyan bir kuşak olarak, birbirimizle kitap okumada, almada yarışırdık. Yüzeysel bilgileri internette bulabiliyoruz ama ayrıntıyı ancak kitaplardan edinebiliriz.

Yazının Devamını Oku

Yedikule’de İdil Biret ve Çaykovski’nin topu

Erkan Aktuğ’un ‘Yedikule Hisarı yeniden canlanıyor’ haberini okuyunca, tarihi mekânların özellikle kültüre, kültür turizmine kazandırılması açısından çok sevindim.

Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, “Hisar aşama aşama ziyarete açılacak, restorasyon çalışmaları ziyaretçiler tarafından gözlemlenebilecek” diyor.

Mimar İhsan Sarı da restorasyon konusunda bilgi vermiş.

Yedikule Hisarı’nı çok gezdim. Ayrıca oranın müzik tarihimizde, edebiyat tarihimizde de ve benim için özel bir yeri var.

7 Ekim’de de bir çalıştay düzenlenecekmiş.

Yıllar önce iyi piyanist İdil Biret, Hisar’da bir konser vermiş, sekiz bin dinleyici gelmişti.

15  Eylül 2001’de Saim Akçıl yönetimindeki Tekfen Karadeniz Filarmoni Orkestrası eşliğinde Rahmaninov’un 2. Piyano Konçertosu’nu çalmıştı.

Saat 19.00’da başlayan programın bir özelliği vardı,

Yazının Devamını Oku

Sesin arkasındaki Zeki Müren

Zeki Müren’i önce sahnede, sonra da Antalya’da Derya Motel’de tanıdım.

Hürriyet’in bir toplantısı için Antalya’daydım.

Akşamüstleri moteldeki odasına gelir beni de çaya davet ederdi.

Günbatımında, bir türkünün dizesini tekrarlardı:

“Bir dost bulamadım gün akşam oldu”.

Zeki Müren’in ilgi toplamasının sırrı müzikle görselliği birleştirmesindeydi.

Nice sanatçı, gazino sahipleriyle yargıya düşmüştür.

Maksim Gazinosu’nda Hürriyet çalışanlarına özel olarak düzenlenen bir gecede Fahrettin Aslan onu şöyle anlatmıştı bana:

“Doğan Bey, Zeki Müren’in hiç hakkı yenmedi mi, hukuki haksızlık yapılmadı mı, ama onu mahkeme kapılarında kimse görmedi”.

Yazının Devamını Oku

Selçuk Baran’ı keşfetme fırsatı

Yazarın iki kitabı, ‘Yelkovan Yokuşu’ ve ‘Tortu’nun yeni basımları yapıldı. Okuyunca fark edeceksiniz, Baran’ın öyküleri günlük yaşamın duyarlılığını, küçük ayrıntıların hayatımızı nasıl belirlediğini sadelikle yansıtıyor.

Bazı iyi yazarlar vardır ki seçkin okurların dışında geniş okur kitlesine ulaşmaz. Selçuk Baran da bu yazarlardan biri.

İki kitabının yeni baskıları yapıldı. İkisinin de arka kapak yazısı bir gerçeği vurguluyor: “Yalnızlık ve mutsuzluk dolu öykülerinde düşsel, şiirli bir hava yaratmakta başarı gösterdiği kabul edilen Selçuk Baran, Behçet Necatigil’den Vedat Günyol’a, Füsun Akatlı’dan Selim İleri’ye, Hulki Aktunç’tan İbrahim Yıldırım’a, İnci Aral’dan Behçet Çelik’e pek çok yazarın övgüyle üstünde durduğu ancak günümüz okuru tarafından daha fazla keşfedilmeyi bekleyen bir yazar...”

Mutlaka okunacak öyküler...

Bu kitaplarda hangi öyküleri yer alıyor:
‘Yelkovan Yokuşu’nda aynı adı taşıyan öyküyle beraber: ‘Değirmen’, ‘Bozacıda’, ‘Öğle Saatleri’, ‘Rose Bonbon’, ‘Bakırçalığı’ ve ‘Eğrelti Yeşili’.

‘Öğle Saatleri’ Baran’ın kıyıda köşede kalmış insanların ruh dünyasını, insan ilişkilerini sergileyen öyküsü.

Öğle saati yemeğe çıkış saatidir, Nuriye mis gibi kokan yemeklere para verecek durumda değil, evden getiriyor.

Baran’ın öyküleri günlük yaşamın duyarlılığını, küçük ayrıntıların nasıl hayatımızı belirlediğini yansıtıyor.

Yazının Devamını Oku

Baksı Vakfı’ndan ‘Anadolu Ödülleri’

Baskı Kültür Sanat Vakfı’nın Anadolu’nun ortak kimliğine katkıda bulunan üretimlere dikkat çekmek amacıyla hayata geçirdiği Anadolu Ödülleri’ne başvurular 10 Ekim’e kadar devam ediyor. Ödüller Müzecilik, Süreli Etkinlikler, Gösteri Sanatları, Arkeoloji ve Restorasyon olmak üzere toplam 5 ayrı dalda verilecek.

Ödüller Anadolu’da, kıraç bir tepenin üzerinde geleneği gelecekle buluşturan Baksı Kültür Sanat Vakfı’nın, benzer projelerin çoğalmasını ve daha da gelişmesini desteklemek amacıyla düzenlendi.

Anadolu’nun kültürel mirasından ve yaratıcılığından beslenen, onun ortak kimliğini vurgulayan bireysel ve kurumsal projeleri gündeme getirmeyi, onurlandırmayı ve cesaretlendirmeyi amaçladıklarını belirten Baksı Kültür Sanat Vakfı’nın ve Baksı Müzesi’nin kurucusu Prof. Dr. Hüsamettin Koçan ödüller üzerine şunları söylüyor:

“Anadolu’nun farklı köşelerinden ne kadar çok proje başvurursa, ödüller o kadar amacına ulaşacak. Ödüllere gösterilen ilgiden ve başvurulardan çok memnunuz. Son 1 ayda başvurulara yenilerinin de ekleneceğine inanıyor; bu toprakların kültürel birikimine katkı sağlamış tüm projeleri başvuruda bulunmaya çağırıyoruz.”

Ödüllerin seçici kurulunda kimler var:

Prof. Dr. Ali Akay

Prof. Dr. Esra Aliçavuşoğlu

Prof. Dr. Nurhan Atasoy

Nezih Başgelen

Yazının Devamını Oku

Hümeyra’yı dinlerken

Hümeyra’yı uzunçalardan dinliyorum.

Kapaktaki yazı:

‘Türk Pop Tarihi / Eski 45’likler’

Bir anımı aktarayım.



Bir yurtdışı seyahatine çıkacağımı söylediğimde arkadaşımız

Yazının Devamını Oku

İşte İstanbul: Tanpınar yazdı, Ara Güler çekti

Biri yazı, diğeri fotoğraf ustası iki efsanenin İstanbul’u nasıl gördüğünü ‘Aynı Rüyanın İçinde’ kitabında bulacaksınız.

İstanbul’u tanımak, bu şehrin büyüsünü hissetmek istiyorsanız size bir albüm tavsiye edeceğim.

‘Aynı Rüyanın İçinde Ahmet Hamdi Tanpınar – Ara Güler’.

Kitap Ali Sina Özüstün’ün anısına adanmış.

Biri yazı ustası, diğeri fotoğraf ustası, bu şehri nasıl yazdılar, nasıl gördüler.

Tanpınar’ın İstanbul’la ilgili yazılarına Ara Güler’in fotoğrafları can katıyor. Birinin rüyasını diğeri de görüyor. Rüyalar nasıl somutlaşır, yazıdan fotoğrafa geçerek.

Kitabı hazırlayan ama yayımlanmasını görmeden aramızdan ayrılan Ali Sina Özüstün’ün, kitabın ruhunu açıklayan yazısından bir bölümü mutlaka okumalıyız:

“Henri Cartier – Bresson fotoğrafın Emile Zola’zıysa Ara Güler de fotoğrafın Ahmet Hamdi Tanpınar’ıdır. Edebiyatta İstanbul için Tanpınar neyse fotoğrafta Ara Güler odur. Tanpınar’ın fotoğraftaki karşılığıdır Ara Güler. Çünkü Ara Güler fotoğrafı bir ‘rüya’nın fotoğrafıdır. Ara Güler, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın portrelerini çekmişti. Bu vesileyle yıllar önce bir araya gelmişlerdi. Şimdi, Tanpınar ve Güler birbirinin adeta ‘mütemmim cüzü’ eserleriyle bir kez daha buluştu.”Kitap Dergah Yayınları’ndan çıktı.

Ortak bir kent rüyası

Yazının Devamını Oku

Kısıtlama kalktıktan sonra ne yapılmalı

Sevgili Genco Erkal’ın tiyatroların en azından açık havada sahnelerini açabilmeleri için yaptığı çağrısına olumlu cevap geldi. Bundan sonra uygulama aşaması başlıyor.

Yaz bitiyor, açık havada yapılan gösteriler, temsiller şimdilik idare ediyor diyelim. Önlemleri kış mevsimine göre almalıyız.

Özel tiyatro sanatçılarının yaşadığı sıkıntıyı hepimiz biliyoruz, günlük kazançla yaşayanlar bu dönemde çok kötü günler yaşadı, yaşıyorlar da.

Bizde işsiz kalan, zora düşen sanatçılara ekonomik destek sağlayacak meslek kurumları yok. Yabancı müzik dergilerinde bu tür yardım ilanlarına rastlıyorum.

Salonsuzluk derdinin bütün dehşetiyle devam ettiğini biliyoruz, yeni tiyatro salonları açılması önerisinin de çözüme ulaştığını duymadım, okumadım.

Ödenekli tiyatrolar, Devlet ve Şehir Tiyatroları, ekonomik açıdan güvence içindeler.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, belediyeler, yerel yönetimler, tiyatro sanatının, klasik müzik konserlerinin icra edileceği mekânlar için ayrı bir çalışma yapmalı.

Âtıl salonları, tiyatro yapılabilecek, oda konserleri verilebilecek yerlere dönüştürmek için ödenek ayırmalı.

Yazının Devamını Oku

İstanbul Müzik Festivali başlıyor

48. İstanbul Müzik Festivali, 18 Eylül–5 Ekim arasında dijital programıyla bütün Türkiye’ye ulaşacak.

Bugün köşemi festivalin öne çıkan etkinlikleri, toplulukları, solistleri hakkında bilgilere ayırdım.

Alışık olmadığım bir festival başlangıcı.

Festival açılışları ilk olarak Atatürk Kültür Merkezi’ne, sonra Aya İrini, daha sonraları da Lütfi Kırdar’da yapılmaya başlandı.

Bu yıl birçok kimse dijital ortamda seyredebilecek, dinleyecek.

Festival, 18 Eylül’de online.iksv.org adresinde ve İKSV YouTube kanalında ücretsiz olarak yayımlanacak açılış konseri ile başlıyor.

Aralarında Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Tekfen Filarmoni Orkestrası, Wiener Akademie, Bilkent Senfoni Orkestrası, Kheops Ensemble, Philharmonix, Beethoven Trio Berlin, Borusan Quartet, Semplice Quartet gibi topluluklar ve Thomas Hampson, Vikingur Olafsson, Benjamin Schmid, Anna Tifu, Bülent Evcil, Derya Türkan, Yurdal Tokcan, Gökhan Aybulus, Ezgi Karakaya, Pelin Halkacı Akın gibi solistlerin bulunduğu isimlerin icraları çeşitli mekânlarda çekildi.

48. İstanbul Müzik Festivali, ‘Beethoven’ın Aydınlık Dünyası’ temasıyla 2020 yılında tüm dünyada olduğu gibi Ludwig van Beethoven’ın 250. doğum yılını kutluyor.

Festival, Tekfen Filarmoni Orkestrası ile açılıyor. Şef

Yazının Devamını Oku

‘Asos’ta Felsefe’ başlıyor

20 yıldır yapılmakta olan ‘Asos’ta Felsefe’ adlı uluslararası sempozyum bu yıl 30 Eylül–3 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek.

Aynı konu kış ayında ulusal boyutta Türkçe işlenmişti, eylül–ekimde de uluslararası boyutta yabancı katılımcılarla işlenecek, pandemiden dolayı temmuzda gerçekleşmesi gereken uluslararası sempozyum bu yıla özgü olarak eylül–ekime ertelendi.

Etkinliğin yönetim kurulu başkanı Prof. Dr. Örsan Öymen. Bu yıl ki sempozyumun konusu ‘Antikçağda Anadolu’da Felsefe ve Bilim’.

Bu çerçevede, antikçağda Anadolu’da yaşamış olan filozofların ve bilim insanlarının düşünceleri ve kuramları ele alınacak.

Kimler bunlar:

Thales

Anaksimandros

Anaksimenes

Anaksagoras

Yazının Devamını Oku

45’liklerin çağrıştırdıkları

Almanya’da yaşayan kanak delikanlısı Feridun Zaimoğlu, Türkiye’den Almanya’ya giden birinci kuşağa çok şey borçlu olduklarını söyler.

Yabancı memlekete gidenler, oranın kültürüne yabancıydılar.

Onların da müziğe ihtiyaçları vardı, özellikle memleket hasretini türkülerde, şarkılarda dile getiriyorlardı.

Türkiye’den oraya giden bir arkadaşımın dinlediklerini görünce pek şaşırmadım. Arabeskten de öte bir arabeskti.

İşte o günlerin yıldız sanatçısı Yüksel Özkasap’tı, söz ve müziği ona ait olan ‘Aşk Yalandır Diyorlar’ı dinledim, birçok otomobilin 45’lik çalarında onun bu şarkısı dönerdi. Arka yüzünde de söz ve müziği Kul Ahmet’in ‘Dedi ki Yok Yok’ vardı.

 Mürüvvet Kekilli’nin ‘Şoför Türküsü’, ‘Aşk Bir Istırap’ da bu listede yer almalı. Söz ve müzik S. Sarıkaya’nın.

Parçayı dinlerken Bekir Yıldız’ın Almanya ile ilgili kitaplarının satırları belleğimde tazelendi.

Kekilli’nin çağrısı neydi?

‘Adana’ya gel’.

Yazının Devamını Oku