Paylaş
Orada yazmaya başlarız, sonra da kitaplarımızı oluştururuz.
Sincan İstasyonu okuduğum dergilerden biriydi. Dergileri ekonomik koşullar zorluyor.
İki aylık Sincan İstasyonu dergisi de okurlarına veda ediyor.
Kapak şöyle:
Kasım
Aralık
2025
140. Son Sayı
“Yolcusu Şiir Olan İstasyon”
Abdülkadir Budak
Veda vakti
Sincan İstasyonu İki Aylık Edebiyat Dergisi Kasım Aralık 2025 sayısı
Yaşasın edebiyat!
18 yıldır aksamadan yayınını sürdürmüş olan dergimiz bu sayısıyla yazarlarına/okurlarına veda ediyor.
Dergiler çıkar, kapanır; kalıcı olan nitelikli edebiyat örnekleridir. Bu nedenle “yaşasın edebiyat!” diyoruz.
- Yazı ve şiirleriyle dergimize en çok katkı verenlerden biri Aydın Afacan olmuştur. Dergide yer alan yazılarının bir kısmını Bulut Defteri adıyla kitap haline getirmiş ve sürekli okurlarımıza armağan etmiştik. Son sayımızda da yanımızda olan şaire ayrıca teşekkür ediyoruz.
Dergide sıkça yer almış olan kimi edebiyatçıların yazılarını Yazılı Kâğıt Yayınları markasıyla kitap haline getirmeyi sürdürmüştük. Onları da anmış olalım: Mahmut Temizyürek Gölgesi İnsan Bedeni Doğa *** Şahin Taş Şiir Sanatı Üstüne Günsüz Günlükler *** Cihan Oğuz Ah Biz Şairler *** Mustafa Köz Şiir Taşı *** Abdülkadir Budak Şiirin Rayları *** Ümit Yıldırım Edebiyatın Gülen Yüzü*** Halil İbrahim Özbay Şiirin Darası.
Yaşamını Edremit’te sürdürmekte olan şair Bülent Güldal, derginin kapanacağından habersiz olarak “Son İstasyon” başlıklı şiirini bize yollamış. Ömrü sağlıklı ve uzun olsun. Şiirin içeriği başka anlamlara davetiye çıkarsa da son sayımıza denk gelmesinden dolayı başlık cuk oturmuş!
- Eyüp Erhun Köse 1989 Gaziantep doğumlu. Şiir kitapları, Kırık Otlar Çağı, Dekadan Atlar ve Büyük E adlarını taşıyor. Bu sayıda bir yazısıyla yer alıyor.
ŞİİRSEL MERHAMET- Neşe Yaşın
biz bir ilkin sonuyduk
sonun uzun sessizliği
uçuşan tül fısıltısı
titreşimi zamanın
hikâyede satırbaşı
kitapta altı çizilmiş cümle
çırpınan kelimelerdik
fırtınada birbirini bulan
dalcıklardık biz
birbirine uzanan dudaklar
ürpermenin dili
dilin ürperişi
başkalarının zamanıydı
ölümdü bizi koydukları
hücre
uçmak isterken yükseklere
yer dibine itildik
sonsuzluk şiiri yazdığımız
rüzgârın alfabesi
diliyle ormanın
yaralı kuşlar olup
düşeceğiz şehirlere
sınansın diye zaman
şiirsel merhametle
Arap Şiirini Çevirmek - Metin Fındıkçı
Çeviri tıpkı edebiyatın diğer alanlarında, yani şiirde, öyküde, romanda ve denemede olduğu gibi bir ülke kültürünün olmazsa olmazlarındandır. Çevirilerin olmadığı ülke kültürü eksik kalacaktır.
On sekiz yaşımdayken şiire boyun eğdiğimde; dilin en çetin ve zor olan yolu şiiri seçtiğimde ilk fark ettiğim şey Türk şiirine kazandırılmış onca çeviriler arasında Arap şiiri olmayışıydı (veya çok ama çok az oluşuydu). Dünyanın her ülkesinden yapılan sayısız çevirinin arasında güçlü Arap şiirinin olmayışı beni bir hayli düşündürmüştü; hatta Arapçayı öğreten öğretmenin “Arapçayı neden öğrenmek istiyorsun” sorusuna karşılık “Arap şiirini kendi dilinden okuyup, Türkçeye kazandırmak için” dediğimi çok iyi hatırlıyorum.
Sina Akyol’un Şiirinde Anlam Kapısı - Ümit Yıldırım
Şair kendi şiir anlayışını şöyle betimliyor: “Örneğin ben gündelik hayata karşıyım. Karşı olduğum gündelik hayatın diline de karşıyım. Karşı olduğum gündelik hayatın dilinin bütün sözcüklerinden nefret ediyorum. Ama yazarken, o sözcükleri farklı bir çevrim içinde kullanıyor; aynı sözcüklerle farklı bir söz dizimi içinde farklı bir dil, farklı anlamlar yaratmış oluyorum. (Buna çalışıyorum.) Benim şiirimin dili üretilmiş var olmayanla çoğaltarak açıklamayı kapsar. Bütün bu düşünceler götürse götürse şiire götürürdü beni.
Kurmaya çalıştığım dünya gerçeklikle yan yandadır ama, bir o kadar da hayal edilmiştir. Bunun böyle olması benim ütopya anlayışımla ilgilidir. Halihazırdaki gerçeklikten şikâyetçiyim, ona itirazım var.
(Yazma gayretim de burada el alıyor zaten.) Şairin, toplamdaki yazdıklarıyla, ütopyasını ortaya koymuş olacağına inanırım. Bu anlamda yazılan her şiir, şairin günün birinde ortaya koyacağı ütopyanın parçalarıdır.”
MİLLİYET SANAT KASIM 2025 SAYISI
İçindekiler
EDEBİYAT
-Ayşe Kulin, yeni kitabı “Aylardan Kasım Günlerden Perşembe”de okurları Atatürk’ün son günlerine götürüyor.
- Nobel’in kıyamet ustası László Krasznahorkai.
- Psikiyatrist yazar Alper Hasanoğlu’nun “Bilinçdışı Mırıltılar”ı.
- Bu ay vitrine çıkan kitaplar.
***
Ayın Söyleşisi - Asu Maro
Gülten Kaya: “Hiçbir pişmanlığım yok, onurla taşıyorum ona dair her şeyi”
Ahmet Kaya’yı 25 sene önce, 16 Kasım 2000’de Paris’te geçirdiği kalp krizi sonucu kaybettik. Onu sevenler için, çok sevdiği memleketi için, müzik için çok acı bir kayıp, kapanmayan bir yara oldu. Bu genç ölümden en büyük yarayı alan eşi, yol arkadaşı Gülten Kaya bize bildiğimiz ve bilmediğimiz yönleriyle Ahmet Kaya’yı anlattı.
***
“Ahmet Kaya hâlâ ilk beşin içinde”
Onun mirasını yaşatıyorsunuz, Ahmet Kaya hep gündemde. Eğer olabilecekse hayata Ahmet’in yokluğunda bir katkım, yine onu onun eserleri üzerinden hayatın gündeminde tutarak devam ettiriyorum. Her geçen gün şarkıları keşfeden yaşı daha küçük birilerini gördükçe diyorum ki ne medya ne imaj ne bütün bu çağa ait kavramlar, bunların hiçbiri geçerli değil. Doğru bir şey yarattığınız zaman buluşuyorsunuz, hayat da onu taşıyor zaten. Her sene dijital listeler açıklanır, o yıl en çok kim dinlenmiş diye, Ahmet Kaya hâlâ ilk beşin içindedir. Bir sürü insan geliyor gidiyor, hâlbuki orada.
Paylaş