GeriDoğan HIZLAN Anıların ve bilgilerin içinden felsefeciler
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Anıların ve bilgilerin içinden felsefeciler

Doğan Özlem’in ‘Persona’sı hem felsefecileri hem de bizde felsefenin gelişimini anlatan, okumamızın şart olduğu bir kitap

Felsefeci Doğan Özlem, felsefecilerle ilgili ‘portre’ yazılarını bir kitapta toplamış, adı ‘Persona’.
Hem Türk hem de yabancı felsefeciler hakkında fikirlerini ve diğer bilgileri sarmal bir üslupla kaleme almış.
Onları okurken, bizde ve dünyada felsefenin önemli adlarını, akımlarını öğreniyorsunuz.
Türk felsefecilerini tanıtırken, onların kitaplarından, öğrenci-hoca ilişkilerinden söz ediyor. Kitaptaki yazılar, yalnızca felsefecilerin tanıtımıyla sınırlı bir çalışma değil. Onları anlatırken Türkiye’de felsefenin tarihini de özetliyor.
Tanıttığı felsefecilerin, akımlar, anlayışlar içindeki yerlerini de belirliyor.

Anıların ve bilgilerin içinden felsefeciler


Yazdığı felsefecilerin kitaplarını okuyanlar, bu yazılarla onları daha yakından tanıyacaklar, Türkiye’de felsefenin serüvenini öğrenecekler.
‘Persona’daki felsefecilerin, özellikle de bizim felsefecilerin, kitaplarını tek tek okumuş olabilirsiniz ama bir arada okuduğunuzda Türkiye’de felsefeye toplu bir bakış edinmiş olursunuz. Bu yönüyle ‘Persona’ önemli bir eksiği de kapatıyor.
Doğan Özlem’in kitabının vefa yanına da değinmek isterim. Felsefemiz açısından çok önemli bu adların unutulmamaları için, onların çabalarını anımsatmak gerekiyor, bunu da öğrencileri ve
meslektaşları yapacak.
Bir başka açıdan da başka bir eksiklikten söz edeceğiz, bu felsefecilerin kitaplarının birçoğu yeniden basılmış değil, basılsa da tanıtımı yapılmış değil. Felsefeye ilgisizliğimiz, birçok açıdan düşünce dünyamızı yoksullaştırıyor!
Felsefeciler felsefeyi ne kadar tanıttılar, hangi okulu/ekolü öne çıkardılar, öğrencileri onların öğrettiklerinden felsefeyi alıp nereye götürdüler? Hocaların öğrencilerle ilişkileri de bu ilgi çekici anılarda yerini alıyor.

Koket aydın kimdir?

Kitapta adı geçen birçok kişiyi ben de tanıdım, kitaplarını okudum.
Macit Gökberk, Takiyettin Mengüşoğlu, Niyazi Berkes, Bedia Akarsu, İsmail Tunalı, Uluğ Nutku, Selahattin Hilav, Vehbi Hacıkadiroğlu, Arslan Kaynardağ, Arda Denkel gibi yerli adlardan sonra Giovanni Gentile, Jürgen Habermas, Karl Mannheim, Leonard Trelawny Hobhouse, Thomas Hill Green, Giovanni Battista Vico hakkında yazıyor, soru soruyor, cevaplıyor, fikirler dile getiriyor ve ‘aktarıyor’ Doğan Özlem.
Onun yazdığı adlardan, İsmail Tunalı’nın kendisiyle de dostluğumuz var. Macit Gökberk’in öğrencilerle ilişkisini yakın arkadaşlarım aracılığıyla bilirim. Özlem, onunla ilgili yazısında, bizdeki felsefe öğrenimini, onun aydınlanma kavramını nasıl algıladığını, nasıl bir aydın olduğunu anlatmış. Hepimizin bir cumhuriyet aydını olan Macit Gökberk’i tanıması, okuması gerekir.
Selahattin Hilav yakın çalışma arkadaşımdı ve dostumdu. Onun Türk edebiyatını felsefe bilgisiyle değerlendirmesi kendine özgülüğünü ortaya koyuyor. Çağını ve ülkesini en iyi gören, tanıyanlardandı! Örneğin ‘koket aydın’ deyimini kimler için kullanmış Hilav, Doğan Özlem aktarıyor:
“Selahattin Ağabey, kendi deyimiyle, ‘koket aydın’dan nefret ederdi. Koket aydın, büyük çoğunluğuyla Batı’dan devşirdiği, fakat içeriğine, anlamına doğru dürüst nüfuz edemediği kavramları, düşünceleri kafasının orasına burasına, bijuteriden alınmış takılar gibi takıp takıştıran, bunları içki sofralarında, gazetelerin köşe yazılarında, çoksatar dergilerin ‘entel’ sayfalarında yalan yanlış, allayıp pullayarak dile getiren, fakat esasında tek amacı kendini sergilemek ve pazarlamak olan aydındı. Esasında o bir yarı-aydındı. Selahattin Ağabey’e göre bizim kültür dünyamızın başat aydın tipi de özellikle son yarım yüzyıldır işte bu koket aydındı. Koket aydın gerçek aydının önünü kesti, onun varlığından azap duyan, dolayısıyla onu görmezlikten gelmeyi, yok saymayı bir taktik haline getiren, çıkarlarını kollamayı iyi beceren, fakat yok saymaya çalıştığı gerçek aydının hemen tanıyabileceği bir kifayetsiz muhteristir.”
Arslan Kaynardağ’ı da çok yakından tanıdı benim kuşağım, Sahaflar Çarşısı’ndaki dükkânına çok sık
uğrardık.
Felsefe geçmişimiz hangi tarihte başlıyor? İslam felsefesinin yeri bu tarihte nedir? Bu gibi soruların da yanıtını kitapta bulacaksınız.
Doğan Özlem’in kitabı hem
felsefecileri hem de bizde felsefenin gelişimini anlatan, okumamızın şart olduğu bir kitap.

X

Yeni bir sesi dinledim

Geçen hafta Sasa’nın sesinden ‘Sızı’ CD’sini dinledim.

Sasa’nın serüvenini okuyalım. Bir sanatçının çalışmalarının tarihi beni her zaman ilgilendirmiştir.

“İki yıl önce Kalan Müzik ve Hasan Saltık’la yollarımın kesişmesiyle çocukluk hayalim ve bugüne kadarki bütün müzikal birikimimi dinleyicilerimle buluşturma fırsatı yakaladım. Hasan abinin vakitsiz kaybı kolumu kanadımı kırılmış hissettirmişken sevgili Nilüfer abla ve Helin’in tekrar bana kol kanat germesiyle kayıtları Hasan abinin bıraktığı yerden hep beraber bütün güzel duygularla tamamladık.

Düzenlemeleri ve yönlendirmeleriyle yorumuma ve duyguma değer katan değerli aranjör büyüklerim, üstatlarım, arkadaşlarım, hocalarım Erdal Erzincan, Cumhur Bakışkan, Engin Arslan, Ali Ekber Kayış, Ömer Avcı, Merih Aşkın, Coşkun Karademir, Murat Çorak, Levent Güneş, Nebi Demirel’e ve bu albümde emeği geçen herkese teşekkürler.

‘Sızı’nın çağrıştırdıkları:

İncecik değer, için için dokunur. Ağlatmaz da kimi tebessüm ettirir, kimi nefesini keser. Şaşarsın.

Sızı, ruhuna değmiş olan her şeyin yüzünde yansımasıdır. Bakarsan görürsün.

Dile vuran ezgidir, dinlersen duyarsın.

Yazının Devamını Oku

Her kuşağın Tevfik Fikret’i farklı

Turgut Çeviker’in hazırladığı ‘Tevfik Fikret’ kitabı okura yazarın hayatını ve eserlerini değerlendirme fırsatı sunuyor. Diğer yazarların sanatçıyı ele alış biçimlerini de belgeliyor.

Liseden beri okuduğumuz bir isim: Tevfik Fikret. Yalnız edebiyat dünyasında değil, siyasette de farklı görüşlerin odağı. Karşıtları da, onaylayanları da onu ilgi çekici kılıyor. Peki, eski kuşak onun için neler yazdı, yeni kuşak onun eserlerini nasıl yorumladı?

Turgut Çeviker’in hazırladığı ‘Tevfik Fikret’ kitabı zengin görsel malzeme içeriğiyle onu tanımanızı sağlayacak. Edindiğiniz bilgilerle zor da olsa nesnel bir karara varacağınızı umuyorum. Hayatını ve eserlerini taraf tutmadan değerlendirirseniz bu kitap da amacına ulaşmış demektir.

Tevfik Fikret
Turgut Çeviker
KÜY (Koç Üniversitesi Yayınları)

Kitabın hemen başındaki dörtlüğü onun kişiliği konusunda bir izlenim verecektir:

“Kimseden ümmid-i feyz etmem, dilenmem perr-ü bal

Kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim tâ’irim

Yazının Devamını Oku

Tuvallerde İstanbul

İstanbul, yerli ve yabancı ressamların tablolarına nasıl yansıdı?

Kıymet Giray’ın hazırladığı ‘Tuvallerde İstanbul’ kitabı Artam Antik A.Ş. tarafından yayımlandı.

Nurcan Artam 40. yıl yazısında kitabın özelliğine değiniyor:

“40. yılımızı kutladığımız ‘Tuvallerde İstanbul’ sergimiz, yıllar içinde müzayedelerimizden önemli koleksiyonlara giden yapıtlardan bir seçki sunuyor. 1600’lerden başlayıp 1900’lerin sonlarına değin uzanan ve her biri klasik resmin ihtişamını sunan bu yapıtlar, bugün artık unutulan İstanbul’un tuvallere taşınan güzelliklerini bizlere taşıyor. Bu yayın da referans kitap olarak hazırlandı.”

Başlarken yazısı Kıymet Giray’ın:

“Tuvallerde İstanbul Sergisi, İstanbul tarihinin, 17. yüzyıldan başlayarak üç yüz yıl boyunca yapılmış olan sanat eserleriyle gözler önüne serilmesidir. İstanbul’un üç yüz yıllık tarihi gelişimine tanık olan yabancı ve Türk ressamların tuvallerinde resimledikleri eşsiz manzaralara hayran olmak, aynı zamanda kentin tarihi belleğini ve sanatın tarihinin dönemlerini algılamak ve anlamaktır.”

Albümün başlık sırası:

Oryantalist Ressamların Fırçasından İstanbul

Yazının Devamını Oku

Opera solistlerimizin kayıtları nerede

Yurtiçinde ve dışında başarılarıyla övündüğümüz solistlerimizin kayıtları yok.

Opera temsillerinde söylemişler, onların da çoğu CD veya LP olarak yayınlanmadığından unutuluyorlar. Yaşarken, günlük gazetelerde de başarılarından pek söz edilmezdi. Ancak, aramızdan ayrıldıktan sonra birkaç satırla yer alıyorlardı: “... hayatını kaybetti.”

İnternetteki bilgilerin sağlamasını yazılı kaynaklardan yapıp uyarımın doğruluğunu gördüm.

Attila Manizade adını Atilla Manizade diye yazmışlar. IV. Murat operasındaki bir kayıttan dinleyebilirsiniz.

Attila Manizade

Diskoteğimden çıkarıp dinlediğim CD hangisi:

Bass: Attila Manizade

Sings opera arias and duets by

Wolfgang Amadeus Mozart

Yazının Devamını Oku

Bursa Hapishanesi’nde 11 yıl

Bugün Nâzım Hikmet’in doğumunun 120’nci yılı. Bu vesileyle Güney Özkılınç’ın yıllar süren bir araştırma sonucu yazdığı ‘Nâzım’ın Bursa Yılları’ kitabına göz atalım...

Nâzım Hikmet’in kitaplarını günümüzde rahatça alıp okuyabiliyoruz. Eserlerinin yasak olduğu günleri yaşayanlarsa o günleri belleklerinde saklar. Yön dergisinde çıkan şiirleri ve ardından Nadir Nadi’nin anılarında şairin adının geçmesi eserlerini okumayı özgürleştirdi. O zamana kadar birçok kişinin kitaplığında Bulgaristan’dan gelen Türkçe baskılar vardı.

Güney Özkılınç’ın ‘Nâzım’ın Bursa Yılları’ kitabı şairin Bursa Hapishanesi’ndeki yıllarını anlatıyor. Daha önce de Orhan Kemal’in şairle Bursa Hapishanesi’ndeki dostluğu kitaplaşmıştı. O kitaptan bir bölümü notlarımın arasında buldum.

Orhan Kemal izinli olduğu bir gece Bursa’daki sevgilisine gitmek istiyor. Nâzım bu ilişkiyi biliyor, tehlikesini de tahmin ediyor. Orhan Kemal gitmeye yeltenirken onu önlüyor. Bakın ne diyor? “Lenin, ‘en yetenekli arkadaşlarımız kadın etekleri altında yok oldu’ der.” O da ustasını dinleyip gitmiyor.

Orhan Kemal’in yanı sıra Nâzım’ın Bursa Hapishanesi’nde birlikte yattığı İbrahim Balaban’la tanıştım, Balaban’ın Şile’deki atölyesine de gittim.

Güney Özkılınç’ın daha önce ‘Yüzümde Nâzım İzi Var’ kitabı çıkmıştı. Özkılınç, yeni kitabının başında kitaba katkısı olanlara teşekkür ediyor.

Ataol Behramoğlu ‘Güney Özkılınç’ın Çalışması Üzerine’ yazısında Bursa Cezaevi’ndeki çalışmalarından söz ediyor:

“Nâzım Hikmet’in Bursa Cezaevi’nde geçirdiği toplam olarak yaklaşık 11 yılın, büyük şairimiz ve edebiyatımız bakımından ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. İlk kez otuzlu yaşlarında, ikinci kez kırkına yaklaşmışken kapatıldığı Bursa Cezaevi’nden, ellisine merdiven dayamışken ve bozulmuş bir sağlıkla çıkan Nâzım Hikmet, buna karşın bu yıllar içinde, insanüstü bir erdem ve çalışkanlık örneği göstererek başta ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ olmak üzere en seçkin yapıtları arasında yer alan ürünleri verdi.”

Nâzım’ın Bursa Yılları

Yazının Devamını Oku

Balık üstüne helva yenir

Hemen her televizyon kanalında yemek programı var. İzleyenler orada verilen tarifleri ne kadar uyguluyor, bilemiyorum. Elimde bir istatistik olmadığı için bu sorum havada kalıyor.

Bir yandan da hazır yemek düşkünlüğüne, alışkanlığına bakarak sağlıklı bir değerlendirme yapamıyorum.

Okuduğum dergilerden biri de ‘Yemek ve Kültür’. Dergide yemenin tarihi ve kültürü üzerine iştahımızı arttıracak bilgiler veriliyor.

Son sayıda Muriel Barbery, ‘Balık’ yazısında çocukluk günlerine gidip ailenin yemeklerini anlatıyor.

Yazarın ‘Gurmenin Son Yemeği’ kitabı Türkçe’ye çevrilmişti.

Burada balık çeşitleri üzerine yaptığı yorumları, bence her balık sever için yararlı bilgiler içeriyor.

Benim ailem de yemeğe meraklı

Yazının Devamını Oku

Dostoyevski’yi yeniden okumak

Hece Dergisi’nin iki ciltten oluşan ‘Dostoyevski Özel Sayısı’ ülkemizde de çok okunan yazarlardan birinin yaşamını, sanatını, dönüm noktalarını bize iletiyor.

Bazı yazarların bu tür incelemelerden, özel sayılardan sonra yeniden okunması gerektiğini her zaman söylerim. Yıllar içinde bu incelemelerle, eleştirilerle yeni bakış açıları kazanırız.

Birsen Karaca’nın Sunuş’unda derginin hazırlanış sürecini, çalışmaların niteliğini öğreniyoruz:

“Doğumunun 200. yıldönümü olması nedeniyle 2021 yılı Rusya’da ‘Dostoyevski Yılı’ olarak kabul edildi.

Dostoyevski Özel Sayısı’nı çıkarmayı planlarken belirlediğimiz hedef, Dostoyevski’yi Türk okurlarına olabildiğince farklı yönleriyle tanıtmak, çok boyutlu bir çalışma gerçekleştirmekti.

Dostoyevski Özel Sayısı’na Türkiye dışında Rusya, Ukrayna, Bulgaristan, Azerbaycan, İran gibi ülkelerden farklı uzmanlık alanları olan bilim insanları, araştırmacılar ve yaratıcı yazarlar toplam 83 makaleyle katkıda bulundu.”

Hayatından, yazarlığından önemli kesitler:

Dostoyevski

Yazının Devamını Oku

Cahit Sıtkı Tarancı’dan Feridun Fazıl Tülbentçi’ye Mektuplar

Yazarlar arasındaki mektuplaşmalar sadece edebiyat tarihinin önemli bilgilerini içermez, dönemin insan ilişkilerini, siyası ortamını da yansıtır.

Ali Emre Özyıldırım’ın hazırladığı kitap Turkuvaz Yayınları arasında çıkıyor.

Kitabın sıralaması şöyle:

Emin Nedret İşli – Takdim - Feridun Fazıl Arşivi ve Cahit Sıtkı’nın Mektupları Hakkında

Ali Emre Özyıldırım - 1930’larda Genç Bir Şair Olmak: Cahit Sıtkı’nın Dört Mektubundan Kalanlar

Mektuplar

Mektuplarda Geçen Şiirler

Sahaf Emin Nedret İşli, onun arşivi üzerine de bilgi veriyor:

“Şair, gazeteci, yazar

Yazının Devamını Oku

Atatürk, ünlü Alman piyaniste ne dedi?

Yıl 1927, ünlü Alman Piyanist Wilhelm Kempff, Atatürk’ün önünde bir resital veriyor. Atatürk, piyanisti köşkte yemeğe çağırıyor. Sofrada seçkin davetliler var.

Atatürk o akşam bakın ne diyor ünlü sanatçıya?

“Birçok alanda devrimler yaptım, fakat bunların içinde en önemlisi olan müzik konusunda bir devrimi gerçekleştiremedim.”

Yıl 1982, İdil Biret eşi Şefik B. Yüksel ile birlikte, Kempff’i İtalya Positana’daki villasında ziyarete gidiyorlar.

Buluşmayı anlatıyor sanatçı.

İdil Biret’in 4 CD’den oluşan ‘İdil Biret, Best of Turkish Piano Music’ albümünün başındaki yazı bu.

İdil Biret

Albümün kitapçığında Şefik B. Yüksel’in ‘Türkiye’de Klasik Müzik’ başlıklı yazısını okursanız, Atatürk’ten önce ve sonra klasik müziğin bizdeki tarihinin dönüm noktalarını öğrenirsiniz.

Emre Aracı

Yazının Devamını Oku

Modern Türk resmini ne kadar biliyoruz?

Elif Dastarlı’nın ‘Yan Kapıdan Girenler-Modern Türk Resminin Analizi’ meraklısına gerekli bir kitap. Bu özenli çalışmaya kütüphanenizde yer ayırın.

Müzeleri, sergileri geziyoruz. Peki, gördüklerimiz hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Bu açıdan sanat tarihi, resim ve heykel üzerine bizi düşünmeye çağıran kitapları okumalıyız.

Hepimiz evimizde, kütüphanemizde küçük bir rafı bu kitaplara ayırmalıyız.

Elif Dastarlı’nın ‘Yan Kapıdan Girenler-Modern Türk Resminin Analizi’ kitabının zamanlamasını bugüne uygun buldum.

Kitabın ilk sayfasında ‘Umut Burnundan Dolaşarak’ kitabından bir alıntı var:

“Adnan Benk: Klasik bir resmin yapısı, düzenlemesi neden bize yabancı gelsin?

Ömer Uluç: Çünkü burada yaratılmamış. Bambaşka bir kültürün zincirleri içinde yaratılmış. Onun bir öncesi ve sonrası var. Bizim girişimiz yandan oluyor.”

‘Sunuş ya da Bir Sanat Tarihi Tartışması’ yazısını okuduğunuzda da Türk resminin modernleşmesi üzerine bilgiler ediniyorsunuz.

Yazının ilk cümlesi, kitabın gelişim çizgisini sezdiriyor: “Yıllar önce Nazmi Ziya’nın (Güran) Taksim Meydanı resmini görüp üzerine düşündüğümde, yakın tarihimizdeki paradigma değişikliğini araştırmaya dair bir heyecan duymaya başlamıştım.

Yazının Devamını Oku

Cevdet Kudret Edebiyat Ödülleri açıklandı

Cevdet Kudret’in eser verdiği türlere bağlı olarak beş yılda tamamlanan bir döngüyle Şiir, Roman, Öykü, “Deneme ve Eleştiri” ile “İnceleme ve Araştırma” türlerindeydi.

Seçiciler Kurulu aşağıdaki adlardan oluşuyordu:

Armağan Ekici

Besim Dellaloğlu

Hatice Aynur

Sevengül Sönmez

Tuncay Birkan

Kurul, Atiye Gülfer Gündoğdu’nun ‘Yazının Önünde’ kitabını ‘İnceleme ve Araştırma’ türünde, Eray Çaylı’nın ‘İklimin Estetiği’ kitabını ‘Deneme ve Eleştiri’ türünde ödüle değer buldu. Her iki ödül, oyçokluğuyla verildi.

Yazının Devamını Oku

Cevat Çapan’a Armağan

Sözcükler Dergisi bu sayısını Cevat Çapan’a ayırdı:

‘90. Yaşına Girerken Cevat Çapan’a Armağan - Özel Sayı’

Giriş’ten bir bölüm:

“Bu sayımız yine Cevat Çapan’ın iki güzel şiiri ve bir çevirisiyle açılıyor.

Ama sonrası alıştığımız sayılardan değil. Çünkü Cevat Çapan, bu yılın 18 Ocak’ında 89. yaşını doldurup 90’a giriyor.

Yazarlarımızdan Cevat Çapan’ın hayatı boyunca uğraş verdiği şiir, çeviri tiyatro, gölge oyunu ve sinema alanlarından birinde yazacakları bir yazısıyla bu armağan sayımıza katılmalarını istedik. Bütün yazılanlardan bir sonuç çıkaracak olursak, Cevat Çapan’ın en büyük hünerinin hayatın her alanını şiire dönüştürebilme olduğunu söyleyebiliriz.”

Özel sayıda kimlerin yazıları var:

Enis Batur

Yazının Devamını Oku

Sığınağımız umuttur

Yeni yıla girişten, o gece yaşananlardan çok, beni yeni yılın ilk günü ilgilendirmiştir hep. Bitişin hüznü ne olursa olsun yeni yıla da yansır. Hafıza, hatırlamakla unutmak kavramları arasında sonsuz bir karmaşa içindedir.

Geçen iki yıl sağlığın insanın yaşamında ne kadar önemli olduğunu yaşayarak öğrendik. Tıp camiasının da iyi bir yıl geçirmesini diliyorum, sağlığımız onların sağlığına bağlı.

Saat 24.00’ü geçer geçmez yaşanan önlenemez coşkuyu olağan karşılarım.

“Niçin?” diye sorarsanız, çünkü o sırada ajandalarıma gelecek yıl yapacaklarımı yazıyorumdur.

Takvimdeki zaman aralıkları insanoğluna bir girişim gücü aşılar.

Elbet geçen bir yılı da gözden geçirin ama yarını da planlayın. Yapamadıklarınızı yapmaya odaklanın, geçmişte geleceği eritenlere hep şunu derim: Direnen, yarının yeni bir zaman olduğunu düşünenler, kendileri için de çevreleri için de mutlulukla ışıldarlar.

Ama edebiyat alanından birkaç örneği anmazsam, yeni yıl yazım eksik kalır.

Tarık Buğra’nın, ustalığının simgelerinden biri olan ‘Yarın Diye Bir Şey Yoktur’u unutamam.

Aşkınızı, düşüncenizi söyleyin, yaşamın cesareti eşlik etsin size her dem.

Yazının Devamını Oku

Elinizden bırakamayacaksınız...

Merakla beklenen bir roman, 100’üncü yılını dolduran bir eser ya da tarihi bir inceleme... 2022’de raflarda göreceğimiz 10 kitabı sıraladık.

- ‘Birdenbire İstanbul’, Selçuk Demirel, YKY

Selçuk Demirel’den bir İstanbul kitabı: Kız Kulesi, Boğaz, Galata Kulesi... Kimi zaman karanlık, kimi zaman huzur verici... Edebiyatçıların İstanbul metinleri eşliğinde...

- ‘The Swimmers’, Julie Otsuka, Domingo

‘Tavan Arasındaki Buda’nın yazarı Julie Otsuka’dan ‘The Swimmers’ mayısta Duygu Akın çevirisiyle raflarda olacak.

- ‘Shylock Operasyonu’, Philip Roth, Monokl

- ’The Hollow Ones’, Guillermo del Toro-Chuck Hogan, Remzi

Ünlü yönetmenin ortak yazarı olduğu fantastik dedektif romanı… Ümran Özbalcı çevirisiyle…

Yazının Devamını Oku

Yeniden anımsatmalı

Yılbaşı armağanları için televizyonlardaki reklamlara bakıyorum da ağırlıklı olarak elektronik eşyaya yer veriliyor.

Oysa benim için en iyi hediye kitaptır.

Gazetelerin sanat ekleri yılın en çok beğenilenlerini, okunanlarını bir liste halinde sunuyorlar. Hiç kuşkusuz başı en çok satanlar çekiyor.

Kitapların yanına dergilerin özel sayıları da konulmalı bu listelere, onlar da saklanması gereken çalışmalar.

Edebiyat dışında çeşitlenme yapılmasını öneriyorum.

Yeterince müzik kitapları yayınlanıyor. Müzikseverlerin bunları öğrenmeleri de bir gereksinim. Halk müziğinden operaya kadar konserlerin, festivallerin yapıldığı ülkemizde bu kitapların da adı verilmeli.

Teknoloji, CD’leri vitrinlerden çekti ama LP’ler ilgi görüyor. Pikaplar satılıyor. İnternette müzik üzerine bilgiler yüzeysel, özellikle operalar hakkında yetersiz.

Ne yazık ki artık abonelik dışında yabancı klasik müzik dergileri gelmiyor.

Sesli kitaplar son günlerde revaçta.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un zengin tarihi

İstanbul’un her dönemi her açıdan zenginliklerle doludur. Yapılan çalışmalar yalnız bu şehir için değil dünya tarihi için de önem taşır.

İstanbul’dan Bizans’a - 1800-1955’ sergisinin kataloğunu okuyunca, dünden bugüne birçok konuyu derinlemesine öğreniyoruz.

Türk ve yabancı uzmanlar, bu aralıktaki tarihte neler olduğunu mimari ve siyasal açıdan incelerken, bir imparatorluğun uluslararası ilişkilerine de ışık tutuyorlar.

Brigitte Pitarakis, ‘İstanbul’dan Bizans’a Yeniden Keşfin Yolları – 1800–1955’ yazısında şehrin önemini özetler:

“Postmodern bir metropol olan İstanbul, zengin kültürel miras katmanlarının üstünde yer alır ve Boğaz’dan durmaksızın geçen gemiler Doğu ve Batı’nın kesişim noktasındaki bu şehrin asırlar boyunca taşıdığı ekonomik ve jeopolitik öneme işaret eder. Şehrin modern taşımacılık ağının temelleri Berlin-Bağdat Demiryolu’nun inşası ve Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla on dokuzuncu yüzyılın sonlarında atılmaya başlanmış, aynı dönemde coğrafi ufukların genişlemesi, bilimsel araştırmalarda ve teknolojideki yaşanan gelişmelerle birlikte geçmiş uygarlıklara ve bugün ‘öteki’ olarak adlandırılan insanlara yönelik yeni bir merak ortaya çıkmıştır.

Pera Palas Oteli (1895) Konstantinopolis’i ve Şark’ı keşfetmeye hevesli ilk konuklarını ağırlamadan birkaç yıl önce, otelin mimarı Alexandre Vallaury, Gülhane Parkı ve Topkapı Sarayı’nın arasındaki alana İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin (1891) neoklasik üsluptaki binasını inşa etmişti.”

Ayasofya: Bir İmparatorluğun Vitrini

İmparatorluğun Görkemi ve Eklektik Zevki

Ayasofya: Bir İmparatorluğun Vitrini

Yazının Devamını Oku

Yıldırım Gürses Ayla Gürses ile

Özel kayıtlardan iki ses: Solist ve besteci: Yıldırım Gürses - Sinema oyuncularının sesi: Belkıs Özener

Tanıtım notu: “Yıldırım Gürses, uzun bir aradan sonra sesiyle, yorumuyla yeniden sevenleriyle. 1965-1988 yılları arasındaki daha önce hiç yayınlanmamış Necip Sarıcıoğlu arşiv kayıtlarından oluşan bu albümde eşi Ayla Gürses de iki şarkısıyla yer alıyor.”

Ali Can Sekmeç’in LP’nin içinde yer alan ‘Hoş Sada...’ yazısından bir bölüm:

“1960’lı yıllarda yükselen güçlü bir ses, önce radyo mikrofonlarında sonra da gazino sahnelerinde alışılagelen solist geleneğini sarsmayı başardı. Batı müziği tarzı güçlü bir sesti ondaki... Bu güçlü sesin sahibi Yıldırım Gürses adlı genç bir solistti...

Yıldırım, lise döneminde Bursa Türk Musikisi Cemiyeti’nin değişmez elemanlarından biriydi. Öğrencisi olduğu Bursa Ticaret Lisesi’nde küçük konserler de veriyordu. 18 yaşında Bursa’nın ses kralı oldu. Ankara Radyosu’nun açtığı yetiştirilmek üzere sanatçı sınavını da yine birincilikle kazandı. Radyoda Ayla ile tanıştı, 1962’de evlendiler.

Yıldırım, 1965’te Muhayyerkürdi makamında bestelediği ‘Gençliğe Veda’ adlı şarkısıyla adını geniş kitlelere duyurmayı başardı.

Aynı yıl Hürriyet gazetesinin açtığı ‘Altın Mikrofon’ yarışmasında, 297 Batı müziği yarışmacısı arasında tek Türk müziği sesi olarak 24 kişilik Türk ve Batı müziğinden oluşan çok sesli orkestrasıyla birinciliği kazandı.

Yıldırım Gürses

Yazının Devamını Oku

Patlıcan yiyen karasevdaya mı düşer?

Artun Ünsal yeni kitabında bizi yiyecekler ve sofra kültürü hakkında bir yolculuğa çıkarıyor. ‘Nadide Bir Goncadır Enginar’ eğlendirici, öğretici bir kitap...

Artun Ünsal’ın ‘Nadide Bir Goncadır Enginar’ kitabında başlıktaki iddia var. “Patlıcanının kabuğu ya da içindeki maddelerin insanlarda depresyonu tetiklediği iddiasında gerçek payı var mıdır, bilemem. Gerçekten, patlıcan yiyen ‘sevdavi mizaçlı’ kişilerin karasevdaya, günümüz diliyle melankoliye tutulma riski var mıydı?”

İstanbul’un patlıcan yangınları meşhurdur. Çünkü mutfaklarda patlıcan kızartırken yangınların çıktığı çok yazılmıştır.

Önsöz’de şöyle diyor yazar: “Sofralar kurulup kaldırılmaya devam ediyor. Ne hazin ki, bazılarımızın masadaki yeri artık boş. Korona felaketinde yitirdiğimiz on binlerce insanımızın ve sağlık çalışanlarımızın anısı böğrümüzde, çünkü onlarla artık yiyeceklerimizi değil sadece kederlerimizi paylaşıyoruz. Tıpkı son dönemlerde milletçe hepimizi üzen orman yangınları ve sel felaketlerinde bir daha dönmemek üzere giden güzel insanlarımızla olduğu gibi... Elimden gelen tek şey, yitirilen canları saygıyla anarak bu kitabımı onlara ithaf etmek.”

Domates yemeklerin yüzüne bir nevi makyaj yapar; yaz sebzelerinin ruju, allığıdır. Domatesi Avrupa’ya İspanyollar taşıdı. Refik Halit Karay domatesi şöyle anlatıyor: “İster meyve ister sebze sayınız, en göz alıcılardan biridir. Yeşilden kızıla geçişiyle elmayı andırır. Başka meyveler ve sebzeler de kızarır, fakat bu kızarışlar tam değildir. Mesela karpuz yalnız iç, turp ise dış taraflarından al renk bağlarlar. Domatesin kızıllığı ise iliğine işlemiştir, kabuğu da kırmızıdır, içi de... Sırık domateslerinin ala bakan canlı penbeliği. Hele onun derisini soyduğunuz zaman iç tenindeki o buzlu uçuk penbe, taklidi imkânsız bir renk güzelliğidir.”

İki yazı hepimizin yediği zeytin ve zeytinyağı üzerine: ‘Anadolu’da Zeytinin Geçmişi Uzun Ama...’ ve ‘Bizans ve Osmanlılardan Günümüze Zeytinyağı’... “Yöresel zeytin ve zeytinyağı müzelerinin sayısı artmalı” diyen Ünsal: “Eski yağhaneler, fabrikalar ve depolar kültür turizmine kazandırılabilir.”

Yiyecekler arasında bir gezintinin rehberi Artun Ünsal. Eğlendirici, öğretici bir kitap.

Nadide Bir Goncadır Enginar

Yazının Devamını Oku

İyi bir besteci iyi bir icracı iyi bir hoca: Alâeddin Yavaşça

Alâeddin Yavaşça’yla yakından Cumhurbaşkanlığı Büyük Sanat Ödülü’nü aldıktan sonra tanıştım. Anılarından bir bölümünü dinledim. Parlak bir doktorluk hayatı vardı. Yanlış anımsamıyorsam bazı akşamüstleri Dr. Nevzat Atlığ’la müzik üzerine buluşup konuşmalar yaparlarmış.

Türk müziğinde iyi bir sanatçının, hocanın bilgisini başkalarına aktarmasının, bu müziğin doğru icrası, genç kuşaklara sevdirilmesi açısından önemini söylemeye gerek yok.

Onu dinleyerek de birçok bilgiyi edinebilirsiniz.

Ben Alâeddin Yavaşça’nın bestelerinden oluşan ‘Vefa!’yı dinledim. Aygün Şengün Taşlı ,onun 13 bestesini seslendirdi.

Sanatçı, onu Türk müziğine sevkeden iki kişinin adını veriyor: Necdet Yaşar ve Alâeddin Yavaşça. Yavaşçı’nın önünde bir besteyi seslendiriyor ve onayını alıyor.

Gerek LP’lerde gerek CD’lerde bir dinleyici olarak benim aradığım, sanatçının biyografisinin yer alması. O LP’de de Hasan Oral Şen’in ‘Yavaşça Biyografisi ve Yavaşça Anlatıyor’u dinlerken okumanızı tavsiye ederim.

Türk müziğine verdiği emeklerin başında kurduğu koro gelir.

Abdülkadir Meragi’

Yazının Devamını Oku

Semtleri edebiyatçılar yaşatır

Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, Karaköy’deki genelevlerin bulunduğu bölgenin kültür sanata kazandırılacağını açıkladı. Basından arkadaşlarım da başkanın davetine katılıp semti gezdiler.

İstanbul’da her semtin edebiyatta yeri vardır, oranın dünü, bugünü arasında bağı o metinler kurar. Bugün yapılacaklara da bir yol haritası sunar.

Haberi okur okumaz sevgili Deniz Kavukçuoğlu’nun ‘Alageyik Sokağı Bir Liman mıydı?’ kitabının önsözünü anımsadım.

Onu alacağım:

“1970-1992 yılları arasında kalan uzun yıllarda dönemediğim ama hep dönmek istediğim İstanbul’da, 1993 baharında dostum Demir Özlü’yle o Beyoğlu turunu yaparken, eğer yolumuz Alageyik Sokağı’na düşmeseydi, belki de bu kitabı yazmazdım... Ama yıllar sonra o sokağa girince, belleğim kıpır kıpır olmuş, anılarım canlanmış, çok gerilerde kalmış çocukluk yıllarıma gitmiştim... Daha sonra bu kitabı yazarken birkaç kez daha Alageyik Sokağı’na gidip o eski kahvehanede oturdum... Galip Dede’nin marangozlarına, doğramacılarına, çevre sokaktaki avizecilere, eskicilere, beyaz eşya onarımcılarına, Zürafa Sokak’taki genelevlere, mamalara, ‘hayat kadınları’na, abazan varoş gençlerine, gezgin piyango bileti satıcılarına, günlük yaşamımda bir araya hiç gelmediğim, başka insanlara hizmet veren, o başka insanlar tarafından hiç yadırganmayan bu yerde ne arıyordum gerçekten? Her gittiğimde, her uğradığımda demek belki daha doğru olur, kendimi ‘Niçin buradayım?’ diye sorguluyor, fakat her seferinde de belleğimde yeni bir damar yakalıyordum... Bu damarlar beni farklı yerlere, farklı tarihlere götürüyordu... Alageyik Sokağı bir limandı sanki?”

Deniz Kavukçuoğlu’nun bu kitabı, bir semtin ustaca tarifinden, tanımından öte bir duyarlılığı yansıtır.

Bazı semtler vardır ki, o havalinin bütün özelliklerini toplar.

Biri gezse o karmaşanın edebiyata yansıyan yüzünü fark eder.

Yazının Devamını Oku