2020 Attilâ İlhan Edebiyat Ödülleri belli oldu

Atilla İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı’nın, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın desteğiyle düzenlediği 2020 Attilâ İlhan Edebiyat Ödülleri’nin sahipleri açıklandı. Roman dalındaki ödüle, “Âşıklar Bayramı”nın yazarı Kemal Varol, şiir dalındaki ödüle ise “Hayhuy” isimli kitabıyla Elif Sofya değer görüldü. İlk Roman Vakıf Özel Teşvik Ödülü’nün sahibi, “At Sancısı” kitabıyla Elvan Kaya Aksarı olurken, İlk Şiir Kitabı Vakıf Özel Teşvik Ödülü’ne ise “Sevgili Kardeşim Ben” adlı kitabıyla Enes Kurdaş layık görüldü.

Attilâ İlhan Bilim Sanat ve Kültür Vakfı’nca düzenlenen ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından desteklenen Attilâ İlhan Edebiyat Ödülleri’nin Doğan Hızlan’ın onursal başkanlığında toplanan seçici kurulları bu yılki ödül sahiplerini belirledi. Bu yıl yarışmaya ‘Şiir’ dalında 52, ‘Roman’ dalında 49 eserle başvuruldu.

ROMAN ÖDÜLÜ ‘ÂŞIKLAR BAYRAMI’ İLE KEMAL VAROL’UN

2020 Attilâ İlhan Roman Ödülü’nün sahibi, İletişim Yayınları tarafından yayımlanan “Âşıklar Bayramı” romanıyla Kemal Varol oldu.

Seçici Kurul’un, Kemal Varol’a verdiği ödülün gerekçesi şöyleydi:

“Sözlü kültür ile yazılı kültürü başarılı bir şekilde birleştirmesi, âşık geleneğini baba-oğul ilişkisiyle harmanlaması, yolculuk üzerine kurgulanan yapıdaki yolculuğa paralel şekilde ilerleyen bir iç hesaplaşmayı etkileyici bir dille anlatması.”

2020 Attilâ İlhan İlk Roman Vakıf Özel Teşvik Ödülü’nün ise Everest Yayıncılık’tan çıkan “At Sancısı” romanıyla Elvan Kaya Aksarı kazandı. Seçici Kurul, bu kararının gerekçesini şöyle açıkladı:

“Eser, atlı arabacılığın macerası üzerinden değişen dönemleri anlatımda farklı dil yapıları kullanmasındaki başarısı, çeşitli yan karakterler yaratması konusundaki yaratıcılığı sebebiyle ödüle değer bulunmuştur.”

Attilâ İlhan Roman Ödülü Seçici Kurulu’nda Mehmet Eroğlu, Deniz Yüce Başarır, Faruk Şüyün, Seval Şahin ve aileyi temsilen Ali Cem İlhan yer alıyor.

ŞİİR ÖDÜLÜ ‘HAYHUY’ KİTABI İLE ELİF SOFYA’NIN

Şiir Ödülü Seçici Kurulu, 2020 Attilâ İlhan Şiir Ödülü’nün Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Hayhuy” kitabı ile Elif Sofya’ya verilmesini uygun buldu. Ödülün gerekçesi:

“Elif Sofya kısa dizelerle, sesi  kısarak yalın anlatımla ulaştığı şiirini ileri götüren yaklaşımıyla 2020 Attilâ İlhan Şiir Ödülü’ne değer görülmüştür.”

2020 Attilâ İlhan İlk Şiir Kitabı Vakıf Özel Teşvik Ödülü ise Edebi Şeyler Yayınları tarafından yayımlanan “Sevgili Kardeşim Ben” isimli kitabıyla Enes Kurdaş’a verildi. Ödül gerekçesi:

“Enes Kurdaş, günlük konuşma dilinde yumuşak geçişlerle şiiri yakalaması, bunu şiire aktarışındaki başarısı ve mısraya kattığı kırılma sayesinde şiiriyet kazandırması sebebiyle 2020 İlk Şiir Kitabı Vakıf Özel Teşvik Ödülü’ne değer görülmüştür”.

Metin Celal’in başkanlığındaki Attilâ İlhan Şiir Ödülü Seçici Kurulu’nda A. Ali Ural, Adnan Özer, Tuğrul Tanyol ve aileyi temsilen Kerem Alışık yer aldı.

ATTİLÂ İLHAN EDEBİYAT ÖDÜLLERİ

 Attilâ İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı, düzenlediği Edebiyat Ödülleri ile rahmetli Attilâ İlhan’ın her eserinde yansımaları bulunan ‘ulusal kültür bileşimini gerçekleştirme’ misyonuna layık olacak eserlerin desteklenmesini hedefliyor. Bunun yanı sıra Attilâ İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı bu ödüller aracılığıyla, rahmetli Attilâ İlhan’ın hayattayken yaptığı gibi, ilk kitapları yayımlanan genç yazarları teşvik etmeyi amaçlıyor.

*

ONLINE yapılan toplantılara herhalde alışacağız. Çünkü seçici kurullar edebiyatçıların bir buluşma yeriydi.

Ayrıca ödül törenlerinde kitapları okuyan seçici kurul üyeleri kazananlarla da tanışırdı. Genellikle de ödül törenleri bir sempozyuma vesile olurdu, tören de genellikle TÜYAP Kitap Fuarı’nda yapılırdı.

Hem adına ödül verilen edebiyat ustası için kazananların da düşüncelerini öğrenirdik, görüşlerini de dinlerdik.

Kitap dergilerinin bir işlevine de daha değineceğim.

Bir yıl içinde başta Nobel Edebiyat Ödülü olmak üzere yabancı ülkelerin önemli ödüllerini kazananlara da sayfalarında yer vermeli. Yabancı dil bilen okurların yararlanacağı kanısındayım. Çevrilsin çevrilmesin böyle bir liste düzenlenmeli.

Dünkü yazımıza üç ödül daha ekleyeceğiz:

Dünya Kitap Ödülleri

Beş dalda veriliyor.

Cevdet Kudret Ödülleri

Beş dalda veriliyor. Cevdet Kudret’in ürün verdiği beş daldan her biri seçmeli olarak veriliyor.

Mersin Kenti Edebiyat Ödülü

Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nın verdiği ödülün sorumlu yönetmeni Celâl Soycan.

Nobel Edebiyat Ödülü belli oldu. Ödülün kitap olarak ilgiye dönüşmesinde şiir en son sırada. Öncülük romanda. Satışlar bunu gösteriyor.

*

ÖDÜL alanları kutluyorum. Okura ulaşmasında ödüllerin etkisini unutmayalım.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Dergiler arasında

Dergiler edebiyatın atardamarıdır.

Bugünün ustalarının ürünlerini okumanın yanı sıra yarının ustalarını da onlardan takip edebiliriz. İşte dergilerin yeni sayılarından seçtiklerim...

VİRÜS

VİRÜS her sayı bir şairle ilgili dosya hazırlıyor. Bu sayının şairi Cahit Külebi.

‘Elinden’ başlıklı bölümde Cahit Külebi’nin elyazısıyla ‘Doğu’ şiiri yer alıyor.

İlk sayfadaki fotoğraf Çerkes Karadağ’a ait. En özgün bölüm şairin Behçet Necatigil’e gönderdiği mektuplar ve oradaki şiirler.

Takdim yazım da şöyle:

“Folkloru kullanmak bir şair için en zor sınavdır. Birden taklidin ağına düşersiniz. Başardığınızda da ondan modern bir şiir ortaya çıkar. Cahit Külebi’nin ustalığı burada kendini belli eder.”

Derginin ilk şiiri iyi şair Hilmi Yavuz’un ‘Talan ve Zaman’ı.

Yazının Devamını Oku

70’lere damgasını vuran şarkılar

1970’ler Türkiye’nin siyasetten sanata uzayan hareketli bir zaman dilimi. İki kitap bu dönemin özelliklerini yazıya döktüler.

Derya Bengi’nin ‘70’li Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük – Şimdiki Zaman Beledir’ ve Mete Kaan Kaynar’ın hazırladığı ‘Türkiye’nin 1970’li Yılları’.



İki çalışma da birbirini tamamlıyor.

Dinlediğim uzunçaların adı:

‘Anılar: 1970’ler (Türkçe Aranjmanlar)’*

O yılları yaşayanlar bu şarkıları dinlerken eşlik edecekler, genç kuşak da o zaman neleri dinliyorlardı sorusunun karşılığını bulacak.

Yazının Devamını Oku

Nobel’li yazarın objektifinden İstanbul

Orhan Pamuk’un İstanbul’un gecelerinden fotoğraflar içeren kitabı ‘Turuncu’da insansız sokaklar, ışığın yansıdığı evler okuru etkiliyor.


Orhan Pamuk’un yeni kitabı ‘Turuncu’da İstanbul’un gecelerinin fotoğrafları yer alıyor. Bir romancının seçimiyle çekilen binalar, insanlar, ıssız caddeler, dışı görünen evler, bize bir şehrin gizli hayatının karelerini aktarıyor. Bir ışık huzmesinin romancıya hatırlattıkları, çağrıştırdıkları, bizi farklı İstanbul yorumlarına götürüyor. Fotoğraflar, önünden geçtiğiniz, yaşadığınız ama farkına varmadığınız/varamadığınız bir hayatın habercisi.

Gece öylesine çağrışımlar kaynağıdır ki, edebiyat onun sayesinde zenginleşmiştir. F. Scott Fitzgerald’ın ünlü kitabı ‘Tender is the Night’, Türkçeye çevirisi zor olan bir kitap adı. (Daha önce ‘Müşfikti Gece’ olarak çevrilmişti).

Ahmet Haşim, geceyi severdi.

Ahmet Kutsi Tecer’in ‘Geceleyin bir ses böler uykumu’ dizesi her şiirseverin belleğindedir.

Fotoğrafların izinde yazar, bir siyasal kimlik değişiminin de ana çizgilerini bize iletiyor. ‘Turuncu’nun başındaki yazıdan bir bölüm, çekiliş serüvenini, fotoğrafın bize söylediklerini yazıya getiriyor: “İstanbul’da ev içi ve sokak lambalarının son on yılda sarıdan beyaza doğru yavaş yavaş renk değiştirdiğini fark ettim? Altmış altı yıldır yaşadığım şehrin gece manzarasının yavaş yavaş değiştiği anlamına geliyordu.”

Turuncu

Yazının Devamını Oku

Orhan Veli anılıyor

Orhan VELİ KANIK (1914-1950) aramızdan ayrılışının 70’inci yıldönümünde Zeytinburnu Belediyesi Kültür Sanat Merkezi’nde anılıyor.

Bugün saat 19.00’da gerçekleşecek anmada kimler konuşacak:

Hakan Arslanbenzer

Orhan Veli Şiirinde Karakterler Olaylar Diyaloglar.

Turgay Anar

Bir Muhit Kuşu Olarak Orhan Veli (Garip akımı ve Orhan Veli’nin Edebiyat Mahfillerinde ‘Filizlenen’ Bir Ekol Oluşu Üzerine).

Mehmet Can Doğan

Yaprak Dergisi ve Orhan Veli.

Yazının Devamını Oku

Dünya Sanat Günü kutlandı

Dünya Sanat Günü ‘Wallace Hartley’ Ödülleri 5 Kasım Perşembe günü yapılan tören ile sahiplerine verildi.

Piramid Sanat’ın sponsorluğunda, pandemi kuralları gereğince az sayıda izleyicinin önünde gerçekleşen Dünya Sanat Günü Ödül Töreni, UPSD Başkanı Bedri Baykam’ın konuşması ile başladı. Pandemi nedeniyle Dünya Sanat Günü’nden 6.5 ay sonra bu ödüllerin ancak verilebildiğini aktaran Baykam, önce İzmir depreminde kaybettiğimiz değerli insanlarımızın yüreğimizi kan ağlattığını belirtti. Ardından, Dünya Sanat Günü teklifini ilk hazırlayan UPSD Yönetim Kurulu’ndan arkadaşlarını hatırlattı ve Dünya Sanat Günü’nün 2012’den başlayan serüvenini özetledi.

Ayrıca Piramid Sanat’ta ‘Katarsis’ başlıklı kişisel sergisi bulunan 23 yaşındaki sanatçı Şevval Başalan da sergi turu ile işleri hakkındaki düşüncelerini konuklarla paylaştı.

Gelelim 2020 yılı ödüllerine.

Yılın Sanatçısı: Taner Ceylan

Kendisi, Olimpos’ta sanatsal faaliyetler sürdürdüğü için törene katılamayan Ceylan adına ödülünü Alp İşmen, sanatsever Müge Tezman Sırmabıyık’tan aldı.

Sanat İnsanı Onur Ödülü: Faruk Sade

2016’da kaybettiğimiz Ankara’daki Galeri Siyah Beyaz’ın kurucusu olan Faruk Sade’nin ardından kızı Sera ve eşi Fulya Sade tarafından genç sanatçılara destek olmak amacıyla oluşturulan Faruk Sade Sanat Fonu’nun değerli çalışmalarından bahseden Baykam, Fulya ve Sera Sade adına ödülü Faruk Sade’nin gençlik yıllarından beri yakın arkadaşı olan Contemporary İstanbul kurucusu Ali Güreli’ye sundu.

Basın Onur Ödülü: Doğan Hızlan

Yazının Devamını Oku

‘Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür’

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözü birçok öğeyi kapsayan bir sözdür. Söz uygulanmaya başlandığında geçerlilik ve inandırıcılık kazanır. Kültür, yaşama biçiminden sanata, edebiyata, tarihi algılamaya kadar uzayan bir kavramdır.

İçinde bilim de vardır, yarının düşüncesini aramak da.

Bu ülkede yaşayan her kuşaktan insanlar O’nun ‘Nutuk’unu okumalıdır. Özgün baskısının dilini anlamayabilirsiniz ama o kadar çok bugünün diliyle yayınlanmıştır ki, herkes bir ulusun kurtuluşunun tarihini anbean okurken yaşar.

Atatürk ve kuşağının bir özelliği vardır. Kişisel zevklerinin doğrultusunda karar vermezler, kendi düşüncelerini, zevklerini yarını düşünerek gözden geçirirler, fedakârlık ederler.

Atatürk gibi bir lideri anlamak için bu söylediğim ölçütü unutmamak gerekir.

O’nun ölüm yıldönümlerinde her zaman Atatürk’ün sevdiği şarkılar çalınır; onlar gerçekten bugün de Türk musikisi repertuvarında çalınan, söylenen bugüne kalan çok değerli bestelerdir. O’nun ruh dünyasını, yalnızlığını yansıtan eserlerdir.

Aynı Atatürk, ilk yerli operayı da Adnan Saygun’a besteletmiştir.

Cumhuriyet’in ilk kuşağının bütün öncüleri, değişimin, devrimin künyesinde yer alacak bir çaba göstermişlerdir. Eskiyi çok iyi bilirlerdi ama yeniyi öğrenmek için de olağanüstü çaba göstermişlerdir.

Yeni bir rejim, halka nasıl anlatılır, nasıl tanıtılırdı.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın sırrına müzikle ermek

Fazı Say, şairlerin, yazarların esintisiyle iyi besteler yapan bir piyanist ve besteci.

Yeni CD’si ‘Şu Dünyanın Sırrı’nda da okuduğumuz, beğendiğimiz metinlerin ses dünyasına yansımasını ustaca bize iletiyor. Böylece edebiyatla müzik birleşiminden yepyeni bir dünya yaratmış oluyor.

Albüm kitapçığında besteci oluşum sürecini yazmış:

“Bazı dönemler, ‘İçinden ne geliyorsa onu yap’ diyorum kendime. Ve içimden yine şairlere dönmek, şiirlere şarkı olmak geldi. Yirmi dört yaşımda, ilk şarkılarımı bestelerken hissettiğim heyecanıma geri döndüm. Bir şiiri bestelerken hangi dünyadayım? Belki de sadece kendi dünyamdayım. Bugüne kadar pek çok şarkı ve vokal eser besteledim.

‘İlk Şarkılar’ (2013), ‘Yeni Şarkılar’ (2015) ve ‘Güz Şarkıları’ (2017) albümlerinin ardından ‘Şu Dünyanın Sırrı’ aklıma, ruhuma dokunan şiirlerin yer aldığı dördüncü şarkı albümüm.

Her şiiri, her şairi piyano ile uzunca anlatmak istediğim bir müzik doğdu bu albümde. Tüm şarkılar Serenad Bağcan’ın güçlü sesine emanet. Büyük oranda şan ve piyanonun başrolü oynayacağı yalınlıkta, görkemli bir orkestrasyondan uzak, yaklaşık 50 dakikalık bir müzik. Sadece Pir Sultan ve Kaygusuz Abdal’da Aykut Köselerli’nin performe edeceği davul ve vurmasaz var. Bir de Sabahattin Ali eserinde viyolonsel kullandım. Onu da hepinizin çok beğeneceğine inandığım, genç yetenek Jamal Aliyev yorumlayacak.

Bu toprakların şiirlerini bilmek gerek. Yüzyıllar sonrasında, aynı seslerin armonisiyiz sanki.

Bu buluşma tarihin içinde yolculuk gibi. Dinlerken vardığımız yer, yüzyıllar öncesi bugün! Bu şiirleri bestelerken, kendimi şairlerin denizinde buldum. Şimdi her birinin şiiri, benim denizimde.”

Besteleri dinlerken herkeste başka başka duygular, çağrışımlar uyandıracağı kanısındayım.

Yazının Devamını Oku

Kendi hayatımızı konuşuyor muyuz?

‘Gel Hayattan Konuşalım’da gazeteci Filiz Aygündüz sormuş, Dr. Alper Hasanoğlu yanıtlamış. Hepimizin aklına gelen ama genelde unuttuğumuz hayata dair bazı konular insanı düşündürüyor...

Kendi hayatımız üzerine ne kadar düşünüyoruz? Başkalarının, özellikle de yakınlarımızın hayatıyla daha çok mu ilgiliyiz yoksa?

Filiz Aygündüz - Dr. Alper Hasanoğlu’nun ‘Gel Hayattan Konuşalım’ kitabında bu sorunun cevabını bulacaksınız. Aygündüz sormuş, Hasanoğlu yanıtlamış.

Sanırım hepimizin aklına gelen ama sormayı unuttuğumuz, ertelediğimiz ya da sormaktan çekindiğimiz birçok sorunun yanıtını okurken, kendinizle psikolojik bir yüzleşmeye girişeceksiniz.

Aygündüz Önsöz’de şöyle diyor:

“En büyük hayallerimden biriydi. Gel Hayattan Konuşalım isimli bir nehir söyleşi kitabı hazırlamak.”

Önce Engin Geçtan’la böyle bir kitap yapmak istemiş, o sıra hoca çok yaşlanmış, söyleşilerden uzak durmuş, 2018’de de aramızdan ayrılmış.

“Sorulara da, cevaplara da edebiyat eşlik etti, felsefe, psikoloji, anılar, hüzün sonra da neşe tabii” diyor Filiz Aygündüz.

Hasanoğlu’nun da bir Önsöz’ü var. Ve kitap Engin Geçtan’a adanmış. İlk sayfada Dostoyevski’den ve Marguerite Duras’dan alıntı var: Mutluluk süreklilik arz etmez.

Yazının Devamını Oku

Çerçeveletip duvara asılacak bir tablo

Hürriyet’in birinci sayfasına taşıdığı kurtarıcıların fotoğrafları çerçeveletip duvara asılacak derecede yürekleri titretiyor.

Bütün gün haber dinleyen biri değilim ama İzmir depreminden sonra çalışma odamda televizyon hep açık. Birinin daha kurtuluşunu beklerken, birinin daha nasıl kurtardığını öğrenmek istiyorum.

Bazı görüntüler belleğimizden silinmeyecek.

O küçük parmağıyla yaşama tutunan kız ve elini bırakmayan kurtarıcı.

Günler sonra enkaz yığınından çıkan toz toprak içindeki çocuğu yanağından öpen kurtarıcı.

“İnsan insanın kurdudur” sözünü yalanlayan sahneler. İnsan insanın şifasıdır sözünü egemen kılıyor.

Böylesine olaylar, hepimizin vicdan karnesine geçecek. Mutlu olmanın mutlu etmekle eşdeğer olduğunu bir kez daha öğreniyoruz.

Çok deprem yaşamış bir ülkeyiz, Erzincan’dan bu yana felaketlerden ne öğrendik, öğrendiğimizi uyguladık mı?

Hiç kuşkusuz aylarca kulaklarımızda iki ses yankılanacak:

Yazının Devamını Oku

Yıllıklar gereklidir

Yıllıkların önemini sık sık vurgularım. Çünkü yıllıklar daha sonra yapacağımız çalışmalar için başvuracağımız kaynakların başında gelir.

Hâlâ Varlık Yıllığı’ndan, Aziz Nesin Yıllığı’ndan yararlanıyoruz.

Bu gerekçelerle Zeytinburnu Belediyesi’nin yayımladığı ‘Kültür Sanat Yıllığı 2020’ örnek bir çalışma. Diğer kurumların, yerel yönetimlerin de bu tarz çalışmalar yapmasını hatırlatırım.

Başkan Ömer Arısoy, Sunuş’ta yıllıkların önemine değiniyor, bu yayınların gerekçelerini sunuyor, saptamalarının tümüne katılıyorum, birkaç satır aldım:

“İşte böylesi bir ihtiyaçtan yola çıkarak hazırladığımız ‘ZKS Kültür Yıllığı’, Türkiye’de kültür sanat alanında 2019–2020 kültür sanat sezonu boyunca olup biteni kayıt altına almayı deniyor.

Ankara’dan Siirt’e, Samsun’dan Antalya’ya, İstanbul’dan Trabzon’a, ülkemizdeki kültür sanat faaliyetlerinin oluşturduğu o büyük resmi ortaya çıkarmak, iyisiyle kötüsüyle eksiğiyle fazlasıyla manzarayı kuşatabilmek, son tahlilde Türkiye’nin kültür sanat renklerini, ilgi alanlarını, kişi ve kurumların yönelimlerini belirlemek fikri, takdir edersiniz ki fazlasıyla heyecan verici.”

Her aya ayrı bölüm ayrılmış. Sanatın bütün türleri, ödüller, yarışmalar eksiksiz biçimde yer alıyor.

Her konu için hazırlanan yazılar, haberin ardındaki ayrıntıyı bize veriyor.

Yıllıkların anılması gereken işlevi, günübirlik yaşamımızda atladığımız, dikkatimizden kaçan sanat olaylarını, özellikle aramızdan ayrılan sanatçıların öneminin üstünde durmanızı sağlamasıdır.

Yazının Devamını Oku

İzmirlilerin üzüntüsünü yaşıyorum

İzmir’de kaybettiğimiz canları rahmetle anıyorum, ardında kalanlara başsağlığı, yaralılara sağlık diliyorum.

İzmir benim de anılarımda yer alan bir kent. Acısı yüreğime saplandı.

Halikarnas Balıkçısı ile orada tanıştım, birçok yazarla, şairle bu kentte dost oldum.

Yüreğimizdeki hasar uzun süre devam edecek.

CUMHURİYET BAYRAMI’NI SESLE KUTLADIM

CUMHURİYET BAYRAMI’nın benim için en güzel etkinliği Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın Patara’da verdiği konserdi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İletişim Başkanlığı’nın ortak projesiydi.

İki kurumu da bu isabetli proje için kutluyorum.

Çoksesli müzik Cumhuriyet döneminde yaygınlaşmıştı. Daha önce Osmanlı döneminde sarayda çoksesli icralar gerçekleştiriliyordu.

Yazının Devamını Oku

Bir mirasyedinin anatomisi

Çok konuşulan kitabı ‘Osman’da Ayfer Tunç, toplumsal tarihimizdeki ‘mirasyedi’ tipini irdeliyor. Roman, göndermelerle örülmüş bir eser.

Ayfer Tunç’un iyi romanı ‘Osman’ üzerine yazılanlarda bir eksik saptadım. Kitap üzerine yazanlar mirasyedileri yakından tanımıyorlar, onlarla karşılaşmamışlar ya da ailelerinde böyle biri yok.

Tunç, toplumsal tarihimizde bu tipi irdeliyor.

Yazarın gerçekçilik üzerine söylediğiyle yazıma başlamalıyım:

“Ben kurmaca yazıyorum ama yazdıklarımın bir yerinin mutlaka gerçeğe değmesini isterim. Öte yandan gerçekle de zorum vardır, deforme etmek isterim, alışılmışın dışındaki form etki yaratır, bizi gerçek hakkında düşündürür.”

Osman, bir caz kulübünde piyanisttir. Bir gece yarısı çalıştığı kulüpten çıktığında bir trafik kazasına kurban gider.

İlk cevapsız soru kaza mı intihar mı?

Roman göndermelerle örülmüş. Osman’ın tuttuğu defterde yazılanlarla Osman’ın çevresindekilerle yapılan söyleşilerden oluşuyor. İki kaynaktan mirasyedi Osman’ın anatomisini öğreniyoruz.

Bir konuşmasında da Ayfer Tunç bakın ne söylemiş:

Yazının Devamını Oku

Çalışma masanızda ne var

İşyerindeki çalışma masanızla, evinizdeki çalışma masanızın üzerinde neler var?

Çoğunlukla işyerlerindeki masalarda bir aile fotoğrafı bulunur, bir de sevdiğiniz bir obje.

Eski yazarların çoğunun ayrı bir çalışma masası yoktu, bazılarına tanık olmuşumdur.

Necati Cumalı, yıllar sonra bir ev sahibi olduğunda ne demişti biliyor musunuz?

“İlk kez bir çalışma odam ve masam oldu.”

Yazarların çoğunun yaşamlarının bir bölümü hapishanelerde geçtiği için böyle bir lüksten söz etmek mümkün değil.

Behçet Necatigil’in evdeki odasında duvarlara iliştirilmiş notlar dikkatimi çekmişti.

Kemal Tahir’in de ayrı bir çalışma odası vardı.

Çalışma masası olarak bir de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde, kurucu

Yazının Devamını Oku

Sahaflar Kadıköy sahilde

Kadıköy sahilinde İstanbul Deniz Otobüsleri iskelesinin arkasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği, Kadıköy Belediyesi’nin destek verdiği ‘Semt Semt Kitap Günleri’ etkinlikleri başladı.

8 Kasım tarihine kadar devam edecek olan bu kitap şölenine İstanbul’un çeşitli semtlerinde faaliyet gösteren 36 sahaf katılıyor.İlki geçen ay Maltepe sahilinde gerçekleştirilmişti.

Korunaklı küçük ahşap dükkânlar tarzında tasarlanan standlarda sahafiye eserler sergileniyor.

Sahaf festivalleri, pandemi döneminde önemli bir işlevi yerine getirdiler, getiriyorlar. Meraklılar, ulaşamadıkları nadir ve önemli kitaplara, plaklara, dergilere, imzalı kitaplara, gravürlere, fotoğraflara, afişlere bu festival aracılığıyla ulaşıyorlar.

Etkinliğe katılan 36 sahafın yanı sıra yeni kitapları almak isteyen okurlar da düşünülmüş. 30’a yakın yayınevi 56 adet tezgâhta yayınlarını sunuyor. Bu yayıncılar arasında İş Bankası, Yapı Kredi, İletişim, Dergâh, Lakin, Kırmızıkedi Yayınları da yer alıyor.

Hazırlanan özel mekânda söyleşiler, eski kitap mezatları, Karagöz gösterileri gerçekleştiriliyor.

Salgın kurallarına uyularak girişte ateşölçer denetiminden geçiliyor.

Çayınızı, kahvenizi içerek bir kitap şöleninde geziye çıkabilirsiniz.

*

Yazının Devamını Oku

Sosyal medya ve geçmiş

İhsan Yılmaz’ın Kültürazzi köşesinde olayı okuyunca şaşırmadım.

Ataol Behramoğlu’nun şiiri diye yayımlanan bir metne şair benim değil dese de karşısındakileri buna inandıramamış.

“Bu metin sizin isterseniz araştırın” diyecek kadar da ısrarcılar.

Korkarım bu iddiada bulunan kişi onun adıyla bir şiir de yayımlar.

Sosyal medya düzeltmeleri pek itibar görmüyor, düzeltmeler karınca duası gibi konuluyor, böylece yanlış bilgi hafızadaki kalıcılığını koruyor.

Genellikle biz özeleştiri sevmeyiz, ayrıca düzeltmeler de bizim şişkin egomuzu söndüreceğinden yüz vermeyiz. İşin kötü tarafı bu yanlışlar tarihe öyle geçiyor.

Sosyal medyada yayılan yanlışlara verilecek örnek o kadar çok ki... Bir kaçını tekrarlarsak, okurlarımız ya da sosyal medya kullanıcılarımız yazılı kaynağa bakma zorunluluğunu duyarlar, düzeltme ile de karşı karşıya kalmazlar.

Bir dergide Behçet Necatigil’e ait olduğu belirtilen bir şiir yayımlanmıştı, Necatigil üzerine çok çalıştığım için böyle bir şiire rastlamadım.

Kızı

Yazının Devamını Oku

‘Anadolu’nun bozkırından Endülüs’e esen yel’

İKİ türün eşliğinde gezerim, biri edebiyat, diğeri müzik.

İkisinin de gücü kıtaları aşar, insan acılarını da, sevdasını da bize iletir. İkisi de benim için birer kaliteli rehberdir.

Bir müzik haritası yapılsa, insanoğlu sık sık ona bakar, ben duvarıma onu asarım, ruh halime göre müzik seçeyim diye.

Siyasetçiler olmasa, insanoğlu birbiriyle anlaşır, kavgalar sıfırlanır. İnsanın düşünceleri farklıdır ama müziğin dili o farkı kaldırır.

Geçen hafta iki CD dinledim.



Yazının Devamını Oku

Yanınızda 7/24 bir şakacı olacak

Elimden bırakamadığım bir kitap: ‘İlginç Sözler’. Birçok yazarın, siyasetçinin, biliminsanının hayat tecrübelerinden süzülmüş, zihninizi açacak sözlerden mürekkep.

Konuşmalarınızda, yazılarınızda seçilmiş sözleri kullanabilirsiniz. Alışılan deyimle, bu sözleri kullanarak, taşı gediğine koyabilirsiniz.Muhatabınıza sinirlendiniz,
ona nasıl bir cevap versem diye hafızanızı zorlamayın; zarif, zekice bir söz bu tartışmada sizi kurtarır.

Mesela, Yunus Emre “Şu cihan cehennemini sekiz uçmağ (cennet) ede bir söz” diyor.

‘İlginç Sözler’ kitabı sizi eğlendirecek, zihninizi açacak türden... Birçok yazarın, siyasetçinin, biliminsanının hayat tecrübelerinden süzülmüş sözleri yanınızdan ayırmayacaksınız. Kimi ders niyetine geçecek, kimi belki de mesleğinizde size yardımcı olacak.

Sözleri toplayan Rosemarie Jarski, önsözünde bakın ne yazmış...

Bir Tartışmada Keşke Aklıma Gelseydi Diyeceğiniz İlginç Sözler
Rosemarie Jarski

Yazının Devamını Oku

Ödül mevsimi geldi

Ödüller mevsimine girdik. Belli başlı ödüller belli oldu.

Hangileri?

Yunus Nadi Ödülleri (Cumhuriyet gazetesi düzenliyor.)

Kaç dalda veriliyor?

Şiir

Roman

Sosyal Bilimler

Karikatür

Öykü

Yazının Devamını Oku

Bekir Coşkun’un ardından

Sevgili Bekir Coşkun’dan belleğimde kalan son görüntü.

Yıllar önce, Hürriyet’in Ankara Bürosu’na gittiğimde, bir odadan keman sesi geliyordu. Odaya yöneldim, kapıyı açtım, Bekir Coşkun keman çalıyordu.

Halk arasında yaygın bir görüş vardır, keman çalanların hassas olduğuna dair. Bence bu görüş onun için geçerliydi.

Günlük yazıların çoğunun ömrü 24 saattir, bazıları silinip gider bazıları ise iz bırakır. Ne zaman o konu aklınıza düşse yazıyı da anımsarsınız.

Siyasi yazılara ruh katmak ayrı bir ustalık ister, Bekir Coşkun bu tarz yazının ustasıydı.

En muhalif yazılarında bile ironinin varlığını hissederdiniz. Böylece o yazının etkisi daha da artar.

İnandığını yazan, ilkelerinden ödün vermeyen bir kalemdi. Atatürk ve Cumhuriyet, ülkeye, dünyaya bakışının belirleyici öğeleriydi.

Güneydoğu’yu anlattığı yazılar, benim için ustaca yazılmış denemelerdi.

Hayvan sevgisinin insan sevgisiyle eşdeğer olduğunu her zaman savundu, kitabını yazdı. Yazılarında bir fazlalık yoktu. Görüşün bittiği yerde yazı da biterdi. Günlük yazının önemli bir formatı.

Yazının Devamını Oku