Doç. Dr. Serkan Özel

Uzaktan eğitim ve yaşanan sorunlar

4 Aralık 2020
Salgının artması ile birlikte eğitimin uzaktan devam etmesi ile birlikte yaşanan problemler de daha görünür olmaya devam ediyor. Öğrencilerin, bu konudaki seslerini duyurmak adına onların sosyal medya paylaşımlarından bazılarını ortaya koyarak bazı çözüm önerilerini değerlendirmek istedim.

Farklı yaş gruplarından benzer şikayetler gelirken aslında bu sorun hem öğrenci hem öğretmenler hem de öğretim elemanları için geçerli. 

“…günün yarısından fazlasında ekrana bakmak zorunda kalıyoruz…” 

Ekran başında geçen süreler eğitimin tamamen çevrimiçine geçmesi ile birlikte oldukça artış gösterdi. Sınıfta geçirilecek etkileşimli zamanlar ekran karşısında geçirilen saatlere dönüştü. Bu saatler dışında ekran başında geçirilen süreleri de göz önünde bulundurursak günün önemli bir kısmı ekrana bakmak zorunda kalınmakta. Ekrana uzun süre bakmakla karşılaşılan problemlerin başında göz rahatsızlıkları geliyor. Bunun iki temel sebebi var: göz hareketlerinin uzun süre sabitlenmesi, göz kırpmanın azalması ve maruz kalınan mavi ışık. 

Bilgisayar başında uzun süre çalışan kişilere salgın öncesinde de önerilen gözün belirli aralıklarla uzağa bakmasının sağlanması, göz kırpmayı hatırlatacak uyaranların bulunması bugün için de geçerli çözüm önerilerinden bazıları. Ekranlardan yayılan mavi ışık ise uzun süreli maruz kalındığında zararını artıran bir dalga boyuna sahip. Enerjisi seviyesi yüksek olan mavi ışık gözler için yorucu bir ışık türü. Her ne kadar yüksek enerjiye sahip mavi ışık günün erken vakitlerinde vücudumuzdaki enzimleri harekete geçirip melatonin seviyesini düşürerek bizi uyandırıcı bir etkiye sahip olsa da hem uzun süreli maruz kalmak hem de akşam vakitlerinde maruz kalmak enzimlerin salınmasını ve uyku düzenini olumsuz etkilemektedir. 

Not: Görsel, Uluslararası Astronomi Birliği Astronomi Bilim-Toplum Ofisi tarafından hazırlanmış broşürün Türk Astronomi Derneği tarafından Türkçeleştirilmiş halinden alınmıştır. 

Cep telefonları, tabletler, televizyonlar ve bilgisayarlarda kullanılan LED’lerden saçılan da bu mavi ışık. Hem telefonlarda hem de bilgisayarlarda ekrandan yayılan ışık rengi ayarlanabiliyor. Bu ayarlar saate bağlı olarak otomatik olarak gerçekleşebileceği gibi manuel olarak da ayarlanabiliyor. Ayrıca, mavi ışık etkisinden daha az etkilenmek için mavi ışık filtreli gözlükler de mevcut. Kendi gözlüklerimi alırken öneri doğrultusunda her iki gözlüğüme de mavi ışık filtresi ekletmiştim. Mavi ışık etkisini azaltmak için Uluslararası Astronomi Birliği, sokak aydınlatmalarından da 4000K LED ışıklar yerine Kehribar LED ışık kullanımını önermekte. 

“…oturduğum yerden 6 saat ders dinleyince ders adına başka hiçbir şey yapasım gelmiyor.” 

Yazının Devamını Oku

Çocuk Hakları Sözleşmesi ve sosyal medya paylaşımları

20 Kasım 2020
20 Kasım 1989 – Çocuk Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler tarafından kabul edildi. Bugün, “Çocuk Hakları” günü. Çocuklarımızın haklarının güvence altına alındığı gün. Bu sözleşme, çocuklarımızın haklarını onları en çok seven bizlerden de koruyor. Tehlike bazen en yakınlarınızdan ve bir kötü niyet olmadan da gelebiliyor.

18 yaşının altındaki her birey “çocuk” olarak tanımlanıyor. Çocuk hakları sözleşmesinin, çocuklar için hazırlanmış şekline buradan ulaşabilirsiniz. Çocuklarımızın okuma listesine ekleyeceğimiz bir kaynak olsun bu. Bugün kendi haklarını öğrenen ve savunan bir çocuk, yarın herkesin hakkını, hukukunu koruyan bir yetişkin olma ihtimali daha yüksektir. 

Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin kabulü vesilesi ile sosyal medyada çocuklar hakkında yapılan paylaşımları ele almak istedim. Bu konuda dikkat edilmesi gereken önemli hususlar var ve bunları sizlerle paylaşarak çocuklarımızın haklarını korumak, onlara güvenli bir gelecek sunmak için bir adım atmaya davet ediyorum. 

Çocukların kendi kararları değil! 

Sosyal medyada paylaştığınız görüntü/bilgi çocuğunuza, yani en değerli varlığınıza, ait olabilir. Ancak, bu size ait olmadığı için paylaşım hakkı da sizde değil. Bu paylaşımı yaparak onların haklarını ihlal ettiğinizi unutmayın. Neredeyse her iki ergenden birisi geçmişte yaptığı sosyal medya paylaşımlarından pişman olduklarını belirtmektedir. Durum böyle olunca, çocuklarınız hakkında yaptığınız paylaşımlardan sizin pişman olmanız ve çocuğunuzun ilerleyen yaşlarından bundan rahatsız olması azımsanmayacak bir ihtimal. İşte bu sebeple, çocuğunuz hakkında bilgileri nerede ve kimlerle paylaştığınızı bir kere daha gözden geçirin. 

Sizin için çok şirin bir görüntü, çocuğunuz için utandırıcı bir kare olabilir. Arkadaş gruplarında bu tarz paylaşımlar tahmin edeceğinizden fazla olumsuz tepki alıp çocuğunuzun zorbalığa maruz kalmasına sebebiyet verebilir. Bu tecrübelerin kısa ve uzun döneli yıkıcı etkileri olabilmektedir. Erken çocuklukta yaşananlar ileri yaşlardaki ilişkilerini etkileme ihtimali yüksektir. Ayrıca, bu tarz istenmeyen olaylar aile ile çocuk arasındaki güven bağını zedelemeye kadar gidebilir. Zaman zaman, bu tarz vakalarda stres bozuklukları, depresyon ve kaygı gibi sorunlara yol açabilecek uç örneklerle karşılaşılabilmektedir.   

Benzer şekilde, sizin için normal görünen bir bilgi, fotoğraf veya video çocuk istismarcılarına malzeme olabilir. Örneğin, sizin için çocuğunuzun siz evde yokken yalnız kalabilmesi, evden dışarı çıkabilmesi gibi onun hakkında yaptığınız olumlu bir paylaşım olabilirken kötü niyetli insanlar için bu bir fırsat olarak görülmektedir. Ne yazık ki, bu kötü niyetli kişiler – bunlara avcı da deniyor – sanal ortamlarda bu tarz bilgileri özellikle araştırmaktalar. Adresinizi, telefon numaranızı tanımlayacak bilgiler paylaşmanız da bu tarz kişiler için çok değerli bilgiler haline dönüşebilmektedir. Çocuğunuzun tam ismi, gittiği okul/kreş gibi bilgiler diğer paylaşacağınız özel bilgiler -hastalık, okuldan erken çıkma, tatile gitme vb.- benzer şekilde avcıların harekete geçmelerine imkân tanıyacak bilgiler olabilmektedir. 

Çocuklarınız hakkında paylaşım yapmak size mutluluk verebilir. Ancak, her paylaşımı yapmadan önce (1) çocuğunuzun hakları olduğunu, (2) onların sosyal ilişiklerini ve psikolojik sağlıklarını etkileyebileceğinizi ve (3) bu paylaşımlarla onların güvenliklerini riske atabileceğinizi unutmayın. 

Yazının Devamını Oku

Okullara kısa bir ara: Nasıl bir “tatil” yapmalısınız?

14 Kasım 2020
Sonbaharların ayrı bir güzelliği vardır. Ağaçlar yapraklarıyla bir renk şöleni sunar. Yemyeşil yapraklar sonbaharın bütün tonlarını bütün canlılığı ile gösterir.

Doktoramı bitirip Türkiye’ye döndükten sonra askerlik görevimi Artvin’de yedek subay olarak yaptım. Diğer meslektaşlarımla birlikte Mehmetçik Dershanesi kurup bir sene boyunca Artvin’deki ortaokul ve lise öğrencileri ile birlikte çalıştık. Hayatımdaki en güzel senelerden birisidir diyebilirim. Artvin’in doğası ayrı bir içine alıyor insanı. Renklerin en güzel halini bir Artvin sonbaharında gördüm diyebilirim. 

Bu sonbahar, COVID-19 bazı güzellikleri görmemizi engelliyor ama onu da insanlık tarihinin zorlu sayfalarına kaydetmeye az kaldı gibi. Ama mücadele devam ediyor ve bu mücadelede gevşemeye yer yok. Bu sene COVID-19’dan bağımsız olarak okullara sonbahar döneminde bir hafta ara verilmeye karar verilmişti. Bu verilen ara salgın için de önemli bir mücadele aracı olacaktır ama ben bu arayı eğitim açısından değerlendirmek istiyorum. 

Bir haftalık verilen bu araya özellikle “tatil” demek istemedim. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğündeki anlamlarından birisi “eğlenmek, dinlenmek amacıyla çalışmadan geçirilen süre” olarak geçiyor. Eğlenmek ve dinlenmeye itirazım yok ama “çalışmadan” geçirilen süreye itirazım var. Öğrenmek ile eğlenmek birbirinden aykırı kavramlar değil. “Eğlenirken öğrenmek” veya ”öğrenirken eğlenmek” ifadeleri de bana hep itici gelmiştir. Öğrenmek, bir insanın hayatının vazgeçilmez bir parçasıdır. Öğrenme, can bedenle buluştuğunda başlar; çıktığında da biter. Öğrenmenin kendisi zevkli bir iştir. Öyle, onu şirin yapmak için oyunlaştırmaya, eğlenceler eklemeye gerek yoktur. Yeter ki, öğrenme arzusu bireyin kendi isteği ile ortaya çıksın. Biz eğitimcilerin görevlerinden birisi de bu arzuyu harekete geçirmek. Bu arzu harekete geçerse gaz tanelerinin bir kabın içinde deveran etmesi gibi devamlı devinir durur. 

Dinlenmek ise birçok zaman bir şey yapmamakla ilişkilendirilir. Halbuki, beynin dinlenmesi için yapılması gereken şeylerden birisi yapılan etkinliğin şeklini değiştirmektir. Bu prensip, aslında çok iyi bildiğimiz bir prensip. Eğitim tasarımlarında da dikkat edilmesi gereken hususlardan da birisidir. Çeşitli şekillerde karşımıza çıkabilir. Örneğin, 7/20 kuralı eğitimlerde kullanılan bir tekniktir. Her 7 dakikada bir katılımcıların yaptığı şeyleri, her 20 dakikada eğitmenin yaptığı şeyleri değiştirmesi gerekir temeli üzerine kurgulanmıştır. Buradaki 7 ve 20 sayıları elbette değişiklik gösterebilir ama temel bakış açısı şudur: Ataletin önüne geçmek için belirli zaman aralıklarında değişikliğe ihtiyacımız vardır. İşte dinlenmek de böyle yapılırsa çok daha verimli bir hayata geçiş yapma şansımız olur. Kitap okumaktan yorulduğunuzda fiziksel bir etkinliğe geçiş yapabilirsiniz. Okuduğunuz kitap tarzını değiştirmek de başka bir değişiklik önerisi olabilir. 

Gün sonunda öğretmenler ve öğrenciler bir haftalık güz arasına çıkıyorlar. Bu ara “çalışmadan” geçirilecek bir hafta olmaması gerekiyor. Öğretmenlerimizin bu haftada katılacakları seminerler var. Ama bu hafta, kendi belirledikleri alanlarda da kendilerini geliştirmeye devam edebilecekleri bir hafta olabilir. Sinema, tiyatro gibi etkinliklere bu sene gidemeyeceğiz ancak bunları veya birçok etkinliği sanal ortamda yapma şansımız var. Teknoloji bize bu imkanları sunuyor. Bu hafta sınıf olarak izleyeceğiniz filmleri belirleyin, okuyacağınız kitapları seçin ve haftanın ortasında öğrencilerinizle yarım saat de olsa video konferans yapın. Ama bu sefer ortak belirlediğiniz, öğrenmenin bin bir yolunu keşfedeceğiniz bir video konferans olsun. Öğrenmenin bir yolu olmadığını gösterin onlara. Bir hafta sonra buluştuğunuzda da herkes öğrenmenin bir yolunu paylaşsın sınıfta. Kışın da kartopu misali öğrenmenin yeni yolları çığ olsun hayatınızda. 

Eğlenerek, dinlenerek, öğrenerek ve çalışarak bir tatil yapın bu sefer.

Yazının Devamını Oku

Eğitim Teknologları kimdir, ne yaparlar?

12 Kasım 2020
COVID-19 pandemisi ile onlara daha çok ihtiyacımız var ama onların görev ve sorumlulukları sıklıkla yanlış anlaşılmaktadır. Onlar, Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi (BÖTE) bölümlerinden mezun bilişim teknolojileri ve yazılım öğretmenleri. Onları, eğitim teknoloğu veya öğretim tasarımcısı olarak da adlandırabiliriz.

Meltem Kurtoğlu Erden ve Sadi Seferoğlu’nun 2020 yılında yayınladıkları ve BÖTE mezunlarının iş ortamındaki deneyimlerini inceledikleri makalesinde katılımcılardan birisi çalıştığı kurumda kendisini nasıl gördüklerini şu şekilde ifade etmiştir: 

“Öğretmenlerin durumu ortada. Tabi BÖTE için durum biraz farklı. Okullarda size eğitimci olarak değil teknisyen gözüyle bakıyorlar.” 

Bir başka katılımcı ise kendilerinden beklentinin “her türlü bilgisayar tamiri parça değişimi yazılım donanım vs” olduğunu paylaşmıştır. 

Çalışmaya katılan BÖTE mezunlarının yarısından fazlası kendilerine verilen görevlerinin alanları ile ya kısmen örtüştüğünü ya da örtüşmediğini belirtmişlerdir. Bu durum ise onların asıl görevlerine odaklanmalarına engel olmaktadır. 

Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi bölümü mezunlarını yetiştiren üniversiteler acaba hangi beklentilere göre öğrencilerini yetiştirmektedir? Örnek teşkil etmesi için üç üniversitenin sayfasından BÖTE mezunlarından beklentilerini belirttikleri kısımları aşağıda sizinle paylaşıyorum. 

Boğaziçi Üniversitesi 

“… bilgisayar ve öğretim teknolojileri eğitimi bölümü, ilköğretim ve ortaöğretim seviyelerinde görev yapabilecek bilişim teknolojileri ve yazılım öğretmeni yetiştirmenin yanında, öğrenmeyi sağlamak için kullanılacak süreç ve araçları çözümleyen, tasarlayan, geliştiren, uygulayan ve değerlendiren uzmanları yetiştirmeyi amaçlamaktadır.  Bu uzmanlık alanlarını tanımlamak üzere kullanılan terimler arasında eğitim teknoloğu, öğretim tasarımcısı ve eğitim yazılımı tasarımcısı bulunur. Bu amaca uygun olarak, bölümümüzün öğretim programı öğrencilerin hem öğretmenlik hem de teknolojik becerilerini geliştirmek üzere tasarlanmıştır.  Öğrenciler eğitim yazılımları, programlama dilleri, eğitsel yazılım tasarımı ve geliştirme, eğitsel video, İnternet ve e-öğrenme, öğretimde ilke ve yöntemler ve araştırma yöntemleri başlıkları altında bölüm dersleri almaktadır…” 

Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Yazının Devamını Oku